Author: Çoşkun Abdulkadir.  

Tags: felsefe   felsefe tarihi  

ISBN: 978-975-6329-81-8

Year: 2014

Text
                    
İBNSİNA FELSEFESiNDE RETORİK Abdulkadir COŞKUN
Litera- 84 İnceleme Araştırma - n İbn Sina Felsefesinde Retorik Abdulkadir Co§kun Düzetti ve İç Düzen: Litt:ra Yayıncılık Kapak Tasanm: LiteraYayıncılık Baskı: Ofis Matbaa Ofis Matbaa Yayın K�t San. Tic. Ltd. Şti. Davutpaşa Kışla Caddesi Güven İş Merkezi No: 386-387 Topkapı-İstanbul Tel. 0212 576 47 15 Copyright© Kadem Yapım Medya İletişim ve Piyasa Araştırma Org. San. Ltd. Şti. 2014 Bu eserin Türkçe tdif haklan Kadcm Yapım Mcdva İletişim vc:_?iyasa .Ar_qtırma Org. San. Ltd. Şti.'ne aittir. Yayıncınııi izni ohnaksızın tü­ müyle veya kıSmen ya� kismen de olsa fOtokopi, film vb. tekııildcrle çogaltılaıiıaz ve: elektronik ortamlarda yayınıan amaz. İstanbul-2014 Kalenderhane Mah. Cemal Yener Tasyalı Cad. Şehzade Cami Sk. No: 3 34134Fatih-İstanbul Tel : 0(212) 522 86 90- Faks: o (212) 522 86 90 internet sa�: www.e-liıaüilap..aım web: www.literakitap.com e-mail: litera@literakitap.com KÜTÜPHANE BİLGİ KARTI Library of Congress Cacı.l.oging in Publication Data Abdulkadir Cqkun ı. Felsefe İbn Sini Felsefesinde Retorik İslam Felsefesi 3· İbn Sini 4· :ı. ISBN 978-975-6329-81-8 Retorik
İBNSİNA FELSEFESiNDE RETORİK Abdulkadir Coşkun • LITE RA YAYINCITlK LİTERA YAYINCILIK İSTANBUL- 2014

İÇİNDEKİLER KISAL'I'MALAR ...................................... ONSOZ GİRİŞ . .. . ............... ·9 ................................................................... ıı ...... , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , I3 ı. ANTiK YUNAN'DAN İBN SİNA'yA REToRimN SERÜVENi 1.1. ARİSTOTBLES'rEN ÖNCE VE ARisToTm.Es FELsEFESiNDE RE'roRİK ... . ........ . ............. . .......... :ı3 1.1.1. Aristoteles'ten Önce Retorik.................................... ....... Z4 1.1.2. Aristoteles'te Retorik. ........................... ................... ........ 35 1.2. İSKENDERiYE'DE REroRiK VE ARiSTOTELES ŞARİHLEB.İNE GöRE REToRiK'iN MEşşAt GEI.ENEK.'I'EKİ YERİ ................ . .............. . ........... 1.3. RETaRİK'iN SÜRYANİCE VE AR.APçAYA TERciiMEsi ............... . ................................ . .. . ... 43 49 1.3.1. Retorik'in Süryaniceye Tercümesi 50 1.3.2. Retorik'in Süryaniceden Arapçaya Tercümesi 54
6 İbn Sina Felsefesinde Retorik 1.4. FARABi'NiN REroıUcm DAiR EsERLERi 1.4.1. Büyük Şerh (Didascalia) 1.4.2. Kitibu'l-hatibe ........... 6o 62 1.5. İBN SiNA'NıN REroıUcm DAiRMETiNLERi ...... 64 1.5.1. el-Hikmetü'l-Arüziyye 67 1.5.2. el-Hat/ibe 68 1.5.2.1. 2. lbn Sina'nın el-Hatdbe'sinin Ozgünlügü ........ 69 BiR İKNA SANATI OLAN R.EToRİKTE KULLANILAN YÖNTEMLER 2.1. TEKNiK OLMAYAN İKNA YÖNTEMLERİ ............ 2.1.1. Yasalar 97 2.1.1.1. Ortak Yasalar . . .. .. . . .. 2.1.1.2. Ozel Yasalar. . . .. . . 2.1.2. Tanıklıklar . . . . . . . . . . . . . . . . . .. ......... . . . . . .. . .. .. . . 99 . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . ... .... .. . . . . . . 1oo 101 (ŞehidAt) 2.1.2.1. Sözle 2.1.2.2. 94 Tanıhlık ............................................... 1o4 Durumla Tanıklık . . . . ... ... .... 2.2. TEKNiK İKNA YöNTEMLERi . . . . . . . . . . . . . . .. . .. ... 105 . . . . ............................. 2.2.1. Yardıma Unsurlar IJ4 ıı6 2.2.1.1. Hünerler .. . 2.2.1.2. Diger Yardımcı Unsurlar . ... . . . . . .. . . . .. . . . .. .... . ... .. . . . . . . .. . . .. .. .. 119 . . . . .. . . . . . . .. .. 129 ... . . . .. . . ... . . . . 2.2.2. Temel Yöntemler 132 2.2.1.3. Entimem 2.2.1. 4. Orneldem . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. ..... . . . . . . . . .. .. . . .... .. . .. . . . . . . . . . ... . . . . . . 133 . 196
İçindekiler 7 3. REToRiK SANATJNIN DEÖERİ 3.1. Rın'o:aiöi:N GEçmu.iLiK. DBÖE:ai 3.2. REroRiK SANATININ Y.AllAlU .................. . . 209 ................... . . . ... 215 218 3.2.1. Psiko-Sosyal Yapı ve Retorik 3.2.2. AhlAklı Bir Toplumun Oluşumunda Etkisi ıı8 3.2.3. Retori� Siyasetteki Rolü 235 Retori� 3.2.3.1. Adalet-Zulüm ...... . . ..... . .. .. . . . .......... . . . . . . . . . .. . . . 244 . 3.2.3.2. Fayda-Zarar .. . .... . . . .. ... . ...... ... ..... . . . 248 3.2.3.3. Ovgü ve Yergi . . ... . . ................ ......... . . . . 3.2.3.4. Kanun Koyucu... ......... .. . ....... ... . ... . . . 253 3.2.3.5. Müşdvir-Sözcü . ........ ........ .. ....... .. .... ....... 257 3.2.3.6. Yönetim şekilleri ..... .. .. . . ........... ... .. . . . .. 258 . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . ... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 267 3.2.4. Retori� E�timdeki Faydalan 3.2.4.1. Retorigin 3.2. 4.2. 4. SONUÇ DiziN' Yaygın Egitimdeki Rolü . . ... . . . . . . . . ... 270 Retorik ve Felsefeye Giriş .. ............ ..... .. 273 . . . . . . . . .............. ... .. . ... . ........ ... ... .............. KAYNAKÇA 251 ........................................................... ................................................................ 277 285 299

Kısaltmalar: a.mlf. Aynı müellif age. Adı geçen eser agm. Adı geçen makale agy. Adı geçen yer agt. Adı geçen tez Ar. Arapça bkz. Bakınız DİA Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi ed. Editör Gr. Grekçe HWRh Historisches Wörterbuch der Rhetorik M.Ö. Milartan önce M.S. Milattan sonra M.Ü. Marmara Üniversitesi ll§r. Neşir ö. Ölümü ör. Örne� prg. Paragraf s. Sayfa thk. Tahkik tre. Tercüme try. Tarih yoktur ZDMG Zeitschrift dcr deutschen morgenlandischen Ge­ vd. ve devamı sellschaft

ÖNSÖZ İslam fılowfları arasında mantık sanatlarını en ayrınnlı bir şekilde ele alan fılowflardan biri olan İbn Sina, retorik sanatını da birden fazla metinde geniş bir şekilde incelemiş ve klasik retorik alanında en hacimli eserlerden birini ortaya koymuştur. Kendisinden öncekilerin birikiminden faydala­ nan İbn Sina, Aristoteles ve Farabi'nin geliştirdi� klasik re­ torik anlayışını daha da sistemleştirerek genelde Meşşai felse­ fe gelene�e özelde ise İslam felsefesine özgün katkılar sunmuştur. İbn Sina'nın retorik anlayışı günümüzde do�da ve batıda yeterince inceleme konusu yapılmamıştır. Bu ça­ lışmamızın en temel amaçlarından biri İbn Sina'nın retoriğe dair düşüncelerinin açığa çıkmasına öncelikli olarak temel kaynaklara başvurm ak suretiyle bir katkı sağlamaktır. Bir giriş ve üç bölümden oluşan çalışmamızın giriş kıs­ mında genel olarak konunun önemi, sınırları ve yöntemine değindikten sonra yararlandığımız başlıca kaynaklan değer­ lendirdik. İlk bölümde ise retori� ortaya çıkışı, Sofıstlerin retori­ ği ele alış tarzı ve Aristoteles'in retori� bir sisteme kavuş­ turması ve bu alanda yazdığı Retorih adlı eserinin serüvenine de�dik. Bu bölümde Aristoteles'ten sonra onun retorik an-
12 İbn Sina Felsefesinde Retorik layışının neden rağbet görmediği ve İskenderiye'deki Aristo­ tetes şarihlcrinin neden Aristoteles'in bu eserine şerh yazma­ dıklarını ineeledik ve daha sonra da Süryanice üzerinden Arapçaya tercüme edilen Retorik'e dair Farabi ve İbn Sina'nın yazmış olduğu metinleri ele aldık. İkinci bölümde bir ikna sanatı olan retoriğin kullandığı yöntemleri konu edindik. Genel olarak teknik ve teknik ol­ mayan yöntemler şeklinde ayrılan bu bölümü İbn Sina'nın Meşşai felsefe çizgisiyle olan benzer ve farklı yönlerine vurgu yaparak vermeye çalıştık. Son bölümü ise retoriğin geçerlilik değeri ve yararı ko­ nusuna ayırdık. Retorik kıyasın bilgi değerini belirledikten sonra burhan sanatının yanında toplumda en faydalı mantık sanatı olan retoriğin insanlara psikolojik, sosyal, ahlaki, siya­ si ve eğitim bakımından ne gibi faydalarının olduğunu orta­ ya koymaya çalıştık. Bu çalışmarnın tamamlanmasında özverili yardımlarını esirgemeyen sayın hocam Prof. Dr. Ali Durusoy Bey'e önce­ likli olarak şükranlarımı bildirmek istiyorum. Ayrıca ilgi ve alakalanyla güvenlerini her zaman yanımda hissettiğim Prof. Dr. Muhittin Macit'e, Yrd. Doç. Dr. Ferruh Özpilavcı'ya, Harun Takçı'ya ve Litera Yayıncılık çalışanlarına teşekkürü bir borç bilirim. Son olarak yanlarında olduğum her an bana yeni şeyler kazandıran hoca ve arkadaşlarımı da saygı ve hürmetle anmak isterim. Abdulk.adir Coşkun
GiRiş Felsefe tarihinin en önemli filowflarından biri olan İbn Sina'nın (340-427/98o-ıo37) gerek eş-Şifa adlı eserinin bir bölümü olan el-Hatabe'nin1 ve gerekse genç yel§ta kaleme al­ dığı el-Hihmetü'l-'Aruziyye'nin2 retarikle ilgili bölümü, klasik retorik geleneğinde hacim ve içerik bakımından özgün bir yere sahiptir. Ancak İbn Sina retoriği batı dillerinde birkaç çalışmanın dışında herhangi bir incelemeye konu olmamış­ tır. Bunun da ötesinde Türkçede, sadece İbn Sina'nın reto­ rikle ilgili düşünceleri üzerine değil, klasik retoriğe dair de ciddi metinler bulunmamaktadır. Bu alanda yapılacak çalış­ malar, İbn Sina'nın düşünce sisteminin bütüncül olarak be­ lirginleştirilip kavranabilmesine ve dolayısıyla İslam felsefe­ sinin tarihi serüveninin daha iyi anlcı§ılmasına imkan sağla­ yacak ve ayrıca klasik retoriğe dair de yeni ufuklar açacaktır. Konusu bakımından burhan, cedel, retorik, şür ve safsa­ tadan oluşan beş sanattan arneli/pratik felsefeye en yakın olan retorik (ti P'ltopuo), he retorike), Antik Yunan'da şiir- 1 İbn Sina, eş-Şifd, el-Mantık, el-Hatdbe, nşr. Muhammed Selim Salim, Kahire 1954. (Bundan sonra bu eser "Harabe" veya "cl-Harabe" şek­ , 2 linde ifade edilecektir). İbn Sina, Kiıdbu1-mecmil' evi1-Hikmetü'l-'ArüZiyye ft me'ıinr Rrtarrkd, nşr. Muhammed Selim Silim Kahire 1954. , ,
14 İbn Sina Felsefesinde Retorik den düz yazıya geçiş sürecinde siyasi ve sosyal olayların da etkisiyle ortaya çıkmış bir sanattır. 3 Aristoteles'e (M. Ö. 3843ıı) kadar daha çok belirli kalıplar içerisinde ve mahkeme­ lerde ya da siyasi arenada etkili konuşma yöntemi olarak kul­ lanılan retorik, Aristoteles'le birlikte kıyas sanatı olarak de­ ğerlendirilmiş ve onWl bu sanat üzerine yazdığı Retorih adlı esçti klasik retoriğin başlıca kaynaklarından biri olmuştur. M. Ö. beşinci yüzyılın ortalarından itibaren Atina'da var­ lık gösteren Sofistler, şehirden şehire dolaşıp gençlere reto­ rik dersleri vermek suretiyle toplumda etkili olmuş bir dü­ şünce akımıdır. 4 Sofıstlerin yöntem ve amaçlarına karşı durmanın bir erdem olduğWlu savunan EflatWl (M. Ö. 4l7· 347) ise, Gorgias (fopyiaç) adlı eserinde bu düşünceyi savu­ nanların gençlere verdiği retorik eğitiminin bir göz boyama­ cadan ibaret olduğWlu ve bu düşünce akımına taraf olanların hakikati çarpıttıklarını ifade etmiştir. 5 EflatWl'dan sonra Aristoteles önceki retorik birikimini değerlendirmiş ve bu sanatı (t&XVJ1, techne) kıyas formWla sokmuş ve bu kıyas formWla da "entimem" (tv&Uııttııa, en­ tümema) adını vermiştir. Klasik retoriğe yaptığı bu katkıla­ rın yanında retoriğin diğer kıyas sanatları arasındaki yerini belirginleştirerek daha sonra gelen Aristoteles şarihlerinin retoriği mantık külliyatını oluşturan Organon içerisinde de­ ğerlendirmesine kaynaklık etmiştir. Aristoteles'ten sonra sosyal ve siyasi şartların değişmesiy­ le6 Aristoteles retoriği yerine, daha çok pratik özelliğiyle öne 3 4 5 6 Williams, James D. (ed.), An Introduction to Classical Rhetoric: Esscntial Rtadings, Oxford, 2009, s. 2 vd. Kennedy, George Alexander, A New History oj Classical Rhttoric, Princeton, 1994. s. 21. Eflatun, Gorgias (l'opyiaç), 460-461. Çclgin, Güler, Eski Yunan Edebiyatı, İstanbul, 1990, s. 167.
Giriş 15 çıkan retorik tarzlan tercih edilir olmuştur. imparatorluk Roma'sında Aristotelesçi retori.k önemini kaybetmiş7 ve Aristoteles felsefesinin İslam dünyasına aktarılmasında önemli yeri olan İ skenderiye'deki önde gelen Aristoteles şa­ rihleri tarafından bu konuda önemli metinler kaleme alın­ mamıştır. Bununla birlikte Retorih'in8 İ skenderiye'de yapıl­ mış biri yazarı bilinmeyen iki şerhi bulunmaktadır. Yazarı bilinen şerh İ skenderiyeli Stephanus'a (7. yy.) aittir.9 Sürya­ niceden Arapçaya tercüme edilen ancak Süryanicesi bulun­ mayan Aristoteles'in bu eserinin 10 günümüzdeki en eski ter­ cümesi Arapçaya yapılan tercümedir. Günümüzde Aristote­ les'in Retorih'ine kaynaklık eden en eski Grekçe nüsha ise bu metinden daha sonra, yaklaşık olarak onuncu yüzyılda sonra kaleme alınmıştır. 11 Retorih İ slam dünyasına aktanldıktan sonra başta Farabi12 (m. 870-950) ve İbn Sina (m. 98o-ıo37) olmak üze 7 Smith, Roben W., The Art of Rheıoric in Alexandria, lts Theory and Praaice in the Anciml World, The Haguc, 1974. s. ıs; Würsch, Rcnate, Avicennas Bearbdtung der aristotelischoı Rhetorik: dn Beitrag zum Fortk­ ben antikOl Bildungsgutes in der islamisehen Wdt, 8 Çdgin, age., s. ı69-170. Berlin, 1991, s. ıı3; Aristotclcs, Reıorik, tre. Mehmet D�, İstanbul. I99S· Rabe, H., "Anonymi ct Stephani in artcm rhetoricam commcnta­ ria", Commentana in Aristatdem G raeca (CAG), XXI, ı, Berlin, 1896. 10 Aristotcles, ı:l Hatdbe eı-terceme d-'Arabiyye el-luıdıme, cd. Bedcvi, Mı­ sır, 19s9; Lyons, M.C., Aristotle's "Ars Rhetorica": The Arabic Ver­ sion, Cambridge, ı cilt, 198ı. 11 Harlfinger, Dicter, "Die Aristotelica des Parisinus Gr. 1741: Zur Überliefcnıng von Poctik, Rhctorik, Physiogno monik, De signis De vcntonım sinı", Philologus, 114:1/ı (1970), s. ı8-so. 12 Farabi, Drux ouvrages inedits sur la rethoriques, l. Kitab AI-Hataba. U. Didascalia in rethoricam Aristotdis a: glosa Alpharabi, ttc.-nşr. J. Lang­ bade et M. Grignaschi, Bcyrut, 1971; Farabi, Kitdbu1-hatdbe, nşr. Muhammed Selim Salim, Kahirc, 1976. (Bundan sonra Kitdbu1- 9 - , · hatdbe şeklinde ifade edilecektir).
ı6 İbn Sina Felsefesinde Retorik re farklı felsefeciler tarafından değişik metinler çerçevesinde de�erlendirilmiştir. Entimem ve örneklem (napcilieıyııa, paradeigma); ayrıca hatip, dinleyici ve hitabetle alakah iknada etkili hususlar Aristoteles tarafından teknik ( sanatla ilgili) 13 ikna yöntemleri olarak nitelendirilmişrir. Ancak bunlardan sadece enrimem ve ömeklem kıyasla alakah çıkarım tarzlarıdır. Çalışmamızın temel konusu olan ikna yöntemleri, sadece teknik yöntemlerden oluşmamaktadır. İknada kullanılan teknik yöntemlerin yanında bir de teknik olmayan ikna yön­ temleri vardır. Aristoteles'in yasalar, tanıklıklar, anlaşmalar, yeminler ve işkenceler olarak sıraladı� ve İslam filozofları­ nın da alıp geliştirdiği geliştirdi�i bu yöntemler, birer kıyas formu içerisinde ifade edilmemiş olmalarından ve belli bir yetkinli�e dayanarak üretilmediklerinden, "teknik olmayan yöntemler" diye nitelendirilmişlerdir. Öme�in yemin etmek, meleke bakımından herhangi bir yetkinliği gerektirmemekle birlikte, tasdik s�lamak amacıyla kullanıldı� takdirde belli bir inandırıcılık meydana getirmektedir. 13 Aristotclcs'in Metafizilı adlı eserinde gcçtiti üzere sanann ('ftxvıl, techne) "teaübeden daha ilmi (bnan)ıwwc6ç, epistı:monikos)" ol­ d� §dilindeki ifadesini nakleden Christof Rapp, diger yandan Ni­ lıomahos'a Etik'te kavramın daha açık bir şekilde ele alındıtım belirt­ mektedir. Buna göre sanat ve ilim (Eırum'tJ111, episteme, Wıssensc­ haft) ve aynı zamanda sanat ve bilişsel yetilerle (Vermögen) ilgili ey­ lemler arasındaki fark "madde" (konu, Gegenstand) bakunındandır. Bilim sadece biliyerken sanat bilmekten "daha fazlasını ortaya koyar (verhalten)" (1140 a ı). "Ortaya koymak" ise "yapmak, davranmak" (handeln) şeklinde olabilcccti gibi "üretmek" (herstellen) şeklinde de gerçekleşir. Sanatla ilgili olanı "ürctınck"tir. Yctkinli� (Voll­ kommcnheit) akılla (qıpövrımç, froncsis) birlikte olan "yapmak"ta deAil de "üretmck"le baA!annlı olan sanatta olması, bu ikisi arasınd­ aki farltı ortaya koyar. O halde ilim ve akıldan (Klugheit) ayrı olarak sanat, "dotru muhakcme kabiliyetine ().öyoç, logos) sahip, imal edi­ ci bir karakter özelliAi/vaziycti" şeklinde tarif edilebilir. Bk., Aristo­ tclcs, Rhetorik, ı cilt, cd. Cluistof Rapp, Dannstadt, ıooı, cilt: ı, s. ı.
Girişi? Öncüllerinden birinin eksik olması dolayısıyla "eksik ön­ cüllü kıyas", "gizli kıyas" (zamir) veya "örtülü kıyas" (matvi) ya da eksik bırakılan öncül zihinde tamamlandığı için "dü­ şündürmek" anlamında "tefkir" adı verilen entimem, kita­ bımızın ikinci bölümünün başlıca konularındandır. Bu bö­ lümde bir öncülü açıkça ifade edilmesc de kıyas olma özelli­ ğini kaybenneyen entimem, sureti ve maddesi bakımından ele alunuıııştır. Bir bilgi üretiminden ziyade, her bilgiye ulaşamayan in­ sanlara uygun bir bilgi aktarım yöntemi olarak retorikte en­ timemle birlikte ele alınan temsil, ikinci bölümün diğer bir konusudur. Benzer iki tikel arasında karşılaştırma yapmak suretiyle sonuca varma esasına dayanan bu çıkarım tarzı, özellikle kıyasla yapılan bir çıkarımı anlamakta rodananlar için başvurulan daha basit ve teknik bir ikna yöntemidir. Aristoteles'in ikna yöntemleri tasnifini temel alan Farabi ve İbn Sina bu yöntemler konusurıda daha zengin ve özgün bir bakış açısı ortaya koymuşlardır. Örneğin mucize ve la­ netl�me, entimem, ömeklem ve diğer yardımcı teknik ikna yöntemleri gibi olmasa da İslam kültüründen alınan tanıklık­ lar arasında değerlendirilmiştir. Retorikte başvurulan teknik ve teknik olmayan yöntem­ ler incelendikten sonra üçüncü ve son bölümde retoriğin ge­ çerlilik değeri ve yararları ele alınmaktadır. Daha çok toplu­ murı değer yargılarına dayanan mümkün öncüllerin oluştur­ duğu retorik sanatının öncüllerinin gerek bilgi ve gerekse toplum açısından değerinin incelenmesi, retoriğin beş sanat içerisindeki yerinin belirginl�mesine yardımcı olacaktır. Burhan ehli, kesin olup olmadığına karar vermek için bilgiyi, algılama süreçlerinde ç�itli açılardan değerlendirir. Retorik ehli ise yaygın algılama tarzlarını kullanarak daha
ı8 İbn Sina Felsefesinde Retorik pratik bir yol izlemek suretiyle hayatına bir düzen ve devam­ Wık s�lamak için ikna yolunu seçer. Hasiretine dayanarak hüküm veren halka (J,.-.J iJp.J �� 4ıı�� �l:.ll) 14 hitap eden retorik sanatını kullanan bati­ bin, dinleyicisini daha kolay ikna edebilmek için onun nasıl bir psikolojik ve sosyal ortamda bulundu�u bilmesi gere­ kir. İbn Sina'nın siyasi görüşleri üzerine çalışanlar, toplum ve siyaset konuları bakımından zengin bir içeriğe sahip olan fi­ lozofun retarikle ilgili metinlerine hemen hiçbir şekilde baş­ vurm amışlardır. ıs Temelde İbn Sina'nın, siyaset düşüncesi açısından ihmal edilmemesi gereken bilgiler içeren retorik metinlerine dayanarak kaleme aldığımız retoriğin siyasetteki rolü konusunun bu konuda yapılacak çalışmalara yeni bir boyut getireceği düşüncesindeyiz. Yöntem İbn Sina'nın retoriğe dair görüşlerini incelerken temel olarak tasviri yöntemi takip ettik. Bunun yanında kavramla­ rın öncelikli olarak İbn Sina'nın kendi metinlerindeki tanım­ larına başvurulmuştur. Diğer yandan Farabi'nin metinleri ve Retorih'in Arapça tercümesine başvurarak farklı kullanımları ve bakış açılarını tespit etmek suretiyle konunun değişik bo­ yutlarını ortaya koymaya çalıştık. ı• İbn Sini, ei-Hatdbc, s. ıo. ıs Bk., Galston, Miriam, "Realism andIdealismin Avicenna's Potirical Philosophy", The Review of Politics, cilt: 41, sayı: 4 (1979); Charles E. Butterworth, "'The Potirical Teaching of Avicenna", Topoi, 19 (ıooo) vd.
Giriş 1 9 Siyasi ve sosyal gelişmelerden bağımsız düşünillerneye­ cek olan klasik retori�in tarihi, bir mantık sanatı olarak ince­ ledi�irniz İbn Sina'nın retarikle ilgili düşüncelerini daha iyi anlamak bakımından önemlidir. Bu sebeple üç bölümde ele aldı�ımız çalışmamızın ilk bölümünde klasik retori�in do�­ şundan İbn Sina'ya kadar geçirdi� süreci özet mahiyetinde vermeye çalıştık. Organon külliyatına dahil olan bir sanatın ortaya çıkışından İslam filozoflarına ulaşana kadar geçirdi� aşamaları ortaya koyması bakımından bu bölümün ayrı bir yeri vardır. İkinci ve incelemeiDizin temelini teşkil eden "Retorikte Kullanılan İkna Yöntemleri" bölümü, teknik ve teknik ol­ mayan ikna yöntemleri konusuna ayrılmıştır. Bu bölümde retorik kıyasın temeli olan teknik ikna yöntemlerine, yani entirnem ve örnekleme geçmeden önce teknik olmayan yön­ temleri ele aldık. Daha sonra da çeşitleriyle birlikte entirnern ve örnekiemi (paradeigma, analoji, temsil) incelerne konusu yaptık. Son bölümde retori�in geçerlili�e de�indikten sonra retori� amacı olmayıp maddesini oluşturan ahlaki, siyasi ve sosyal konularla bağlantılı olarak retori� yararı konusu­ na yer verdik. Literatür Tezimizin başlıca kaynakları Şifa'nın Hatcibe kısmı ve ei­ Hikmetü'I-'Aruziyye'nin retarikle ilgili bölümüdür. Retarikle ilgili diğer temel eserler ise Aristoteles'in Retorik metni, bu metnin Arapça tercümesi ve Farabi'nin retori�e dair metin­ leridir. Bunun yanında ilgili yerlerde Eflatun'un ve İskende-
20 İbn Sina Felsefesinde Retorik riye'deki Aristoteles şarihlerinin eserlerine de başvurulmuş­ tur. Aristoteles'in Retorik metninin Grekçesi için John H. Freese'in tercüme ettiği ve Harvard Üniversitesi tarafından Loeb Classical Library serisi içinde son baskısı 1959 yılında yapılan metinden ve Chicago Üniversitesi'nin Perseus Proje­ si'nden yararlanılmıştır. Aristoteles'in Retorik adlı eseri için temel alınan batı dil­ lerindeki iki eser, klasik retorik alanının önde gelen isimle­ rinden George A. Kennedy'nin tercüme edip notlandırdığı ve ikinci baskısı 2007 yılında yapılan Aristotle, On Rhetoric: a theory of civic discourse (O:xford) ve Christof Rapp'ın 2002 tarihli iki ciltlik Aristoteles, Retorik adlı inceleme ve tercü­ mesidir. Türkçede ise Mehmet Doğan'ın İngilizceden ter­ cüme ettiği metin (Aristoteles, Retorik, İstanbul, 1995) kay­ nak olarak alınmıştır. Retorih'in Arapça tercümesinin iki farklı neşri bulunmak­ tadır. İlki Abdurrahman Bedevi'nin yayınladığı el-Hatabe et­ terceme el-'Arabiyye el-kadtme (1959) ve ikincisi Malcolm C. Lyons'wı, biri lügatçe olmak üzere iki ciltlik Aristotle, Ars Rhetorica: The Arabic Version (1982) adlı neşridir. İbn Sina Retorik'in Arapça tercümesinin nüshalarında yanlışlıklar bu­ lwıduğunu belirtmektedir: 1�.l.lP �� j e.J �t ıSJai' ("Ba­ na göre nüshalarda hata vardır"). Metnin devamında ona göre doğruswıwı nasıl olması gerektiğini belirtir ve sonra da Ywıanca metne başvurulmasını salık verir (�li,r.ll .)1 �Jt ı:ıt � �.J)· Bu bakımdan İbn Sina Arapçaya 16 s. Bı. Aristoteles, Rttorih, 1365 b 9'un tercüme­ sinde asıl metinde olmayan ve sa�!Jn zayıflık için değil de zayıflığın s� için olmasından dolayı hastalığın _zayıflıktan daha degerli ol­ duguna dair açıklamalar bulunmaktadır. Ibn Sina ise zayıflığın hasta­ lıga degil de ona sahip olana ııispet edilmesi gerektigini belimnelc.te­ İbn Sina, ei-Hatdbc, dir.
Giriş :u aktarım sürecinde tercümede meydana gelen bazı yanlışları düzeltme yoluna gitmiş ve daha güvenilir bir metin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Retorik metninin tarihiyle alakah olarak Rudolf Kassel'in Der Text der aristotelischen Rhetorik: Prolegomena zu einer kri­ tischen Ausgabe (1971) ve Paul D. Brandes'in A History of Aristotle's Rhetoric wiıh a bibliography of early printings (1989) isimli eserlerine başvurulmuş tur. Farabi'nin retoriğe dair iki meıni bulunmaktadır. Gü­ nümüzde sadece bir bölümünün Larineesi bulunan "'Büyük Beyrut, 1971) ilgili olarak gerek Renate Würsch'ün gerekse Deborah L. Black'in çalış­ malannda yer alan tercüm el erd en yararlanılmışnr. Memin iki baskısı bulunmaktadır (Langhade ve Grignaschi, 1971; M. Selim Sllim, 1976). Bunlardan Langhade ve Grignasc­ hi'nin Latince Büyük Şerh'le birlikte neşrettiği metin kaynak olarak alınmıştır. İbn Sina, Farabi'nin her iki memind en de yararlanmıştır. Şerh"le (Langhade ve Grignaschi, Sina'nın müstakil olarak retorik konusunu ele aldığı el-Hatdbe (eş-Şifa, el-Mantık, el-Hatabe, nşr. Muhammed Selim S:ilim, Kahire, 1954) ve el-Hikmetü'l-'Artlziyye ev fi me'ani Rtturikci adlı iki metni mevcuttur. İbn Sina'nın el­ Hatdbe'si Farabi'nin Büyuk Şerh 'inden sonra retorik konusu­ nun ayrınnlı olarak ele alındığı ikinci metin, günümüzdeki mevcut haliyle ise tek metin olma özelliğine sahiptir. İbn Sina'nın meıni hacim olarak Aristoteles'in meıninden daha büyüktür. İbn el-Hikmetü'l-'Aruziyye'nin iki baskısı bulunmaktadır (Ki­ tabü'l-Mecmu' ev el-Hikmetü'l-'Aruziyye, nşr. Muhsin Salih, Beyrut, ıoo7/14ı8; Kitdbu'l-mecmü' ev el-Hikmetü'l-'Aruziyye fi me'ani Ritürfha, nşr. Muhammed Selim Salim, Kahi re,
22 İbn SinA Felsefesinde Retorik 1954). Çalışmamızda bu iki metinden çoğunlukla Selim SMim'in neşrini esas aldık. İbn Sina'nın retorik metinlerinde kullandı�ı kavramsal yapının en büyük dayan$ Farabi'nin metinleri ve Retorih'in Arapça tercümesidir. Dolayısıyla biz de çalışmamızdaki kav­ ramsal çözümlemeler için bu iki kaynağı daha sık kullandık. Kitabımızda başvurdu�uz bu temel kaynaklann ya­ nında yararlandı�ız başlıca ikincil kaynaklar Renate Würsch'ün Avicennas Bearbeitung der aristotelischen Rhetorih: ein Beitrag zum Fortleben antihen Bildungsgutes in der islamisc­ hen Welt (Berlin, 1991) ve Deborah L. Black'in Logic and Aristotle's "Rhetoric" and "Poetics" in Medieval Arabic Philo­ sophy (Leiden, 1990) isimli çalışmalarıdır. Würsch eserinde İbn Sina'yı merkeze almakla birlikte Farabi'nin görüşlerine de yo� olarak yer vermektedir. Black ise eserinde temel olarak retorikle beraber şiire neden mantık sanatları arasında yer verildi�i sorusuna cevap aramaktadır. Başta Aristoteles, Farabi ve İbn Sina'nın olmak üzere klasik dönemin ilerişim teorisine dair temel metinlerinden yola çıkarak yaptı� bu incelemenin, son yıllarda ülke­ mizde artmaya başlayan İbn Sina çalışmalarına yeni bir katkı sa�layaca�ı ümit ediyoruz.
1. ANTİK YUNAN'DAN İBN SiNA'YA RETORİGİN SERÜVENi 1.1. ARiSTOTELES'TEN ÖNCE VE ARiSTOTELES FELSEFESiNDE RETORİK Eserleriyle düşünce tarihinde gözden kaçınlamayacak bir yer edinen İbn Sini'nın retorik anlayışının daha iyi anlaşıla­ bilmesi için klasik retoriğin gelişim seyri, özellikle etkilendi­ ği kaynaklar ve etkisi bakımından öncesiyle birlikte Aristote­ les'in (M.Ö. 384-322) ve Grekçe felsefi birikimin İslam dün­ yasına geçişinde başlıca duraklardan olan İskenderiye'de h:ikim olmuş olan retorik anlayışının bilinmesi gerekir. Bu­ nun yanında 1037) Retorih'in İslam dünyasında İbn Sini'ya ( 980- ulaşana kadar geçirdiği evreler; Retorik'in Arapça ter­ cümesi ve Faribi'nin ( 870-950) retoriğe dair düşüncelerini ortaya koyduğu metinler çalışmamızın bu bölümü bakımın­ darı önem arzeden diğer konulardır. Muhatabı ikna etmede kullanılan görsel araçlardan zihin­ sel ve duygusal araçlara kadar birçok iletişim yönteminin bu­ lunduğu günümüze kıyasla bireyde ve toplumda kanaat oluş­ turmak için en etkili yöntemin söz olduğu dönemler, güçlü bir ikna kabiliyeri olanların bu özelliklerini kullanarak top-
24 İbn Sina Felsefesinde Retorik lurnda yüksek mevkilere geldikleri dönemlerdi. Zihinsel ve duygusal etkinin belli bir ifade kalıbına bürünerek muhatabı ikna etme yönünde kullanılmasını amaçlayan retorik, klasik Yunan'da fıkri faaliyederin tabiat üzerine yoğunlaşmasından önce toplumu yönlendiren mitoslarla yüklü şiirin eski gücü­ nü giderek kaybetmesiyle ilk başta daha çok düzyazı for­ munda ortaya çıkmıştır. Siyasi ve adli kurumların oluşmasıy­ la da sözlü ifadeye yönelik kaynaklar ve eğitim öğretim, gi­ derek yaygınlaşmışnr. 1.1.1. Aristoteles'ten Önce Retorik "Retorik öğrenmeyen, onun kurbanı olur." Antik Yu­ nan'da bir kitabede yazan bu ifade1 7 o dönemde Ege'nin iki yakasında ve Sicilya'daki toplumların retoriğe bakışına dair güzel bir ipucu vermektedir. Klasik kaynaklarda "retorik'' ( ti Plltopııcil, he retorike) kelimesi ilk olarak Eflatun'un (M.Ö. 427-347) M.Ö. 385 yı­ lında kaleme aldığı Gorgias (ropyiaç) adlı eserinde ve "reto­ rik veya retorikçiyle ilgili" anlamlarına gelen "prıtopucoç'' ( retarikos) 18 hali ise yine Eflatun'un Phaedrus isimli eserinde yer almaktadır.19 Bu kelimelerin kaynaklandığı ifade ise "pEro" (feo, "söylüyorum") sözüdür. 20 Eflatun'a sanatının 17 Katula, Richard A., "The Origins of Rhetoric: Litc:racy and Democ­ 18 19 20 racy in Ancient Grecce", A Synoptic History Of Gassical Rhctoric içinde, cd. Murphy, James Jerome, New Jersey, 2003, s. 3· Eflatun, Gorgıas, 449 d. ı'ıtıtopııc6ç (retorikos): ı. Konllljma sananyla ilgili, konu�ma sanan. 2. Kon�macıyla ilgili, kon�ma sanan öğren­ cisi, konuşma sanatçısı, bir kon�macı gibi, bk. Gemoll, W.; Vrets­ ka, K., Gemoll, Griı:chisch-dcutsches Schul. Und Handworterbuch, Bonn, 2oo6, s. 710. (Bnndan sonra bu kaynak "Gemoll" olarak geçecektir). Eflatun, Phaedrus, 26oc, 266d, 272d. Retori�e dair bazı çalışmalarda Grekçe: kelimeler, vurgu kaldırılarak veya vurgu yanlış yere konara!c ifade edilmekte., bu ise: anlamın de­ ğişmesine sebep olmaktadır. Omeğin Çi�dem Düri.işken'in Roma'da
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni Z5 ismi sorulunca o da "ıl prıtopııdt ttxvrı" (retorik sanatı) şek­ linde cevap verir. 2 1 Burada geçen "retorike" kelimesi isim­ sıfat halinde ve tekildir. Bununla birlikte "retor" (pİJtrop, konuşmacı) kelimesi M.Ö. S· yüzyıldan itibaren mecliste ve­ ya mahkeme salonlarında konuşma yapanlar için kullanıla­ gelmekteydi. Muhtemelen Eflatun "retorik" kavramını bura­ dan türetmiştir. 22 Önceleri sadece halk önünde konuşma ya­ panlar için kullanılan "retor" kelimesi klasik Yunan döne­ minden sonra bir sanat kavramı olarak "güzel konuşma sana­ n ö&-ericisi" anlamına gelecek şekilde de kullanılmaya baş­ lamıştır.23 Antik Yunan'da retoriğe dair ilk defa ö&-etim amaçlı sistemli eserler ortaya koyan ve retoriğin kunıcııları olduğu kabııl edilen Koraks24 ve Tsias'a25 (M.Ö. 467) dair Retorik Egitimi adlı çalışmasında kelime Latin harfleriyle yazılınış ve vurgu işareti konmamışnr (Bk., Antik Çagda Dagan Bir Egitim Sl�temi Rhetorica. Roma'da Rhetorica Egitimi, İstanbul, 1995, s. ı). Engin Delice ise kelimeyi Grek harfleriyle yazmakla birlikte kelimenin vurguswm belirnnemektedir (Bk., Aristatdes Felsefesinde Iasımsal Ianıt ve Diyalek­ tik Rişkisi, basılmamış doktora tezi, Ankara, 1007, s. 153). Ancak ke­ lime vurgusuz olarak yazıldığında "'söylüyorum" (p&O, reo) anla­ mında mı yoksa "akmak" veya "kanamak" (ptro, reo) anlamında mı kullanıldıgı belli olmamaktadır. 21 Eflitun., Gorgias, 449 a. Ancak Eflirun'un idealar ögı-etisine karşı çı­ kan ve bilginin� olmayıp açık olduAunu savunan Aristoteles (ni­ tekim daha sonra lbn Sini da idealar fikrine karşı çıkacaktır, bk., lbn Sina, Metafizik, cilt I. İstanbul 1004, prg. 449), özellikle Gorgias ve Phaedrus adlı eserlerinde yer alan ve daha çok belirli kişiler arasında geçen konuşmaları cedel yöntemi olarak tanımlamakta ve bu yolla gerçeAe ulaşıldıgı iddiasını eleştirmektedir. Zira cedel d<>Aruya götü­ ren bir araç olarak değil ancak bir karşı çıkma yöntemi olarak kulla­ nılabilir. 22 Bk., Williams, age., s. ıo. 23 Pilz, W., Der Rheıor im aıtisehen Sıaaı, Leipzig, 1934, s. 7-28; Kenne­ dy, George Alexander, A New History of Classical Rhetoric, Princeton, 1994. s. 3· 24 Klasik felsefeye dair yetkinli�yle tanınan Heidegger, sesinin kötü olması (veya kendini ifade etme hususunda konuşmaya fazla agırlık vermesi) dolayısıyla Yunanlıların retori� kurucusuna "koraks" yani "karga" demelerinin muhtemelen bir rastlann olm adıgt nı belirtir,
:ı6 İbn Sina Felsefesinde Retorik ilk bilgiler Efianın ve Aristoteles'in eserlerinde yer dır. 26 almakta­ Koraks ve Tsias27 arasında hoca-talebe ilişkisi bulun­ du�dan Efianın ve Aristoteles gibi filowfiar bu ikisini re­ 2 torik tarihinde ilk ö�etmenler olarak görmektedir. 8 l.t.t.t. Retoripn Ortaya Çıkışı Klasik retori�e dair çalışmalarıyla tanınan George Alexander Kennedy son çalışmalarından olan ve klasik reto­ rik tarihinin temel kaynakları arasında yer alanA of Classical Rhetoric b�ta gelen aktarım adlı eserinde, Antik New History kültürün Yunan'da biçimi olması dolayısıyla retori� tari­ hinin her bakımdan o dönemin bir kültür tarihi olarak görü­ lebilece� belirtir. 29 Kennedy, "A Hoot in the Dark: 11ıe Evolution of General Rheto­ ric", Philosophy and Rhetoric, 15.1 : ııı, Pennsylvania, 1991, s. 5· 25 Çdgin, age., s. 155. 26 Aristoteles, Retorik, 1401 a 17. 27 Hinks, D.A.G., Wfisias and Corax and the Invention of Rhetoric", The Classical Quarterly, 30 : ı/ı (Ocak- Nisan, 1940), s. 6ı. 28 Kennedy, A New History of Classical Rhetoric, s . 34· Bir rivayere göre Tisias, Koraks'ın talebesidir. Koraks'tan retorik etirimi alır; ancak al� eAitimin kaqıh� olarak ücretini ödemez, Koraks da onu mahkemeye verir. Tisias, mahkemede eıer davayı kazarursa davayı kazanmi§ oldtJtundan dolayı para vermeyece�, yok eter kaybe­ derse aldı� retorik etirimi bir işe yaramadı� para vermesinin hiç de adil olmay� söyler. Koraks da bu savı döndürerek kaqı­ hk verir. Mahkeme de her ikisine nüktcli bir cevap verir: "Kötü kar­ ganın (Koraks) kötü yumurtası!", Kennedy, A New History of Oassical Rhetoric, s. 34· Bu rivayet İbrahim Emirotlu'nun kitabında Protago­ ras'la (M.Ö. 481-411) Eulathus arasında geçen bir dilem ömeAi ola­ rak alınmaktadır. Bk., Ana Konulanyla Klasik Mantık, İstanbul, 1999, s. ıoı-ıo3. Diger yandan "Koraks" kelimesinin Tisias için kullanılan bir lakap da olabileceAi nakledilmektedir, bk. Kennedy, A New Histo­ 29 ry of Oassical Rhetoric , s. ı88. Kennedy, George Alexander, A New History of Classical Rhetoric, s. XI. Aynca klasik dönemde retorik ve kültürel etkileşim konusuyla
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 2.7 Antik Yunan toplwnunda değişen ekonomik, sosyal ve siyasi şartlar toplwnun alt kesimini oluşttıran ve geçimini beden gücüyle sağlayanların daha fazla refah ve daha fazla siyasi hayata katılım taleplerinin canlanmasına yol açmış ve M.Ö. yedinci yüzyıldan itibaren demokratik yönetim tarzı Atina'da yerleşmeye başlamıştır. 30 Demokratik sistemde or­ tak yaşam alanlarında tutunabilmek ve hukuk ve siyasette öne çıkabilmek için güçlü bir konuşma yeteneğine ihtiyaç duyulmaktaydı. Retoriğin Antik Yunan'daki gelişimini etkileyen önemli bir unsur olan yargı sistemi, kendinden önceki retorik gele­ neğine değinirken Aristoteles'in de ele aldığı bir konudur. O dönemde uygulanan yargı sistemi, davalarda tarafların bir başkası tarafından temsil edilmesini yasaklamı.ş ve her raf iki ta­ da iddia ve savunmalarını kendileri yapmak wrunda kalmı.şnr. 3 1 Bu durwn da suçun veya suçsuzluğun ispatı için güçlü bir ifade kabiliyeri gerekli olmuşnır. 32 Dolayısıyla Aristatdes genel felsefe sistemi içerisinde değerlendirip kıya­ sı retorikte uygulayana kadar geçen dönemde retorik tören­ sel ve politik olana kıyasla daha çok adli söylev türüyle öne çıkmıştır. 33 M.Ö. 5· yy.ın ortalarından itibaren ise insanların ihtiyaç duyduğu retorik eğitimini sağlamak için Sicilya, Yunanistan ve Küçük Asya'da retorik okulları ortaya çıkmaya başlamış �lannlı olarak bk., Habinek, Thomas N., Andent Rhttoric And Ora­ tory, Oxford, :ıoos, s. 6o-78. 30 Kanıla, Agm., s. 4- 7 . 3 1 Çelgin, age., s. ıs6-ıs732 Williams, age., s. ı8-ı9. 33 Kennedy, A New History of Classical Rhttork, s. 4·
z8 İbn Sina Felsefesinde Retorik ve bu okullar yaygın olarak özellikle adli hitabete yönelik eğitim vermişlerdir. 34 1.1.1.2. Sofistlerde Retorik İnsanları yönlendirme hususunda sözün gücüne başvu­ ran ve dil ile düşünceyi özdeşleştirerek dili mantığın yerine geçiren Sofistler, 35 retoriği bir anlamda insanlan yanıltınak için kullanmışlardır. Eflatun'un eserlerinde çokça konu edi­ nilen "İlk Sofistler"36 şehirden şehire yolculuk yaparak daha çok gençlere retorik hakkında dersler veriyorlardı. Bu yön­ deki çabalanyla M.Ö. beşinci yüzyılın ortalarından başlaya­ rak yaklaşık altmış yıl boyunca Antik Yunan şehir devletleri­ nin merkezi olan Atina'da etkin bir şekilde varlıklarını sür­ dürmüşlerdir. 37 Sözlü kültürden yazılı kültüre geçişin bir sonucu olarak retorik de sistemli hale gelmiş38 ve bu değişim retoriğin tari­ hinde köklü yeniliklere yol açmıştır. 39 Retorik bilincin gelişip bir disiplin haline geldiği M.Ö. 5· veya 4· yy.dan itibaren Sofistler etkili olmaya başlamış ve bu akım başta Gorgias (M.Ö. 485-380), Alkidamas (M.Ö. 34 Aristode, On Rheto ric , tercüme ve nodar: Kennedy, s. 33; Dürüşken, age., s. 8. 35 Dunısoy, Ali, "Mannk ve Mannk Tarihi Üzerine Bir DeAttlendir­ me", l.slami Himler Dergisi, Cilt: s, Yıl: s, Sayı: :ı, 2010, s. n. 36 Tarihte iki döneme ayrılan Sofist hareketinin ikincisi, M.S. ikinci yüzyıldan bqinci yüzyıla kadar geçen mudak Roma iktidannın hü­ küm sürd� bir dönemde ve sadece Atina çevresinde değil, Akde­ niz'in d�da da etkili olmuştur. James J. Murphy, "The End of the Ancient World: The Second Sophistic and Saint Augustine", A Synoptic History of Rheıoric içinde, s. 230. l7 Kennedy, age., s. 21. 38 Williams, age., s. z. 39 Schiappa, E., The Beginnings oJ Rhetorical Theory in Classical Greece, New Haven, 1999.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 29 400-320) ve çağdaşı İsokrates (M.Ö. 436-338) tarafından temsil edilmiştir. 40 Beşinci yüzyılda önceleri daha çok pratik nedenlerle or­ taya çıkan yazılı kültür giderek her alanda kendini göstermiş ve hatipler de söylevlerini yazılı olarak sunmaya başlamışlar­ dır. Bu durumu eleştiren Sofist Alkidamas 'Metinleri Yazan­ lara Karşı' (m:pi trov ypô.n9ouç A.Oyouç ypô.qx>V6oov, Peri Ton Graprus Logôs Grafonton) adh bir çalışma kaleme almış, Eflatun da Phaedrus adh eserinde Sokrates'in ( M. Ö. 450386) dilinden, yazmanın hafı.zaya zararlı olduğunu ve met­ nin kendisine yöneltilen soruları cevaplamada yetersiz kala­ cağını belirtmiştir.�1 Buna karşın Aristoteles düşüncelerini daha çok uzun açıklamaların yer aldığı yazılı metinlere da­ yandırmış ve derslerde ortaya koyduğu fakirler öğrencileri tarafından yazıya geçirilmiştir. Böylece bu metinler üzerinde daha sonra düzeltmeler, ekleme ve çıkarmalar yapılabilmiş­ tir. Muhtemelen Retorik'te kullandığı 'mevzu' (topic) kavra­ mı da bu yazma eylemine dayanmaktadır.�2 Yazun kültürü­ nün yaygınlaşmasıyla seslendirilen düşünceler yazıya da dö­ külerek daha verimli fikri ürünlerin ortaya çıkmasının yolu açılmıştır. Retorik'ten önce güzel konuşmayı ifade etmek için "tech­ ne logon" (texvıı A.(ryov, konuşma sanatı) tabiri kullanılıyor­ du. Ancak "logos" (A.Oyoç) ifadesi Yunancada 'söylemek', 'kelime', 'cümle' veya 'yazılı veya sözlü bir çalışmanın bir bö40 �ı n tre. R ob in Waterfield, Oxford, zoo3, s. 108-109 (notlar); Kennedy, A New History of Classical Rheıoric, s. 17-z1. Kennedy, age., s. z7. Yunancada 'topos', kelime olarak 'yer' anlamına gelir ve mannkta kullaruldı81 anlamda "bir düşüncenin, bir delilin veya bir ifade şekli­ nin bir metinden alındı81 yer" karşılıgını almaktadır. Cole, Thomas A., The Origins of Rhetoric in Ancienı Greece, John Hopkins University Press, Baltimore, 1991, s. 88-89 . Etıarun, Phaedrus,
30 İbn Sina Felsefesinde Retorik tümü' ve "düşünmek" gibi anlamları da içerdi�inden retarik­ ten farklı bir anlam içeri�e sahiptir. 43 Sofistlerin önde gelenlerinden Gorgias, Yunan trajedi ve şiirinden birçok özellik alarak konuşmalarında kullanmıştır. Eflatun'un, adıyla kitap yazdı� Gorgias'ın retorikteki en önemli özelli�i belirli konuşma kalıplarını kullanmış olması­ dır. Bu kalıplar arasında birbirine eşit cümleler, birbiriyle çe­ lişen düşüncelerin birlikte sunumu, birbiri ardına gelen cüm­ lelerin karşılıklı düzenlenmesi ve kafiye bulunmaktadır. 44 Meşhur sofistlerden Gorgias'ın öwencisi ve İsokrates'in rakibi, felsefeyi kanunlara bir engel olarak gören ve klasik dönem retori�de yazım tarzına yapn� katkıyla tanınan Alkidamas, 45 Aristoteles tarafından tarzının duygusuz ve me­ taforu kull an ışının ise yersiz olduğu ithamıyla karşı karşıya kalmıştır. 46 Yukarıda bahsi geçen retorik okullarına ondört yaşından itibaren gitmeye başlayan bir öğrenciye Sofistler gramer ve atletizm gibi derslerin yanında nasıl iyi bir hatip olunacağı eğitimini de vererek kişinin toplum hayannda iyi bir yere gelmesini ve iyi bir yurttaş olmasını sa�amaya çalışnklarını iddia etmişler ve faaliyetlerini bu yolla savunmuşlardır. Bu dersler için gerekli olan teknik techne) yer aldı� kitapçıklar kaleme 43 kuralların ( tExvlı, almak suretiyle, ücretli Kennedy, A New History of Qassical Rhetoric, s. u-ız. 'Logos'la bağlann.Jı olarak Sofistler topbunda başanlı olmak isteyenlere ko­ nuşma �rimi veriyorlardı. Ancak bu eylemi retorik de� de felsefe � olarak kabul ediyorlardı. Bk., Kennedy, age. , s. 43· 44 Matsen, Patricia M., Readings from Oassical Rhetoric, s. 3Z 45 Hill, Forbes 1., "Aristotle's Rhetorical Theory. With a Synopsis of Aristotle's Rhetoric", A Synopıic History of Rhetoric içinde, s. u6. 46 Aristoteles, Reıorik, 1406 a 4·
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 3 1 hocalar eşliğinde47 sadece erkek çocukların katıldığı dersler, bu kitapçıklardan takip ediliyordu. Bunlardan hiçbiri günü­ müze ulaşmamıştır ancak gerek Eflatun'wı Phaedrus adlı ese­ rinden (266 d 5-267 d) gerekse dördüncü yüzyılın son dö­ nemlerinde kaleme alınmış olan Rhetorica ad Alexandrum adlı eserden bu el kitaplarının içeriğine dair genel bilgiler edin­ mek mümkün olabilmiştir. 48 Bu kitapçıklar retoriğe dair bir teori ortaya koymak amacıyla değil de daha çok retorik eğitimine yönelik olarak pratik sebeplerle yazıldılar. Birçok teknik kural içeren retorik eğitimi için böyle rehber kitapların kaleme alınması bir zo­ rwıluluk olarak görülüyordu. 49 Eflatun'wı rakibi olan Sofist İsokrates, bilginin imkanı hususwıda olumsuz görüşlere sahip Empedokles (M.Ö. 492432}, Parmenides (M.Ö. 510-450) ve Gorgias (M.Ö. 485380) gibi presokrarik fılozoflara retarikle karşı durmuş ve gençleri felsefenin kurnazlıklarına karşı uyarmıştır. Eflatun da İsokrates ve okulwıu eleştirmiş ve ortaya koyduğu retorik anlayışını benimsemediğini belirtmiştir. 50 Ancak Aristoteles hem mümkün ve kesin bilgiyi belli bir sistem içerisinde ele 47 Aristoteles, Sophistici Elenchi, 1 84 a 3-5. 48 Mücllifi belli o�ayan ve yanlışlıkla Aristoteles'e atfedilen ancak da­ ha sonra Büyük ıskender'in diAer bir hocası olan Anaximenes'e {yak­ laşık olarak M.Ö. 380-310) ait old� anlaşılmış olan bu eser Aristo­ retes öncesi Sofist ge.lenek çizgisinde kaleme alırunış bir el kitabı özelli� arzetınektedir. Esere "Islıender'e Retorih" şeklindeki isim ise muhtemelen onun otoritesinden faydalanmak maksadıyla daha son­ radan verilmiştir. Chiron, P., "The Rhetoric to Alexander", A Com­ panion to Greeh Rhetoric içinde, ed. lan Worthington, Blackwell, ıoo7, s. ıo3; Matsen , Readings from Oassical Rhetoric, s. 96; Heidc:gger, M., Grundbegri.ffe der aristotelischen Philosophie, Frankfurt an Main, 1001, s . 30-31, 1 15-116. 49 Fuhrmann, M., Das systemarische Lehrbuch, Göttingen, 196o, s. u vd. 5° Kennedy, A New History of Classical Rhetoric, s. 47.
3:ı İbn Sina Felsefesinde Retorik almış hem de retoriği bu sistem içerisinde değerlendirerek yeni bir boyuta taşımıştır. Efianın'dan önce "yazmak", konuşmanın yerine kulla­ nılmaktan ziyade ona yardımcı bir eylem olarak kabul edilir­ di. Efianın'dan sonra "konuşmak" ve "yazmak" birlikte kul­ lanılmaya başlamıştır. Antik Yunan'da birçok siyaset adamı­ na retorik eğitimi veren İsokrates, çok istemesine rağmen sesinin kötü olması dolayısıyla iyi bir hatip olamamıştı. Bu­ na rağmen retorikten kopmamış, mahkemelerde kendi sa­ vunm asını yapamayanlar için savunmalar yazmış (logograf) ve bir okul açıp bu okulda dönemin en iyi hatiplerini yetişti­ rerek retorik tarihinde daha çok hocalık tarafıyla öne çıkmış­ tır. İsokrates bitaberin tamamen yazı merkezli olması gerek­ tiğini savunuyordu . Buna karşın rakibi Alkidamas ise ko­ nuşmanın metin üzerinden yapılmasına karşı çıkıyor ve ta­ mamen irticalen olması gerektiğini savunuyordu. Bu bağ­ lamda "Metin Yazariarına Karşı" adlı eseri İsokrates'e muha­ lefet konusunda ittifak ettiği Efianın'un Phaedrus adlı eseriy­ le benzer bir içeriğe sahiptir. 5 1 1.1.1.3. Eflatun'da Retorik Eserlerini iki kişi arasında karşılıklı soru ve cevaplarla ilerleyen diyaloglar şeklinde kaleme alan Efianın, Gorgias ve Phaedrus adlı eserlerinde52 retoriğe karşı çoğunİukla eleştirel 51 Gutbrie, W.K.C., A History of Greek Philosophy, cilt: 4, Cambridge, ı975, s. sB-59. 52 Sadece belirli �iler aras ında geçen ve muhatabın tezlerine sürekli karşı çıkılarak ilerledigi için cedeli olarak deAerlendirilebilecek bu di­ yaloglar (bk., Etlatun, Phaedrus, ı66 b-c) Aristoteles'in yaklaş ımına göre retorik eserleri degildir (Aristoteles, Retorik, 1 356 b 33-38 ) . Diger yandan Farabi, fclsefecilerin (mütefelsiffın) kadim dönemde zaman olarak önce retoriksel bir düşünüşc sahip olduklanm, diyalek-
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 33 ve olumsuz bir yakl:l§ım i çerisi nde olmuşnır. Ancak onun tavır aldığı retorik, Sofisderin gerçeği çarpıtmak ve ge nçle ri yanıltınalt için kullandığı retorik ol s a ge rektir . 53 Eflatun retoriği ister yargıçları isterse meclis üyelerini ol­ sun "herhangi bir topluluğu ikna etme gücü" olarak tarif etmektedir: "Onun ( retorik) mahkemede jüri üyelerini, konseyde kon­ sey üyelerini, mecliste meclis üyelerini ve hangi politik top­ lantı olursa olsun, her toplantıda konuşarak. ikna etme gü­ cüdür. Bu güçle doktoru, antrenörü kendine köle yaparsın ve para kazanan kişi kendisi için de�l de başkası için, bu konuşma gücüne sahip olan ve kalabalıkları ikna eden senin i çi n para kazanır." 54 Eflatun sekiz bölüme ayırdığı sanadardan sofistik ve re­ toriği, tıpkı nefis terbiyesine nazaran, birinin gerçek yüzünü saklamak için makyaj yapmasında oldu� gibi, "sahte" sanat, hatta "dalkavukluk" olarak nitelendirmektedir. 55 tik ve sofistik düşünüş aşamasına daha sonra geçtiklerini belirtir. Bu yöntemler apodeiktik (burharu) tarz.ı. kullanan Eflanın'a kadar de­ vam etıniştir. Efianın burhan metodunu (et-tariku'l-bu.rhiniyyetü) cedel, safsata, rerorik ve şürden ayımuş olsa da bunlann birer mantık sanatı olarak külli kanunlannı ortaya koyamamışm. Bunu daha son­ ra Burhan adlı kitabında yapacak olan Arisroteles'tir. Bk., Fidbi., Kttabu1-hatdbe, ıs4 B-ıss A. 53 Eflanın, Gorgias, 460-461. age. , 45ı e 453 a: "ıo ırdOmv fyray' otôv ı' Elvaı ıolç A.Oyoıç ıc:ai tv Öucacrt11 plcp öııc:acniıç ıc:ai iv IJouA.E\m'ıplcp jJouA.t:uıiıç ıc:ai &v tıoci.rıcrll;ı tıc:drımacniıç ıc:ai &v liUcp erollllyep ıravıi, 6cnıç liv mA.ınıc:Oç m}Uoyoç yiyvrııaı. Kai ıoı tv taUtn ıfi öuvcl�t oouAo\' � � ıôv iaıj)Ov, oouAı>v � ıOv ımıöotp�rıv· 6 öt :xsnuı.aıum'ıı; oUıoı; lillcp avacpavfıCJEtat XPTIJ1U'tU;6j.tBVOı; ıc:ai oUx aUıciı, cWJı ao\ tciı ÖuvaJ1Evcp AiyEtv ICQ\ ır&iO&tv M ırl.i)9Tı." ss Eflanın, age., 463 a vd. 54 Eflanın, -
34 İbn Sina Felsefesinde Retorik Gorgias'ta retori�e tek yönlü bir saldırı üslubu takip edilmekte, savunmadan çok iddialara56 yer verilmekte ve kar­ şılıklı olarak deliller ortaya konup bir sonuca varmaktan ka­ çınılmaktadır. 5 7 Sokrates'in ağzıyla retori�i anlamsızlaştıran uygulamalar eleştirilerek diyalektik yöntem tercih edilmek­ tedir. 58 Sofistlerin sahtellilıklanyla toplumu yozlaştırmada en büyük araçlan olan retori� sahtekarlık ve adaletsizlik �­ runa kullanılmaması gerekti�i savunan Eflatun, 59 hatiple­ rin adaletin karşısında de@ de yanında yer almalarının daha do� olac�ı belirtir. Ona göre sofist Gorgias sahte ka­ nunu, retorikçi İsokrates ise sahte adaleti temsil etmektedir. Adaletin Sofistlerin elinde bu içlcr acısı durumu karşısında zalim olmaktansa adaletsizli� altında acı çekmeyi ye�lemek gerekir. Eflatun retori�i adaletin karşısında bir sahtekirlık olarak görse de (Gorgias, 463 a-b) daha sonra bu bakışını de�ştir­ miş ve Phaedrus'ta gerçe�in bilgisine dayanan ve dinleyicinin ruh halini dikkate alan, felsefi olarak nitelendirebilece�iz bir retorik anlayışı ortaya koymuştur. 60 Phaedrus'un sonunda ise İsokrates'in yetene�ni överek onun asil bir tabiata ve felsefi bir kabiliyete sahip old�u söylemektedir. Bununla birlikte halkın sadece gerçekle ikna edildi� daha iyi bir retori� benimsernesi için ona ö�tler vermekte ve ona "ilahi bir ilham" dilemektedir.61 56 Matsen, age . , 22. 5 7 Matsen, age. , :u. 58 Eflanın, Phaedrus, ı66 b-c. 59 Eflanın, Gorgias, 460 c . 60 61 Eflanın, Phaedrus, ı66 d sical Rhetoric, s. ı 8. Eflanın, Phacdrus, 179 a-b. - ı67 d 9; Kennedy, A New History of Cias­
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 3 5 Sözlü bir bitaber gelene�ini sürdüren Sofistlere karşı EtUnın'la başlayan yazılı bir retorik gelene� ortaya çıkmış­ or. Retori�e karşı EfUnın'un bu olumsuz tutumu dikkate alındı�ında ondan sonra gelen Aristoteles tamamen dışlayıcı bir üslup benimsemekten ziyade retori�in yanlış ve eksik bulduğu taraflarına vurgu yapmış ve retori� sistemleştirerek yepyeni bir çerçeveye oturtm uştur. Teknik ve teknik olma­ yan ikna yöntemleri ayrımı, kıyasın kull anılması, retori�in topiklerle ba@antılı bir şekilde ele alınması gibi özgün katkı­ lar sunması bakımından Aristoteles, felsefi retori� teoris­ yeni olarak kabul edilmektedir. 1.1.2. Aristoteles'te Retorik Klasik retoriği sistemleştiren ve özgün katkılarıyla etkile­ ri günümüzde de canlı bir şekilde devam eden bir retorik an­ layışı ortaya koyan Aristoteles'in retoriğe dair düşüncelerini kendisinden önceki retoriğe bakışı, Retorih adlı eseri ve reto­ riğe katkıları başlıklan altında ana hatlarıyla ele alacağız. 1.1.2.1. Aristoteles'in önceki Retorik Çalışmalanna Bakışı Meşşai felsefenin öncüsü ve mantık sanatının kurucusu Aristoteles, retoriğe dair kendinden önce yazılan el kitapla­ rını telif ettiği Synagoge Technon (cruvaymrıı -rqvov) adlı bir eser kaleme almıştır. Bu telif eser günümüze ulaşmamakta birlikte kaynaklarda bu eserden bahsedilmektedir.62 Ancak elimizdeki mevcut eserleri, özellikle Sofistih Çürütmelere Dair ve Retorih, fılowfun kendisinden önceki dönemin retoriğine ilişkin görüşlerini ortaya koyması bakımından zengin bir içe­ ri�e sahiptir. 62 Kennedy, age., s. n.
36 İbn Sina Felsefesinde Retorik Aristoteles de EfUnın gibi din, hukuk, devlet, ahlak vb . değerlerin kurgusal ve görece bir gerçekliğe sahip olduğunu ileri süren ve toplumda bir değerler karga§asına neden olan Sofistlerin63 retori.k anlayışına eleştirel yaklaşmış, ancak. onun gibi bütüncül olarak. reddedici bir tavırdan ziyade eleştir­ mekle birlikte bu dönemin retoriğinden yararlanma yoluna da gitmiştir. M Sofistik Çürütmelere Dair (llspi Trov toqıı<mKrov FJ.i:yxwv, Peri ton Sofısti.kon elenchon) adlı eserinin sonunda retoriğin tarihine değinirken kendisinden önceki retoriğin serüvenine dair kısa bilgiler vermekte, retoriği ortaya koyan­ ların bu yolda az bir mesafe katettiklerini belirtmekte ve sonrasında Tsias'ın (Tsıaiaç, Teisias) geldiğini, onu Thrasymachus ( 9pacru�xoı;, Trasümahos ) ve daha sonra da Theodorus'un (9s6ôwpoç, Teodoros) takip ettiğini bclirtmiş­ 6s tir . Aristoteles'in önceki retori.kçilere ilişkin eleştirileri, biri retoriğin biçimsel yapısı ve sınırları, diğeri de yöntemle ilgili olmak. üzere ikiye ayrılmaktadır. Biçimle alakalı olarak. hati­ bin görevi olmadığı halde Sofistlerin konuşma metinlerinin giriş, gelişme ve sonuç şeklinde düzenlenmesini66 hatibin bir göreviymiş gibi sunduklannı belirtir. Diğer yandan adli hi­ tabetten bahsederken retori.kçilerin yargıcı yönlendirmek maksadıyla temelde retori.k sananyla ilgisi olmayan hususla­ rın yargılama sürecine dahil edilmesini (ör. mahkeme salon­ larında dul kadınların ve çocukların ağlanlmasını) eleştirerek adalete dayalı bir yargılamaya bu şekilde engel olunmaması­ nı ister . 67 63 Dunısoy, agm. , s. M u. Aristot:elcs, Retorik, 14o:ı a 17. 65 Aristot:eles, Sophistid Elenchi, 183 b zS-34. 66 Hill, agm. , s. 1z3. 67 Aristot:eles, Reıorih, 1354 b 15-17.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 37 'Sofistik. Çürütmelere Dair'de ( 183 b-184 b) Aristoteles, Gorgias gibi konuşmayı belli kurallar çerçevesinde değil de daha çok örneklerle şekillendiren Sofistlerin konuşma ve ik­ na68 yöntemi olan retoriği bir sanat (texvrı ) olarak ele alma­ malarını eleştiriyor ve yapokiarı şeye sanat denilemeyeceğini belirtiyor ve onları ayak acısından bahsedip de ayakkabı yapmayı ö&-etmeyenlere benzetiyor. 69 Aristoteles retoriği bir sanat olarak tanımlamada başarılı olduğu gibi Sokrates'in Gorgias'taki eleştirilerine de doyuru­ cu cevaplar verebilmiştir. Ayrıca "öncekilerin" çokça önero­ sediği "ifadedeki asil duygular" ve "parlak tarz"dan ziyade mannğa dayalı delillendirınenin iknai konuşmada daha önemli olduğunu gösterme hususunda da yetkin olduğu ge­ nel bir kanaat halini alıruşnr. 70 1.1.2ı Aristoteles'in Retorik Adlı Eseri Retorih, metin olarak farklı zamanlarda kaleme alınmış olması ve yer yer tekrar eden birçok konuyu içermesi dolayı­ sıyla "wr bir metin" olarak nitelendirilmektedir. 71 Retorih genel olarak gerek yazım süreci gerekse içerik bakımından ikiye ayrılmaktadır. Aristoteles, daha erken dönemde, M.Ö. 35o'li yıllarda Lise'de verdiği derslerden sonra halka açık ola­ rak düzenlediği kurslarda öğrettiği cedel konularını işlemiş68 69 70 71 ıtianç (pistis) : ı. Sadık, güvenilirlik. dürüstlük ( Redlichkeit) ; inan­ mak, birine veya bir şeye inanmak, güvenmek: a. itibar. b. Saygınlık. ı. (Güven veren) emniyet, teminat, delil, ispat (Beweis) , garanti, kefalet, e l sı�ma, yemin, rehin almak, bir anlaşma veya itti­ fakta karar kılmak. 3· ( İnanmaya d�er) İnanılırlık, güvenilirlik, gizli. 4· Pistis : Fides (sadikat ve yemin tannças ı); Fi des in tapı�. Bk. Gemoll, s. ' 647· Aristoteles, Sophistid Elrnchi, ı84 a ı-bı; İbn Sini, Sofistih Deliller, prg. ıoo; Kennedy, A New History of Classical Rhetoric, s. ı9, 34· Kennedy, A New History of dassical Rheıoric, s. 57· Kennedy, age. , s. 55; Hill, agm . , s. 6o.
3 8 İbn Sina Felsefesinde Retorik tir. "İlk dönem" diye adlandırılan ve Retorih'in birinci kita­ bının bqinci bölümünden on bqinci bölümüne kadar olan bölümlerde ele alınan bu konular, Retorih'in özünü oluştur­ muştur. Daha sonra M.Ö. 343 yılında Makedonya Kralı II. Philip, oğlu İskender'in eğitimi için Aristoteles'i Makedon­ ya'ya çağırmış ve bu büyük filozof da tarihi yönlendiren en büyük liderlerden biri olacak olan küçük İskender'e edebi, ahhik.i ve siyasi derslerin yanında retorik dersleri de vermiş­ tir. Retorih'in yazım süreci bakımından ikinci dönem olarak kabul edilen bu derslerden sonra Aristoteles'in Retorih'i tek­ rar gözden geçirdiği düşünülmektedir. Kitap yaklaşık olarak M.Ö. 335 yılında son şeklini almıştır. 72 Günümüze gelen Retorih mettıi, sonuncusu nispeten di­ ğer iki kitaptan bağımsız bir içeriğe sahip olan üç ki­ tap/bölüm ihtiva etmektedir. 73 Her kitap da kendi içinde alt bölümlere ayrılmakta ancak bu son bölümlendirmenin Aris­ toteles tarafından değil de onbqinci yüzyılda Trabzon'lu George tarafından yapıldığı düşünülmektedir. 74 Aristoteles kaleme aldığı bu metni o dönemde "ttxvıl P'ltopırit", (techne retorike, retorik sanan) başlığını taşıyan ilk iki kısmı bir kitap ve "ıt&pi AtÇ&c.oç" (peri lekseos, söz ve- 72 73 74 Kennedy, age., s. 53; Vitanza, Writing Histories of Rhetoric, Southem Illinois, 1994, s. ıo. Diogenes Laertius, Aristoteles'in Retorih'inin ilk iki kitabını "Hitabet Sanatı" diye bir kitap, son kitabı da ayrı bir kitap olarak vermekte­ dir, bk. Diogenes Laertius, Onlü Filoz.ojlann Yaşamlan ve Ogretileri, tre. Candan Şentuna, İstanbul, :ıoo7, 5/24. Nitekim İbn Stni'run ei­ Htkmetü1-'Araziyye'deki retorite dair kısımlar ve Ebu'l-Berekit'ın el­ Mu 'teber adlı eserindeki retorik metni sadece ilk iki kitapta yer alan konulan içermektedir. Kennedy, age. , s. 53·
Antik Yunan'dan İbn Sini'ya Retoriğin Serüveni 39 ya biçem üzerine) başlığıyla tanınan üçüncü kısmı ise ayrı bir kitap şeklinde tasarlamıştı. 75 Bu iki kitabı (ilk iki bölüm ve son bölümü) kimin birleş­ tirdigi kesin olarak bilinmemekle birlikte M.S. ı. yy.ın ikinci yarısında Corpus Aristotelicum'u konularına göre tasnif eden Andronikos'un (yaklaşık olarak M.S. ı . yy. ın ikinci yarısı) diğer kitapla beraber bu kitabı aynı başlık altında bir araya getirmiş olabileceği düşünülmektedir. 76 Retorik'in ilk kitabı bir mantık sanatı olarak retoriğin ta­ nımıyla başlamaktadır. Bu bölümde Aristoteles'in bilgi sis­ temleri arasında retoriğin yeri belirlenmekte ve retoriğin te­ orik alt yapısı ortaya konulmaktadır. Daha sonra retoriğin temelini oluşturan ve teknik ikna yöntemleri olarak kabul edilen entimem (tvOUıırıııa, entümema) 77 ve örneklemin (napaösıyııa, paradeigma) 78 yanında birinci kitabının beşinci bölümünden on beşinci bölümüne kadar olan kısımlarda re­ toriğin politik, adli ve törensel çeşitleri için teorik dayanak olan ve siyaset ve ahlaka dair 'özel' öneerneler anlamına ge­ len "iöıa" (idia) kavramı ele alınmaktadır. İkinci kitap ağırlıklı olarak iknada kullanılan etik ve psi­ kolojik deliller konusuna, insanların hoşlanıp çekindikleri 75 Fom:nbaugh, W. W., Aristotle's Practical Side: On His Psychology, Ethics, Politics and Rlıetoric, Leiden, 2006, s. 383. 76 Fortenbaugh, age. , s. 387. 77 &vW ıırıııa (enthumema) : Bir düşüncede 'buluş'; 'alet', 'oyun'; 'tak­ tik, manevra'. 'Ev&6J.1Eoııaı (enthumeomai) : 'akılda tutmak', 'dü­ şünüp raşınma.k, zihninde tartm ak'; 'cesaretlenmek', 'etk.ilenmek', 'çıkamnak', 'sonlandımıak', Liddell and Scott, age. , 1974. 78 napclösıyııa (paradeigma) : 'örnek', 'model' , 'plan' ; 'ems al', 'geçmiş örnek', 'mis al'; epi paradeigmaros : bir 'örnek', 'uyan', 'ders', 'örnek ile karutlama'; bundan dolayı napclösıyııatü;ro (paradeigmatizo) : 'ömegini yapmak', 'göstermek', 'aynısını koymak', Liddell and Scott, age., 1974.
40 İbn Sina Felsefesinde Retorik durumlara yoğunlaşmaktadır. Bu bölümün diğer konuları ise emirnemdeki ortak noktalar ve sahte entimemlerdir. Retorih'in son kitabı iki bölüme ayrılmaktadır . Oniki kısma ayrılan birinci bölümde biçem konusu işlenmekte ve içerik olarak düzyazı dilinin özelliklerinden ve bu yazı tar­ zında karşılaşılan dört hatadan bahsedilmektedir. Ayrıca benzenne, dilin doğru kullanımı , biçemin etkirıliği, uygun­ luk, düzyazıda ritim, periyodik biçem, deyişler, eğretileme ve retoriğin her bir türüne mahsus hiçemler bu bölümün temel konuları arasında yer alır. Biçerne ayrılan son kitabın ikinci bölümü, bir metnin gi­ riş, aniatı ve sonuç ( epilog) şeklinde nasıl düzenleneceği mc­ selesinin yanında önyargılar, kanıtlar, sorgulama ve alay ko­ nularına ayrılmıştır. Ayrıca bu bölüm, retoriğin poetikayla olan ortak yönlerinin en güçlü bir şekilde görüldüğü bölüm­ dür. Aristatdes üçüncü kitabın ilk bölümünde retoriğe dör­ düncü bir kitap eklenmesi gerektiğini söylüyor ve bunun da "sunum" (\m6Kpunç, hüpokrisis, �r-JI, delivery) olacağını ifade ediyor. Ancak günümüze ne böyle bir eser ne de bu eserin yazıldığına dair bir bilgi ulaşmamıştır. 1.1.2.3. Aristoteles'in Retori�e Katkılan Retoriği bir meslek olarak icra edenlerin başarıyı olmaz­ sa olmaz bir amaç olarak görmelerine karşın Aristoteles bu sanatı, daktorun hastayı sağlığına kavuşturması garanti ol­ masa da bu yönde her türlü imkanı kullanması gibi, "her du­ rumda mümkün olabilecek ikna yöntemlerini araştırıp ortaya çıkaran bir yetenek'' veya "herhangi bir durum da mevcut olan ikna araçlarını fark ettne yetisi" olarak değerlendirmek-
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 41 tedir. 79 Retorikçiyi ise 'ikna eden kişi' olarak tanımlar ( To­ pikler, 149 b 25). Bu bağlamda hatip sahip olduğu bilgi ve beceri sayesinde muhatabın dünyasında onun ikna olması için mümkün dinamikleri harekete geçiren bir özelliğe sahip olmaktadır. 80 Retorik Aristoteles'in mannk kililiyan olan Organon'a sonradan dihil edilmiştir. Filowfun rctoriği sistemli hale ge­ tirmesinde en temel araç olan kıyasın retariktc kullanılması bu sınıflandırma için en büyük dayanak olmuştur. Muhte­ melen Reıorik'in büyük bir bölümü Ikinci Analitikler'den son­ ra kaleme alınmıştır. Böylece Ikind Analitikler'de kullanılan kıyas, muhtemel bilgiye dayansa bile "bir tür kıyas" olan en­ timemin 81 temelini oluşturduğu retoriğe de uygulanmak su­ retiyle 82 retoriğe en büyük katkı sağlanmıştır. Sofıstlerin subjektif bilgi anlayışları çerçevesinde karşıdakinin hakikate ulaşmasını amaçlamaktan ziyade onu nasıl olursa olsun kan­ dırmak istemesine karşın Aristatdes ikna için belirli kuralla­ ra bağlı daha nesnel bir metot ortaya koymayı amaçlamış ve Etlatun'un "sahte bir sanat'' diyerek felsefenin sınırlarının dışına itme çabasına karşın onu felsefe içerisinde değerlen­ dirmiştir. 83 Aristoteles'in retorigi ele alış yöntemi retorik tarihinde kendisinden sonrası için bir devrim niteliğindedir. Retorigi, felsefi sistemi içerisinde bilgi türleri olan teorik (metafizik) , pratik ( ahlik. ve siyaset) ve insanoğlu için faydalı olan şeyler79 Aristotcles, 80 81 82 Retorik, ı355 b z5, ı355 b ı ı ; Ross, Sir New York, ı996, s. ı7ı. Aristoteles, age. , ı355 b ıs; Topics David, Artstotle, b s-ıo; Fortenbaugh, A rtstoılc 's s. ıs. a ıo-ı ı, 68 b 8 vd. ıoı Practical Slde: On Hts Psychology, Ethlcs, Politics and Rhetoric. , Arisroteles, Anal_ytıca Priora, Solmsen, F., 7ı Die Entwicklung der Aristotellschen Logik und Rhetorik, lin, 1929, S . Z:Z3 . 83 Delice, age. , s. ı66 . Ber-
42 İbn Sina Felsefesinde Retorik le sanatsal üretimle alakah olan (poietical, productive) bilgi türlerinden sonuncusuna d:ihil eden Aristoteles, "logos"un özel bir bilgisi olması dolayısıyla da onu analitik felsefe içeri­ sinde değerlendirmiştir. Ayrıca öncekilerin yaptığı gibi hita­ beti giriş, gelişme ve sonuç bölümleri bakımından değil de nitelik (quality) , işlev, düzenleme, tarz ve sunum bakımın­ dan ele almıştır. 84 Hatabi kıyas, burhani kıyasla ilişkiliyken örneklem tü­ mevarımla ilişkilidir. Aristoteles'e göre hem retorikte hem de topikierde kullanılan öncüller zanni bilgilere ve genel ka­ bullere dayanmaktadır. 85 Topik, bilginin zihinde önceden belirlenmiş bir yerde olması şeklinde tanımlanmaktadır. Be­ lirlenmiş bu bilgi belirli bir yöntem kullanılarak açığa çıkarı­ lır. 86 Amacı bilgiye ulaşmak olmayıp bilgiyi aktarmak suretiy­ le ikna etmek olan retorik, suretini mantıktan, maddesini ise ahlak. ve siyasetten almaktadır. Kıyası retorikte kullanmak suretiyle bu alanda çığır açan Aristoteles'in retoriğe katkıları genel olarak hatabi bilginin ecdeli bilgiyle olan ilişkisi, teknik ikna yöntemleri olan enti­ mem ve örneklem ve başta kişinin ahiiki özellikleri ve muha­ tabın durumu olmak üzere teknik olmayan ikna yöntemleri, retoriğin adli, politik ve törensel şeklinde çeşitlerinin belir­ lenmesi ve biçem alanlarında belirginleşmiş tir. 84 Matsen, age., s. 3:z. 85 Aristoteles, Retorik, r4o:z a 86 Matsen, age., s. 107. 17.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 43 1.2. İSKENDERiYE'DE RETORİK VE ARiSTOTELES ŞARiHLERİNE GöRE REToRlK'iN MEŞŞAI GELENEKTEKi YERİ Ölümünden sonra Aristoteles'in retoriğe dair gö�leri öğrencileri vasıtasıyla yayılmış ancak bunlardan günümüze herhangi bir metin ulaşmamıştır. Aristoteles'in meşhur öğ­ rencisi Theophrastus'un (M.Ö. 37o-ı85) bu konudaki fikir­ lerine Cicero (M.Ö. ıo6-43 ) ve diğer yazarların yer verdiği kadar haberdar olmaktayız. 87 Ancak retorik, sosyal ve siyasi şartların değişmesi dolayısıyla88 Grek ve Roma coğrafyasın­ da Aristoteles dönemindeki yaklaşım tarzından farklı bir şe­ kilde ele alınmış ve gerek ilim çevrelerinde gerekse halk ara­ sında daha az bir etkiye sahip olmuştur. Günümüzde Paris'te bulunan89 Retorik'in Grekçe yazma nüshası, Aristoteles'in talebesi Theophrastus'un ölümünden sonra (yaklaşık olarak M.Ö. ı85) diğer kitaptarla beraber toplanarak kurtarılmak üzere ban Anadolu'ya gönderilmiş ve bu kitaplar M.S. birinci yy'ın başlarında Rodos'lu Androni­ kos onları bulup önce Atina'ya, sonra da Roma'ya götürün­ ceye kadar kayıp kalmışnr. 90 87 Kennedy, "Tiıe History of the Text After Aristode", Aristotle, Orı Rheıoric içinde, s . ıo6-307 . 88 Çc lgi n, Eski Yurıarı Edebiyatı, s. 167. 89 Harlfinger, Dieter, agm . , s. z8-so. 90 Kennedy, A New History of Qassical Rhetoric, s. 63. Not: Ancak bu metin bizzat Aristotcles'in talebelerinin kaleme aldıAI metin de� de daha sonra istinsah edilen bir metindir.
44 İbn Sirui Felsefesinde Retorik Aristoteles'ten sonra mqguliyet alanı felsefe olan, bunun yanında biri çalışmalarında retoriğe de yer veren ve daha çok Aristoteles'e dayandınlan, diğeri de bu alandaki çalışmalarını tamamen söylevle sınırlandıran ve özellikle İsokrates'e da­ yandırılan iki retorik akımı mevcuttur. Özellikle M . S . z . yy.dan 5· yy. a kadar, ikinci Sofistlerin tercihiyle İsokrates'in fikirlerinin ağırlıkta olduğu ve gösteri şl i bitaberin canlanma­ sında etkili olan91 akım öne çıkmıştır.92 Mutlak krallığa geçmeden önce bilim ve kültürle alakalı ve antik düşünce biri­ kiminin yoğun bir şekilde işlendiği İskenderiye şehri, mo­ narşik karakteriyle öne çık an imparatorluğun etkisiyle bu alandaki yerini Roma'ya bırakmış ve imparatorluk Ro­ ma'sında Aristotelesçi retorik giderek önemini kaybetmiş­ faaliyetlerin daha rahat sürdürüldüğü tir. 93 felsefesinin büyük düşünüderinden olan Eflatun ve önce gramer okullarının yanında retorik okul­ larında takip edilen müfredat çerçevesinde ders olarak işle­ nen reto riğin pratik tarafı, bir cumhuriyet olarak güçlenen Roma'da da işlevini devam ettirmiştir. Halkın senato yoluyla yönetime katıldığı bu · siyasi sistemde retorik, toplumda etkili bir iletişim aracı görevi görüyordu Ancak bu sanat birinci asırdan yaklaşık yarım yüzyıl önce Roma'nın imparatorluk h alini almasıyla eski gücünü kaybetmiş, siyasi ve hukuksal Grek Arisroteles'ten . 9 1 Çelgin, age. , s. 100. 92 Kennedy, age. , s. 49· Örne�� M . S . 45-115 tarihleri arasında yaşamış Dion Chrysostom, "Iskenderiyelilere Söylev" adlı yapınnda Retorik'trn çok Rhet o ri ca ad Alexandrum adlı eserin çizgisini, dolayısıy­ la muhatabı alaya alan bir üslubu benimserniştir. Philon'un l..tgatione adlı eseri de gerek kurgu gerekse içerik bakımından yine bu eserden etkiler taşımaktadır. Bk. Smith, Robert W., The Art of Rhetorıc in Al­ exandria, lts Theory and Practice in the Ancirnt World, The Hague, 1974, s . 17, 55· 93 Smith, age. , s. ı s ; Würsch, age., s. 113; Çelgin, age., s. ı69-170. Pnısa'lı
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 45 alandan çekilmek suretiyle özellikle İ kinci Sofısder'in 94 uy­ gulamalarıyla hayatiyerini sadece gösterişe dayalı törensel bir söylev biçiminde devam ettirmiştir. Buna örnek olarak "giriş kitapları" (progymnasmata) çerçevesinde işlenen retorik dersleri verilebilir. Bu çerçevede birinci yüzyılda İskenderi­ ye'de yaşayan bir Sofıst olan Aelius Theon'un retoriğe giriş mahiyetindeki kitabı geç antik dönemde yaygın olarak kulla­ nılmaktaydı. 95 Bütün bunları dikkate alınca Aristoteles'ten sonra onun retarikle ilgili bu eserini ilk defa bir bütün ola­ rak ele alıp üzerine şerh yazanların İslam fılowfları, hatta İ bn Sina olduğunu söyleyebiliriz. İ skenderiye'deki okull arda eğitim müfredan olarak önce felsefeye genel bir girişle başlar, ardından Porphyrius'un (M.S. 234-305) lsagoc i'si ve hocanın Kategoriler şerhi işlenir­ di. Ka tego rile r'den sonra Organon'un diğer kitaplanna geçilir, ancak Ikinci Analitikler genellikle okutulmazdı. 96 İskenderi­ ye'de tüm Organon külliyannın tedrisine sadece bir yıl ayrıl­ ması dolayısıyla retorik çalışmalan öğrencilerin özel ilgi alanlarına bırakılmışn. 97 Aristoteles'in eserlerine İ skenderi­ ye'de yapılan şerhlerin daha çok derslerde öğrencilerin tut­ tuğu narlardan oluştuğu dikkate alınırsa İskenderiye'deki şa94 Özellikle M.S. ikinci yy.dan sonra imparatorluk Roma'sında etkili olan ve belirli kalıplara b� kalarak konuşmayı öne çıkaran retoriğe önc:m veren akım. Bk. Jarratt, Susan Carole Funderburgh, Rereading the Sophists: Classical Rhetoric Refigured, Southem Illino is, 1991, s. 90. Aynca bk. Gleason, Maud, Making Men: Sophists and Self-Pmentation in Ancient Romı:, Princeron, 2oo8; Swain, Simon, Hdlenism and Empire I..ıınguage. Classicism and Power i n the Greek World, AD 50-250, Oxford, 1996; Whitmarsh, Tim, The Second Sophistic, Oxford 2005. Matscn, age. , s . 253İbn Ebi 'Useybia', 'Uyanu'l-Enbd fi tabakdti'l-Etibbd, s. 604-605; Duru­ soy, Ali, Metinler/e Mantı�a Giriş, s. 88. Heinrichs, Wolfhart, "Poctik., Rhetorik, Literaturkritik., Metrik und Reimlehre", Gatje, Helmut (ed. ), G ru nd r ift der arabischen Philologie . 95 96 97 , içinde, cilt: 2, Dr. Ludwig Reichert Verlag, Wiesbaden, 1987, s. 189.
46 İbn Sina Felsefesinde Retorik rihler tarafından Retorik üzerine neden bir şerh yazılmadığı daha iyi anlaşılabilir. 98 Aristoteles, mantığı bir bilimden çok bir alet ( opyavov' organon) olarak görüyordu. Bununla birlikte mantığa dair kitaplarını "Organon" başlığı altında toplamamıştı. İskende­ riye şarihleri arasında öne çıkan Aphrodisias'lı İskender (M. S . :ı. yy . ın ikinci yansı-3. yy.ın başı), "organon" ismini "mantık ilmi" anlamında kull anarak sonrakilerin mantık il­ miyle alakalı eserleri bu başlık altında değerlendirmelerinin yolunu açmış oldu. "Organon" kelimesinin tüm mantık kill­ Iiyatını içerecek şekilde bir isim olarak kullanılışı ise M.S. al­ tıncı yüzyılda başlamıştır. 99 Organon'un ilk altı kitabını oluşturan Kategorilere Dair (nepi tc'bv ıcanwopicov, Peri ton Kategorion, Makülat), Yorum Oz.erine (Ilepi. tpıırıvf:iaç, Peri Hermeneias, el-Ibare), Bi rinci Analitikler (AvaA.unıciı npotepa, Analütika Protera, el­ Analitükd el- Old) veya Kıyas (cruUoyıoııoç, süllogismos) , lkin­ ci Analitikler (AvaA.unıciı üotepa, Analytiha hystera, el­ Andlitüka es-Sdnt, et-Tahltlat es-Sant, el-Burhdn), Topikler (Tonoı, Topoi, mevazı 'u 'l-cedelt) ve Sofistik Çürütmeler'e (Ilepi trov I:ocpıotııcci:ıv iJ.i.rx.cov, Peri ton sophistikon elenchon, Mugalata) daha sonra beşinci yüzyılda Kategoriler'e bir giriş olmak üzere Porphrius'un Isagoci (Eioaycoyiı, el-Medhal) adlı metni ve altıncı yüzyılda Aristoteles'in Retorik ('PTJtOptıcit, Retorike ) ve Poetika (IIoırınıcit, Poietike) adlı eserleri eklenin­ ce "Organon" başlığı altında toplanan eserlerin sayısı dokuza 98 Westerink., Leenden Gerrit, "Ein astrologisches Kolleg aus dem Jah­ re 99 564", Byzantinische Zeitschrifı 64 ( 1971), s. 6-21. Ross , age. , s. 11. Aynca "logos" kelimesinin tarihi süreç içerisinde "mannk" anlamında kullarunu için bk., Bochenski, I. M., "Logic and Ontology", Philosophy East and Wesı, Cilt: 14, Sayı: 3 (Temmuz, 1974), S. 178.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 47 ulaşmışur. 1 00 Gerek Aristoteles'in Retorik'in başında yer alan ve retoriğin diyalektiğin karşın ( antistrophos, counterpan, Gegenstück) olduğunu belirten ifadesi gerekse zanni öncül­ lere dayansa da kendine has bir kıyas yönteminin bulunması, bu sanann geç dönem İskenderiye'de Organon'a dahil edil­ mesine sebep olmuştur. Dolayısıyla retarikle birlikte değer­ lendirilen poetika da Organon'a dahil edilecektir. Bu bağ­ lamda tarihte poetik kıyası ilk kullanan kişi Kategoriler şer­ hinde Armenier Ellias (y. 6oo ) olmuşrur. 1 0 1 M.S. 5· yy. ve sonrasına kadar, Meşşai filowfların retorik alanında etkin olmadıkları İskenderiye 1 02 ve çevresinde bir­ çok retorik papirüsü bulunmuş olsa da (ör. İsokrates'ten 43 adet, Eflatun'dan ıı adet, Demosthenes'ten Bo adet) Aristo­ teles retoriğine dair hiçbir papirüse ulaşılamamışur. Bunda teoriden çok pratiğe ağırlık veren Roma eğitim sisteminin etkisi büyi.iktür. 1 03 Ancak yine de elimizde Retorik'in bu çev­ relerde dalaşımda olduğuna dair bilgiler mevcuttur. 104 Yuka­ rıda belirtildiği üzere Retorik'in İskenderiyeli şarihler tara­ fından yapılmış iki şerhi bulunmaktadır. 1 05 İlk İslam filowfu Kindi ( Soı-866) Aristoteles'in eserle­ rini sıraladığı nsalesinde Retorik'i İskenderiye şarihlerine uyarak Organon külliyan içerisinde saymışnr. Kindi'den nak­ len Alexander Aphrodisias'ın Rhetorica ve Poetika'ya şerh yazdığı iddia edilmektedir. Ancak Alexander Aphrodisias'ın 1 00 Solmsen, Friedrich, "Boethius and The History of Organon", Ameri­ 1 01 cilt: 65, sayı : ı ( 1944), s . 74· poetische Syllogismus ", s. 85-86. can journal of Philology, Schöler, G . , "Dn 1 02 Müller, Karl 0 . , Hıstory of the Uterature of Londra, ı8s8, s. 175. 1 03 Smith, The A rt of Rhetoric in Alexand age. , s. ı:ı6. 104 Volkmann, Richard, Rhetorih der Griecheıı u nd Obersicht, Leipzig, ı885, s. ıo. lOS Bk. dipnot 9· A ndent Greece, cilt: ı, Römn in systematischen
48 İbn Sina Felsefesinde Retorik bu iki kitap üzerine herhangi bir çalışması bulunmamakta­ dı r. 106 Klasik retorik, Roma imparatorluğunun güçlü olduğu bir dönemde Antik Yunan kültür mirasının İslam dünyasına geçiş güzergahında yayılmaya başlayan ve daha sonra da Roma'nın resmi dini haline gelen Hıristiyanlığın ilk dönem­ lerinde bu dinin mensupları tarafından küçümsenmiştir. 1 07 Semavi bir dinin bağhları olan Hıristiyanların böyle bir tu­ tum sergilemelerinde pagan kültürünün izlerini yok etme isteğinin etkili olma ihtimali yüksektir. 1 08 Ancak dördüncü yy.dan itibaren bu anlayış değişir ve re­ torik, İncil'i yorumlamada bir araç olarak kullanılmaya baş­ lar. Hıristiyanlığın önde gelen ilahiyatçılarından biri olan ve bu dine girmeden önce retarikle uğraşan St. Augustin (M.S. 354-430) , Hıristiyan olunca dini gerekçelerle retoriği bırak­ mış ancak daha sonra bu görüşünü terk ederek retoriğin dini inançları halka nakletmede faydal ı olabileceği kanaatine varmıştır. ı Dil 106 107 108 109 Bu iddia Nicholas Reseber'in İslam düşüncesindeki mannk an­ layışına dair bir çalışması olan Studies in the History of Arabic Logic adlı esere dayandınlmaktadır (Studies in The History Of Logic, Nicholas Re­ scher collected papers, cilt: 10, Ontos Verlag, Frankfun, :zoo6, s. 16) . Y azar bu bilgiye kaynak olarak Flügel'in 1857'de, de r Deutschen Mor­ genldrıdischen Gesellschafı, I, :z'de yayınlanan "al-Kindi, der Philosoph der Araber" adlı makaleyi almaktadır ( Flügel, G., "Al-Kindi gcnannt ,der Philosoph der Araber' - Ein Vorbild seines Zeit und seines Volkes", Abhandlungen für die Kunde des Morgenlandes içinde, ed. der Deutschen Morgenlandischen Gesellschaft (Hermann Brockhaus), cilt: 1, no: :z, Leipzig, 18 57, s. 8). Kennedy, A New History of Oassical Rhetoric, s. 9 · s "th, nu age., s. 19. Kennedy age., s. 9· ,
Antik Yunan'dan İbn Sina ya Retoriğin Serüveni 49 ' SORYANiCE VE ARAPçAYA TERCÜMESi 1.3. RETORiK'iN Antik Yunan'ın ilim ve kültür merkezlerinden olan Atina Okulu, Bizans imparatoru Kayser Justinyen tarafından 519 yılında kapatıldı, ancak İskenderiye Okulu varlığını Müslü­ manların Mısır'ı fethetmesinden (m. 641) sonra da, yaklaşık olarak 710 yılına kadar devam ettirdi . 1 1 0 Antik Yunan'da ortaya konan hikmet anlayışının mede­ niyetler aras ı yolculuğuna paralel olarak Aristoteles'in man­ tık eserlerinden olan Retorih de birer çekim merkezi haline gelen do�daki kültürel çevrelere doğru, İskenderiye ile sıkı bağlan bulunan Gazze Okulu ve di�er manastır okullarında ll ö�enim görenlerin l ve Müslümanların aracılığıyla sürdür­ dü ve önce Süryaniceye, ardından da Arapçaya tercüme edi­ ll lerek günümüze kadar ulaştı . l 110 Würsch, Renate, "Die arabische Tradition der aristotelischen Rhe­ torik", Aristotelische Rheıoriktradition. Akten der 5. Tagung der Karl und Gertrud Abel-Stiftung vom 5.-6. Oktober 200 1 in Tübingen içinde, ed J. K.napc, T. Schirren, Stuttgart, 2005, s. 154. ıı ı Würsch ' , agm . , s. 155. lll İ çinden çıktıtı toplumun kültürel WlSutlannı yansıtan retarikin sa­ dece Yunanlılara özgü bit sanat olmadıtı ifade edilmektedir. Roben T. Oliver, Communication and Culturc in Ancienı India and China (Syra­ cuse, 1971) adlı eserinin önsözünde klasik dönem d�ünürlerinin ele aldıtı anlamda "retorik"in doğu kültürlerinde de mevcut old�u belinmektedir. Klasik dönem Hint ve Çin uygarlıldannın retori�, onların dini-fclscfi metinlerinde ve sosyal ve siyasi uygulamalannda içkin bir halde bulunmaktaydı. Bu �amda Arap dilcilerinin önde gelenlerinden biri olan cahız'ın ( ö. 255/869) döneminde dünyada hakim belaAat anlayışiarına ilişkin görüşleri önemlidir. Kendisine yabancılann bel:ipt anlayışından sorulur. Farisiterin be�at anlayışı
50 İbn Sina Felsefesinde Retorik 1.3.1. Retorik'in Süryaniceye Tercümesi Organon, Grek kültür havzasında yer alan Süryaniler ta­ rafından beşinci yüzyıldan itibaren Süryaniceye tercüme edilmeye başladı. Arapçaya yap ılan tercümeler ya dogrtıdan Grekçeden ya da Süryanice bilen mütercimler tarafından Süryaniceden gerçekleştirildi. Ancak teoloj ik kaygılar nede­ niyle Organon'un sadece ilk dört bölümünün tercümesinin yapıldı�ı nakledilmektedir. 1 13 İskenderiye'deki e�tim müfredan küçük bazı de�şiklik­ lerle yerel dillerin yanında Grekçenin de bir e�tim ve öğre­ tim dili olarak kullanıldı� Akdeniz'in doğusunda, Hale p ve daha doğuda yer alan diğer felsefi-dini okullarda da uygu­ landı. Ancak Roma döneminde mutlak krallı�n ortaya çıkışıyla birlikte retorik, e�timin yanında hukuk alanında da önemini yitirmiş ve Antik Yunan'daki İsokrates tarafından kurulan retorik okullarının e�timi geç dönem Hıristiyanlar arasında yerini np -felsefe e�timine bırakmış114 ve retorik ve şürle il­ gili konular, İskenderiye'de olduğu gibi öğrencilerin özel ilgi alanına terkedilmiştir. Özellikle Cundişap ur'daki tıp okulu­ nun etkisiyle Grek düşüncesine ait eserlerden Arapçaya çevhakkında, "Fasl'ı (cümleyi di�er cümleye ba�ama) vasl'dan (cümleyi di�er cümleye �lama) ayırt etmektir"; Yunanlıya göre bel�at nedir diye sorulunca, " Kısımlann d� olması ve sözün iyi seçilmesi"; Rum'a göre beligat nedir diye sorulunca, "Yerine göre kısa ve özlü yerine göre uzun ve detaylı söz söylemektir"; Hintli'ye göre belagat nenir diye sorulunca, "Delaleti (anlamı kasdetmesi) açık. durum ve fırsatı iyi de�erlendiren ve işaret ettigi şey iyi olan sözlerdir" şeklinde cevap vermiştir. Bk. el-cahiz, tl-Beyan vı:'ı-Tebyin, I, s. 49'dan nakleden, Taha Hüseyin, "El-caıuz-'den 'Abdullclhir Dönemine Kadar Arap Belagatı", K.SIJ. llahiyaı Falıültesi Dergisi, tre . M . Akif Öz.do�an, 8, ıoo6, s. 133 · 1 1 3 Bk., İbn Ebi 'Useybia', age. , s. 604. 11 4 Würsch, age . , s. 113.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 51 rilen ilk tercümelerin retorik ve poetikten değil de tıp ve ast­ roloji alanlarından seçilmiş olmasında bu tercihin de etkisi oldugu düşünülebilir. Antik Yunan düşünce birikiminin İslam dünyasına nak­ linde Süryanicenin katkısı büyüktür. Tercüme sürecinin ilk dönemlerinde yapılan teolojik ve dini içerikli tercümeler, 6. yy.dan itibaren özellikle mantık, felsefe ve tıp alanında yo­ gunlaşmış ve Süryanice ve Arapçaya yapılan bu tercümeler ıo. yy.a kadar canlı bir şekilde devam enniştir. 1 1 5 Grekçe retorik eserlerinden sadece Aristoteles'in Retorik'i yaklaşık olarak 7· yy.da 116 Süryaniceye çevrilmiştir. 1 1 7 Bu Süryanice tercüme günümüze ulaşmamıştır. Ayrıca tercü­ menin hangi tarihte ve kim tarafından gerçekleştirildiği de kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bu tercümeden yapılan Arapça çeviri İslam filozoflannın bu alandaki çalışmalarına kaynaklık eden diğer metinler de dikkate alınarak ortaya ko­ nulmuştur. İbn-i Nedim Poetika'nın Süryaniceden çevrildi­ belirtmekte ancak Retorik'in de Süryaniceden tercüme edilip edilmediğine dair bir bilgi vermemektedir. 1 18 Reto­ ğini rik'in günümüze ulaşan tek Arapça nüshasında (Bibliotheca Nationale, Ms . Arabe 2346) iki yerde nüshanın İbn Senılı'in nüshasına dayandığı ve onun da metni yazarken iki Arapça ve bir de Süryanice nüshadan yararlandığı belirtilmekte- 115 1 16 117 118 Bawnstark, A, Geschichte der syrischen Literatur, Bonn, 1922, s. 227- 232. Lyons, M. C., Aristotlc's Ars Rhetorica, I, önsöz, s. i. Watt, John W., "Syriac Rhetorical Theory and the Syriac Tradition of Aristotle's Rhetoric", Peripatetic Rhetoric After Aristotle içinde, ed. William W. Fortenbaugh, David C. Mirhady, New Jersey, 1994, s. 256. İbn Nedim, Kitdbu 1-fihrist, 6o2. nşr. Gustave Flügel., Beynıt, 1964, s. 6o1-
5Z İbn Siru1 Felsefesinde Retorik dir. 1 1 9 Daha öncesine dair ise, 780-823 yılları arasında Nes­ nıri kilisesinin patri.kliğini yapmış olan I. Timothy'nin Pet­ lıian adındaki bir papazdan, 9· yüzyılın başlarında Musul yakınlarındaki Mar Mattai Manastın'nda Topikler, Sofistik Deliller, Retorik ve Şiir'in Süryanicedeki gibi bir şerhinin olup olmadığını sorduğu bilinmektedir. 1 20 Süryanice Retorik ve Poetik'e ilk atıf, Gutas'ın 6. yy. felse­ fecilerinden Pers'li Paul hakkındaki çalışması olan ve özellik­ le İslam fılozofları ile önceki fılozofların ilimler tasnifini kar­ şılaştırması bakımından önem arzeden makalesinde yer al­ maktadır. 121 Makalede Retorik'in ıo ve ı ı . yüzyılda İslam filo­ zoflarının da kullandığı tercümesinin "Huneynler öncesi" tercüme olduğıı belirtilmektedir. 1 22 Süryani kültür havzasındaki düşünürler İskenderiye'deki Aristoteles şarihleri tarafından Organon'a cWıil edilen Reto­ rik'i Meşş:ü mantığına olan ilgileri çerçevesinde Süryaniceye çevirmiş olsalar da klasik retoriğe çok az ilgi duymuşlardır. Bu çevrelerde dönemin sosyal ve siyasi şartlarından dolayı ağırlıklı olarak dini hitabete yoğuntaşıldığı anlaşılmakta­ dır. 1 23 Süryaniler, tercüme etmek için Bizans'ta yaygın olarak okutulan Hermogenes'in (M .S. 150-225) daha çok Aristote­ les sonrası dönemde şekillenen adli retarikle alakalı kitabını değil de Aristoteles'in Retorik'ini tercih etmişlerdir. Bunda Aristoteles'in politik hitabet türünün vaizlerin halka olan hi119 Lyons, age. , s. I-IV. Watt, agm. , 14 1 Z57· 1 2 1 Gutas, Dimitri, "Paul the Persian on the classification of the parts of Aristode's philosophy: a milestone betwecn Alexandria and Bagh­ dad", Der Islam 6o ( 1983), s. Z34· 1 22 Gutas, agm., s. 151. 1 23 Watt, agm. , s. 143-144 . 1 20 ,
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 53 tabeti için daha elverişli bir tür olmasının yanında Süryanile­ rin toplwn olma bilincini canlı tutması bakımından ve çev­ redeki güçlü dinler olan B izans Ortodoksluğu, Zerdüştlük ve İslam etkisinden korunm ak arzusunun etkili olduğu düşü­ nülmektedir. 1 24 Süryanice tercümenin İslam felsefesinde olduğu gibi Rc­ torih'in tarihinde de önemli bir kaynak olma ihtimal i yüksek­ tir. Günümüzde Paris'te bulunan ve Retor·i h'in metni oluştu­ rulurken tek başvuru kaynağı olarak alınan 1741 nwnaralı Paris nüshası, 125 10. yy.da kaleme alınmıştır. Bu Grekçe me­ tin Paris'ten önce İtalya'da bulunmaktaydı. Oraya ise Bi­ zans'tan gitmiştir. Bizans'ta Aristotcles'in metninin değil de ağırlıklı olarak Aphthonius ve Hermogenes'in eserlerinin ve bunlann şerhlerinin takip edildiği düşünüldüğünde Paris nüshasının daha doğudan, Grekçe ve Süryanice ders takibi yapılan çevrelerden gelmiş olması muhtemeldir. 126 Ancak elimizde Grekçeden yapılan Süryanice bir tercüme bulun­ mamaktadır. Günümüzde bulunan nüshalardan en eskisi Arapça olandır. Grekçe nüshanın onuncu yüzyılda kaleme alındığı düşünüldüğünde Arapça tercüme daha eskidir ve Grekçe metindeki bazı 7 önemli bir kaynaktır . 12 eksikliklerin tamamlanmasında Genel olarak Grekçeden Arapçaya yapılan tercümelerde Arapçanın Grekçeye göre farklı bir yapıya sahip olması ve çok tanrılı Grek kültürünün tevhid dini olan İslam'ın esasla­ rına uymayan özellikleri banndırması, beraberinde hem zor1 24 Wan. agm. , s. :ıs8, :ı6o. 125 1 26 Paris nüshası, günümüzdeki Retorih"e kaynaklık eden en eski Grekçe nüshadır. Harlfinger, Dieter, agm., s. :ıS-so, s. 32, 35 ; Conley, Thomas M., ..Aristorle's "Rhetoric" in Byzantium'\ Rhetorica, 8 : ı ( Kış, 1990 ) , s. J4-J8 . 127 Aristoteles, d-Hatdbe et-terceme ei-'Arabi_vye d-hadtme, önsöz, (y) .
54 İbn Sina Felsefesinde Retorik lukları hem de farklı yaklaşımları getirmiştir. Örneğin Hu­ neyn b. İshak Grekçe kaynaklardaki "Tanrılar" ibaresini "Tanrı" veya "melekler" şeklinde tercüme etmiş ve Yunanlı­ lar'ın yeryüzündeki tanrılarından olan Pluton, "cehennem meleği" adını almıştır. 1 28 Retorik ve Poetika ise Organon'un diğer eserlerine göre kültür ve edebiyat açısından içinden çıktıkları topluma özgü hususiyederi daha fazla yansıttıkla­ nndan ve bu eserleri Süryanice ve Arapçaya tercüme edenler bu kültürel ortama aşina olmadıklarından, mütercimler, bu tercümeyi yaparken bazı zorluklarla karşılaşmışlardır. Ter­ cümelerde bilinçli tercihierin dışında özellikle dille alakah hataların birçoğu bu zorluk dolayısıyla vuku bulmuştur. 129 1.3.2. Retorik'in Süryaniceden Arapçaya Tercümesi İbnü'n-Nedim (ö. 995 veya 998 ) , Arapçaya tercümesini İshak b. Huneyn'in (ö. 910) yaptığı Nakl-i Kadim'i 130 İbra­ him b. Abdullah'ın (en-Nllid, ö . y. 940) tercüme ettiğini; yüz varak tutan ve Farabi'nin şerhettiği bu tercümeden Kin­ di'nin talebesi olan Ahmed b. et-Tayyib es-Serahsi nüshasını 1 28 Stro�.aier, G., "Die gricchischen Götter in einer christlich arabi­ 1 29 1 30 schen Ubersetzung, Zum Traumbuch des Artemidar in der Version des Huııcyn ibn Ishak", Der Araher in der Alten Welt, 5, I içinde, cd. R. Stchl, Berlin, 1968, s. 137. Vagelpohl, Aristotle's Rhetoric in the East- the Syriac and Arabic transla­ tion and commentary tradition, Leiden, :ıoo8, s. 3:ı; Würsch, age. , s. :113. Nakl-i kadim, Abdurrahman Bedevi'nin önsözde bclirttigi gibi Hic­ rct'in üçüncü yılından, yani Huneynler'den önce yapılan tcrcümelerc i§aret etmektedir.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 55 gördü�ünü belirtiyor. 1 31 Benzer ifadeler bazı de�şikliklerle birlikte İbnü'l-Kıfti'de ( 1 1 72-1248 ) de geçmektedir. 132 Bu metnin ikinci bir tercümesinin daha oldu� aktarılmakta­ dır . 133 Abdurrahman Bedevi'nin belirttiğ ine göre gerek bu tcrcümede kull anılan kavramların sonradan kullanılmaması gerekse metinde birçok yanlış anlamanın söz konusu olması bu tercümenin Huneynler öncesi bir döneme ait oldu� ka­ naatini doğurmaktadır. 134 Günümüzdeki Retorik metninin ortaya çıkışını inceleyen Kassel, 1971 yılında yayınlanan çalışmasında kull anmak üzere Retorik'in Arapça tercümesinin Paris'teki nüshasının birinci kitabının ve diğer iki kitaptan da bazı örneklerin Berlin Freie Üniversitesi'nden Dr. Estifan Panoussi'nin Almanca'ya yap­ tığı fakat basımı yapılmayan tercümesinden yararlandığını belirtmektedir. 135 Aralannda Kassel'in de bulundu� bazı retorik araştırmacılan günümüze ulaşan Retorik metninin bazı kısımlannda Aristoteles'in üslubuna uymayan yerlerin bulunduğunu ve bunların metne sonradan eklenmiş olabile­ ce�ini belirtmektedirler. Örne�n 1377 a 7a- 1377 a 7d arasın­ da geçen ve insanların işkenceye tepkisinin anlatıldığı kısım- 131 İbn-i Nedim, Fihrisl, s. 250 : " J.i:.! '":"'l...t �u..JI .�, : l.iu,:u .;• r�' �tJ . ,.,.. .J!t ..,ıl}.tl l o_,.j • •1� .;,ı r="l_,.j <ll.i.Ji • ...,u-JI .)I � ..;-ı .:ıt Jh rı.ıi r:t.ıi J.i:.! üJ.J �lo ,W '":"'I:S:II I.Lo ......Jı.ll ..,ıt .;,ı -'-t �• İbnu'I-Kıfti, "Tdrthu'l-hukemd", nşr. Julius Lippert, ed. Fuat Sezgin, Islamic Philosophy içinde, Publications of the Instinıte for the History of Arabic-Islamic Science, cilt: 2, Frankfurt am Main, 1999, s. 38-39 : , m "•..,ı,..ıı .;ı <l1.ii .;-ı �� �, rı.ıi J.i:.! '":"'l...t . � u...ıı ,., Uu,:u .;......Jı.ll ..,ıt .;,ı -'-t � '":"'I:S:II I.Lo �J:ı.J ,.,.. rı.ıi .w. ,., ÜJ.J � ,.... ..} �.,..ır . .J!t ._,ılıl.ill •.,.JJ • r�' �J .. ı� .J! r="lrJ 133 İbnü'n-Nedim, Fihrist, s. 253 ( İskender Afrodisias'tan bahsederken) . 134 Aristotclcs, el-Hatdbe eı-ıerceme el-'Arabiyye el-hadtme, önsöz. 135 Kasscl, Rudolf, Der Text der aristotelischen Rhetorik: Prolegomena zu einer Kritischen Ausgabe, Berlin, 1971, s. 88. (Bundan sonra Der Text şeklinde ifade edilecektir) .
56 İbn Sina Felsefesinde Retorik da metin tekrarı olduğu ve metinde yer alan "kalın kafalı" ( A.ı965epııoı, litodermoi, "taş derililer'', "slow-witted"136) ifadesinin Aristoteles'in üslubıına uymadığı görüşü bu iddia­ lardandır. 1 3 7 İlgili kısım ana hatlarıyla Arapça tercümede yer almakla birlikte "kalın kafalı" anlamını karşılayacak herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Bıınıın yerine metinde "sağlıklı bedenler'' ifadesi geçmektedir ancak "kalın kafalılar" olum­ suz bir anlam içeriyerken (işkencelere dayanan) "sağlıklı be­ denler" olumlu bir içeriğe sahiptir. Elimizde böyle titiz bir tercüme bulunması dolayısıyla Retorik'in tarihiyle ilgili ça­ lışmalarda günümüze kadar neredeyse hiç dikkate alınmayan Arapça tercüme ve İslam filozoflarının retarikle alakah me­ tinleri, Brandes'in de belirttiği gibi özellikle Arapça tercü­ menin hakkıyla incelenmesi durumıında Retorik'in tarihinin yeniden yazılmasına ihtiyaç duyulabilir. 1 3 8 Klasik retoriğin İslam dünyasındaki serüveni gerek kendi iç bütünlüğü içeri­ sinde gerekse Aristoteles'in metninin tarihi gelişimi süreciyle karşılıklı olarak ayrıntılı bir şekilde incelenmesi durumıında bu alanda önümüze yep yeni ufuklar açabilir. Poetika'nın Arapça tercümesini yayıniayan Tkatsch, Reto­ rik üzerine bir çalışması olduğıınu ve bu çalışmanın 1920 yı­ lında basılacağını duyurmuş, ancak ölümünden bir yıl sonra, 1928'de Poetiha tercümesi yayınlanmış olsa da Retorik 'le ilgili çalışması yayınlanamamıştır. 139 Daha sonra 1959 yılında Abdurrahman Bedevi eseri Grekçe nüshayla karşılaştırarak neşretmiştir. 1 40 Bedevi'den 136 137 138 1 39 1 40 Aristotle, On Rheıoıic, s. 108. . A. ınlf., Rh eıorı'h Rapp neşn, s. 519-520. . . Brandes, Paul, A h ıs ıo ry ly Prinıings, Menıchen, Kassel, Der Texı, vj Aıisıoıle's Rheıorıc. Wi ıh a Bibliography of Ear­ N.J. , Scarecrow Press, 1989, s. 9· s. 89. et-ıerceme Aristoteles, ti-Haıabe el-'arabiyye el-hadtme, tahkik ve neşir : Abdurrahman Bedevi, Kahire, 1959.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 57 sonra bu tercüme üzerine M.C. Lyons'un biri metin tetkiki diğeri de metinde geçen kavramların Grekçe-Arapça ve Arapça-Grekçe karşılıklarından oluşan iki ciltlik daha ayrınu­ lı bir çalışması vardır. 141 Ancak bu metin de bazı eksiklikler içermektedir. Dolayısıyla hem neşredilen Arapça tercümeler ve yazma nüshanın hem de Retorik'in tarihinin yeniden ya­ zılma ihtimalini içinde barındıran bu nüshayla Banda Reto­ rik'e kaynaklık eden yazmaların karşılaşnrılması gerekmekte­ dir. Tübingen Üniversitesi, Retorik bölümünden Simon Wolf, Retorik'in tarihi süreç içerisinde alttarımında büyük bir boşluk (stark lückenhaft) olduğunu belirtiyor142 ve Retorik'in Tübingen Üniversitesi kütüphanesinde bulunan en eski Grekçe yazmalarından biri üzerine yapnğı araşnrma sonucu kaleme aldığı yazısında şöyle diyor: "Aristoteles'in retorik metni birçok defa gözden geçirilmiş­ tir. Önemli Arapça yazmalar olan Paris'teki 2346 numaralı nüsha elimizde bulunmasına rağmen bu çalışmalar halen daha Arapça veya İ branice kaynaklara degil de Grek- Roma şerh geleneğine dayandırılmaktadır .. . " 143 Retorik kelimesinin Arapçada nasıl karşılandığına gelin­ ce, Arapça tercümesinde "rin1riyye" şeklinde alınmıştır. Bu ifadeyi Kindi Risaleler'inde, Aristoteles'in kitaplarının tanı141 Lyons, M.C., Aristoıle's "Ars Rhe to rica ": The Arabic Version, Cam­ bridge, n cilt, 1982. 142 Wolf, Simon, Hisıorisch-sysıematischer Aufriss der Argumentationsformen bd A r is to tdes, ( basılmamı§ tez) , Tübingen, zoo6, s. 19-zo. 143 "Der Text der aristotelischen Rhetorik ist mehrfach rckonstruicrt worden. Trotz der Existenz des wichtigcn arabischen Manuskripts Parisinus 2346 stützt sich diese Arbeit bis heute weitgehcnd nicht auf die arahische �er jüdische, sondem auf die gricchisch-römische Tradition der Uberlicferung und des Konımentars . . . ", amlf. , http://tobias-lib.uni-ruebingen.de/volltexte/zoo6/zz.u/pdf/Aristo­ tcles-Manuskript. pdf; Brandes, Paul, age. , s. 9·
58 İbn Sina Felsefesinde Retorik tıldı�ı bölümde mantık eserlerini sıralarken "ritfuika" şek­ linde almış 1'" ve "el-bela�i" kelimesiyle karşılamış ve anlamı­ na da "bela�at hakkında" demiştir. 1 45 Ancak "etkili söz söy­ leme" (eloquence) anl amına gelen ve bir edebiyat kavramı olarak kabul edilen "belagat", klasik retorikte kıyasa dayanan Aristoteles retori�ini karşılarnamaktadır. Kindi'den sonraki düşünürler ise "hatabe"yi tercih etmişlerdir. 146 Arapçada h-t-b fıilinin masdarı "el-hacibe", bazen de "el­ hitabe" şeklinde okwımaktadır. Nitekim "el-hattab" (hitabe­ ti güçlü) kelimesi de aynı kökten türetilmiştir. Farabi'nin Kitabu'l-hatdbe'sinden sonra dini hitabetle karışmaması için klasik retoriği ve bu alandaki kitapları karşılamak üzere "el­ harabe" kelimesi kullanılmı ştır. 1 47 İslam felsefesinin özgünlü­ �ün güzel bir örneği olarak düşünd�üz bu kavramsal­ Iaştırma sürecinin bir benzeri için Türkçede henüz başlangıç aşamasında oldu�uzu söyleyebiliriz. "Hatabe", Türkçe konuşanlar, özellikle İslam felsefesi gelene�e aşina olma­ yanlar için yabancı bir kelime olmasına ra�en günümüz Türkçesinde aynı kökten gelen "hutbe" veya "hicibet" şek­ lindeki kullanımlar yaygındır. Bunların yanında "retorik", "söylev" ve bu kelimeyle bağlantılı olarak " pfı trop" (retor) 144 Nitekim İbn Sini da ei-Hikmetü'I-'Arüziyye'de bu kelimeyi kullanacak­ or. Bk., ei-Hikmetü'I-'Arüziyye, s. ıs. 145 Kindi, Resail, s. 368. 146 Kaya, Mahmut, Islam Kaynaklan lşıgında Arisıoıeles ve Felsefesi, İstan­ bul, 1983, s. 113-114. 147 Bk., Kaya, Mahmut, "Hirabet", DIA, XVIII , ıs6; Bohas, Gcorges (vd. ) , The Arabic ünguistic Tradition, Routledge, Londra, 1990, s. ıoo; EI2, cilt: ı , s. 981 (�) ; Hein, Ouistd, Dtjinition und Einteilwıg der Philosophie: von der spatantiken Einleitungsliteratur zur arabisdıen Enzyklopddie, Frankfurt, 1985, s. 374; İbn Sini, Işaretler ve Tembihler, İstanbul, zoos, prg . 6 7 .
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 59 kelimesini karşılamak üzere "hatip", "viiz", ı 48 "söylevci", "söz sanan ustası", "konuşmacı" veya "aytaç" terimleri de tercih edilmektedir. ı 49 Örneğin Aristoteles'in Türkçeye çevri­ ten ilgli eseri "Retorik" başlıgtyla yayınlanmıştır. 1 50 Dilimize yerleşmekle beraber "retorik" kelimesi Türkçe de�ldir ve bir isim olan bu kelime, sıfat olarak kullanımıyla aynı oldugun­ dan karışıklıklara yol açabilmektedir. Örne� Arapçada re­ torikte kullanılan kıyasları belirtmek için "hatabi kıyas" şek­ linde tercüme edebilece�iz bir kullanım mevcuttur (el­ kıyasu'l - hadbi ) . 15 1 Bundan yola çıkarak "hatabi bir söz" şek­ linde bir ifade de kullanabiliriz. Ancak aynı rahatlık ve akıcı­ lık retorik için sözkonusu değildir. Kullanılıyor olmakla bir­ likte bu kelimenin isim ve sıfat halinin aynı olması kullanı­ mını wrlaşnrmaktadır. Örneğin "retorik söz" şeklindeki ifa­ deler yaygın değildir. Bunun yanında Türkçede son dönem­ de kullanılmaya başlanan "-sel" yapım ekiyle oluşturulan bir sıfat olan "retoriksel" kelimesi de akla gelmektedir. Ancak hem kelimenin yabancı olması hem de bu yapım ekinin kul­ lanımının yaygın olmaması, bu türetim için "iyi" sıfannı kul­ lanm amızın önünde bir engel olarak durmaktadır. Retorih ve Poetiha'nın içerik bakımından nispeten Grek diliyle alakah olması ve Arap edebiyatında güçlü bir şiir ge­ lene� olması dolayısıyla Retorih ve Poetiha İslam dünyasında yaygın bir kabul görmemiştir. Bu yaklaşımın ortaya konul1 411 Arapçanın yanında Türkçe eserler de kaleme alan ve ı87o yılında Daru'I-Fümin'un mannk hocalı�na getirilen Abdülkerim Efendi, Mtzdnu1-'adl isimli escrinde mannk sanatlanndan hitabete d�ken hita� kullanan kişiye hadb veya "viiz" denilditffii bclimnektc­ dir. Ulger, Mustafa, Hoca Abdalkerim Efendi'nin Felseft Gonlşleri , ba­ sılmamış doktora tezi, Ankara, ıoo7, s. 91, 197· ı49 �ken, age. , s. 3-4. Dürüşken, adı geçen kullanımiann Türkçe kaynaklannı aynnnlı bir şekilde vermektedir. ıso Aristotclcs, Retorik, tre. Mehmet l>oAan, İstanbul, 199S· ısı İbn Sini, el-Hatdbe, s. 3ı. " "
6o İbn Sina Felsefesinde Retorik masının sebeplerinden biri de Farabi ve İbn Sina'nın retori­ ğe dair eserler kaleme aldığı dönemde haJihazırda Arap dilci­ leri tarafından zengin bir belağat külliyatı oluşrurulmuş ol­ masıdır. Ancak gerek o dönemde ve gerekse sonrasında Aris­ toteles retoriğinin arap dili ve belağari ile İslam ketarnını 1 5 2 etkileyip etkilemediği tartışma konusudur. 153 Klasik dönem İslam filowfları kendi dönemlerinde reto­ rikle ilgili temel kaynakları ellerinin altında bulunduruyorla­ dı. Örneğin İbn Sina ve İbn Rüşd'ün ( ı ıı6-ıı98) hitabetle ilgili metinlerini yayıniayan Muhammed Selim Salim bu iki fılowfun her iki eski Retorik tercümesine de sahip oldukları­ nı belirtir. 154 Buna karşın Abdurrahman Bedevi İbn Sina'nın faydalandığı metinlerio Farabi'nin metinleri olduğu, buna karşın İbn Rüşd'ün başka bir metne müracaat ettiği görü­ şündedir. 155 1.4. FARABI'NiN RETORİCE DAiR ESERLERİ İskenderiyeli şarihler Retorik ve Poetika'yı Organon'a dahil etmiş olsalar bile bu yönde eser vermemişlerdir. Buna karşın önde gelen İslam fılowfları Aristoteles'in bu metinleriyle il­ gili olarak en az bir eser kaleme almışlardır. Mantık sanatları 1 5 2 Fahreddin Razi ve Taftazaru gibi önde gelen kclarn ilimleri nakli delille� genellikle hatabi özelli�e sahip olduklannı kabul eonekte· dirler. "'nsanı ilk defa yaratan onu ikinci defa da yarannaya mukte· dirdir" veya "Yerde ve göklerde Allah'tan başka ilahlar olsaydı ikisi de fesada �ardı"' ayetlerinde oldu� gibi. Bk., Yavuz, Yusuf Şevki, "Hacibe", DlA, s. 517 . 153 Kaya, Mahmut, age. , s. n8·1ZI; Taha Hüseyin, agm. , s. 131-157· 154 İbn Sini, d-Hatclbe, s. 18-:zo. 1 55 Aristiıtalis, al-Hatdbe, eı-Tacüme el- 'arabiyye el-kadrme, s . VIII - IX; İbn Rüşd, Telhfsu 'I -Hatabe, Kahire, 1960, s. IX.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 6ı arasında pratik yönüyle öne çıkan şür ve özellikle retorikle alakah bu eserler İslam felsefesinin genel düşünce tarihinde gözden kaçınlmaması gereken bir yer edinmesinde katkı sag­ lamış olmaktadır. Ne Arapça tercümedeki eksiklikler ne filo­ zofların eserlerindeki kusurlar ve ne de sonraki dönemlerde bu eserlerin ihmal edilmiş olması bu katkının görmezden ge­ linmesi için yeterli sebep degildir. İslam'ın en büyük filozoflarından biri olan ve Organon'a dair ortaya koydugu çalışmalar dolayısıyla 'İkinci Muallim' ( el-Muallimu's-Sani) adını alan Farabi'ye göre ilimler en ge­ nel anlamda gayesine göre bir tasnife tabi tutulur. Gayesi sadece bilmek olan ilimler nazari (teorik) ilimleri oluş turur. Gayesi sadece bilmek olmayıp bilginin yanında amel etmek amacını da taşıyan ilimler ise pratik (ameli) ilimlerdir. 156 Bu çerçevede retorik sanatı lisan ilmi, mantık, matematiksel (ta­ liml) ilimler, fızik ve metafızik, medeni (siyasi) ilimler şek­ linde beş ana başlıktan mantık ilmine d:ihil olmaktadır. 157 Evrensel olması nedeniyle yerel olan gramere göre daha değerli olan 1 58 mantığın son beş kitabını oluşturan Burhan, Cedel, Safsata, Retorik ve Poeti.k bu ilmin maddesine (üA:rı, hüle) tekabül etmektedir. Bu sanatlar kullandıkları öncülle­ rin kesin bilgiye yakınlığı derecesine göre sıralanırlar. "Bağ156 Fir:ibi, Kitdbu't- Tenbih 'ald sebiii's-sa'dde, nşr. Cafer Aı-i Yasin, Beynıt, 1 57 1985, s. 76-n . Nasr, SeY)id Hüseyin, Islam v e ilim: Islam medeniyetinde akli ilimierin tarihi ve esaslan, tre. İlhan Kutluer, İstanbul, 1989, s. 15. Aristoteles örneklerini Yunan kültüründen seçti� için Faribi'nin çağdaşlarının Aristoteles mannğıru anlamadıklan belirtilir, bk. Dururoy, Mcıinlerle 158 Manııga Giriş, ( 1oo8 ) , s. 131. Faribi mannğı gramerden farklı, ancak toplumsal yapıyla uyum için�e bir disiplin olarak görmektedir. Bu bakışında Yunan mannğı­ na Islam toplumunda bir yer açma çabası etkili olmuştur. Street, Tony, "Arabic Logic", Handbook of the History of Logic, Volume 1 : Greek, lndian and Arabic Logic i�ı-inde, ed. Gabbay, Dov M.; Woods, John, Amsterdam, 1004. s. 537·
6:ı İbn Sina Felsefesinde Retorik lam teorisi" ( context theory) denilen ve İskenderiye Oku­ lundaki şarihler tarafından benimsenen ve Farabi tarafından da İslam felsefesine uygulanan bu anlayış 159 Retorik'in da Or­ ganon içerisinde ele alınmasında en temel dayanaklardan biri olmuştur. Farabi'den sonra İbn Sina ve İbn Rüşd de Aristo­ teles'in amaçlarını dikkate alarak retarikle birlikte şiirin de bir manttk sanatı olduğu hususunda herhangi bir şüphe duymamışlardır. 160 Retoriğe dair başlıca iki metin kaleme alan Farabi'nin bu iki metinden Arapçası günümüzde mevcut olanı Kitdbu 1- Hatdbe'dir. Bu eser özet mahiyetinde olup Farabi tarafından böyle bir metinde olması gerektiği düşünülen konular dikka­ te alınarak yazılmıştır. Büyük düşünürün retoriğe dair diğer bir eseri ise büyük şerh olduğu tahmin edilen ve sadece La­ tincesi mevcut olan Didascalia in Rethoricam Arislotilis ex glo­ sa Alpharabii başlıklı eserdir. 1.4.1. Büyük Şerh (Didascalia) Bu şerh hakkında "Aristoteles'in Retorik'inin eksik bir özeti veya Farabi'nin kayıp mantık kitabı olan Muhtasaru'l­ Man tı k' ın bir bölümüdür" şeklinde görüşler bulunmasına rağmen bunun aslında bu metnin kendi içinde bir bütünlüğe sahip tam bir özet olduğu ortaya konulmuştur. 1 6 1 Didascalia, Hermannus Allemannus ( ıJ . yy. ) tarafından Larineeye çevri- 159 Guw, Dimitri, "Paul the Persian", s. 256-257; Heinrichs, agm. , s. ı89. 1 60 Murphy, James Jerome, wıbe End of the Ancient World: The Sec­ ond Sophistic and Saint Augustine", A Synoptic History of Rhetoric içinde, s. 92. 161 Steinschneider, Moritz, Die arabischen Obersetzungen aus dem Griechi­ schen, Leipzig, ı869, s. 59; Vogelpohl, age. , s . 187; Würsch, age. , s. 159·
Antik Yunan'dan İbn Sina ya Retoriğin Serüveni 63 ' lip yaklaşık olarak ız56 yılında Didascalia in Rethoricam Aris­ tatilis ex glosa Alpharabii adıyla basılmıştır. Bu tercüme 1971 yılında Langhade ve Grignaschi'nin edisyon-kririğini yaptığı Kitô.bu'l-Hatô.be ile birlikte tekrar yayınlanmıştır. Bu şerh Ste­ inschneider'in "Sadr li-kitabi'l-hatabe" şeklinde tespit etti­ 1 2 6 ve retoriğin doğası ve bölümlerine aynlan giriş (sadr, ği prologue) ile Aristoteles'in metninin paragraf paragraf açık­ landığı şerh kısmı olmak üzere iki bölümden oluşmakta­ dır. 163 Arapçasından sadece bazı parçaların günümüze geldi­ ği bu metin Farabi'nin eserinin yalnızca girişidir ve Aristote­ les'in Retorik'inin üçüncü kitabının dokuzuncu bölümüne kadar olan kısımla ilgili konulan içermektedir. 164 1.4.2. Kitabu'l-hatibe Kitô.bu'l-hatô.be'nin ilki Muhammed Selim Salim tarafın­ dan yapılan ( 1950, 1976'ta tekrar basım) üç neşri bulunmak­ tadır. Diğer iki neşir ise Langhade'nin ( 1968) ve Langhade ve Grignaschi'nin Fransızca tercümesiyle birlikte neşeettikle­ ri ( 1971) metinlerdir. 165 Kitô.bu'l-hatô.be, Farabi'nin Retorih'ten özet mahiyette bir eser çerçevesinde alınmasını gerekli gördüğü bilgilerden oluşmaktadır. Üç kitaptan oluşan Aristoteles'in eserinin sa­ dece ilk iki kitabında yer alan konulardan yararlanılmıştır. . chncı"dcr, age. , s. 59· 1 62 steıns 163 Vagcıpohi , age. , s. 187. 164 Age., s . 188; Boggcs , Will i am F., "Alfarabi and the Rhctoric: The Cavc Rcvisited", Phronesis, 15 ( 1970) s. 88. 165 Faribi'nin bu eserinin her iki baskısının da ( M . Selim SMim ve Langhadc & Grignaschi) ortak sanr numaralan mevcut olduAnndan dolayı biz de mcmimizdc sanr numaralanna da anf yapnk.
64 İbn Sina Felsefesinde Retorik Bunun yanında Farabi bu kitabı kaleme alırken sadece Aris­ toteles'in eserinden değil Galen'den de alıntılar yapm ıştır. 166 1.5. İBN SINA'NIN RETORİCE DAiR METiNLERİ İbn Sina belki bir hatip değildir ve bilimsel yöntem ola­ rak da burhanın, kesin bilgiyi vermesi bakımından en üstün bilgi olduğu görüşüne sahiptir ancak kendisine özgü bir fel­ sefe yapma yöntemi olan "s umm a philosophiae" anlayışıyla çeşitli tarzlarda kaleme aldığı eserlerinin geniş kitlelere ulaş­ masını amaçlayarak 1 67 toplumun bilgiye dönük genel algısıru dikkate aldığını göstermiştir. Bu açıdan Farabi çizgisinde 1 68 bir mantık disiplini olan ancak özellikle siyasi ve sosyal ko­ nulann yoğun bir şekilde ele alındığı geniş bir çerçevede ele Hatclbe'de retoriği daha almışnr. Erken yaşlarında mantığa vukU.fıyeriyle tanınan İbn Sina, daha sonra Aristoteles'in ilimler sınıflandırmasına uygun olarak tasnif ettiği mantığın dokuz bölümünü bütün 1 yönleriyle ele alıp değerlendirmişrir. 69 Filozofun Şifd'ya gö­ re daha Şifd'da küçük bir hacme sahip olan diğer Necdt'ın mantık bölümünde zuncu Organon'un bir eseri en­ sekizinci ve doku­ bölümlerini oluş turan Hatdbe ve Şii r'e çok kısa olarak 1 66 Bk., Firibi, Kitdbu1-lıatdbc, s. 79 vd. ; Zimmennann, Friedrich W., "Al- Farabi und die philosophische Kritik an Galen von Alexander zu Averroes", Akten des Vll. Kongresses Jür Arabisıik und lslamwissrnschaft, ed. Albert Dietrich, Göttingen, 1976 , s. 40 1-414 · 1 67 Gutas, Dimitri, lbn sına'nın Mirası, derleme ve tercüme : M. Cüneyt Kaya, İstanbul, :ıoo4, s. 35-36. 1 68 Gutas, lbn Stnı!'nın Mirası, s. 138. 169 Durusoy, Ali, "İbn Sina's Contributions to CJassical Logic", Journal sayı : 15, Atina, ıoo6 , s. z. of Orienıal and African Studies,
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 65 değinilmiş ve bu iki sanata ayrı birer bölüm şeklinde yer ve­ rilmemiştir. İbn Sina gerek el-Hikmetü'l-'Aruziyye'yi gerekse Şifa'nın Hatabe kısmını kaleme alırken Aristoteles'i çokça zikretmesi­ ne rağmen, eserlerinde genelde yaptığı üzere 170 Farabi'nin ismini zikretmemiş 1 71 ancak onun bu konudaki eserleri olan Kitdbu'l-hatabe ve Didascalia'dan yararlanmıştır. Aristotc­ les'in Retoıik'iyle bağlantılı olarak Nakl-i kadim'den başka bir tercümeyi kaynak olarak aldığına dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. 172 Nakl-i kadim'deki bazı hataları tekrar­ laması veya eksik bulduğu yerleri kendi tamamlaması bu yargıyı güçlendirmektedir. Diğer yandan Aristatdes Reto­ rik'te, retorik için açık bir tanım vermese de İslam filozoflan daha detaylı açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu açıklamaların nedeni Retorik'in fılozoflar tarafından özgün bir şekilde yo­ rumlanma çabası olabileceği gibi İskenderiye ve Süryani okullarının retoriğe dair ortaya koyduğu ancak yazıya dö­ külmeyen etkisi de olabilir. 1 73 İbn S in a mantık çalışmaları çerçevesinde retoriğe dair müstakil olarak iki metin kaleme almıştır. Bunlardan ilki yirmibir yaşında174 telif etmiş olduğu ve hatabi konuları iki ayrı başlık altında ama bir bütün olarak1 75 içeren Kitabu'l- 1 70 İbn Sina, d-Hihmetü1-'Araz:iyye, önsöz, s. ıı. 17 1 Diğer yandan İbn Rüşd hem Retorih'in hem de Poetika'nın te lhi sinde Ebu Nasr'ın ismini zikretmektedir, bk., İbn Rüşd, Telhrsu 'l-haıdbe, s. 29; İbn Rüşd, Telhısu'ş-ş'ir, s. 44· 1 72 İbn Sina, el-Hihmeıü7-'Arfiziyye, önsöz, s. 10. 1 73 wursc ·· h , age. , s. 26 . 1 74 1 75 İbnu'l-Kıfti, age. , s. 416. Guta.�, Dimitri, Avicaına and the A r is co td ian Tradition: lntoducıion to Reading Avicenna's Philosophical Worlıs, Leiden/Boston, 1988, s. 89.
66 İbn Sina Felsefesinde Retorik Mecm 'u evi 'l-Hihmeti 'l-'Araziyye'dir. ı76 Aristoteles'in teorik felsefesinin tümünü konu edinen bu metinde bahsedilen baş­ lıklardan biri "fi me'ani R.ltlli'ılcl" (Retoriğin anlamlarına dair) ve diğeri de "fi'l-ahlik ve'l-infi'ahiti'n-nefsiniyye"dir (ahlak ve psikolojik etkilenirnler) . ın Retoriğe dair diğer metin ise Şifa'nın manttk kısmının sekizinci kitabı olan el­ Hatdbe'dir. Bununla birlikte retarikle alakalı konulara fılozo­ fun diğer eserlerinden en-Necat'ta, Farsça kaleme aldığı ve daha ziyade el-Hikme ve el-Hatdbe'de ortaya koyduğu görüş­ lere yer verdiği Danişname-i A lat'de ı 78 ve Şifa'nın özeti olarak kabul edebileceğimiz el- lş arat 'ta mantık konulannın ele alın­ dığı ilgili bölümlerde çok kısa da olsa değinilmiştir. ı 76 Gutas bu eseri "'SkoUstik felsefenin başlangıona bir işartt olarak or­ taçağın ilk felsefe kililiyan (summa )" diye nitelemekredir, bk., Gutas, age. , s. 87. 1 77 Anawati., Müellefatu lbn-i Slnd, Kahire, Daru'I-Maanf, 1950, s. :14, 103104. Bu bölüm n65'ten sonra vefat eden Ebu'I-Berekat ei­ Bağdadl'nin "el-Mu'teber" adlı eserindeki rerorikle alakah bölümlerle birçok noktada benzerlik göstermektedir. Bk., Würsch, age. , s. n . (Ebtl'l-Berekat el-Bağda&, Kitdbu 1-Mu 'teber ft1-hihme, Dairetü'I­ Mairifi'l-Osmaniyye, Haydarabad, 1938, s. 269-276. İki metin ara­ sında benzerlikler olsa da Muteber'in içeriği Hatdbe gibi daha teorik bir yapıya sahiptir. ) . ı7S İbn Sina, Avicennas Treatise on Logic, Part One of Danish-namei Alai, Zabeeh Farheng, The Hague, 1972, s. 40-42. Burada mannk kısmının tercümesi kaynak olarak alınan bu eserin tamamı Farsçadan Türkçeye ter�e edilmiş ve Farsça yazması ile birlikte nqre­ dilrniştir. Bk. Ibn Sina, Ddnişname-i alcn, Alcn Hikmet Kitabı, tercüme: Murat Dernirkol, Türkiye Yazma Eserler Kununu., İstanbul, 2013.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 67 1.5.1. el-Hikmetü'l-Ardziyye Genç yaşta yazmış olmasına ra�en İbn Sina'nın başlıca felsefi eserlerinden sayılan 179 Kitdbu 'l-Mecm 'u evi 'l-Hihmetü'l­ 'Arılz:iyye retorikle alakalı olarak iki başlık altında yer alan bir metin içermektedir. "Fi me'ini Ritfırika" ve "fi'l-ahlik ve'l­ infi'3.lati'n-nefs3.niyye" başlıklan altındaki metinlerden ilki Reto rih ' in birinci ve ikinci kitabındaki konularla ilgilidir. Hacmi daha küçük olan "el-ahlak ve'l-infi'aiat" ise ikinci kitapta yer alan ve iknanın meydana gelmesi için bilinmesin­ de fayda görülen öfke (gazab) , arkadaşlık (sadikat) , korku (havf) , cesaret (şecaat), utanm a (hacel) , keder (el-hemm) ve (haksızlıktan dolayı) kızgın (en-n3.kıın ) gibi psikolojik du­ rumlara aynimıştır. Kitabın her iki bölümünde de hakim olan ifade tarzı Farabi'nin ve İbn Rüşd'ün ( nz6-n98 ) İbn Sina ile aynı met­ ni kullandıklarına işarettir. 180 Ancak İbn Sina bu metninde Farabi'nin küçük şerhinde olduğu gibi retorik delillendirme ve mümkün bilgi konusuna yoğunlaşmak yerine pratik ko­ nulan da içerecek şekilde retoriğin tamamına yakınını özet­ lemiştir. Filowfun bu metodu tercih etmesinde Müslüman hatipiere bir el kitabı hazırlama isteği etkili olmuş olabilir. 1 8 1 İlk metin (Fi me'ini Ritfırika) Muhammed Selim S3.lim tarafından 1945 yılında Upsala nüshası kaynak alınmak sure­ tiyle neşredilmiştir. Daha çok kavramsal çözümlernelere yer verilen ikinci metin Denise Remondon tarafından müstakil olarak neşredilmiş ve Fuat Sezgin tarafından da tıpkıbasımı 179 Anawid, age. , s. %4; Janssens, Jules L., An Annotared Bibliography on (1 970- 1 984), Leuven, 1991, s. :z1; Gutas, Avicenna and Aristote­ l ia n Tradition, s. 145. w · · -�ı. u."'"'., age . , s. ı. Vage lpohl , age. , s. 194 · Ibn Stnd 1 so IBI
68 İbn Sina Felsefesinde Retorik ya pılmıştır 1 82 Bu metin yazma nüshada fizikten önce yerleş­ tirildiği için mantığın son kısmı gibi dii§ünülmii§ ancak bu kısım "fı me'ani Rirurilcl"nın devamı niteliğinde bir metin­ dir. Her iki metin Muhsin Silih tarafından el-Hikmetü 'l­ 'Aruziyye'nin diğer bölümleriyle birlikte 2.007 yılında Bey­ rut'ta basılmışnr. 183 Ancak Muhsin Salih de bu ikinci kısmı yazınada olduğu gibi mantığın sonuna yerleştirmiştir. 184 . 1.5.2 Kitibu'ş-Şif3'nın Hatibe Kısmı Felsefenin bütün konularını içine alan ve yaklaşık olarak IO"l.I-102.7 yıllan arasında telif edilen 185 Kitdbu'ş-Şifa'nın man­ tık kıs mının sekizinci bölümünü oluşturan el-Hatdbe, üç ki­ taba ayrılan Retorik'ten farklı olarak dört makale/ana başlık altında değerlendirilmiştir . Hatdbe'nin geniş teorik bir giriş şeklindeki ilk makales i Aristoteles'in Retorih'indcn bağımsız bir içeriğe sahiptir. Retorih'in ilk kitabının ilk üç kısmındaki konuların işlendiği bu bölümde İbn Sina, selefi Farabi'nin günümüze sadece Larineesi ulaşan eserinin güçlü etkilerini yansınnaktadır . Bunun yanında Farabi'nin Kitdbu'l-Hatdbe adlı metni de faydalanılan eserler arasındadır . 1 86 182 Rcmondon, Denise, "cl-Ahlik ve'l-infi'alatü'n-nefs:iniyye", Mmıorial Avicenne I. lA Sociologie et la Politique Dans la Philosophie D'A vivennc içinde ed. Mohammad Yiısuf Miısi, Kahire, 1952. Ayrıca Fuat Sez­ gin tarafından npkıbasım: Islam.ic Philosophy, cilt 34, Frankfun am Main, 1999, s. 247-254. İbn Sina, Kitabü'l-Mecm u ' evi 'l-Hikrnetü'l-'Anltiyye, dık. Muh.�in Salih, , 1 83 184 1 85 186 2007/1428. · ıb n s·ına· age., s. ııo- n:z. GutaS, Avicenna and Aristattiian Tradition, s. 103-106. Würsch, age. , s. 12. Beynıt, ,
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 69 İbn Sina Hatabe'yi büyük oranda Retorik'i dikkate alarak kaleme almış olmasından dolayı M. Selim Salim bu eseri "telhis"187 olarak değerlendirmektedir. 188 Ancak bu değer­ lendirme ikinci, üçüncü ve dördüncü makaleler için belli bir oranda doğru kabul edilse bile retoriğe giriş mahiyetinde olan birinci makale için geçerli olmamaktadır. Zira bu maka­ lenin gerek kurgusu gerekse içeriği "telhis" kavramını aşacak şekilde düzenlenmiştir. Hatdbe'nin klasik retorik geleneği içerisindeki yeri, İbn Sina'nın Retorik ve Nakl-i kadimi ele alış tarzı örnekleriyle birlikte ele alındığı takdirde daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacaknr. 1.5.2.1. İbn Sini'nın el-Hatibe'sinin ÖzgünlüAit İbn Sina'nın el - Hatabe'deki özgün taraflan ortaya koy­ mak için esere kaynaklık eden Nakl-i kadimin etkisi ve Nakl­ i kadimden bağımsız olarak filozofun bilinçli bir şekilde ter­ cih ettiği tasarrufları belirlemek gerekir. 1.5.2.1.1. Nald-i Kadim'in Etkisi İbn Sina'nın Ha tdbe'ye temel olarak aldığı Retorik'in Arapça tercümesi olan ve özellikle kavramsal yapısını kull an� dığı Nakl-i kadimin Hatdbe'ye etkisi değişik şekillerde ol­ muştur. İbn Sina bazen Nakl-i kadimdeki bir hatayı olduğu gibi almış bazen de hatayı tekrarlamakla beraber eserin bü­ tünlüğünü korumak maksadıyla hatayı yorumlama yoluna gitmiştir. Örneğin metinde gençlerin hayırlı olandan çok 1 8 7 "Telhls", İslam felsefesinde klasik kaynaklara yazılan şerhlerden olup 1 88 kaynak eserdeki dii§üncelerin metin şeklinde alıntı yapmaksızın şer­ hedildiği "orta" büyüklükteki eseriere denir. Bk., İbn Sini, age. , M. Selim Satim'in önsözü.
70 İbn Sina Felsefesinde Retorik faydalı olana yöneldiklerinin anlatıldığı kısım (Aristoteles, Retari k, 1389 a 34-36) Arapçaya tam tersi bir anlam içeriğiy­ le, onların faydalı olandan ziyade hayırlı olanı yaptıklan şek­ linde tercüme edilmiştir. İbn Sina ise bu kısmı olduğu gibi almak yerine Grekçe aslına yakın bir anlamda yorumlama yoluna gitmiştir: "Onların (gençlerin) eğilimleri (mey­ luhum) henüz ısınamadıkları güzelden ( cemil) daha ziyade bildikleri faydalı olanadır (nafi') . D�ünce (fikir) ve kaygıları (hevacisu nüfUsihim) daha faydalı olana (enfa') takılıp kalır. Onlar, yaşlarından dolayı hayırlıdan faydalı olanı arılarlar ('araflı ) . Bu lezzet ve lezzetle ilgili bir şey ve fıtrattan kay­ naklanan bir d�ünceymiş gibi görülür. Bu düşünce, sahibini faydalı olana sürükler. Güzel olana götüren ise fıtrat değil erdemdir (fazilet) . Bu konu böyle anlaşılmalıdır. (hakeza ye­ cibu en yufheme haza'l-mevzı') , İbn Sina, el-Hatabe, s . 158. Nitekim "Nice çirkin görülen vardır ki gerçektir ve nice gü­ zel görülen vardır ki yanlışnr!" ("':"�IS :�.� ._;..j_, � � ..;..jj) , İbn Sina, Işaretler v e Tembihler, prg. 5 8 . Bazı durum larda da metnin hata içerdiğini belirtmiş ve o kısmı atlamışnr. 189 Bu yöndeki örnekler Abdurrahman Bedevi'nin de ifade ettiği üzere çok olduğundan 190 birkaç örnelde yetineceğiz. Aristoteles 1366 b 1-3'te dokuz adet erdem sayar . Arap­ çada metinde de dokuz erdem vardır; ancak Retorih'te "ada­ let'' şeklinde geçen kavram tercümede "iyilik" (birr) , "akıl" ise "hikmet" kavramlarıyla karşılanmıştır. Tercümedeki bu kavramsal yapıyı İbn Sina da devam ettirmiş tir . 1 91 Aristoteles şans konusunu ele alırken asalet kavramına da değinir ve asaletin bir göstergesinin de "bir yerin yedisi" olmak olduğunu belirtir. Arapçada bu kelimeye karşılık ola1 89 İbn Sini, ei-Hatdbc, s. Sı. 190 Aristoteles, ei-Hatdbe, ed. Bedevi, 1959, önsöz, (k) . 191 İbn Sina, ei-Hatdbe, s. 84.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 71 rak bir anlamı olmayan "bukana" kelimesi tercih edilmiştir. Muhtemelen Süryanice tercümenin etkisiyle böyle bir kelime 2 metne girmiş 19 veya yazım hatası olarak harflerin yeri de­ �işıniştir. İbn Sina da kelimenin anlamsızlı�ını fark etmiş ki kelimeyi oldu� gibi almak yerine ikinci ve üçüncü olacak harflerin yerini değiştirerek "b-n-k" kökünü tercih etmiş ve bu kökten türerilen "bunakaun" kelimesi­ (bir yerin yerlileri) ni kull anmıştır. 193 Seüm Salim ise kelimenin aslının n-b-1 kökünden "nübelaun" (soylular) olduğuna işaret etmekte­ dir . 194 İbn Sina bazen de bir kelimeyi oldu� gibi almıştır. 1367 b zo'de Aristoteles, S imonides'in "f\ natp6ç tE ıcai civôpoc; aôe)..(prov t' ooaa rupavvrov" (Babası, kocası ve kardeşleri tiran olan kadın) cümlesindeki "t' ouaa rupavvrov" lar") ( "tirandı­ kısmı, metni Arapçaya aktaranlar tarafından yanlışlıkla bağ fıille (t' ouaa) birlikte tiranlar (rupavvrov, ifadesi tek kelime imiş gibi algılanmış ve bu "toü Iarupavvrov" (tü iki türannon) kelimeden Satürannon, Satüranin'e ait) şeklinde bir kelime türetilmiştir. Türerilen bu kelime İbn Sina'da da yer almaktadır. 1 95 Nakl-i kadim'de geçen bazı yanlışlıkları olduğu gibi al­ mış olsa da yeri geldi�inde dayandı� metinlerde bazı yanlış­ lıklar olabileceğini de belirtmiştir: 196<' �� J eJ �t ıSJ;.p J �, (Bana göre nüshalarda hata vardır) . Metnin devamında 192 Lyons, Arisıoıle's "Ars Rheıorica": The Arabic Ve rs ion s. 148. s . 45; a.ınlf., ei-Haıabe, s. 66. 194 A.mlf., ei-Hihmeru'I-'Arti.Ziyye, s. 45· 195 A.mlf., ei-Hatdbe, s. 90 . 196 A.mlf., ei-Hatdbe, s. Sı. Aristoteles, Retorik, 1365 b 9 'un tercümesinde asıl metinde olmayan ve sathAm zayıflık için değil de zayıflı�ın s�­ lı.k için olmasından dolayı hastahAm �yıflıktan daha dc�rli old�­ na dair açıldamalar bulunmaktadır. Ibn Stnoi ise zayıfhAm hastalı� değil de ona sahip olana nispet edilmesi gerektiAiffi beli.rtmektedir. 193 İbn Sma, ei-Hihmetü'I-'Arti.Ziyye, ,
72. İbn Sina Felsefesinde Retorik ona göre dognısunun nasıl olması gerekti�ini belirtir ve son­ ra da Yunanca metne başvunılınasını salık verir ( .;,T � �.J �U.ı:JI ı.)l r;::- ,.ıt ) . 197 Bazen de Yunanca isimlerin yazilişında bil­ gisinin sınırlarını belirtmek için " takdir etti� kadarıyla" (UT ı..UT l.S) 198 ifadesi kullanılmıştır. 1365 a z6-z7'de geçen şiirdeki "Ttytav" (Tegea'ya, Antik Yunan'da, Mora Yanmadasında bir şehir) kelimesi Arapçaya tercüme edilirken "rltv rfıv" (ten gen) şeklinde anlaşılarak "'alc'l-arz" (yere) şeklinde çevrilmiştir. 199 İbn Sina bu öme� veya bunun yerine başka bir şiiri almamış ancak bu şiirin geçti�i yerde Aristoteles'in bir örnek verdi� ve kendisinin bu örne�i anlamadı� belirtmiştir. 200 Retorik 1401 b Z3-z..ı'te geçen bir entimem öme�inde Aristoteles, gecenin bir vakti allanıp pullanıp (ıcallcomcrri) c;, kallopistes) ortalıkta dolaşan birinin ahlaksız (zani) biri ol­ du�u söyler. Bu örnekteki "ıcallco mCJtiıc;" kelimesi Arap­ ça tercümede özel isim olarak "Kalllfisti" şeklinde ifade 197 Bu ifade doğrultusunda tercümenin sıhhati konusundaki tamşmalar­ la alaka1ı olarak bk., Kaya, "el-Haclbe", OlA, s. 156. İbn Sini, el-Hatdbe, s. 78. 1 99 Aristoteles, Rctorik, 1365 a ı6-ı7: "1tp6a9E JJtv ciı.up' roııoıaıv 198 fxrov tpa:x,ı:iav llcnllav 1 i:x,OOc; EÇ i\pyouc; Eic; Ttyeav fq>EpoV" (proste men amfomoisin ehon traheian asillan 1 ihtüs ex Arg\ls eis Tegean eferon) . "Omuzlanmda yontulmamış boyunduruk 1 Balık taşırdım, Argos'tan Tegea'ya." (Türkçedeki "omuz" kelime­ siyle Grekçede de "omuz" anlamına gelen ilk mısradaki "roı.ıoç" (omos) kelimesi ara�ındaki benzerlik dikkat çekicidir) . Beyit Retorik'in Arapça tercümesinde şöyle .geçmektedir: " ��.J � � .,p �J'lı ..P -;. �l.ı ..,..,;.Jı ...,-.ı '-'.ll l ..:..,JI � T;.- J-�", "omuzla­ rında yük, ve biraz balık taşıyor, Arğos adında biri, onu yere bırak200 n. . ." İbn Sini, ei-Hatdbe, s . Bı : "wl ıJ J.ı'll �� ..} u:-T "'="l:l' ı.ı.ı ;)J.ıl.ı". "Bu konuda ilk ta'limde anlamadığım bir örnek verilmiştir."
Antik Yunan'dan İbn Sinıi'ya Retoriğin Serüveni 73 edilmiştir. İbn Sina ise bu örneği, "gece dolaşan" kısmına kadar olan bölümünü atarak almış nr . 20 1 Aynı şekilde Retorik 1399 a zo-zj'te geçen entirnern ör­ neğindeki "rahip" ifadesi alınm am ış ve "tannlar" yerine de Arapça tercümede olduğu gibi "Allah" kelimesi tercih edil­ miştir. 202 1400 b s-S'te yer alan ve yapılması düşünülen bir fiilin daha önce yapılanlara uymaması durumunda ikisinin birlikte ele alınabileceğini belirten cntimem örneğinde Elea­ lılar, Ksenofanes'e (M.Ö. 570-480) Leukothea'yı kurban edip yasını tumıalarının gerekip gerekmediğini soruyorlar. Ksenofanes cevabında onlara, eğer Leukothea'yı bir tanrıça olarak görüyorlarsa yasını rumıarnalarını, eğer ölümlü biri olarak görüyorlarsa onu kurban etmemelerini salık verir. Bu örnek İbn Sina'da şöyle geçer: "Biri bir ölü için kurban kesip böylece huzura kavuşmak ve Allah'a yakın olmak isteyen, bununla birlikte ölünün arkasından ağlayan bir gruba şöyle dcr: 'Yaptığınız şu kötü şeye bakın! Eğer size göre mevta sa­ adet mertebesinde olmayı hak ediyorsa ne diye ağlıyorsu­ nuz! Yok, eğer eşkıyadan ise onun için ne diye kurban kesi­ yorsunuz!"203 Bu ve diğer bazı örneklerde görüldüğü gibi bazen örneğin sadece bir kısmı alınmış bazen de var olan örnekten yola çıkılarak yeni bir örnek türetilmiştir. Hatdbe'de eylernin (fıil) nedenlerinin ele alındığı kısım­ larda204 İbn Sina iradi fıillerin sebeplerinden birinin de ira­ deye dayanan fıkri ya da rnantıki arzu (şevkan fikriyyen ev şevhan mantıhiyyen) olduğunu söyler. Retorih'te "Fikriyyen" ifadesini karşılayacak bir ibare bulunmamaktadır. Ancak ge­ rek Arapça tercümede gerekse İbn Sina ve İbn Rüşd'ün ilgili 20 1 Age. , s. 189. 202 Age., 18ı-18ı; Lyons, Ars Rhı:torica, s. . Sini, age. , s. 186. 203 lbn 204 Age., s. 96. 101.
7 4 İbn Sina Felsefesinde Retori.k metinlerinde böyle bir ayrun mevcutnır. Bu yanlışa, Arapça­ ya tercüme edilirken "mannklı" ve "mantıksız arzu"nun (ôui A.oyıatııdJv ÖpEÇıv ta ôt ôı' ö."A.oyov, dia logistiken oreksin ta de di' alogon ) anlatıldığı bölümde "ôı' ö.A.oyov" (mantıksız) ifadesinin "ôıa A.6you" (fikri) şeklinde okunınası sebep ol­ muştur. Ancak metnin devamında İbn Sina, "fi kr i arzu"yla akli veya güzel (ceınil) olmayan bir amaçla gerçekleşen arzu­ nun, mantıki arzuyla da güzel ve akli arzunun kastedilmiş olabilece�ini belirtir. 205 Bu yönüyle Aristotclcs'in metninde­ kine yakın bir anlam verilmiş olmaktadır. İbn Sina'nın Re t o r i k ' te geçen bazı örnekleri almaması, bi­ rincisi daha öneml i olmak üzere iki sebebe dayanmaktadır. İlki içinde bulundu� toplumun de�er yargıları ve dil anlayı­ şı, ikincisi ise Arapça tercümedeki belirsizliklerdir. 137ı b'de haksızlı�a �radığı halde hakkını arayamayan insanlar nite­ lendirilirken onlara "Mysialı av" (Muaciıv A.Eiav, kolay !ok­ ma) dendi� belirtilir. Burada geçen "Muaciıv" ifadesi Arap ­ çalaştırılarak "meshfuı" (ezilmiş) şeklinde alınmıştır. Muh­ temeldir ki İbn Sina konuyla b�antılı olarak bir anlam ifa­ de etmedi�inden dolayı bu örne� almamıştır. İ bn Sina'nın kitabında bıılunup da Retorik'te bıılunma­ yan örnekler ise ya İbn Sina'nın yaşadığı kültür çevresiyle uyumlu old�dan dolayı Retorik'teki örneklerin yerine tercih edilen örneklerdir ya da konuyu daha anlaşılır kılmak için getirilen örneklerdir. Örne�in Aristoteles 1369 a'da in­ san fiilierinin sebeplerinin yedi old�u ve bunların da ras­ lantısal, do�al, wrlamayla (istikrahi), alışkanlıktan, d�ünce kaynaklı, öfke ve bedensel arzu ( şehvet) ile oldu�u belirtir ancak bunlara örnek vermez. İbn Sina ise bunları zikretmek205 İbn Sirui, ei-Hatabe, ı68. s. 96 . Aynca bk., İbn Rüşd, Telhtsu1-hatabe, s.
Antik Yunan'dan İbn Sini'ya Retoriğin Serüveni 75 le kalmaz, ayrıca öfke ve şehvet kaynaklı olanlar haricindeki eylemiere örnekler de verir. 206 Yine eylemlerin nedenleriyle bağlannlı olarak Aristote­ les'in yaş veya dununwı eylemlerin nedeni olmayacağını an­ lamğı kısımda yer almayan bir örnek zikredilir: Bir münzevi (nasik} , kul olduğu için değil de zMıid olduğu için adaletli davranır. 207 Aristoteles'te olmayan diğer bir örnek ise anlaş­ malarla bağlannlı olarak eğer taraflardan biri anlaşmayı terk ederse şeriattan ve sünnetten ayrılmış olacağını belirttiği ör­ nektir. 208 Üçüncü kitapta Aristoteles şiir için "ilhamın dışa vuru­ mu" şeklinde bir tanım kullanır ( 1408 b 19) . Bu ifade Arap­ çaya "fuyU.tiyye (poetika) bi menzileti'n-nebei" (şiir, ha­ ber/bilgi mesabesindedir) şeklinde çevrilmiş, İbn Sina ise bu ifadeyle bağlantılı olarak klasik dönemde şairlerin her sözü doğru kabul edilen peygamber yerine konulduğwıu belirt­ miştir (kane'ş-şıi'iru fi 'l-kadimi yenzilu menzilete'n-nebiyyi) . 209 Elimizdeki Nakl-i kadim'de Ret o rik'in 14ıı a 17 ve 1415 a 5 arası bulunmamaktadır. Ancak İbn Sina'nın eserinde Arap­ ça tercümede eksik olan bu kısma dair incelemeler mevcut­ tur. 21 0 Dolayısıyla İbn Sina'nın bu eksik kısımları tamamla­ masına imkan sağlayan başkaca kaynaklara ulaşmış olması kuvvetle muhtemeldir. 206 İbn Sini, age. , s . 96-97: "Raslantısal (ittifakİ) olanın öme� bir ok atıp da başkasını vunnak, � (tabi) olanın öme� ata birunek ve ata biruncnin gereklerini yerine getirmek, zorlamayla (istikrahi) ola· nın öme� bı� alıp elini kcsmek, alışkanlık ve huy cdiruniş olmanın ('adi ve hulki) öme� hırsızlık ve düşünsel olanın örn� ise telaşa kapılmaktır." 207 Age. , s. 97· 208 Age. , s. ı :u. 209 Age. , s. 221. 210 Age. , s . 231-238
76 İbn Sinıi Felsefesinde Retorik 1.5.2.1.2. el-Hatibe'nin Retorik'e Göre Farklılıklan İslam coğrafyasında yaşayan ve Müslüman bir fılowf olan İbn Sina'nın retoriğe dair metinlerinde kendi kültürüne ait özelliklere fılowfun diğer eserlerine göre d ah a fazla rast­ lanıldığı söylenebilir. Aristoteles'in Retorih'i üç bölüm olma­ sına karşın İbn Sina Ha ıcib e'yi dört bölümde incelcmekte 2 1 1 ve ilk bölümde retoriğin teorik temelleri üzerinde durmak­ tadır. Bu bölümde Kur'an'ı Kerim'den bir ayet alır ve reto­ riğin ilahi hitaptaki 2 1 2 yerini belirler. "Rabbinin yoluna hik­ met ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde müca­ dele et" (Nahl Suresi, ayet: 125) ayetinde geçen hikmetle213 burhanın, güzel öğütle retoriğin ve mücadeleyle de ecdelin kastedildiğini belirtir. ı ı • Ayetin bu doğrultudaki yorumu kı­ yası bilgi anlayışının temel taşlarından birisi haline getiren ı ı ı Nitekim daha sonradan İbn Rüşd de retori� Aristutdes gibi üç bö­ ııı 213 214 lüm halinde ele alacakur. İslam dini tereddüde mahal vermeden tasdiki gerektiren ve ifade gü· cüyle müşriklere meydan okuyan bir vahye, söz ve davraıuşlanyla örnek olan bir peygambere sahip olması dolayısıyla retoriksel bir ni­ telik arzetmektedir. Ancak sadece retorik üzerine kurulu bir din de­ �ldir. Zira ne vahiy insan kaynaklı bir sözdür ne de retorikteki gibi amaç sadece karşıdakini ikna edecek araçlan bulup onu ikna etme yol�a gitmektir. Belki ikna ile sonuçlanır, ancak dinde amaç tebliğ ­ dir. Iknayı, dolayıs ıyla b�anyı retori�n aynlmaz bir unsuru olarak gören meslekten hatipiere karşın Aristoteles �anyı bir amaç olarak görmese de iknaya götürecek her türlü imlclnın ortaya çıkanlması gerekti� görüşünü savunur. Dinde ise ikna yerine geçen hidayet yalnız Allap'tandır. Diğer yandan konusu toplumsal "değerler" olan retoriğin Ibn Sini'da olduğu gibi Müslüman biri tarafından ele alınması durumunda ayet ve hadisiere yer verilmesi tabü bir durum olsa gerektir. Hikmetin tanımı yla ilgili olarak b�ka bir yerde şöyle bir ifade geç­ mektedir: "Hikmetin en yücesi Allah ' ı bilmektir" ( w:.J I � �� "' .ı11 �.J""' ,... ), İbn Age., s. 6. Sini, d-Hauibe, s. 76.
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 77 Gazzili'nin el-Kıstclsu'l-Müstakım başlıklı eserinde 2 15 ve vahiy kaynaklı bilgiyle akıl kaynaklı bilgiyi tevil yoluna giden İbn Rüşd'ün Faslu 'l-makal adlı eserinde de geçmektedir. 2 1 6 Yazılı ve yazılı olmayan kanunları karşılaşnrırken İbn Sina kendi toplumunda hırsızlık suçuna karşı her iki kanu­ nun da bakış açısını ortaya koyan bir örnek verir: "Toplum­ da ufak bir şey çalana karşı sert tavır almamak gerektiği gö­ rüşü yaygındır." Ama böyle bir olay kanun karşısına çıkınca bazı kanunlarda bir dinar, bazılarında da çeyrek dinar olsa da kanunda yazılı olan hüküm uygulanır. Ancak bu durum halk arasında pek hoş karşılanmaz. 2 1 7 İbn Sina'nın diğer bir özgün örneği ise teknik olmayan ikna yöntemlerinden olan anlaşmalarla ilgili bidat örneğidir. Buna göre anlaşmanın aleyhine olduğunu gören taraf şöyle der: "Kuran'da olmayan her anlaşma bidattir, her bidat de bir sapmadır. " 2 1 8 Muhatabın durumuna göre iyi bir konuşma stratejisi ge­ liştirmek için önemli konulardan olan övgü ve yergiyi anla­ tırken Aristoteles, övülecek veya yerilccek kişiye dair belli düzeyde bir bilgiye sahip olmak gerektiğini belirtir ( 1396 3 a vd. ) . İbn Sina bu konuyu açıklayarak bir kişinin iyi ve kötü yönleri bilinmedikçe onun övülüp yerilemeyeceğini ifade eder ve özellikle belli bölgelerdeki savaşlarda sözle saldırı ha­ linde, saldırının etkili olabilmesi için sağlıklı bilginin gereği­ ni vurgular ve Hz. Peygamber'le İslam şairlerinden Hasan b. Sabit arasında geçen bir olayı anlanr. Hz. Peygamber, Ebu 21 5 Gaz.zili , "el-Kısti�u'l-müstakim," Mccma·aıu ·r-resciil li "l-lmdm d-Gazcill içinde, cilt: 3, Beyrut, 1986, s. 6-7. İbn R�d, Faslu. 'l-makcil jr takliri md beyne'ş-şeliati ve'l-hikmeti mine 'l­ ittisdl, Merkezü dir.isati'l-vahde ve'l-arabiyye, Beyrut, 1997, s. 96. 2 1 7 İbn Sini, age., s. 114. 2 1 8 Age. , s. 1ıı. 2 16
78 İbn Sina Felsefesinde Retorik Süfyan ve aşiretine karşı daha güçlü hicivler yazabilmesi maksadıyla Hasan b. Sabit'ten Hz. Ebubekir'e gidip onlar hakkında bilgi edinmesini istemiştir.219 Hatibin dinleyicilere karşı kullanacagt maksimlerden biri de mutlak bir kesinliği olmasa da halkın yaygın olarak be­ nimsediği görüşlerdir. İbn Sina bu konuda mut'a zulüm olduğu örneğini verir. 2 20 nik:ihının Aristoteles, bir birey olarak kişinin sahip olduğu olumlu özellikleri sıralarken bedensel özellikler arasında yer verdiği güzelliğe de değinir. ğul:im) Bu çerçevede genç erkeğin (v&oç, neos, beden ve güç bakımından sahip olduğu güzellikleri sıralar ve böyle birini seyretmenin insana zevk verdiğini 22 (yestelezzü en nenzura minhüm) belirtir. 1 İbn Sina bede­ nin güzelliklerini incelerken muhtemelen Antik Yunan kül­ türünde erkeklerin kendi cinsine karşı duyduğu ilgiye aşina 222 olduğundan bu kısmı eserine alm am ış tır . Diğer yandan Aristoteles iyi ve kötünün oranlarını, "eşitten eşit çıktığında 22 kalan kısım da eşittir" matematik kuralına göre 3 sıralarken iki ayn cins 224 olan erkekler ve kadınların nitelikleri arasında bir karşılaştırma yapar ve erkek cinsinden en uzun olan kişi 2 19 İbn Sina, ei-HcUdbe, s. 178. Bk. Zehebi, Siyeru a·ıamrn-nübeld, c. z, Beynıt, 1996, s. 515. · 220 -� '"· ı �"-� 6 • -=-� enne·ı mıs e ısn. ,mawıa Ib . n s·ına, · age. , s. 173. ....v.e ot.aW�.e şenawıa: müt'ate zulmün" (Bizim şeriatimizdeki uygulamada olduğu gibi, mut'a zulümdür) . 221 Aristoteles, Retorik, 1361 b 5-10. 222 Ibn Sini, age. , s. 68-69. 22 3 Aristoteles, Analytica Priora, 70 a 40 vd. Bk., Aristoteles, Rhctorik, nşr. Rapp, s. 371. 224 İyoncadan Grekçeye geçen ve meydana gelen: evlat; aile, cinsiyet, halk, millet; cins, tarz, sınıf, adet; kuşak, nesil ve soy anlamianna ge­ len "ytvoç" (genos ) terimi (Gemoll, s . 179), Arapça tercümeye "cins" şeklinde çevrilmişken ( 1363 b 16-z8 ) Türkçe tercümede "tür" kelime­ si tercih edilmiştir. Bk., Aristoteles, Retorih, tre. Mehmet H. Doğan, s. 56. • •
Antik Yunan'dan İbn Sina'ya Retoriğin Serüveni 79 kadıniann en UZWlundan daha UZWlsa bütün erkeklerin ka­ dınlardan UZW1 sayılaca�ını belirtir. 225 İbn Sina bu öme�i de atlamışnr. Bu ve cinsiyerle alakah di�er örneklerde görüldü­ ğü üzere İbn Sina'nın Antik Yunan düşüncesindeki cinsiyet ayrımını benimsemediği sonucuna varabiliriz. 226 Hem bu dünya hayatı hem de ahiret hayan için iyilik ve kötülük, fayda-zarar, zulüm ve adalet gibi konularda önce­ likli olarak karar vermek, gerek algıda gerekse düşünüşte çe­ şitlilik gösteren ve yanılabilen bireylere de�l Allah'a bıra­ kılmışnr. 227 Oysa Aristoteles retoriğinde kişi aleyhine olan durumlarda mesele başka bir açıdan yorumlanarak zararsız olan sonuca ulaşılmaya çalışılır. Retorik, 1358 b 20-25'te fayda ve zararın "uygun" (auııcptpov, sümferon) olana göre belir­ lenece� ifade edildi�den dolayı sonraki retorikçiler ( Cice­ ro, Quintilian) Aristoteles'in 1353 a 25 - 1354 b 15'te hatibin adaletten sapurmaması ve kötü olana ikna etmemesi gerekti­ �ini ifade etti�den ahlaki gerekçelerle "uygun olma"228 kısmını de�ştirmişlerdir. 229 İbn Sina ise kıstas olarak uygun olmayı de�il de şeriatİ almış ve doğru olanı bireylerin görü­ şüne bırakmamışnr. İbn Sina eserinin sonunda Aristoteles'in de eserinin son sözleri olan, "Ben söyleyece�mi söyledim, siz de işittiniz, 22 5 226 227 228 229 Aristoteles, Retorik, 1363 b 16-2.8 (Lyons, s. 33 ) . "kema enne'r­ racüle'l-'azime 'azamun mine'l-mcr'ati'l-'azimeti ve'r-ridlü fi'l­ cürnleti 'azamun mine'n-nisii fe'r-racülü'l-'azimü efzalün mine'l­ mcr'ati'l-'azirneti, li enne'l-fazlc ve'l-'ızame fi'l-ecnasi 'ali veznin ve mikdann.'' Bk., Aristoteles, Retorık, 1367 a 15-ıo ; İbn Sina, cl-Hactibe, s. 8 7 . İbn Sina, el-Hatdbe, s. 1 4 , 84. Fahreddin Razi de bu konuda Mutezilc'yc karşı düşüncelerini ortaya koyarken hüsün ve kubuh meselesinin itibari de�l şcr'i olduğunu ifade etmektedir, bk., Razi, Metdlib, cilt 3, s. 2.89 vd. Aristotle, On rhetoric: a theory of civic discourse, tercüme eden ve not­ landıran : George A. Kennedy, New York, ıoo7, s. 49 ·
Bo İbn Sina Felsefesinde Retorik artık karar sizindir" ("EipT}Ka, cİKTJKoan:, fx.en:, Kpivat&; ei­ reka, akekoate, echete, krinate") şeklindeki cümlesini aktar­ dıktan sonra kendi kültüründe hitabetin nasıl soniandırıldı­ ğını belirtmek için şöyle der: "Bizde de denildiği gibi, 'Sözümü söylüyorum ve Yüce AJ­ lah'tan kendim ve sizin için ma�ret diliyorum. O çokça ( ı;; J;t ıao ) �.J .JP 4il ·rSJ.J ı) �ı .. ı _;;.:...t_, .ı.ı... bağışlayayan ve merhamet edendir. " 230 • Ibn Sini, ei-Haıdbe, s. Z47· : li..c.. J� l.S
2. RETORİKTE KULLANILAN YöNTEMLER Kıyasın uygulama alanı olan � sanattan imgelem mey­ q>av'taaia, dana gerinneyi ( tahyü, fantasia, vorstellungse­ vokation ) 23 1 amaçlayan şiirin dışındaki sanatlar olan burhan, cedel, safsara ve retorik tasdiki sağlayan sanatlardır. 232 Bir tasdik türü ve ikna (inandırma) kabi liyetinin meleke hal ine gelmiş olması bakımından 233 da retorik teknik (sınai) bir yöntemdir ve her durumda mümkün ikna yollannı bulma ve kullanma yerisi olarak tanımlanır. 234 Retorik belli bir alanla sınırlı değil de topikler gibi her konuyla ilgili olmasından dolayı diğer disiplin dallanndan farklılaşır. 235 Kıyası retoriğe uygulayarak konuşmak suretiyle karşıdakini ikna etmenin genel geçer kurallarını belirleyen "mantığın sahibi" (sahibü' l ­ mantık) 236 Aristoteles, retoriğin sırurlarını belirlemek için kendisinden öncekilerin eksikliklerine değinmiş ve retoriğin 23 1 Schoeler, agm. , s. 50. 2 2 3 İbn Sina, d- Harabe, 233 234 235 236 s. ı. :zo3 . (Aynca muallemc) bk . • age . • s. 30: sınaiu'l- Durusoy, Metinlerle Mantıga Giriş, s . 155. Aristoteles, Retoıik. 1355 b :zs-:z6. Willi am s, age. , İ bn Sina, s. ı:z6. ei- Hihmetü 'I- 'Arüziyye. mantık" şeklinde hatdbe, s. 85. bir ifadeye de s. :z7. Daha önce Farabi "ashabu'l­ yer vermiştir, bk. , Farabi, Kitdbu 'l­
Bz İbn Sina Felsefesinde Retorik özünün önyargı, acıma, ötke ve benzeri coşkuların uyandı­ rılması değil de örtük tasunlar ve ömeldem olduğunu ortaya koymuş 2 37 ve kendisinden sonra da klasik retorikte bu iki yöntem vazgeçilmez unsurlar olarak yerini almışor. Aristoteles retoriği, "herhangi bir durumda mümkün olan ikna araçlarını fark eone yetisi" olarak tanımlamakta­ dır. 238 İbn Sina hem el-Hihmetü'l-'Aroziyye'de hem de el­ Ha ttibe'de retoriğin tanımını yaparken Arapça tercümedeki ifadeyi 2 39 olduğu gibi almış ve tanımda geçen kavramları te­ ker teker açıkl amış tır . uo Retoriğin tanımında yer alan "kuvvet'' kavramının iradi fıilleri ortaya çıkaran nefsani bir meleke olduğunu belirten İbn Sina bu kuvvetin en güçlü kuvvet olduğunu ifade eder. Ancak salt kuvvetle meleke birbirine karıştırılmamalıdır. Salt kuvvet her insanda bulunduğu halde meleke belirli kanunları öğrenmek veya belirli fiilieri tekrarlamak suretiyle kazanı­ lır. 241 Bu bağlamda İbn Zür'a, Eflatun'un "Retorik bir tür 237 Aristoteles , 238 239 240 Retorik, 1354 a 13-20. Aristoteles, Retorik, 1355 b 25, 1355 b ıı; Ross, Aristotelcs, s. 172. ..1#-l_, JS ..J .;,'-JI t.l:l"ıı l � durum a dair imkin dahilinde olan "N,.,.W l J.J""ıı l her bir tekil sidir. " � i} �UıüJı•, "Retorik iknayı üstlenme yeri­ ei-Hikmeıü'l­ s. ıs; İb n Sini, el-Harabe, s. 28. Ebu'l-Berelclt ise retori!i "tartışmada ( muhavere ) tasdiki konu edinen her fende dinleyiciyi ik­ Aristoteles, A r s Rhetorica., 1355 b 26-27; İb n S ina. 'Arti.tiyyı:, na etmeyi amaçlayan ilme ('ilrniyyen) ve söze (kelimiyyen) dayalı bir sanat" olarak tarif ennektedir, Ebü'l-Berelclt el-Bagdidi, Kitdbu 1 - Mu 'ıcber fi'l-hikmc, Dairetü'I-Mairifi'l-Osmamyye, Haydarabad, 1938, s. 269 . Ayrıca bk. , İbn Rü.şd, Three Shorı Commentaries on Arisıoıle's "Topics, " "Rheıoric , " and "Poetics", tahkik ve tercüme : Charles l·U terwonh, New York, 1977, s. 26c} . İbn Sini, el-Hatdbe, s. 27; Durusoy, age., s. 38. E. But­
Retorikte Kullanılan Yöntemler 83 tecrübedir''242 şeklindeki ifadesinde geçen "tecrübe" kelimesi ( tıım:ıpia, empeiria) yerine "kuvve" kelimesini almıştır. 243 Tanırndaki "tekellüf' kavramı ise wrunluluktan ziyade ''üstüne almak, yüklenmek" anlamlarıyla öne çıkar. Zira re­ torik "seçmeyle meydana gelen olaylar''la ilgilidir (el vakı'atü'l-ihtiyariyye ) . 244 Eski Grekçedeki "monç" ( pistis ) kavramının karşılığı olan ikna245 İbn Sina'ya göre bir konuda itiraz ya da muhale­ fetin olabileceğine inanmalda ( itikad) beraber tasdikin oluş­ masıdır. 246 Aristoteles'ten önce Eflatun bu kelimeyi anlam olarak içeren 8 lanmıştır . 24 '"ıroxayroyia" ( psühagogia) 247 kelimesini kul­ 242 E'u . , 46 2 C . uatun, Go rgıas 243 Hasnawi, Alunad, "Avicenna on the Quantification of Predicate (with an Appendix on [Ibn Zur a] ) , The Unity of Scit'TICe in the Arabic Tradition, Science, Logic, Epistemology and their Inıeractions içinde, (s. 295-3:z8 ) , ed. Rahrnan, Shahid; Street, Tony; Tabiri, Hassan, Dordrecht, zoo8, s. 317. " 244 245 İbn Sina, d-Hatcibe, s. ı-z; amlf., el-Hikmetu 1-'Art:ıziyye, s. ı6. m9av6ç (pitanos, ıu:i9oo, peito'nun sıfat hali) , ıt&i9oo: ı. ikna etmek, razı eonek, i nandırmaya çalışmak, inandırmak, kazanmak, ikna ede­ rek ve/ya şaşırtarak teskin eonek, yanşnrmak, :z. İkna olmak, kani olmak, kanlmak, -e doğru yönlendirmek, bir şeye inandırmak, gü­ venmek, irimat etmek, göğüs germek, itaat eonek, tabi olmak, bk. , Gemoll, s. 6:z6. 246 İbn Sina, ei-Hikmetü1-Art:ıziyye, s. 15, zı. Ayrıca bk., İbn Sina, d­ Hatdbe, l -6, 8; Farabi, Ihsa, ı6. Hikmetii 'I-A rUziyye'de geçen tanımı aynen alan Ebu'i-Berekat itiraz ve muhalefete �en dinleyicinin, duyd� şeyin etkisiyle tasdike daha yakın olduğunu ifade eder,. Buna da "zann- ı gıllip" denir, bk. , Ebu'l-Berelclt ei-Bağdidi, age. , s . 269. Ayrıca bk. , İbn Rüşd, Three Short Commentaries, s . 269. 247 ljli)xciyooyia: İnsanların kalbini ( ruhunu ) kazanmak, ikna; akut ateşi dindirmek, (Liddell; Roben Scott, age., 1940 ) ; ruhlan yönlendir­ mek; cazibe, memnuniyet, Gemoll, s. 873. 248 Etlitun, Phaedrus, z6ıa, 27ıc.
84 İbn Sina Felsefesinde Retorik Arapçada t. :.J J kökünden türerilen fıiller "razı olmak", "yetinme.k", "kanaat etmek", "kanaat getirmek", "emin ol­ mak", "inandırmak, " ikna etmek", "razı etmek" ve "ikna ol­ mak" anlamlarına gelmektedir. Buradaki tasdik retorikte kul­ lanılan tasdiktir. Retorik tam tasdiki sağlamasa da kişide bu­ na yakın bir kabulün oluşmasında etkili olur. "Mümkün ikna" (el-iknau'l-mümkin), yukarıda üstlenil­ mek istenen ikna imkantarıdır. İbn Sina burada başka yo­ rumlara (tefsir) itibar edilmemesi gerektiğini belirtmekte­ dir. ı49 Retoriğin tanımında geçen ve konunun sınırlarının belir­ lenmesinde büyük bir öne me sahip olan ifade ise "her bir te­ kil durumda" (u;i-JI J.,.�ı � ��J JS ..}) ifadesidir. Tanımda "tekil" ifadesi geçse de İbn Sina bu ifadeyi açıklarken "müf­ red"i "cüz'i" anlamında kullandığını belirtmektedir. Bu so­ nuca memin devamında geçen "bunun anlamı her bir tekil­ den (cüzi)" ve retoriğe konu teşkil eden "her cüzi kategori­ den" ifadeleri dikkate alınarak vanlmaktadır. ıso "Her tikel durumda iknanın üstlenilmesi" ifadesi retori­ ğin diğer sanatlardan farklı olduğunu ortaya koyar. Örneğin taliıni bir sanat olan hendese ve sadece kendi alanında iknayı amaçlayan np sanan bu yönüyle retorikten ayrışır. Çünkü retorik sadece belli cinse ait olmayıp her cins için kullanılabi­ lir. 25 1 İbn Sina gibi ısı Ebu'I-Berekat ei-Bağdadi de retoriğin 249 İbn Sina, d-Hatdbe, 250 İbn Sini, ı:l-Hc.ııılbe, s. s. z9. z9 : " ı$1 j .l:a.o. i.a�l J_,.. ":ı/ 1 � �I.J JS" .) W }.J .,p J..ı; u�ı w; <Jfo •• ••il Jı ..i.J lflS" .:.. � ._;ıı..� ı � <JIS ·� t;J*-"' _,.i 4.1_,1- JS" � J·� JS <JI .P J..ı; �I.J JS" W_,i <J�.J 4.1..,.WI �_;ıı..l l J_,..":ı/ 1 � � �.J JS" j J_,it .;IS <J� <JI �.J" .U 251 4.1_,1- İbn Sina, el-Hatdbc, s. z8-3 o .
Retorikte Kullanılan Yöntemler 85 küll i konulara özgü olmadığını, daha çok cüzi mesclelerde ve iradeyle gerçekleşen durumlarda ( el-vakı 'atü'l-ihriyariyye) fayda sağladığını belirtmektedir.253 İbn Sina'nın ayr ı n tılı bir şekilde incelediği bu tanım Re­ torih'in Arapça tercümesinden alınmıştır, ancak G re kçe me­ ti n de geçen "nepi &ıcaotov" (peri hekaston, "her durumda") ibaresi hem .. her" hem de "tek" anlamlarına gcliyorken ve "her durumda" şekl inde karşı l anacakken Retorik'i Süryanice­ den Arapçaya tercüme edenler sadece "müfred" ( tek) karşılı­ ğını (fı küll i emrin müfrede) tercih etmişler ve Aristoteles'in kastetmediği "müfred" anlamı İs lam fılozoflarının retori k konusunda tek kaynağı olan bu çeviriyle sonrakile r tarafın­ dan da benimsenmiştir. 254 Retoriğin tanımı böyle algılanınca retoriğin konusu sadece cüziyyada sınırlandırılmış255 ve bu konunun tümellerle ilgili olan ecdelle ayrı ştıkları baş lıc a nok­ talardan birisi olduğu ileri sürülınüştür. 256 Ancak bir alet ve .�IJ ..:.�1.;';11 ,P ;l..ı:il 4-i� •i_,ili ı..t . ı.... •J i_,i lf:.ii �u...JI ı..t, .:ı� �u...JI ,r.A3 "JJ · t.l:.i';l� � ,t � Lo rf:J.i �t If.! ..ı....it 4i� ·�1 ·.r- 1�1 �t "J, ·�U. .:ı� J. ·�.rt �1.:..- ..lüi i;..Lill ;ı.Jöl ..P � � .:ıt �u...JI .l"t .J ö.Lo.All � .�U. _,.;. Lı� "+:-Wl ..:.� l.:.W� ;, t.l:.i';l l ltı •·. 252 ı..t, • �� i_,il i �. İbn Sini, ei-Hatdbe, s. 27. 253 İbn Sina, s. 269. 254 Würsch, Age. , Rhetoıica, 255 256 Farabi, ei-Hikmetü1-'Arılziyye, s. 16; Ebu'I-Berekat el-Bağdidi, Age. , s. 25-26; Aristoteles, Retorilı, 1355 b 26-27; Lyons, Ars s. 7. Kitdbu 1-hatdbe, s. 31. İbn Sina, Topilıler, prg. 8 (s. 17 ) ; " . ;-ı:.WI _,. ·�1 Lılıi ,�u...J I ı..t, - ��� ;.r�l .; ._,..w 1 t.l:.il ,p .t...l.:f.l l .; t.l:.i';l l ı.r-t .rJ J � "J, Y. �1,", ; İbn Sina, llli nci Analitik/er, prg. n: .. ..:.....�.Ai ..\.Ü �u...J I_, r-5- ""J J�� � l.ol ..:..i\S:i .:ıı..;ll .J LıU.,r.ll .)# �t � ıS .ll l e Wl r.u:ll J. ,...W l y. Lı lo;JI .J r.u:ll .ı-)J . 4la!IA.JI � ,P ..:..i iS _,t •J�I ,) . ı.. �;l.:..e "' (s. 56), İbn Sina, el-Hatdbe, s. 28 vd.
86 İbn Sina Felsefesinde Retorik sanat olan retorik kesin bilgiyi s�layan öncüllerden hareket etmese de ve konusu da ahlak. ve siyaset gibi genellikle cüzi konular olsa da külli meselelerde bir ikna aracı olarak kulla­ nılamayaca� anlamına gelmez. Zira İbn Sina başka bir yerde (fı külli şey'in) iknayı amaçlarlığını belirtmektedir. 257 Cüzilerle ilgisi zanni bilgiye dayanıyor ol­ retoriğin "her konuda" masındandır. 258 Kanaatimizce Retorik'in Arapça tercümesin­ de bir eksiklik olsa da İslam filowfları bu sanatı tanımlarken konusunu cüzilerle sınırlandırmaları onun burhan, cedel ve safsata gibi küllilerle ilgili bir sanat olmaması dolayısıyladır. İbn Sina, Aristoteles'e dayanarak evvel, [Organon] ) (ve zukira fi 't-ta'limi'l­ retoriğin yöntemine dair önceki konuşma­ cıların ( mütekell imfuı ) 259 hep temel konuların ( entimem ve örneklcm) dışında kaldıklarını belirtir. Bu konuşmacılar da­ ha çok psikoloj ik ( infiali ) ve ahlcik.i ifadeler kullanmışlar ve konuşmaların giriş (npooiıııov, prooimion, sadr ) , gelişme (ôıfıyrımc;, diegesis, iktisas, narration/60 anlatı) ve sonucuyla 61 ( epilog, hatime) ilgilenmişlerdir. 2 İbn Sina Aristoteles'in zamanında belirli şehirlerde olduğu gibi bütün retorikçilerin ikincil konuları bırakıp asıl olanla meşgul olmaları duru­ munda entimem ve örneklem dışındaki meselelerle uğraşan­ ların çabalarının boşa çıkmış olacağını belirtir . 262 Retorik 1354 a ıı- ı4'te geçen ve Aristoteles'in bir davada doğru karar 257 İbn Sini, ei-Hatdbe, s. 19. 25 8 lb . n s·ına, Tı opikier, prg. 3 · 259 İbn Sina el-Hatibe'de 'hatip' ile 'mütekdlim'i ayırınakta ve 'mütekel­ . lim'i genel anlamda söz söyleyen için kullanırken, 'hatip'i retorik sa­ nanna bag-lı olarak konuşan anlamında kullanmaktadır. 260 Aristotle, On Rhetoric, s. 3 1-33 . 261 İbn Sini, ei-Hatdbe, s. 8, 11; Aristoteles, Retorik, 1354 b 15 vd. : "olov ti ÔEi to npooiıııov i\ tTıv ôtfı'Yll cnv fx,Eıv, Kai tmv lillrov fficaatov ııopioov". "Sonuç" ifadesi Aristoteles'in metninde bu­ lunmamaktadır. 262 İbn Sini, age. , s. 11.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 8 7 vermek için davayla ilgisi olmayan konulara girilmesinin ya­ saklanması gerektiğini dile getirdiği sanrlar263 yanlışlıkla Arapça tercümeye entimem ve ömeklem dışındaki ikna yol­ larının yasaklandığı şeklinde aktarılmış ve bu yanlış anlama Farabi'nin eserinde de yer almışnr.264 İbn Sina da böylece retorik için temel olan entimem ve örnekiemi kullanan reto­ rikçiler ve bunların dışındakilerle uğraşanlar diye retorikte iki akım olduğunu düşünmüş ve doğrusunun birincilerin tercihi olduğunu belirtmiştir. 265 ikna yöntemlerini ilk defa teknik ve teknik olmayan diye ayıran Aristoteles'tir.266 Aristoteles'in "teknik" (fvtexvoç, en­ tehnos ) ifadesi Arapça tercümede "bi sına'a" şeklinde geçi­ yarken İbn Sina el-Hihmetü'l-'Arllziyye'de Arapça tercümede olduğu gibi "bi sına'a" karşılığını ve el-Hatdbe'de de "sına'iyye" kelimesini tercih etmiştir. ''Teknik olmayan" ( ö:texvoç, atehnos) kelimesi de Arapçada "bi ğayr-i sına'a", İbn Sina'da ise "la bi sına'a" , 267 "min ğayr-i sına'a" ve "leyset an sına'a" ile karş ılanmıştır . 268 263 Konu dışına çıkmak veya bakimi duygusal baskı alnna almak şeriatın ve aklın temsilcisi olan hikimin karanın yanlış yönde vermesine se­ bep olacaAından dolayı böyle bir sınırlama yapılmışnr. 264 Fhlbi, Kitdbu'I-Hatdbe, s. Sı. Ancak Farabi Aristotelcs'i rctorikte en­ rimcm ve ömcklcm dışında kalan hususlara başvur� için eleştir­ mektedir. 265 "Bu � iki grup retorikçi bulwımaktadır. Bir grup temel esasların yanında hüncrlcr ve yardıma WlSurlann da kullanılmasına müsaade ediyerken diAer grup sadece ikna edici sözleri!' kullanılmasına izin vermektedir. �u ilk grubun görüşüdür", lbn Sini, ei-Hatdbe, s . 266 13· Aristotcles, Retorik, ın5 b 35-36. 267 İbn Sina, ei-Hihmetı:i 1-'Ar11Ziyye, s. 268 A.ınlf., ei-Hatdbe, s. 32., I17. :zo.
88 İbn Siıul Felsefesinde Retorik Aristoteles'e göre temel ikna yöntemleri entimem ve pa­ radigınadır (ömeklem) . 269 Bunun yanında duygulara hitap ve ahlaki özellikler de iknada etkili olan unsurlardır. Bu son ikisi dinleyici, konuşmacı ve konuşmayla bağlannlı olan özelliklerdir . 270 "Teknik" olarak isimlendirilen bu yöntemle­ rin yanında bir de teknik olmayan ikna yöntemleri bulun­ maktadır. Retorih'in ilk kitabının onbeşinci bölümünde ince­ lenen bu yöntemler beş bölüme aynlmaktadır : 2 7 1 Aristoteles'te Teknik Olmayan Ikna Yöntem leri Ta n ı k l ı k l a r Yasalar Anlaşmalar Işkenceler Yem i n ler Teknik olmayan bu ikna yöntemlerinin ortak özelliği sonradan oluşturulmayıp önceden hazır bulunmalandır. Aristoteles'in bu ikna yöntemleri ayrımı İslam filozofla­ rınca benimsenmekle birlikte onlar bu ayrımı geliştirerek bu alanda birçok yenilik ortaya koymuşlardır. Farabi ikna yön­ temleri konusunda çıkış noktas ı olarak Aristoteles'i almış an­ cak özgün bir ayrım ortaya koymuş ve İbn Sina da bu ayrımı geliştirerek yepyeni bir yapıya büriindürmüş tür . 2 72 Farabi Kitdbu'l-Hatdbe'de ikna yöntemlerinin teknik ve teknik olmayan olarak ikiye ayrıldığını belirtmekte ve onüç 269 2 70 271 272 Spnı te, ]ürgen. Die Enthymemtheorie der aristotelischen Rhetorik, gen, 1982, s. 66. Ari stotcıes, age. , 1356 a 2-4. Aris ı toteıes, age . . Würsch, age., s. 1375 a 22 "d . 97· Göttin­
Retorikte Kullanılan Yöntemler 89 adet ikna yön temi sıralarnaktadır. Bu i kn a yöntemleri şun­ lardır: ı . Entimem (zamir) ı. Ömeklem ( temsil) 3. Konuşmacının erdemi ve hasnun kusuru 4· Konuşmaayı tasdik edip hasmı yalanlamalarmı sağlaya­ cak olan psikolojik infialler vasıtasıyla dinleyicileri aşama aşama hedefe ulaştırmak 5· Ahlaki ifadelerle konuşmacıyı tahrik edip dinleyiciyi heyecanlandırmak sureriyle tasdiki sağlamak 6. Yüceitme ve küçülrme, güzel veya çirkin gösterme 7. Yazılı kanuniann tanıklığına başvurma 8. Tanıklıklar ( şehidat) 9· Konuşmacının doğruyu söyleyince gelecek iyiliğe karşı olan arzusu ve yalan söylediği takdirde başına gelecek kötülükten endişe duyması ıo. Bahse girmek ve ahirleşrnek şeklindeki meydan okumalar n. Yeminler ı ı . Jest ve mimikler 1 3 . Sesi konuşmanın içeriğine göre ayarlama. 273 Ancak bu yön temlerden hangilerinin teknik, hangilerinin teknik olm adığı belirtilmemektedir. Bu ayrım Farabi,nin re ­ toriği daha ayn ntılı bir şekilde ele aldığı büyük şerhinde ya­ pılmaktadır. Bunlardan yalnızca entimem ve örneklem temel ( üvel) ikna yöntemleridir. Farabi diğer ikna yöntemlerini "sözlü olmayan ikna yöntemleri, ( el-mukni'atü,l-harice 'ani 'l - e kavil ) şeklinde isimlendinnektedir. 2 74 273 2 74 Farabi, Kiıabu 1-Haıdbe, s. 6g- 8 ı . Age., s. Sı. Bk., Aristoteles, age. . 1354 a npayJ.laTOÇ" (exo tt1 pragmatos) : "Konu dışı". 15-16: "fl;ro TOÜ
90 İbn Sirui Felsefesinde Retorik Bu yöntemlerden kanunlar, tanıklıklar ve yeminler Aris­ toteles'in sınıflandırmasında teknik olmayan ikna yöntemleri arasında yer almaktaydı. Dokuzuncu yöntem ise Aristote­ les'in teknik olmayan yöntemler arasında saydığı "işkence" ba�lamında de�erlendirilebilecek bir yöntemdir. Zira kişi işkenceye u�radığı takdirde böyle bir durumun başına bir daha gelmemesi için sadece doğruyu söyler. 2 75 Büyük şerhte Farabi ikna yöntemlerini teknik ve teknik olmayan şeklinde ayırarak teknik olmayanlar arasına Aristo­ teles'in saydı�ı beş yöntemi almakta ve bunlara üç tane daha ilave etmektedir. Aristoteles'in teknik olmayan ikna yöntem­ leri arasında bulunmayıp da Farabi'nin Büyük Şerh'inde yer verdi�i ikna yöntemleri şunlardır: Mucizeler Saygın birinin sözleri ve yüz ifadesi Tavır ve hareketleri ciddi olan ve meseleyi ya bizzat ken­ di yaşamış veya başka güvenilir bir yolla konuya vakıf olmuş birinin ifadeleri. Mucize dışındaki son iki yöntem Aristoteles tarafından teknik olmayan yöntemler arasında sayılmasa da kitabında yer verdiw yöntemlerdir.176 Farabi bunları kendi sistemi içe­ risinde teknik olmayan yöntemler arasında de�erlendirmiş­ tir. 277 İbn Sina ise Hikmetü'l-'Aruziyye'de tanıklar (şuhud) ve anlaşmalar gibi teknik olmayan ( la bi's-sına'a) ve hatabi tas- 275 p•ara. b.ı, age. , s. 77· 2 76 Aristotcles, age 1375 b zs-z6; 277 Würsch " , age., s. 8 9· .. 1404 a ı6.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 9 1 dik gibi sanat v e hünerle olan teknik yöntemler bulundu�­ 2 nu zikreder. 78 Entimem, paradigma ve teknik olmayan ikna yöntemle­ rinin yanında Farabi konuşmacı, konuşma ve dinleyiciyle alakah bir grup ikna yöntemi daha zikrettnektedir. Bu yön­ temlerle konuşmacı sözünü kabul ettirebilir, konuşma dinle­ yicinin kabulüne yatkın hale gelir ve dinleyici de adım adım konuşmacıyı tasdik ettneye doğru bir eğilim gösterir. 279 An­ cak Farabi sıraladığı bu yöntemlere genel bir isim verme­ mektedir. F;irabi'ye yüz göre korku veya sevinçten dolayı kişide beliren ifadesi doğal olarak (teknik olmayan) ortaya çıkabileceği gibi belli bir duygu temelli olmaksızın bilinçli bir şekilde de ( teknik olarak) ortaya çıkabilir. Aristoteles'te bulunmayan bu ayrımda da görüldüğü üzere Farabi klasik retoriğe özel­ likle konuşmacıyla ilgili hususlarda iknayı etkileyecek özgün 280 katkılar sunmuştur. Aristatdes en temel teknik ikna yönteminin entimem ol­ duğunu ifade ettnekte 281 ve konuşmacı ve dinleyiciyle alakalı olarak karakter özelliklerinin sunulması ve coşkuların uyan­ dırılınasını ise diğer teknik yöntemler olarak belirlemekte­ 82 dir. 2 Würsch buna karşın Farabi'nin asıl ikna yöntemi ola­ rak entimemin yanında örneklemin de olduğunu kabul etti­ ğini ve ayrıca heyecan uyandırmak, ahlW özelliklerin ortaya konulması ve dil ve söylenişle alakalı hususların da teknik olmakla birlikte entimem ve ömeklem kadar merkezi önem­ de olmayan ikna yöntemleri arasında yer aldığını aktarmak- 2 71 İbn Sini, el-Hikmew 'I - 'ArtlZiyye, s. ıo. 2 79 Didascalia s. 177 ve 179'dan nalden Würsch, Age. , s. 90. w··ursch age. , s . 91 . ı 281 Aris 1354 a n-16 ; 1355 a 3 14. 28o , tote es, age. , 282 Age., 1356 a 1-ıo. -
9 Z İbn Sina Felsefesinde Retorik tadır. Bu teknik yöntemlerin yanında, ı . Şahitlikler (tanık­ lık) , 2. Kanunlar, 3· Anl�malar, 4· Yeminler, 5· işkence, 6. Mucize, 7 . Söz ve ses ve söz uyum u, 8 . Söz ile hal ve hare­ ketlerin uyum u olmak üzere sekiz adet teknik olmayan yön­ tem bulunduğunu ifade etmektcdir. 283 Aristotcles'te bulunmayan bu ayrım Farabi'nin klasik re­ torikteki ikna yöntemlerine getirdiği en önemli yenilikler­ dendir ve bu ayrım daha sonra İbn Sina'nın bu konuda te­ mel çizgisini oluşturm uş tur . 2 84 İbn Sina ikna yöntemlerini sınıflandırırken Aristoteles ve Farabi'den yararlanmalda birlikte onların ortaya koyduğu hususları kendi sistemi içerisinde değerlendirmiş ve onlarda bulunmayan bazı yenilikleri bu sisteme eklemiş, Aristoteles gibi sadece entimemi değil de Farabi gibi entimemle birlikte örnekiemi de esas ('amud) ikna yöntemi olarak kabul etmek­ tedir . İbn Sina'nın Şifa'daki ikna yöntemleri yakl�ımı bir açıdan el-Hihmetü 'l-'Aruziyye'deki ayrımın bir devamı olsa da genel olarak Farabi'nin büyük şerhinde ortaya koyduğu dü­ zenlemeye dayanmaktadır. Bunun yanında İbn Sina'nın yak­ laşımı Farabi'de bulunmayan özgün kavramlar ve daha ay­ rıntılı bir tasnif içermektedir. Belli bir konuda iknayı gerçekleştirmek için kullanılan sözler üç sınıfa ayrılır: Temel ifadeler ('amud, yani entimem ve örneklem) , hünerler (hiyel) ve yardımcı unsurlar (nus­ ra) . 28 5 Entirnem ve örneklernden oluşan teknik yöntemler düşünce ve iradeye dayanan konuşmayla ilgili olarak sahip olduğumuz meleke ve hünerlerimizle gerçekleştirilir. 286 Ha28 3 2114 28 5 2116 w··ursch age. , s. 91-9ı. Age., s . 9ı. . lbn Sini, d-Hatdbe, s. ıı. Age. , s. JZ. ,
Retorikte Kullanılan Yöntemler 93 tip, dinleyici ve sözle ilgili olarak iknayı sağlamaya yardımcı olan hünerler ve teknik olmayan yöntemlerin teknik kulla­ nımını oluşturan diğer yardımcı WlSurlar (nusra) retorik sa­ natı için entimem ve ömeklem kadar temel yöntemlerden olmasa da İbn Sina bunları teknik yöntemlerden (sınM) ka­ bul etmekte ve bunları "'avan" başlığı altında toplamakta­ dır.ıs7 İbn Sina Meşşai felsefe çizgisinde retoriği ikna ve onun bölümlerine göre tasnif etmektedir. Acaba retoriği daha farklı bir şekilde tasnif etmek mümkün müdür? Örneğin İbn Sina ei-Hatabe'de retoriğin başka bir açıdan üçe ayrıldığını ve bunların da "sözü söyleyen" (kciil ) , "söz" (kavl) ve "mu­ hatap" olduğunu belirtiyor. 288 Bu sınıflandırma retoriği ge­ nel olarak tasnif etmek için bir çıkış noktası olabilir mi? Retorikte amaç ikna olduğundan dolayı bu soruya olum­ lu cevap verilemez. Zira bu "başka bir açıdan" ayrımın mer­ kezinde "söz" vardır ve bu ayrıma göre genel bir tasnif ya­ pılması durumunda "edebi bir sanat"tan ziyade "ikna sanatı" olan retoriğin tam bir tasnifı yapılmamış olacaktır . Retorikte ikna yöntemlerinin teknik ve teknik olmayan şeklindeki ayrımında en belirleyici WlSur kıyastır. Kıyası uy­ gulayanların yöntemine göre incelenen entimem ve ömek­ lem retoriğin temel teknik yöntemlerini oluşturmaktadır. Teknik yöntemler başlığı altında değerlendirilen ve İbn Sina'nın hünerler veya beceriler (hiyel) olarak isimlendirdigi iknaya yardımcı unsurların "teknik" olma özelliği bunları "kullanabilmek" için bir "beceri" kazanmak gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. 287 Age., s . 288 Age., s. 8, ız. SS· konusu ele Bu ayrıma teknik yöntemler bah.oıinde yardıma alınırken de�ccektir. unsurlar
94 İbn Sina Felsefesinde Retorik İlınaya olan önemli katkısından dolayı hatibin dinleyici­ ler nezdinde kişili�ine dair olumlu bir intiba bırakabilmesi veya daha önceden oluşmuş olumsuz bir izlenimi gidennesi bir beceriyle mümkün olur. Bunun yanında dinleyicinin psi­ kolojini etkileyen sebepleri bilmek, onun konuşma esnasında içinde bulundu� ruh halinden haberdar olmak ve pozitif veya negatif ikna amacıyla konuşmanın seyrini bu ruh haline göre düzenlemek bir ustalık gerektirir. Sözle ilgili olarak ise sesi konuşmanın ortamına, içeri�e ve akışına göre ayarla­ mak için belli bir yetkinli�e ulaşmak gerekir. Teknik yöntemler arasında "di�er yardımcı unsurlar" ifadesiyle karşıladı�ımız "nusra"nın teknik özelli�i ise bunla­ ifade edilişinin teknik olmayan yöntemlerde olduğu gibi do�al olarak veya kendili�den de�il de belli bir düzen içe­ rın risinde gerçekleşmesinden kaynaklanır. Örneğin bir kişinin sözlerine inandırıcılık kannak amacıyla yemin ennesi teknik olmayan bir yöntemdir. Ancak o kişinin yemin enniş olması dolayısıyla bir başkası tarafından inandıncı bulunması teknik bir yöntemdir. Bu yardımcı unsurlar teknik olmakla birlikte kıyasçıların yöntemiyle ortaya konulmadı� için de entimem ve örneklem gibi asıl teknik yöntem de�ildirler. 2.1. TEKNİK OLMAYAN İKNA YöNTEMLERİ İbn Sina teknik olmayan ( atechnic, non-artistic) ikna yöntemlerini tanırolarken Retorih'in Arapça tercümesinde geçen "leyset tekUnu bi hiletin minna"289 ifadesinden yarar- 289 "Öaa J.ltl Sı' TU..LÖlV m:1t6pı<Ttaı" (hosa mc di' hcmôn peporisrai) , 1355 b 36-J7.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 95 lanmıştır. 290 Buna göre teknik olmayan yöntem retorikçinin kendisinin ortaya koymadığı ancak kullandığı "doğrudan kanıtlar"dır (direct evidence) . 291 Örneğin tanıklar ( şuhud) ve işkenceyle itiraflar (et-takrirat bi'l-'azab) ve diğerleri bizim irademizle ortaya çıkan bir durum dan dolayı değil de bu yöntemlerin kendilerinde var olan özellikler dolayısıyla ikna edici olmaktadırlar. 292 Bu yöntemler hem bizim dışunızda vuku bulan nedenlerdir hem de zorunlu olarak iknayı sağla­ mayı amaçlamaktadırlar. Ancak ilerde görüleceği üzere İslam fılozoflarının klasik retoriğe özgün bir katkısı olarak teknik olmayan yöntemler teknik olarak da kullanılabilmektedir. 293 Bazı ikna yöntemleri bir yargı çerçevesinde değerlendir­ meye tabi tutulmaz ve bunlarla elde edilen sonuçların duru­ ma göre ortaya koydukları iddiaların aksi alınabilir. Teknik olmayan ikna yöntemleri adı verilen bu yollar Aristoteles'te beş tür olarak sıralanmıştır. Bunlar yasalar, tanıklıklar, an­ laşmalar, işkence ve yeminden oluşmaktadır. Farabi ise tek­ nik ve teknik olmayan yöntemleri birlikte ele almakta, dola­ yısıyla aralarındaki geçişkenliğin sınırlarını belirlemek zor­ laşmaktadır. Farabi Aristoteles'in bu yöntemlerinin yanında mucize, güvenilir birinin ifadeleri ve tavır ve davranışlan sözleriyle tutarlı olan birinin sözlerini de ekleyerek teknik olmayan ikna yöntemlerini sekiz başlık altında değerlendir­ mektedir. Ancak bu yöntemler arasından teknik yöntem ola­ rak yararlanılanlar da mevcuttur. 294 Bu iki yöntem arasındaki sınır İbn Sina'da daha açık bir şekilde ortaya konulmuş ve bu yöntemlerin tasnifi daha belirgin bir şekilde ele alınmış290 291 292 293 294 lbn Sini, age. , s. 3:z. Aristotle, On Rhetoric, s. :zı-:z3 , 1 59 . · ıbn s·ına, . age . , s. 3:z. Bk., kitabımızın "Teknik Yöntemler" bölümü. o Würsch, age. , s. 88.
96 İbn Sina Felsefesinde Retorik nr. Şeyhu'r-reis ikna yöntemlerini teknik ve teknik olmayan olarak ikiye ayırmış olmakla birlikte birçok yöntemi her iki şekilde de kullanmış ve bazı yöntemleri daha geniş bir çerçe­ vede ele alarak sistemi geliştirmiştir. Örneğin yeminler ko­ nusunu sadece yeminlerle sınırlı tutmamış ve buna İslam fıkhındaki bir uygulama olan lanetleşmeyi de eklemiştir. Bu örnekte olduğu gibi Meşşai felsefe geleneğinde teknik olma­ yan yöntemler daha çok adli hitabette kullanılıyorken295 tek­ nik yöntemler ağırlıklı olarak politik konular çerçevesinde değerlendirilmektcdir. Genelde Meşşai felsefede özelde ise İslam Meşşai felsefesi içerisinde teknik olmayan ikna yöntemleri ayrı bir tasnife de tabi nıtulabilir. Örneğin yeminler Aristoteles'te de İslam fi­ lozoflarında da dini bir içeriğe sahiptir, yani yeminler tanrı­ lar veya Allah adına yapılır. Diğer yandan İslam felsefesinde bulunup da Antik Yunan'da bulunmayan mucizelerle yapılan meydan okuma sözkonusudur. Bu bakımdan teknik olmayan yöntemler dini kaynaklı olan veya olmayan ve bunlar da An­ tik Yunan'dan gelen ve İslam dininin değerlerinden kaynak­ lanıyor olmak bakımından incelenebilirler. İbn Sina, Aristoteles ve Farabi gibi teknik olmayan bir ikna yöntemi olan yasalan müstakil olarak değerlendiriyor­ ken diğer ikna yöntemlerini tanıklıklar başlığı altında ince­ lemektedir. Buna göre teknik olmayan ikna yöntemleri yasa­ lar ve tanıklar başlığı altında incelenecektir. Yasalar ortak ve özel diye ikiye ayrılıyorken tanıklıklar başta sözle ve durumla olan tanıklar alt başlıklarına ayrıl­ maktadır. Sözle tanıklık ise öncekilerin ve yaşayanların tanık­ lıklarıdır. Durumla tanıklık meydan okuma, yeminler ve an­ laşmalardan oluşan sözlü tanıklıklar ve jest ve mimiklerle iş295 Aristoteles, Retorih, 1375 a ıı-ı3 ; İbn Sina, age. , s. 117.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 97 kence gibi yöntemlerle zor kullanılarak gerçeklqtirilen sözlü olmayan tanıklıkların yanında kişinin erdemliliği gibi rluyuy­ la değil de akılla algılanan tanıklıklardır. 2.1.1. Yasalar Meşşai felsefe geleneğinde yasalar (VOJ.lOÇ, nomos, çoğ. VOJ.loı, nomoi ) ister "yazılı" (yeypaJ.lJ.tfvoç, gegrammenos) olsun isterse "genel" ( Koıvcp, koino) olsun teknik olmayan ikna yöntemlerinin başında gelir. 296 Farabi Kitcibu 'l-hatdbe'de yasaları yazılı ve sözlü şeklinde ayırıyorken297 Didascalia'da özel ve genel olarak tasnif et­ mektedir. 298 İbn Sina yasaları bir yerde ortak akla (el-'aklü'l-'amme ) nispet edilen ortak (şeriatü'l-müştereke) ve bir kavme veya bir ümmete mahsus olan özel (el-hdssa) yasa şeklinde tasnif ediyorken299 başka bir yerde de yazılı (es-sü.nnetü'l-mehtube) ve yazılı olmayan yasalar ( es-sunnetü 'l -gayru 'l-mehtube) 300 şeklinde ayırır. "Şeriat" ve "sünnet" kavramlan Kıır'an ve Sünne t anla­ mında kullanıldı� gibi mutlak olarak "kanun" anlamında da 296 Aristotelcs, age. , 1 375 a :ıs-:ı8. Aristotelcs gcnc:l yasayı "yazılı olma­ yan" (&ypacpoç. agrafos) ve "dopun yasası" (6 ıcoıv6ç ıccmi ıpUcnv fCldinde de ifade Cbllcktc­ age. , 1375 a 30- 1 375 b 10. 297 Fadbi, Kitc2bu1-Haldbt, s. n. Firibi kamınlan "şahit göstermek" (is­ tişh�) olarak dc�lcndirmcktcdir. 298 Würsch , age., s. 188 . . 299 lbn Sini, age. , s. 14· 300 Age. , s. 11 7 -118. yap tcmv, ho koinos kata füzin gar cstin) dir,
98 İbn Sina Felsefesinde Retorik kullanılmaktadır. 301 Bunun yanında "şeriat", "anayasa" an­ lamına da gelmektedir. 302 Yazılı ve yazılı olmayan kanuniann uygulamasında top­ lumun maslahan gözetilir. İbn Sina, "mesllihi idrak edeme­ yenler" olarak nitelendirdiği Haşeviyye'nin halkın anlayışını küçümseyerek yazılı kanunlarla yazılı olmayan kanunlar ara­ sında ayrım yapmalarını ve kararlarında rey ve içtihada baş­ vurm amalarını eleştirmektedir. 303 Hükümlerin dayandığı kanunlar genel ve özel (fiiru') olarak ikiye ayrılır. Dava konusu olabilecek meseleler farklı­ lık arzedeceğinden ve karar verici konumda olanlar tüm top­ lumun maslahatını kuşatacak hükümleri belirleyemeyeceğin­ den dolayı genel kanunlan belirleme yetkisi kanun koyucuya bırakılmışnr. Kanun koyucu yasalan belirlerken farklı özel­ liklere sahip kanunlardan haberdar olarak değişik kanunların ortak yönlerini, bu kanunlardan bir terkip yapıldığında orta­ ya nasıl bir kanun çıkacağını bilir. 3M Kanun koyucu ise Al­ lah'nr. Genel kanuniann özel durumlara uygulanması ve ka­ nunda yer almayan hususlarda karar vermek ise hllimlere bırakılmışnr. 305 Ancak adil bir karar vermek için gerek savu30 1 "Şeriat ve sünnet, ya her yasa koyucuya (şh'i), ilikeye veya zamana göre farklılık arzeden özel yazılı (hassanın mekt(ıbctün) yasadır ya da yazılı olmayan genel yasalardır", İbn Sini, el-Hatdbe, s. 94· " �t.J � •_,.ll � öJfo. � iMJI �} ı,s.lJI .)o1ill ı)# 4;J.:.II 4;1�1 Jt...:... l .;� J,.....S I.J ı�l �. age. , s. 84. Ayrıca kişinin sarhoşken işlenen 3 02 303 304 305 suçtan dolayı ceza gerekmediğini söyleyene karşı Peygamberimizin bu durumda ceza uyguladı� örnek için bk., Age., s. 191. "Kanunu (sünnet) uygulamanın uygun olmadı� durumda hüküm vermemek gerekir. Bu durumda kanun iptal edilir ve anayasaya (şe­ riat) başvunılur." Age. , s. 119. İbn Sini, el-Hatdbe, s. n8. Aristoteles, Retorik, 136o a 19-b 36; İbn Sini, age., s. 6ı. İbn Sina, d-Hihmetü 1-'Artıziyye, s. ıı; İbn Sina, ei-Hatdbe, s. ı6-ı7.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 99 nan ve suçlayan taraflar gerekse karar veren konwnunda olanlar konu dışına çıkmamalıdır. 306 Aristoteles,e göre kişinin lehine veya aleyhine olması ba­ kımından hem yazılı hem de yazılı olmayan evrensel yasalar savunm ada olduğu gibi suçlamada da dayanak olarak alına­ bilir. Yasaların yoruma açık bu yapısı onların teknik olmayan ikna yolları içerisinde değerlendirilmesine sebep olmakta­ dır. 307 İbn Sina ise kanunların uygulanmasında toplwn yara­ rının (maslahat) 308 gözetilmesi ve uygulamalarda sadece ya­ zılı kanunlara dayanıp diğer tarafın ihmal edilmemesi gerek­ tiği görii§ünü savunmakta ve kararlarda aklın önemini vur­ gulamaktadır. 309 2.1.1.1. Ortak Yasalar Belli bir kanun koyucuya dayanmayan ve kaynağını top­ Imnun duygu ve düşünüşünden alan yasalar "ortak" (müşte­ rek) diye isimlendirilir. Yazılı olmayan bu yasalara bağhlık konusunda halkın çoğunluğu bir uzlaşı içerisindedir. Örne­ ğin ".Anne -babaya iyi davranmak gerekir" veya "iyilik edene teşekkür bir gerekliliktir" gibi kabuller toplwnda ortak akılla varılan ve genel geçer kurallardır. 3 1 0 Ortak veya genel yasalar tümel yasalardan farklıdır. Kay­ nağı bakımından genel olma özelliğini taşıyan yasalar tikel konulara dair hükümler de verebiliyorken tümel yasalar tikel 306 lb . n s·ına, . age. , s . 19. 307 Aristoteles, age., 1375 a :ı5-1375 b :ı5. 308 Bk., İbn sına. "Salabu'l-haJ", Hikmetü1-'Anlziyye, Hattibe, s . 64-66, 69, 8:ı, 91. 309 Age., s. ıı8-ıı9. 3 1 0 Age. , s. 14, 173. s. 44 vd. ; a.mlf., el­
100 İbn Sini Felsefesinde Retorik varlığın bütün eksiklik ve kusurlannın ötesinde tüm insanlı­ ğın hayrına evrensel yasaları belirler. 3 1 1 2.1.1.2. Özel Yasalar Özel veya yazılı yasalar belli bir topluluğa (kavim) veya millete (ümmet) özgü olan yasalardır. Daha özeli ise anlaş­ ma ( mu'ahede) ve sözleşmelerdir ( mu'akabe) . 3 1 2 Bu yasalar belli bir topluluğun üzerinde anlaştıkları ka­ nunlardır. İbn Sina bunu ifade etmek için "sünnet" kelime­ siyle "icma" kelimesini aynı bağlam içerisinde kullanmış ve "adet" kelimesine sünnet kelimesine yakın bir anlam vermiş­ tir. 313 Halkın (cumhur) ortak aklına daha uygun olan genel ya­ salara göre yazılı kanunlar daha ayrıntılı ve anlamak için uğ­ raş isteyen bir yapıya sahiptir ve genel yasalara göre yoruma daha az açıkur. 3 1 4 Ortak ve özel yasalarda övgü ve yerginin önemli bir yeri vardır. Yaygın olduğu üzere haksızlığa uğrayan birinin sıkın311 Farabi, Ki ıdbu l -Ha ıabe, s. 57; İbn Sini, age. , s. 16-17; Aristoteles, Re­ ıorik, 1354 a 30-1354 b 16. Yaııalar hakkında bu kısımda ( 1354 b vd.) yer verilen görüşler Eflatun'un Kanunlar'da ele aldı81 görüşlerle ben­ zerlik arz etmektedir. Bk., Etıatun, Nomoi, 875-76. 312 İbn Sina, el-Hat.dbc, s . 14. Aristoteles bu ikili avrımı özel ve evrensel şeklinde ifade cdiyorken ( 1373 b 4) Farabi yazılı ve özel veya özel ve genel şeklinde: bir ayrımda bulunur. 3 1 3 İbn Sini, ei-Haıdbe, s. 173- ikna kayna81 olarak iana konusuna küçük Rerorik şerhinde yer veren İbn Rüşd Gazzili'inin ( favs alu ) eı-ıefrika beyne'l-Lddm ( bu şerhin İbranice tercümesinde "Islim" ibaresi, "ll'7Kl77.l!U':ı, ha-ismai'lim, İsmaililer" şeklinde karşılanmışnr) ve'z­ zendeka isimli eserinde geçen "ianaya vanlan bir k<?nuda amk iana olmayaca81" şeklindeki ifadeyi aktarmaktadır. Bk. lbn Rüşd, Three Short Commenıaries, s. 1 95 . 314 İbn sına, age. , s. ıı8. '
Retorikte Kullanılan Yöntemler IOI nsını gidermek toplum tarafından erdemli bir tavır olarak kabul edilir. Bu durum toplumun tamamı tarafından paylaşı­ lan 'ortak yasa'ya bir örnektir. Özel yasanın örneği ise oruç tutmanın veya hacca gitmenin erdemli bir eylem olarak ka­ bul edilmesidir. 31 5 Toplum hayannın belli bir düzen içerisinde devamını sağlamak için uyulması gereken bütün yasalar amaç bakı­ zulüm olanı ( cevr) birbirinden ayır­ mak için vardır. 31 6 Sözleri toplumda büyük kabul gören dini mından adalctli olanla önderler adalet ve zulüm hakkında usule göre karar verirler. Şikayet konusu olan hususta kaynaklarda bir hüküm mevcut değilse imam ve kadı'nın görüşüne başvurulur ve taraflardan hangisinin görüşü ikna edici bulunursa o alınır. 3 1 7 İbn Sina bu uyuşmanın kendi döneminde çok az gerçekleştiğini ve tüm ülkelerde 'adil' ve 'adil olmayan'ı hakkını n (leyse bi 'adl) 3 hllime bırakıldığını ifade etmektedir. 18 2.1.2. belirleme Tanıldıldu (Şehidit) Belli bir konuda iknayı sağlamak amacıyla bir şeyin var olup olmadığını veya doğru, yanlış ( hata, sevap ), zulüm ve­ ya wrbalık ( zulm, cevr) nu olduğunu belirlemek için başvu­ rulan tanıklıkları ( J.LO.propia, martüria) Aristoteles geçmişte 3 1 5 Age., s. ıs. 3 1 6 Age. , s. 14. Aristoteles "adil" (Öiıcaıov, dikaion) ve "adil olınayan"ı (ÜÖııcov, adikon) belirlemenin adli söylevin amaçlanndan (ttloç, telos) old�u belirnnektedir, 317 318 26. · ıb n bk. , Aristoteles, Retorik, 1358 b 25- .:ı ıA.eiDedeki veya sıyası lMilll -L•s·ına., age., s. ı 8 -19. B'ır mill ar arasıntarnşmalarla (el-müşaceıit 6 wnıiri's-siyisiyye) pazardaki tar­ tışmalar (müşacere sılkiyye) birbirinin aynısı d�dir. Tabidir ki si­ yasi ve adli tartışmalar pazarlık yapmaktan daha üstündür ('ili) . İbn Sina, el- Hatabc, s. 14. daki . . . _ __
ıoz İbn Sina Felsefesinde Retorik olanlar (naMııoi, palaioi) ve muasır olanlar (ıtpoacpatoı, prosfatoi) şeklinde ikiye ayırmaktadır. Bu ayrım İbn Sina'nın tanıklıklar tasnifınde sadece sözlü tanıklıkların kısımlarını oluşturmaktadır. İbn Sina'dan önce Farabi tanıklığın bir insanın sözlerine olduğu gibi bir topluluğunkine de dayanabileceğini belirt­ mekte3ı9 ve Galen'in Kitabu 'l-Ahlah adlı eserinde aklın beyin­ de ( dimağ) olduğuna, insanların ahmaklaşan biri için "be­ yinsiz" denmesini tanık gösterdiğini ( istişhad) belirtmekte­ dir. 3 20 İbn Sina tanıklıklar konusunda Aristoteles'ten farklı ola­ rak daha geniş bir ayrım olan Farabi'nin sınıflandırmasını temel almakta ve onu geliştirmekte ve bir üst başlık olarak belirlemektedir. Diğer iki filozofun müstakil olarak inceledi­ ği bazı ikna yöntemleri İbn Sina'nın tasnifınde tanıklıklar başlığı altında yer almaktadır. Ancak Aristoteles teknik ol­ mayan yöntemleri sıralarken işkenceyle alınan tanıklıklan müstakil bir yöntem olarak saymış olmakla birlikte bu konu- 3 1 9 Faribi yazılı yasalarla da tanıklık (istişhid) yapılabilece� belirt­ mekte ancak yasaları aynca tanıklıklar (şehidat) arasında zikretme­ mektedir. Bk. Farabi , Kitdbu 1-hatdbe, s. n. İbn Sini tanıklıkları tas­ nif ederken yasalara deginınemektedir. Bk. İbn Sini, age. , s. 9-10. 32° Farabi, age. , s. 77- Galen'in di#r bir örneti ise korkaklıkla nitelendi­ rilen birine "yüreksiz" denilmesinin kahramanlı�n kalpte oldu�a delil (hüccet) olmasıdır. Aynca bk., faAT)VOÜ m:pi t&v m:nov96tmv toıtmv pıpA.iov y' (Galenô, peri ton pepontonon topon biblion g'), De Locis Affectis libri m, Kühn ( 18ZI-1833) edis­ yonu, cilt: 8, s. 16o. B�dat mantık ekolüne mensup olanların sıkça başvurduAu gibi Farabi de Galen'den örnek göstermektedir,. Galen'i "npta güçlü ama mantıkta zayıf' biri olarak nitelendiren lbn Sina (bk. Shehaby, Nabil, The Propositional l..ogic of Avicenna; a translation from al-Sh!fd: al-Qiyds with introduction, commentary and glossary, Dordrecht, 1973, s. 5) el-Hatdbe'de Galen'den herhangi bir alıntı yapmamıştır.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 103 yu açıklarken işkenceterin "bir tür tanıklık" oldu�u32 1 be­ lirtmektedir. Muall im-i evvelin bu ifadesi ikna yöntemlerini tasnifinde İbn Sina'ya bir ipucu vermiş olabilir. İbn Sina tanıkların sadece şahıslardan alınmadığını be­ lirtmektedir. Tanık bulunmayan durumlarda deliller ve ema­ reler şikayet veya savunma konusu olan hususlarda benzerlik (müşakele) dolayısıyla tanık olarak alınabilirler. Tanık bu­ lunduğu takdirde ise bu hususlar tanıklığın kabulü veya sah­ teliğini ( tezyif) ortaya koymada yardımcı olurlar. 322 Tanıklar dost (sadik), düşman (adüvv) ve yabancı (ğarib mine'l-müddei' ve'l-münkir) şeklinde bir tasnife de tabi turu­ labilir. Dolayısıyla tanıklığın geçersizliği ( ibtal) , tanığın ar­ kadaş veya düşman olduğu ileri sürülerek sağlanabilir. 323 İbn Sina'da tanıklıklar "sözle olan" (şehadetü'l-kavl) ve "durumla olan" (şehadetü'l-hal) şeklinde başlıca ikiye ayrıl­ maktadır. Durumla olan tanıklık hisle veya akılla algılanır. Bunlardan hisle algılananlar sözlü ve sözlü olmayan şeklinde iki alt başlık altında toptanır. Sözlü olanlar meydan okuma, yeminler ve anlaşmalar iken sözlü olmayanlar jestler ve mi­ mikler ve işkence ve ödülle yapılan ikrarlardır. Akılla algıla­ nan durum tanıklığı ise konuşmacının karakteri ve ahlaki özellikleridir. İbn Sina Aristoteles'in teknik olmayan yön­ temler arasında saydığı yeminler ve anlaşmaları teknik olma­ yan yöntemler arasında sayınakla birlikte bunları şahitlikler bağlamında teknik olarak değerlendirilen yardımcı unsurlar arasında da ele almaktadır. 324 32 1 "ai ôt paaavoı ııaprupiaı nvtç dmv, hai de tines eisin, feemme'l-fiihıisu kinnehi §Chiditün." 322 İbn Sini, el-Haıdbc, s. ı:ıo. 323 Agt. , s . ı:ıı; Aristoteles, Rcıorik, 1375 a 30-38. 324 İbn sına, agt. , s. 9· basanoi martüriai
104 İbn Sina Felsefesinde Retorik 2.1.2.1. Sözle Tanıklık Gerek geçmişte gerekse günümüzde toplumda sevilip sa­ yılan, bilgi ve hikmetiyle temayüz etmiş kişilerin sözlerinin dayanak olarak alınması sözlü tanıklıktır. Bir peygamberin, bir önder ( imam ) , bir fılowf veya bir şairin sözleri tanık ola­ rak alınabilecek sözlerdir. Bu tanıkların sözlerinin güvenilir­ liği bu sözleri söyleyen kişilerin toplum tarafından kabul görmüş olması ve bu kişilere karşı duyulan saygıdandır. Geçmişte yaşamış peygamberlerin, önderlerin, filowfların veya şairlerin sözlerinin tanıklığı "öncekilerin tanıklığı" (şehclde me'sara) iken diğeri "hllihazırda var olan taruklık"tır (şehtide mahzura ) . 325 Bu ayrım Aristotelcs'in eserinde de yer almakla birlikte326 İbn Sina'nın örnekleri bazı farklılıklar arz etmektedir. 2.1.2.1.1. Öncekilerin Tanıklığı (şehide me'sdra) Geçmiş tanıklıklar tarihte yaşamış, toplumda itibarı olan kişilerin sözleridir. Antik Yunan'da bu kişiler şair ve kcihinler iken İbn nün Sina'nın eserinde bunlar fılowfun kendi kültürü­ unsurlarını da içerecek şekilde peygamber, imam, fılo­ zof ( hakim ) ve şairlerdir. 3 27 Dürüsdüğüyle tanınan birinin sözlerini tanık olarak almayı Farabi büyük şerhinde teknik 8 olmayan yöntemler arasında zikretmiştir. 32 Geçmiş dönemlerde yer alanların tanıklıkları bir şeyin olup olmadığıyla veya iyi mi kötü mü olduğuyla ilgili olabi­ leceği gibi geleeckle ilgili de olabilmektedir. Nitekim İbn Sina kadim 32 5 326 327 3 28 dönemde geleceğe dair müjde ve uyarı şeklindeki İbn Sini. age. , s. 9· Aristoteles, Reco,-ih, 1375 b ı6-ı7. İbn Sini, age. , s . 9· Bk., Würsch, age., s . 88 vd.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 105 sözleriyle kahinierin başvuru kayn$ olduklarını belirtmek­ tedir. Ancak geçmişte yaşayanlar bir şeyin gerçekleşip ger­ çekleşmediğine dair tanık olarak alınsalar da ortaya konan şeyin iyi veya kötü gibi bir değer yargısıyla nitelendirilme­ sinde kaynak olamazlar. Aristoteles bu tür bir şehadetin iyi veya kötü olduğuna karar verecek olanın kim oldu�u be­ lirtmiyorken İbn Sina bunun hakim oldu�u ifade etmek­ tedir.3 29 2.1.2.1.2. Yaşayanların TanıklıAJ (şehi.de mahztlra) Şimdiki zamanda gerçekleşen tanıklık bir konuşmacının söylediklerinin o anda orada bulunan bir grup tarafından sözlü olarak (müşafehcten) onaylanmasıdır (tasdik) . Adli hi­ tabette ise mahkeme salonunda h3.kimin veya dinleyicilerin davanın taraflarından birinin sözlerini ikna edici bulduklarını ifade etmeleridir. 330 2.1.2.2. Durumla Tanıklık Belli bir durum ya duyuyla ya da akılla algılanır. Duyuy­ la algılanan tanıklıklar sözlü olarak ifade edilenler ve sözlü olmayanlar şeklinde ikiye ayrılır. Mucize ve lanerleşmenin de d3.hil olduğu meydan okuma, yeminler ve anlaşmalar duyuy­ la algılanan ve sözlü olan taruldık.lan oluşturuyorken jest ve mimiklerle, gerek fıziki olarak gerekse psikolojik olarak kor­ kutma ve sevindirme yoluyla taruklığın gerçekleştirilmesi yöntemi ise duyuyla algılanan ancak sözlü olmayan yöntem­ lerdir. a ı vd . ; ı·bn s·ına, · age., s. ızo : "'" ıa mercı·· a ileyilla fi isbati vüc\ıdi'l-emri ve 'ademihl, ve hukmuha ba'de zilike feyekfuıu ile'l-huklclmi". 330 Age. , s. 9, Aristoteles, age. , 1375 b z6-z7. 329 Aristoteıes, age. , 137 6 him
ıo6 İbn Sini Felsefesinde Retorik Konuşmacının erdemi, doğruluk ve anlayışı ise akılla al­ gılanan tanıklıklardır. 2.1.2.2.1. Duyuyla Algılanan Tanıldıklar Duyuyla algılanan bir durum sözlü ve yazılı bir ifade olabileceği gibi söz ve yazı olmaksızın ortaya çıkan bir ifade de o l abil i r Bunlar sözlü ve sözlü olmayan durum tanıklıkla­ rıdır. . 2.1 .2.2.1 .1 . Sözlü Olanlar Sözlü olan durum tanıklıklan sesli ifadelerin yanında ya­ zılı da olabilecek meydan okuma, yeminler ve anlaşmalardır. 2.1.2.2.1.1.1. Meydan Okuma Meydan okuyan kişi elinde karşıdakini aciz bırakan bir şeyle meydan okumakta ve savunduğu görüşün doğru oldu­ ğunun inancını taşımaktadır. Bu durum insanın güç yetire­ mediği, sadece ilahi yardımın sunduğu bir imk.arua meydan okuma olabileceği gibi (ör. vahiy) birinin tıpta en iyi olduğu iddiasıyla ortaya çıkması şeklinde de olabilir. Ancak böyle durumlarda o kişinin malıarerini ispat etmesi gerekir. 331 Farabi bahse girmek (mürMıene) ve ahirleşrnek şeklindeki meydan okumalara Galen'den bir örnek vermekte ve Ga­ len'in, açılıp bakıldığında sinirlerin kaynağının kalpte oldu­ ğunu iddia eden birinden on bin dirhem aldığını nakletmek­ tedir. 33 2 İbn Sina ise en iyi tabip olduğu iddiasında bulunan 33 1 İbn Sini., age., s. 9-ıo. Aynca bk. A.mlf., ei-Hikmetü1-'Artlziyye, s. 21 vd. 332 Farabi, Kiıabu'I-Hatabc, s. 79·
Retorikte Kull anılan Yöntemler 107 birinin, tıptaki malıarerini göstermedikçe iddiasının geçersiz olaca�nı belirtmektedir. 333 Teknik olmayan ikna yöntemleri arasında sayılan mucize, bir kişinin ifade ve fıillerinin mucizeye benzemesi şeklinde olabileceği gibi bizzat mucize de olabilir. 334 Bunlarla kişi id­ diasının doğru olduğunu (sadık) bilerek muhatabını boy öl­ çüşmeye ça�ır. 335 Bu kesinliğin gücü, meydan okumanın ilahi yardıma dayanmasından kaynaklanmaktadır. Böyle bir yardım olmaması durumunda insan güç yetiremeyecegi bir işi yüklenmiş olacaktır. 336 Vahiy ve peygamberlige dair düşüncelerini bilgi anlayışı baglamında ele alan Farabi ve İbn Sina'ya göre faal akıll a ir­ tibat sonucunda sadece peygamberlerin ulaşabileceği vahiy, ona ulaşma imkanı olmayan diger insanları tabi olarak hissi ve akli yönden aciz bırakan bir niteliği sahiptir. 337 Bu vahiy mucizesinin yanında peygamberleri diger insanlardan ayıran önemli özelliklerden biri de onların gösterdikleri mucizeler­ dir. 338 333 İbn Sini, el-Harabe, s. 10. Gazza1i meydan okwnayia ilgili olarak at 334 335 336 337 338 biniciligi iddiasında bulwıan biri ata binip meydana çıkmadıkça o ki­ §inİn iddiasının gerçek olup olmadığının onaya çıkmayacaAını belir­ tir, bk., Gazzili , ei-Kıstdsu1-mılsteklm, Beyrut, 1983, s. Sı. Würsch, age. , s. 88. İbn Sini, el-Hikmelü1-'Arfltiyye, s. ı1. A.mlf., ei-Hatdbe, s. 9· !§ık, Aydın, Bir Felsefi Problem Olarak Vahiy ve MuciZe, Ankara, ıoo6, s. 99-111, ı83-z87. İbn Sini, Metafizik II, Litera Yayıncılık, İstanbul, ıoos, s. ı88. Tabiat­ taki depremler, rüzgarlar, yıldırımlar ve bwıun gibi olaylar bir sebep sonuç ili§kisi içerisinde cereyan eder . Ancak, güçlü ve üstün nefs için sebep sonuç ili§kisi aranmaz. Akıl bunun olabilcccgini kabul eder. Bk. Ata, Ulvi, Ibn Stnd'da Peygamberlik, basılmanuş doktora tezi, An­ kara, ıoo6, s. 147·
ıo8 İbn Sina Felsefesinde Retorik sistemini sudur nazariyesi üzerine kurmayan ve Farabi, İbn Sina ve İbn Bacce gibi peygamberliği faal akılla ittisal konusuyla bağlantılı olarak değerlendirmeyen İbn Rüşd, peygamberlerin ortaya koyduğu mucizeterin filo­ wflar için değil de halk için birer delil olma özelliğine sahip Ontoloj ik. olduklarını ifade etmektedir. Mucizeyi, delile dayanmayan on üç ikna unsurundan biri olarak ifade ettiği 'meydan oku­ ma' (tchaddi) başlığı altında değerlendiren filowf, Aristote­ les'in Retorih adlı eserine yazdığı küçük şerhte339 bu ikna yön tem inin halka özgü olduğunu anlatırken Gazali'nin şu ifadelerine yer vermektedir: "Ebu Himid bu konuyu Kıstdsu 'l-Müstahtm adlı eserinde açıklığa ka�nırmuştur. Şöyle diyor : 'Kelamcılann ( el­ mütekellimfuı, c•ıJı7.m , ha-mdaberim) işaret ettiği gibi mu­ cize yoluyla peygamberlere iman, halkın (cumhur) meto­ dudur; seçkinlerin (havass) metoduna gelince onların me­ todu bu değildir. "'340 2.1.2.2.1.1.2. Yemin 'De Lanetleşme Şahitliğine başvurulan yeminlerle341 ( ÖpKoı, horkoi) ilgili olarak dörtlü bir tasnif yapılmaktadır. Buna göre kabul veya ret bakımından ya her iki tarafın da yemin etmesi kabul edi­ lir veya reddedilir ya da bir tarafın yemini kabul edili p diğer tarafınki reddedilir. Yeminlere şeref ve haysiyet için olabile­ ceği gibi destek amacıyla veya başka bi r am açla da başvuru­ labilir. 339 Aristatdes'in Retoıik adlı eserine büyük şerh yazmayan İbn Rüşd'ün Küçük Şerh'inin (cevıimi') Arapça aslı muhtem�Ien kaybolmu�. Mevcut olan tercümeler eserin aslına en yakın lbramce-Arapça iki nüshaya dayanmaktadır, bk. , Coşkun, Abdulkadir, Ibn Rılşd'ün Siyaset Felsefesi, basılmaınış yüksek lisans tezi, İstanbul ıoo3, s. 14. 340 lbn Rushd, Averroes' Three Short Commentaries, s . 196. 341 Farabi, Kitdbu'l-haıdbe, s . u.
Retorikte Kull anılan Yöntemler 109 Yeminler konusunda yüksek değerler üzerine yemin edilmesi bakımından aleyhte durumlarda alçakların ve Allah ­ sızların, fasıkiarın veya facirlerin 342 kolaylıkla yemin ettikleri, insanların yalan yere yemin ederek (hıns) menfaat temin et­ tikleri ileri sürülebilir. Davanın lehte olması durumunda ise yine meseleyi Allah'a havale etmenin bir inanç gereği olduğu ifade edilebilir. 343 Lanetleşme, taraflar arasında güvensizlik söz konusu ol­ duğunda karşı tarafın yalancı kendisinin ise doğru olduğuna dair yemin etmek ve Allah'ın lanetini isternektir. 344 İslam fıkhında lanetleşme, eşine zina isnadında bulunup kendinden başka da şahit getirerneyen birinin doğru söylediğine dair dört kere Allah'a yemin etmesi ve beşineide de eğer yalan söylüyorsa All ah'ın lanetinin üzerine olmasını istemesi ve buna karşı kadının da kocasının yalancı olduğuna dair All ah 'ı şahit tutup yemin etmesi ve beşineide eğer kocası doğru söy­ lüyorsa Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını istemesidir. Böylece hukuk açısından taraflara herhangi bir ceza uygu­ lanmaz, 345 ancak lanerleşme sonucunda taraflar boşanmış sa­ yılırlar. 2.1.2.2.1.1.3. Sözleşmeler Farabi'nin "özel yasa" olarak kabul ettiği sözleşmeler346 İbn Sina'ya göre iki veya daha fazla kişi ('ıddetün) arasında 342 Aristoteles, Reıorik, 1377 a zo : "ciaıı�Jt1ç" (asebes, tanns ız, vicdansız. cim:ptro (a-sebeo: tanns ız olmak, tanrıdan oowmsız davranmak, gü­ nah, cüriim i§lcmek, bk. Gemoll, s. 136) ; Eflatun., Kanunlar, 948 c: "ot)x �yoüvtaı OııoUç, iıx hegfuıtai tew : tannlara ioanmayanlar"; Lyons (Arapça tercüme) : "tasık"; İ bn Sini, ci-Hatabt, s. 1z5: "Bcir". 343 Aristoteıes, agt. , 1377 a 7-1377 b ıı ; ı· b n s·ına, agt. , s. 114-1Z5. 344 Age. , s. 1z5·1z6. 34 5 Kur'an-ı Ktrim, Nur Suresi, 6-9. 346 Farabi, Didascalia, s. 161'den naklen Würsch, agt. , s. 184-185. , ·
no İbn Sina Felsefesinde Retorik belirlenen kanundur (şeriat) ve yasa sözleşmeyle korunup gözetilir. Bununla birlikte sözleşmeler ( auv9ii Kaı, sünte­ kai, M7 sukUk, Ms 'uhudM9) kanunun gerektirdiği hükümler alanına girmez, bunlar başlı başına değerlendirilirler. Söz­ leşmeler, bu sözleşmelerin dayandığı yasalar veya sözleşme­ leri yapanların karakterlerine dayanarak batibin durumuna uygunluğu (rnuvafık) veya aykırılığına (rnuhllif) göre lehte veya aleyhte savunma yapılabilir. 350 2.1.2.2.1 .2. Sözlü Olmayarılar Sesle veya sözle ifade edilmeyen ve duyurola algılanan durum tanıklıkları konuşrnayla uyum içerisinde olan ve ko­ nuşmayı bütünleyip destekleyen şahitliklerdir. Bunlar ko­ nuşma esnasında vücudun aldığı doğal şekiller olabileceği gibi konuşmacının fiziksel veya psikolojik baskıya maruz bı­ rakılması sonucunda ulaşılan tanıklıklardır. 2.1.2.2.1.2.1. Hal ve Hareketler Duyuyla algılanan ve fakat sözle ifade edilmeyen tanık­ lık, konuşma esnasında konuşmacının hal ve hareketlerinin konuşmayı tasdik ediyor olmasıdır. Aristoteles'in teknik veya teknik olmayan ikna yöntemle­ ri arasına almadığı hal ve hareketler Farabi'de teknik olma­ yan ikna yöntemleri arasında, sekizinci sırada yer almakta- M7 Aristoteles, Retorik, 1376 a 33· Ms İbn Sini, el-Hikmetü1-'ArQ.ziyye, s. zo. M9 A.ınlf., el-Haıdbe, s. 9-10, m - ı z3 . İbn Sina düşüncesinde Kitdbu'ş­ Şifd'nın konumunu dikkate alarak burada geçen haliyle 'uh(ıd'u 'söz­ l�meler' şeklinde karşılamayı uygwı gördük. 350 Age., s. IZZ-IZ3.
Retorikte Kullanılan Yöntemler I I I dır. 351 İbn Sina bunları durumla gerçekleşen ve sözlü olma­ yan tanıklıklar olarak değerlendirmiştir. 352 Farabi, konuşmada iknanın gerçekleşmesi için sözlerle hal ve hareketlerin birbirine uygun olması gerektiğini be­ lirtmekte ve bir insanın söyledikleriyle yaptıkları birbirine uymadığı takdirde inandıncılığın söz konusu olmayacağını ifade etmektedir. 353 insanda korku ve sevincin işareti olan yüz ifadeleri, hal ve hareketler, ceza ve ödül gibi dışarıdan gelen psikolojik et­ kilerin sebep olduğu tanıklıklardır. 354 İnsanların içinde bu­ lunduğu psikolojik durumu anlama ve hitabı ona göre dü­ zenleme bakımından baribin ahlak ve erdemlerin yanında in­ sanın psikolojisini etkileyen bu gibi durumları ve bunların yol açtığı sonuçları da iyi bilmesi gerekir. 3 55 Güzel bir haber geldiğinde yüzün gülmesi veya kötü bir haberle korku ve kedere bürünmesi kişinin psikolojisinin içinde bulunduğu infiate tanıklık etmekte ve dinleyiciler nezdinde daha inandırıcı olmaktadır. 356 2.1.2.2.1.2.2. Işkence veya Ödlllle Gerçekleşen lkrar (Taknrun bi'l-'azıib ve's-sevıib) Teknik olmayan yöntemleri sıralarken gerek Arapça ter­ cümede gerekse İbn Sina'da, Grekçedeki "işkence yaparak 351 Würsch, Age. , s. 88; Farabi Kitabu'l-haıdbe'dc bunlara jest ve mimildc­ rin yanında insarun konuşurken gösterdi� hal ve hareketlerini de ek­ 352 lcmcktcdir. Bk., Firibi, Kitdbu'I-Hauibe, Ib . s· . ına, age. , s. 9-10. 353 Firibi, Kitdbu 1-Hatdbe, s. n 3 54 ı·bn s·ına, . age. , s. 9-10. s. 79· 79· 355 İbn Sini, d-Hikmetü 1-'Araziyye, s. :z:ı . 356 İbn Sini, ei-Hatdbe, s . 10; Würsch, age. , s. 88.
I I 2 İbn Sina Felsefesinde Retorik sorgu" ( pciaavoç, basanos) 357 "işkenceyle ikrar" (et-takrir bi'l-'azab) şeklinde tercüme edilmişken aç ıkl am al ar kısmında sadece "tahkik" veya "sorgu" anlamlarına gelen "�ı" (el­ fahs ) veya "el-fahsu 'ani'l-ahvlli bi ' l - inzar ve'l-'itizar358 ve bi't-terğib ve't-terhlb ve bi'l-'ikcib ve's-sevab" şeklinde karşı­ lanmıştır. 359 Aristoteles'in bu yöntemi, fiziksel eziyetle gerçekleşen ik­ rarla sınırlandırmasına karşın İbn Sina bu tanıklığın alanını insana dışandan gelen ve belli bir konuda kişinin isteği ol­ madan zorla şehadet ettirme anlamını içerecek şekilde gcniş­ letmiştir. Farabi insanın doğ.ısında doğruya doğru bir eğilim ol­ duğunu ifade ederek dotaylı da olsa doğruya ulaşmak için zor kullanılan işkencenin tabii bir uygulama olmadığını ima etmekte ancak işkence ve yol açtığı korkuya değinirken iş­ kence hakkında açık bir hüküm vermemekte, bunun yerine işkencenin yol açtığı korkuyla yapılan ikrarın değeri üzerinde durmaktadır. İnsan yalan söyleyeceği zaman yalanının ortaya çıkması durumunda başına gelecek şeyden korktuğundan yalan söy357 Aristotclcs, age . , 1375 a 358 15, 137 6 b 31, Pciaavoç: 1. Denck �ı, mi­ henk (Prüfstcin) ; deneme, örnek, imtihan (Probe), kanıt (Bewcis) . z . muayene, tahkik., tetkik (Prüfung) , araşnnna, muayene, tahlil, tahkikat, soruşnınna, sorgu (Untersuchung) . 3· işkence etmek (Fol­ tcnıng), bk. Gemoll, s. 1 6 3 . Muhammed ScUm Satim nqrin�c "cl-'izar" şeklinde geçmekte, an­ cak c:foAnısu "el-'itizir"dır, bk. Ihn Sini, Kiıdbu 'ş-Şifci, Süleymaniye Kütüphanesi, Dimad İbrahim Paşa, 8zz., 147 b. 359 İbn Sini, d-HattJbe, s. 11 7 , 114. Rctorik'in Arapça tercümesinde verilen örnekte de görüldügü üzere rercümcdc öncelikli olarak kelimelerin Grekçe asıllanda n sahip oldutıJ anlamlan mümkün oldutıJ kadar tanı karşılayacak karşılıklar kullanılmıştır. Böyle olmadıAJ durumlar­ da ise çok farldı bir anlama sahip bir kelime yerine Grekçedeki kcli­ mcnin sahip oldutıJ diger anlamlardan bi ri tercih edilmeye çalışıl­ mıştır.
Retorikte Kulla nılan Yöntemler 1 1 3 lemez. işkence altında konuşan da böyledir. Eğer işkenceden kurtulmak için yalan söylerse yalan söylediği anlaşıldığı tak­ dirde tekrar işkence göreceği korkusuyla yalan söylemcz. Dolayısıyla işkenceyle ikearda bulunanın sözü doğru kabul edilir. 360 İbn Sina nispeten küçük hacimli olan el-Hihmetü 'l­ 'A ruziyye'de teknik olmayan ikna yöntemlerini ele aldığı bö­ lümde işkence konusuna değinmemektedir. ei-Hatabe'de ise işkence korkusuyla konuşmanın insan psikolojisine dışarıdan etki eden ve belirtileri duyulada algılanan tanıklıklar kısmına dahil olduğunu ifade etmektedir. 361 Diğer teknik olmayan ikna yollarında olduğu gibi işken­ ceyle elde edilen ikna hususunda da Aristatdes kişiye faydası bakımından bu yöntemin savunulabileceği veya reddedilebi­ leceğini belirtir. Ona göre lehte olması durumunda işkence, şaşmaz tek kanıt şekli olması bakımından savunulur. Aleyhte olma durumunda ise kişinin işkence altında doğruyu söyle­ yebileceği gibi yanlış ifade verebileceği de öne sürülür . 362 İbn Sina da bu düşünceler doğrultusunda davaya muvafık olması durumunda sorguyla (fahs) elde edilen ikearın delil olarak alınabileceğini ve buna güvenilebileceğini belirtmek­ tedir. Kişinin davasına muhalif olması durumunda ise "wrlan­ dığı" için (muztarr ) bu tanıklığa başvurolamayacağını belir­ tir. İbn Sina bu tür bir ikeara boğulmakta olan birinin eline ne gelirse ona sanlacağı örneğini vermektedir (Denize düşen 360 361 362 Farabi, Kiıdbu 1-Haıdbt, s. n. lbn Sini, d-Haıdbt, s. 10. Aristotdes, Rctor ik, 1355 b 35 vd; Age., 1377 a 1-1377 a 7 b . o
II4 İbn Sina Felsefesinde Retorik yılana sarılır) . Çünkü insan işkenceden doğrulukla ( sıdk) ol­ duğu gibi yalanla da (kizb) kurtulrnayı umar. 363 Diğer yandan bir kişinin sahip olduklan elinden işken­ ceyle alınmak istendiğinde buna karşı durarak zulmün ya­ nında yer almayıp kahramanlık örneği göstermesi ve yalnızca AJlah'a teslim olması övızi1ve değer bir tavır olarak görü­ lür. 364 2.1.2.2.2. Akılla Algılanan Tanıldıklar Bunlar duyular vasıtasıyla değil de düşünceyle idrak edi­ len tanıklıklardır. Örneğin konuşmacının erdemi ile doğru­ luk ve olayları temyiz gücüne dayandınlan tanıklık akıll a al­ gılanan durum tanıklıklarındandır. 365 2.2 TEKNİK İKNA YöNn..�ERİ Tarihte bilim ve fdsefe alanının tüm konularını tek bir kitap içinde incdeyen filozoflardan biri olarak tanınan İbn Sina, varlığı "insanın irade ve eylemlerine bağlı olmayan" ve "insanın iradesiyle olan" şeyler şeklinde ikiye ayırır. iradeye bağlı olmadan oluşan şeylerin bilgisine nazari (teorik) ve iradeyle oluşan şeylerin bilgisine ise arneli ( pratik) ilimler denir. Erdemli bir insan ve erdemli bir toplum oluşturmak ve bireylerin mutlul�u sağlamak, ancak bilgi ile mümkün 363 İbn Sini, el-Hatdbe, s. 114. 364 Age. , s. s5 : J..li ı;ıı ..:.ı��ı.J Jsl.Miı ..:.ı�LM c.,uı iJ" ��oı,... � �v 1�1 •,:r.bWI J-1; ıjll ..:.ı�IM�I o!.U.lS.J t,�l ..)# �l.ı.i�l � •JSL.MII ..)# 1_,.-;J I� �.J J .ı..J I �_,:-llS 'Jp.J1 .)1 e;:;ı .J �I.LJI .y.- ,,w. 1�1 � "l.f.J .)1 � 1 �,_,ıı � .,, ,s.t.J 365 İbn Sina, el-Hatdbe, s. 9 · ·Jo>li ·�.lt ı.i �
Retorikte Kull a nılan Yöntemler I I 5 iken366 hikmetin tamamlanması için varlığın bilgisine sahip olmanın yanında bilginin gösterdi� eylemi uygulamak da gerekmektedir. 367 Hem teorik hem de pratik özelliklere sahip olan retorikte kullanılan teknik ikna yöntemleri entimem (tefkir) ve örnek­ lem (misil) olmak üzere ikiye ayrılır. 368 İknaya ulaştıran her husus ya kendiliğinde, o anda ikna edicidir veya bir aktarım dolayısıyla ikna sağlar. Ancak ken­ diliğinde ikna etme özelliğine sahip olmayan bir şey başka konuda da ikna edemez. Kendiliğinde ikna etme özelliğine sahip olan şey bizatihi "övülmeye layık olan"dır. 369 Farabi, Aristoteles'in ğimiz Retorih'inin özeti kabul edebilece­ Kitcibu'l-Hatcibe adlı nispeten küçük hacimli eserinde Aristoteles'ten bu konuda sadece gerekli olan bilgileri aldı­ ğını ifade etmekte ve retorikte sadece retoriğe özgü olan en­ timem ve temsilin kullanılması gerekirken Aristoteles'in farklı unsurlara da yer verdiğini belirtmektedir. 370 İbn el-Hihmetü'l-'Ar1lziyye'de muhtemelen Sina Farabi'yi de kastede­ rek birçok kimsenin temel yöntemlerle yetinip bunların dı­ şındaki uygun yöntemleri almadığına değinir. Buna karşın Aristoteles'in doğru bir yaklaşımla iknayı sağlayacak her tür­ lü imkarun kullanılması gerektiği görüşünde olduğunu akta­ rır. Çünkü retorikte amaç gerçeğin ortaya çıkarılması değil de her ne şekilde olursa olsun iknaya ulaşmaktır. 37 1 366 Gökberk Macit, Felsefe Tarihi, Ankara 1967. s. 117. 367 İbn Sini, Meıafizik I, s . ı-3 ; A.mlf., eş-Şifd, Mantıga Giriş ( ei-Medhal) , tre. Ömer Türker, Litera Yayınalık, İstanbul, ıoo6, s . 5 · 368 İbn Sina, ei-Hatdbe, s. 167. 369 Age., s. 38-39. 37° Fad.bi, Kiıdbu'l-Haıdbe, s . Sı vd. 37 1 İbn Sini, ei-Hikmetü1-'Arılziyye, s. ı6-ı7. ,
n6 İbn Sina Felsefesinde Retorik Dinleyiciye aniatılmak istenen konu hakkında bir bilgiye sahip olmak veya konuyu sadece bilimsel verilere dayalı aka­ demik yöntemlerle anlatmak konuşmacının genel dinleyiciye karşı ikna edici olacağını garanti etmez. Başarılı bir hitabet için dinleyiciterin varsayımlarını da dikkate almak gerekir. Meseleye tek bir açıdan bakmak yerine her iki tarafın bakış açısını dikkate almak konuşmacıya meselenin gerçek duru­ munu ortaya koymasını ve karşıdakinin konuşmacıya güven duymasını sağlar. İnsanın en doğal özelliklerinden olan ko­ nuşma tarih boyunca sorunları çözmede her zaman daha uy­ gun bir yöntem olmuştur. 372 "Makbwun 'inde'l-cumhllr" ( halk nezdinde kabul gör­ müş ) ifadesi İbn Sina'nın hem entimemin öncüllerini hem de örnekiemi temellendirirken dayandığı başlıca kavramlar­ dan biridir. 3 73 Retorikte kullanılan ve temelde kıyasa dayanarak oluştu­ rulan ikna yöntemleri olan entimem ve örneklemin yanında konuşmacı, dinleyici ve konuşmayla ilgili hünerler ve teknik olmayan ikna yöntemlerinin teknik kullanımından oluşan yardımcı unsurlar da vardır. Birer kıyas formu olan entimem ve örneklem konusuna geçmeden önce bu yardımcı unsurla­ ra değinelim. 2.2.1. Yardımcı Unsurlar ('avan) İbn Sina retorikte sadece entimem ve örneklemin kulla ­ nılması gerektiği görüşüne karşı çıkmakta ve iknada bu iki 372 Kennedy, A New History of Classical 373 A.mlf , el-Haıdbe, s. 71. Rhcıoric, s. 56.
Retorikte Kulla nılan Yöntemler 1 1 7 temel yöntemin yanında yardımcı unsurların da kullanılma­ sının uygun ( savab) olacağını belirtmektedir. 374 Aristoteles'te teknik yöntemler entimem ve örneklemin yanında konuşmacının ahlakı ve dinleyicinin psikolojik du­ rumuyla ilgili hususları kapsayacak şekilde değerlendirilmiş­ ken375 Farabi entimem ve örnekiemi temel teknik yöntem olarak belirlemekte ve geniş anlamda teknik yöntemleri ko­ nuşmacı, dinleyiciyi ve konuşmayla alakah hususları da içe­ recek şekilde ayrıntılı bir tasnife tabi tutmaktadır. 376 İbn Sina ise Farabi gibi entimem ve örnekiemi retoriğin temel ikna yöntemleri olarak almakta, ancak genel olarak Farabi'ye göre daha ayrıntılı bir tasnif yapmaktadır. Buna göre '"amud", iknayı sağlayan sözler, yani entimem ve ör­ neklemdir. Ancak "iknayı sağlayan her şey kıyas veya temsil değildir." Hatabi kıyas, yani entimcm ve temsilin yanında iknayı destekleyen ('avan) tavır ve sözler ( ahval ve akvat) de bulunmaktadır. 377 Bu destekleyici unsurların bazıları konuş­ manın taraflarıyla ilgili olarak iknaya "hazırlayıcı yöntemler" (hiyelü'l-'idadiyye) 378 diye adlandırılıyorken diğer bazıları da teknik olmayan yöntemlerin teknik kullanımlarının oluştur­ duğu "yardımcı" unsurlardır (nusra ) . İbn Sina'nın bu bağ­ lamda kull andığı '"avan" kelimesi ne Arapça tercümede ne de Farabi'nin eserlerinde bu anlamıyla yer almaktadır. İbn Sina'nın ortaya koyduğu bu kavram entimem ve örneklemin dışındaki iknaya yardımcı unsurların genel adıdır. 379 "Hiyel" (hileler, hünerler) ifadesi ise Retorik'in Arapça tercümesinde 374 A.mlf., el-Haıcibe, s. 375 376 377 378 379 13. Aristoteles, Reıorik. 1356 a w··ursch Age. , s. 8 7-92. İbn sına. el-Hatcibe, s . 8. , s. ıo. Würsch, age. , s. Age. , 96. ı-20
n8 İbn Siniı. Felsefesinde Retorik de yer almakta ve Grekçe metinde 1354 b ı3'te geçen "�9oôoç'' (metodos) 380 kelimesinin çogul halinin ( �9oôoı, metodoi) karşılığı olarak kullanılmaktadır. "Nusre" kelimesi ise retarikle ilgili olarak yine ilk defa İbn Sina tarafından kullanılmış ve iknayı destekleyen hünerlerden sonra 'avanın alt başlıklarından ikincisi olarak yer almıştır. 38 1 Retorikte kull an ılan bazı sözler de vardır ki bunlar enti­ mem ve ömeklem gibi öncelikli değildir. Bunlardan bazıları sadece ifade gücü bakımından değerlendiriliyorken (ör. ha­ tibin dinleyiciler nezdinde kabul görmek için erdemli oldu­ ğuna dair sözleri) bazılarında da ifade edilen şeyin gereklili­ ğiyle tasdik amaçlanır (ör. mucizenin hüccet olduğunu orta­ ya koyan söz) . 382 Burada söz konusu olan mucize sözlü ve fiili bütün mucizeleri kapsamaktadır. 383 Diğer bir dey�le bu mucize müşriklere meydan okuyan Allah'ın kclarnı olabile­ ceği gibi peygamberlerin gösterdiği mucizeler de olabilir. Tasdiki sağlamak için kullanılan ifadeler; temel sözler (amud) , hiyel ve tasdike yardımcı unsurlar (nusra) olmak 380 ııt9oöoç: takip etme, izleme; bilgiyi takip etme, araşnrm a, dava süre­ 38 1 382 3 83 cini takip etme yöntemi, metod, sistem, düstur, retoriksel araç; ta­ nımlama vas1tası; konuyu ele alış tarzı; hile, hüner, oyun, Liddell, Henry George; Scott, Robert, age., 1940. İbn Sini, age., s. ıı, Würsch, Avicennas .Bearbeitung, s. 96. İbn Sina'nın bilgi anlayışında hııcce kavramı, tasdike götüren yön­ temlerin genel adıdır ve kıyas (tümdengelim), türnevarım (istikrd) ve misil/temsil ( ömeklem) gibi akıl yürütme türlerinin hepsini bünye­ sinde barındırmaktadır; bk. İbn Sin1, eş-Şifô.: Mantıga Giriş, prg. ıo; a.rnlf., Yorum üzerine, prg . 138; a.rnlf., lkinci Analitikler, prg. 47, a.rnlf., Topikler, prg. 18 ve 66, lşdretler ve Tembihler, birinci nehc, 3· işaret; a.rnlf., Mantıku'l-rneşnkiyytn, nşr. Ayetullah el-'uzma el-Mar'aşi en-Necefi, Kum, 1405, s. 10-13. İbn Sina, el-Hatdbe, s. 9, ıı-12.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 119 üzere üçe ayrılır. Temel sözler entimem ve örneklemdir. Bunların üçü de teknik yöntemlerdendir. 384 2.2.1.1. Hünerler (hiyel) Bir konuşmada iknanın meydana gelmesine yardımcı olan hünerler sözün daha etkili ( enca') ve daha kolay kabul edilir olmasını ( akbal) saglamaktadırlar. 385 İbn Sina bu keli­ meyi bir konuşmada hatip, dinleyici ve hitabetle ilgili olarak "herhangi bir konuda infıallerle veya ahlaki özelliklerle yön­ lerdirmede faydalı söz" olarak tarif ettnektedir. 386 Söylenen söz, üç türlü ikna özelliğine sahiptir. Sözün konuşmacı, dinleyici ve bizzat konuşmayla (logos, kelam) ilgili olarak sağladığı ikna ayrımını387 İbn S in a olduğu gibi almamı§nr. Sonradan belidendiği üzere değil de yapısında iknayı sağlama özelliği bulunan sözün ( el-kelamu li tıba'ihl mukni'an) entimem ve örneklem ('amud), konuşmacının durumu ve dinleyiciterin tedrici olarak ikna edilmesinden oluştuğunu belirten İbn Sina sözü (kelam, logos) teknik ik­ na yöntemlerinin üst b�lığı olarak almaktadır. 388 Temel yöntem olan 'amudun dışında diğer iki yardımcı inandırma becerisinin (konuşmacının karakteri ve dinleyiciterin tedrici olarak iknaya yönlendirilmesi) yanında söylenen söz (kavl) veya hitabet diye adlandırdığımız sözle ilgili beceriyi fılozo384 385 386 Age. , Age. , s. ız. s. ıo. � rlt-J _,t • ..,.:J Jl..iil � .ıloit J_,i ı./' �1_,, age. , s. ız. Di�er kulla­ rumlan için bk., a.mlf., Sofistik Deliller, prg. ıoo: "Size bir çare (hile) ö�etiyorum"; 387 Aristoteles, (ta.�dik) . 3 88 İbn Sini, age. , prg. ı99 : "faydalı Rttorik, ı356 ei-Hatabe, s. 33· bir ustalık" (wli �). a ı vd. ; Gr. ıricmç (pistis), Ar. Jt.L..oli
ı ıo İbn Sina Felsefesinde Retorik fun şu aynınma dayanarak yapmaktayız: "Diğer bir açıdan rctorik üçe ayrılır: Sözü söyleyen kişi muhatap. " 390 (kiil ) , söz ( kavl) 389 ve Yukarıda geçen ve hatip ve dinleyiciyle ilgili olan ikna yöntemleri iknaya götürecek olan sözle (entimem, örnek­ lem) doğrudan ilgili olmadıklarından dolayı "sözün dışında kalan"391 ya da İbn Sina'nın deyimiyle "harici ikna edici­ ler"dir. 392 Kon�macı ve dinleyiciyle ilgili hünerlerin kazanılmasın­ da ahiili ve psikolojik özelliklerin bilinmesi özellikle önem arzeder. Sözlü olmayan bu hünerlerin yanında söze dayanan ve sözün değişik şekillerde düzenlenmesiyle alakah bir üçün­ cü grup hünerler vardır. 393 Bütün bu hünerler dinleyiciyi ik­ naya "hazırlayıcı" bir rol üstlenmenin yanında retorik kıyasın güzel bir şekilde ifade edilmesini de sağlarlar (te:zyln ve tez­ vik) . 394 2.2.1.1.1. Hatip Retorik'in ikinci kitabının onikinci bölümünden onyedin­ ci bölümüne kadar olan kısımlar karakter çeşitleri ve karak­ terin iknadaki rolü konusın1u ayrıntılı bir şekilde ele almak­ tadır. Kon�mayı yapan 389 kişinin karakteri, 395 kon�manın Lafiziann bir araya getirilmesiyle oluşan ( mürekkeb) lafız, yani k.avl "söz" kelimesiyle k.arşılanmaktadır, bk. Dunısoy, age. , s. 41, 154. 390 İbn Sina, age. , s. 55 : "�ı;.., J.h Jl..iı � � ı.S.r"-1 � ır 4ıl.lUJI.J'. ' 391 Aristoteıes, Reıorı'k 1354 a 15 : """ ı:...,ro tou ıtpayltatoç, exo nı pragma• � • ros". 392 İbn Sini, d-Hikmeıü'l-'Arllziyye, s. zı : ."el-mukni'atü'l-hirice". 393 Age. , s. u . 394 Age., s. 1 9 . 395 �9oç (etos) : ı. Akıllı uslu, mazbut, derli toplu., hürmete layık; alı­ ş� yerleşim yeri, 2. Adet, alışkanlık, gelenek, görenek, teamül, 3Seciye, karakter, huy, tabiat, özellik; bir konu hakkındaki zihniyet,
Retorikte Kullanılan Yöntemler 121 içeriğinden bağımsız olarak başlı başına güçlü bir inandırıcı­ lık özelliğine sahiptir. 396 Bunun içindir ki toplumda yaygın olarak saygınlığıyla tanınan insanlar doğru olmayan bir şey söylediklerinde dahi insanlarda o kişinin sahip olduğu özel­ liklerden dolayı ne söylediğine bakmaksızın söylediğini ka­ bul etmeye doğru bir eğilim sözkonusudur. 397 Ancak ikna, konuşmacının özellikleriyle değil de söyledikleriyle gerçek­ leşmelidir. 398 Bununla birlikte insanın kişiliği en etkili ikna sebeplerinden biridir. 399 Retorikte incelenen konular bağlamında "konuşmada us­ ta" (texvoA.oyoüvtaç, techno-logfuıtas, f��l 4 Jı.10Jı) 400 olan hatiple ilgili konular biri doğrudan kendisiyle ilgili, diğeri de iknanın imk:lıılarını ortaya çıkarma çabasında bilmesi gere­ ken hususlar olmak üzere ikiye ayrılır .w1 Gerek karakteri ge­ rekse konuşma üslubuyla ilgili olarak hatibin bizzat kendisiy­ le ilgili olan konuların yanında insanları etkilemek için bil­ mesi gereken ve aynı zamanda retoriğin konusunu oluşturan ahiili ve psikolojik etkilenimler ve siyasi konular Retorik'te salt böyle bir konu olmaları bakımından değil de insanları ikna etmede sağladıkları yarar dolayısıyla ele alınmaktadırlar. Devletin temelini oluşturan kanunlar, devlet şekilleri ve bun. düşünüş tarzı (Denkweise, Sinnesart) : a. Ruh dinginliği. b. Sanatsal ifade. Bk. Gemoll, s. 38ı. 396 Arisroteles, Retorih, 1356 a 1-5. 1356 a 5-1o: "Loiç yap E1tl.ElKE<n m<JtEUOJ..IEV JlWOV Kai eauov" (tois gar epieikesi pisteuomen mallon kai tatton) , 397 Age .. "�4 l..v-- .:ı_,t.ı....J ı � .:ı_,.JL.ali.J', "İyi insanlara (ötekilerden) daha çok ve çabuk inanınz/inanılır." -�98 Age. , 1356 a 8-10 : � 399 400 " L..ı 'J (�s:l4 � .:ı� ıJ I � ı-. �� _,-:ll ı.ı... ıJ\i J �ı W � !AiT li.ı!�" "�4 ..;,e.ı....:J I 4l .J� .JI � "-:-!} .:.-liJ �ı J(, Age., Age. , 1356 a 17. -411 1 İbn Sini, el-Hatdbe, s. ıı. 1356 a 10·15.
1 22 İbn Sina Felsefesinde Retorik ların birbirine dönüşümü, insanların farklı farklı karakteriere sahip olması, övgü (medh) ve yergi (zemm) ile bunlarla ilgi­ li olarak erdem ve reziterler hatibin insanları etkileme ve yönlendirmesi bakımından önem arzeden konulardır. Özellikle konuşmacının kendi durumu sözlerinin kabul görmesi için önceliklidir. Bazı hatipler sahip oldukları karak­ ter özellikleriyle iknayı daha kolay sağlıyorken bazıları karşı­ dakinin direnç göstermesine neden olmaktadır. 402 Konuşma, hatibin sözle baglannlandırılan erdemleri var olduğu sürece etkisini devam ettirecektir. Sözleri retorikte makbul olan ve öncül olarak alınan kişiler bu özelliklerini sözleriyle eylemle­ rinin sürekli bir uyumu sayesinde kazanmışlardır. Konuşmacı doğruluk ve başka erdemlerle öne çıkıp da hasmı bunun tersi özelliklerle bilindigi takdirde ikna daha kolay gerçekleşir. 403 Örneğin yürürken konuşan birinin bu davranışı kaba bir yapıya sahip olduğu izlenimi uyandırır ve insanları kendinden uzaklaştırır. 404 Eğer konuşmacı insanlar nezdinde olumlu bir itibara sa­ hip değilse erdemliliğini ortaya koyacak deliller getirir veya jest ve mimikleriyle sözlerini kabul ettirmeye çalışır. İknada jest ve mimiklerin rolüne İbn Sina'dan önce Farabi yer verir. Sesin konuşmanın akışına göre ayarlanıp konuşma esnasında jest ve mimiklerden yararlanmak Farabi'de sözün nitelikleri arasında değerlendirilmişken İbn Sina bunu sözü söyleyenin sahip olması gereken bir nitelik olarak belirlemektedir. 405 Farabi Grekçede "haber, bilgi, cevap; oyunculuk, rol yapmak, konuşma icra etmek; ikiyüzlülük, sahte tavır ve ri- . sına. age. , s. 402 lbn ll. 403 Fıirabi, Kitabu'l-Hatdbe, s. 7 1 . 404 Aristoteles, age. , 14 1 7 a 17-30 405 Würsch, Avicennas Bearbeitung, s . 95·
Retorikte Kullanılan Yöntemler IZ3 ( Yeni Ahi t ) " anlamlarına gelen hüpokrisisi (un6Kpunç, hüpokrisis),406 yani jest ve mimik.leri, hem tek­ nik hem de teknik olmayan yöntemler arasında değerlendir­ mektedir. Teknik olmayan jest ve mimikler kişinin özellik.le duygusal bir durum u ifade ederken vücudunun aldığı ve söylediklerini tamamlayan doğal ifadelerdir. Teknik olarak ortaya konan jest ve mimik.Ier ise söylenen sözleri des tekl e­ mesi için kişinin bilerek ve isteyerek vücut dilini kullanması­ dır. Bu ayrımın Retorik'in üçüncü ki tabın ın başında yer alan ifadelerden mi407 yoksa Aristoteles'in talebesi Teophras­ tus'un günümüze ulaşmayan bir eserinden mi408 alındığı ya da bunun retoriğe Farabi'nin özgün b ir katkısı mı olduğu bilinmemektedir. 409 yakarlık Kitdbu 'l-Hatdbe'de 4 10 konuş macın ın dikkat etmesi gereken husustarla ilgili olarak ortaya koyduğu görüşleriyle benzerlik arzeden bir şekilde konuşmacının yet­ kinliği ve hasının kus url an ve gerek bahse girmek gerekse mucizeyle hasma meydan okuyup onu boy ölçüşmeye ça­ ğı rm ak suretiyle etkili bir iknayı sağl am ayı amaçlamaktadır. Yine konuşmacıyla alakalı olarak kendi konuşmasının yücel­ tilmesi ve hasmınınkinin de küçümsenmesi, güvenilir kişile­ rin şahit gösterilmesi, yeminler, konuşma esnasındak.i hal ve tavırlada ses tonunun ayarlanması, jest ve mimik.Ierin uygun İbn Sina, Farabi'nin 406 Bk. Gemoll, s. 824. 407 Aristoteles, Retorik, 1406 a ı6 vd. 408 Kennedy, A New History of Rhetoric, s. 87; Kennedy, "Classical Rhe­ toric", Encyclopedia of Rhetoric, Ed. Thomas O. Sloaoe, ıoo6, s. ııı. 409 Teophrasnıs konuşmayla birlikte yer alan faaliyetleri "ses" ve "vücut hareketleri" şeklinde ikiye ayınr. Vücut hareketleri ise "yüz ifadesi" ve "jest"lerden oluşur. Würsch, 41° Firı\bi, Kiıdbu 'I-Hatdbt, s. 71. Age. , s. 9Z-93·
I Z4 İbn Sina Felsefesinde Retorik kull anımı da batibin öğrenip uygulamada pratik kazanması 11 gereken hususlardır. 4 2.2.1.1.2. Dinleyid/Muhatap İster kabul ettirmek, isterse vazgeçirmek yönünde olsun ikna edilme k istenen ( men yüradü ikna'uhu) muh atap 4 ı 2 kar­ şı tarafta yer alan m üzake rec i olabileceği gibi tartışmayı ta­ kip eden dinleyiciler veya müzakere sonunda taraflar arasın­ da karar verici konumda olan hakim de olabilir!ı3 Bu üçlü aynm Aristoteles'te bul unmamakta bunun yerine h:ikimler veya dinleyicilerden oluşan ikili bir muhatap ayrımı yapıl­ maktadır . İbn Sina'nın bu ayrımı Farabi'den almış olması muhtemeldir. Çünkü F ara bi dinleyicileri "ikna edilmesi amaçlanan" (el-maksudu ikna'uhu) , "müzakereci" (el­ şeklinde üçe ayırmaktadır. 414 Ancak bu şekildeki bir tasnifi Farabi'nin İ s kenderiye şarihlerinin önde gel enlerinde n olan ve Topihler Şe r h i 'nde dinleyicileri "halk", "gözlemc i " ve "hakim" şeklinde bir aynma tabi tutan Alexander Mrodisias'a dayanarak ortaya koymuş olabilir. 4 ıs münizır) ve "hakim" 4 1 1 İbn Sini, el-Hikmetü 'l-'Artıziyye, s. 412 "13 4ı4 ·U S 21 ; a.mlf. el-Hatdbe, s. 10. Daha genel bir ifade olması ve hitabet kavramıyla aynı kökten gel­ mesi dolayısıyla "muhatap" kelimesini tercih ettik. Çünkü muhatap alınan kişi görsel ve işitsel bir ifadeye muhatapken dinleyici daha çok sözlü bir ifadeyle karşı karşıyadır. Günümüz Türkçesinde de hem ya­ lın haliyle hem de "'muhatap almak", "muhatap olmak" ve "muhatap etmek" gibi farklı şekillerde kullanılan "muhatap" kelimesinin içer­ digi anlamın açıklıgı noktasında toplumun hemen her kesiminden insaniann ortak bir algıya sahip old�u düşünmekteyiz. Diger yandan "dinleyici" kelimesi daha çok bir konuşmaayı veya sesli ya­ yın yapan bir iletişim aracı olan radyo yayınlarını dinleyenler için lrullarulmaktadır. Görsel ve işitsel bir iletişim aracı olan televizyon programlan veya bir gösteri söz konusu oldugunda ise "dinleyici" yerine "seyirci" kelimesi tercih edilmektedir. İbn Sina, el- Hatabe, s. 1 o ; Eflitun, Gorgias, 452 e 1-4. F:irabi, Kiıabu 1-Hatabe, s. 65. Würsch, Age. , s. 185.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 12.5 Dinleyicinin coşkularını harekete geçirmede ( nMoç, pathos) 41 6 onwı o anda içinde bulwıduğu ruh halini bilme­ nin etkisi büyüktür. İnsan huzurluyken sahip olduğu yöne­ limlerle sıkıntılıyken gösterchileceği tepkiler birbirinden farklı olacaktır. 4 1 7 Aristoteles, Retorih'in başında temel ikna yöntemleri olan entimem ve örnekle ilgisi olmadığını belirt­ tiği bu gibi araçların kullanımına olumsuz yaklaşmaktadır. Ancak daha sonra iknada etkili olmalarından dolayı bunlan da inceleme konusu yapmış tır . 41 8 Bilgiyi muhatabın algılayabileceği bir formda sunma yöntemi olarak nitelendirebileceğimiz retorikte belki sözün mutlak olarak ikna edici olması amaçlanmıyor olabilir, ancak kanaat getirmiş ve ikna olmuş bir dinleyici kitlesi retoriğin doğal sonuçlarından biridir. Etkili bir şekilde böyle bir so­ nuca ulaşmak hem bir birey olarak insanın hem de bireylerin oluşturdukları toplumların psikolojisini, öfke ve sakinlik hal­ lerini, dostluk ve düşmanlık.ları, korku ve güveni, utancı ve 416 nci9oç: I. (başına gelmek) : bela, sıkınn , şan�sızlık, keder, 2. Tutku, acı; heyecan, coşku, şiddetli ve ani heyecan (Affekt), duygulanım, arzu, heve.�, hissiyat, 3. Olay, vaka, gelişme, süreç; Ay tutulması, bk. Gemoll, s. 598. "1tci9oç" ( patos) Arapça tercümede "/'Yi" (ilim, elemler) şeklinde '(evrilmiş İbn Sina da bu ifadeyi rerorik metninde kullannuş tır. Bk. lbn Sina, el-Haıabe, s. 85, 107. Aynı ifade Birinci Analitikler'de "tabi'iyye" kelimesiyle birlikte kullanılmışnr. Bedevi yazma nüshada bu ifadenin üzerinde ""tc'sirit"' şeklinde bir açıklama­ nın bulund�u ve "el-ilamu'r-tabi'iyye" rabirinin Süryanicede yer almadığına dair bir ibarenin geçmedi� belirtmektedir. Bk. Fir.ibi, Manııku A ristü (et-Tahlilatü'l-Ula) , s. 315. Nitekim Birincı Analitikler'in Türkçe tercümesinde de aynı ifadeyi karşılamak üzere ""tesirlcnme­ ler" ( tabii tesirlenmeler) kelimesi kullanılmışn r. Bk. Aristoteles, Bi­ rinci Analiıikler, tre. H . Ragı p Atademir, s. 190. Retoıik'in Arapça ter­ cümesinde bu ifadeyle ilgili olarak (öfkeyi) "uyandırmak" anlamında ""tehyic" (heyecanlandırmak) kelimesi de geçmektedir. Bk. Lycns, Aristoıle's "Ars Rlıetorica" s. 83 . 4 1 7 Arisroreles, Re t o ıi k , 1356 14-18; Farabi, Kiliibı.ı 'l-haıabe, s. 73· 41 8 Aristoteles, Retorik, 1354 a ı6-ıo.
1 26 İbn Sina Felsefesinde Retorik utanmazlığı, sevecenlik ve acıma, hiddet, kıskanç­ zalimliği; lık ve gıpta duygularını, gençlik, olgunluk ve yaşlılık çağında insanın sahip olduğu karakter özelliklerini; asalet ve zengin­ lik gibi durumları ve toplumun genelinin sahip olduğu de�er yargılarını tanımakla mümkün olur. 419 Günlük yaşamında yazılı ifade biçimlerinden ziyade söz­ lü ifade biçimleriyle iletişim kuran halktan muhatap olduğu konunun "niçinlerini" bilmesi beklenmez. Halktan beklenen ve onun da güç yetirebildi�i sadece amaçlanan konu hakkın ­ da bir kanaat sahibi olmaknr. Hatip bu amacı muhatabı aşama aşama iknaya götüren hünerlerle ( el-hiyelü'l­ istidraciyye ) 420 gerçekleştirir. İknada konuşmacıdan dinleyi­ ciye do� bir etki meydana getiriliyorken kanaane dinleyi­ cide olup biten bir şeydir. Nitekim şürin kavramlarından olan tahyil ve tahayyülde de durum böyledir. 42 1 İbn Sina'ya göre dinleyici, muhatabı olması bakımından sözün içeriğini, sözü söyleyenin durumunu ve sözün nasıl söylenildi�ini belirleyen bir konuma sahiptir. Dinleyicinin söylenen söze meyletmesi ve sözün karşınndan uzak durması amacıyla o anda onun içinde bulunduğu ruh halinin dikkate alınması gerekir. Bundan dolayı konuşmacının (riruriki) ahlak ve erdemierin yanında psikolojik durumları ve bu du­ rumların nasıl ortaya çıktıklarını, her bir insan toplulu�un 4 19 İbn Sina, ei-Hatdbe, 420 s. 175. Ayrıca bk. Farabi, Kitdbu 1-hatdbe, s. 73: "..,.._,.t;Jı .} Jo_,li'II I.J •lı'll l � .} � i;ıi � .::. � 1 <ı" � � IJ...i' İbn Sini, ei-Hatdbe, s. 17. Ayrıca bk. age , s. . 34 : " .:r-- WI c.J-�:.-1 Loi.J ,Yla.ii'II I.J �1 Juli�� ..:......l. l.S' <Jp.j" 42 1 Bk. Heinrichs, Wolfhart, Arabische Dichtung und Griechische Poetik, Hd.zım ai-Qartdgannıs Grundlegung der Poetik mit Hilfe Aristotdischer Be­ gri.ffe, Beyrut, 1969, s. 149.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 11.7 ihtiyaç duyduğu şeyleri ve neyi iyi olarak gördüklerini mesi faydalıdı r . 422 bil­ Dinleyici ikna sürecinde sahip olduğu nitelik.lerle sürecin oluşumunda pasif olarak belirleyici olmanın yanında kendi­ sine yönelik ifadelerden kendine uygun ve tasdik edilmeye değer olanları bulup bunlara yönelmesi bakımından da etkin belirleyicidir. 42 3 İbn Sina'nın bu düşünceleri konu çerçe­ bir vesinde Farabi'nin büyük şerhinde geçen fikirleriyle benzer­ lik arz etmektedir. ru 2.2.1.1.3. Hitabet Aristoteles'in etos ve patosun yanında dırma tarzı olarak ortaya koyduğu üçüncü bir inan­ "logos"425 (A.Oyoç) Antik dönemde en geniş anlamda "insan düşüncesini ve bu düşün­ cenin toplumsal işlevini" dile getirdiği gibi, "sanatsal yaratı­ cılık ve kişilik gücünü" de içermekteydi. 416 Tasdiki gerçekleştiren söz ( el-mllki'u li 't- tasdik ) el­ Hihmetü'l-'Arılziyye'de entimem ve örneklem olarak belir­ lenmişken42 7 söz ustalığıyla elde edilen (yuhtalu bi'l-kelam) kabuller (tasdikat) üç gruba ayrılır: İlki İbn Sina'nın Hatdbe'de "tesbit" diye isimlendiediği "'amUd", ikincisi ko­ nuşmacının (mütekellim) konuşma esnasındaki durumu v, üçüncüsü ise dinleyicilerin aşama aşama iknaya götürilim es · dir (istidrac) . Konuşmayı incelerken İbn Sina, Aristoteles'· ayrımını dikkate alır: İknayı sağlayan konuşma entimem 2 42 lbn Sini, tl-Hatabe, s. 70. • 423 Age., s. n, 178. 424 Farabi, Didascalia, s. 1 79'dan nalden Würsch, age., s. ı8s. 425 Aristoteles, Retorik, 1356 a ı vd. 416 Kennedy, George Alexander, The Arı of Rheıoric in ıhe Roman World, New Jersey, 1972, s. z-96. 427 İbn Sini, el- Hikmetü 1 - 'Artıziyye, s. 23.
ı:ı8 İbn Sina Felsefesinde Retorik örnek.lem diye ikiye aynlır. 428 Bunların yanında ahlaki özel­ likler ve heyecan uyandırma da zikredilir. İbn Sina el­ Hikmetü'l- 'A nlziyye'de neden bu Aristotelesçi üçlü ayrımı yansıtmı§tır? Buna sebep muhtemelen İb n Sina bu eseri ka­ leme alırken Farabi'nin büyük §erhi henüz eline geçmemi§ti, dolayısıyla el-Hihmetü'l - 'Araziyye'de, el-Hatdbe'de yapnğı gi­ bi tasdiki, bilgi n i n derecesine göre değerlendirmemi§tir. 429 Farabi konll§manın dinleyiciyi etkilernesi için §U üç özel­ liğe sahip olması gerektiğini belirtir : die Satze, Lat. propositiones) . ği kalıpların ortaya konulması . göre ayarlanması. 430 ı. ı. Yargılar (önermeler, Önermelerin ifade edilece­ 3 · Se s i n konu§manın içeriğine İbn Sina ifadenin dܧünce ve dille ilgili düzenlemelerini (tahsinat) Retorik'in üçüncü kitabına denk gelen dördüncü makalesine bırakmış431 ve konll§mayla ilgili hünerler arasına sadece sesin432 düzenlenmesiyle alakah sesin yükseltilmesi, 428 429 Age. , s. :ı3. Würsch . , Age. , s. 95· .... "'-Uoı age. , s. 9ı; F ara • • b.ı, s. 17 B'den naklen, W'"-�"' s. Sı. 431 Retorik. ve şiir sanannda sözün düzenli hale getirilmesi ve güzelleşti ­ rilmesiyle �ınanın önemli bir mesele (emrun azimun) olduğunu, buna karşın anlamiann ortak (anlamdaş) ve müstear de@ de sözcük­ terin kaplamına girmesiyle (mutabık olmasıyla) yerinilen matematik ilimlerinde (te'atim) lafuJann diizeı?lenmesinin (i'tibar) kolay bir iş (emrun yesirun) olduAunu belirten lbn SUd ifade ve anlam ilişkisine dair şunları söyler: "E�r ifade (lafız) açık ve düzgün (cezl) ise an­ lamın da açık ve düzgün old� d�ünülür (yılhemu) . Eger söz saçma (sefsM) ise anlamı da saçmalaştınr (yec'alü). Oturaklı ifade (el-'ibaretü bi villrin ) anlamı da saglamlaşnnr (sabit) . Çabuk !el­ müsta'cile) ifade ise anlamın taşngı (seyyü ) hissini verir." Bk. Tbn SW, tl-Haıdbt, s. ı99-ıoo. 432 İbn Sina'da sesin tanımı ve işlevi için bk. eş-Şifa, eı-Tabr'iyydt, en-Nefs, nşr. Anawad, G.C; Sa'id Zıayid, Kahire, ı975, s. ıSı; Durusoy, Me­ tinlerle Manııga Giriş, s. 176-ın. 430 p•ara· b·ı, Didascaı ıa, · Kitdbu 'l-haıdbt,
Retorikte Kull anılan Yöntemler I Z9 alçaltılması, tok ve riz sesin kullanımı vb. hususlan ele almış­ tır. 433 Konusu bakımından retorik adli (müşacerat), siyasi (meşveriyyat) ve törensel (münaferiyyat) olmak üzere üçe ayrılır. Adli hitabet geçmişteki eylemlerle ilgilidir ve amacı adaletin gerçekleştirilmesidir. Siyasi hitabetin ilgili oldu� zaman, gelecek zamandır ve amacı da doğru olanı belideyip dinleyicileri yönlendirmede yardımcı olmaktır. Törensel re­ torikte ise şimdiki zaman kullanılır ve bunun amaa da ele alınan konuyu övmek veya yerrnektir. 434 İbn Sina ahlak ve siyasetle ilgili konuları politik hitabet (meşveriyyat) çerçevesinde ele alıyorken savunm a ve şikayet konularını adli hitabet (müş:icer:it) bağlamında ve övgü ve yergiyi (medh ve zemm ) törensel konuşmalarda değerlen­ dirmiş ve bunların "hatibin bilmesi gereken hususlar" oldu­ ğunu belirtmiştir."35 Bu her iki türün de temel dayanağı en­ timem ve örneklemdir. 436 2.2.1.2. Diğer Yardımcı Unsurlar (Nusra) İbn Sina "nusra" ile "tasdike yardımcı olan söz"ü (kav­ lun yunsaru bihi ma lehu tasdik) kastetmekte ve buna örnek olarak konuşmacının şahitlerin ikna ediciliğini ve mucizenin de bir delil oluşunu getirmektedir. 437 Başka bir örnek ise 433 İbn Sina. ei-Hatdbe, s. ı o : "Söze gelince her sunuma özgü bir yöntem vardır. Konuşma yaparken sözün içeri�e göre ses bazen yükseltilir, bazen alçalnlır, bazen tok bir sesle ve bazen de a1ız bir sesle hitap edilir." Aynca bk. Würsch, age., s. 96. 434 Aristoteles, Rttorik, 1358 a- 1377 b. 435 İbn Sini, el-Hatdbe, s. ı3, 53-175. Ayrıca bk. Würsch, age. , s. 180. 436 ı·bn s·ına, · age. , s. 1 8 . 437 Age. , s. 1ı.
130 İbn Sina Felsefesinde Retorik yemin enniş olmanın retorik k.ıyas formunda dile getirilme­ sidir: "Falanca yemin etti, öyleyse doğruyu söylüyor" gibi. 438 İbn Sina'nın el-Hihmetü'l-'A rü.ztyye'de ortaya koyup el­ Hatabe'de geliştirdiği teoriye göre eğer konuşmacı konuşma esnasında deliUendirebilirse teknik olmayan yöntemler tek­ nik olarak da ele alınabilir. Örneğin şahitler teknik olmayan yöntemlerdendir, ama konuşmacı güvenilir kişileri şahit ola­ rak gösterirse (istişhad bi's-sikat) şahitlik teknik çerçevede kullanılmış olur. el-Hatabe'de İbn Sina bu gibi ikna yöntem­ lerini "yardımcı" (nusra) diye isirnlendirmektedir. İbn Sina el-Hihmetü'l-'Arü.ztyye'de Aristotelesçi ikna yön­ temleri aynmını takip etmiş olsa da konuşmacının özellikle­ riyle ilgili açıklamalarında Farabi'nin kavramlarını kullanmış­ tır (meydan okumak, bahse girmek, hasnun kusurları, ses tonunun ayarlanması ve jest ve mimikler gibi) . Farabi teknik ve teknik olmayan ikna yöntemlerini birlikte sıralamışken İbn Sina bunlan ayrı ayn ele almış ancak teknik olmayan yöntemlerin teknik kullanımının mümkün olduğunu ortaya koymuştur. 439 Aristatdes ve Farabi'nin teknik olmayan yöntemler ara­ sında saydığı yeminler veya tanıklıklar İbn Sina'ya göre eğer konuşmacı konuşma içerisinde güvenilir birini delil olarak getirirse bunlar teknik yöntem olarak da kull anılabilir. 440· Jest ve mimiklerin de bu şekilde farklı yorumu söz konusudur. Yani jest ve mimikler doğal olarak ortaya çıkabileceği gibi bilinçli bir şekilde, bilerek ve isteyerek belli bir amaçla yani teknik olarak da kullanılabilir. Farabi'nin jest ve mimiklerle 43 8 w·urs · ch , age . , s. 439 w·· ursch, age . , s. 440 9s . 94· İbn Sina, el-Hikmetü 1 -A "ruziyye, s. :zı-zz.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 131 ilgili bu yaklaşımının benzerini İbn Sina yeminler ve tanık­ lıklar için de ortaya koymaktadır. Duygusal bir durumun dışa vurumu şeklinde ortaya çık­ tı�ı takdirde teknik olmayan bir yöntem olarak de�erlendiri­ len jest ve mimik.ler herhangi bir duygu durumdan ba�ımsız olarak bilinç ve iradeyle sergilendi� takdirde, di�er bir de­ yişle "rol yapıldığında" "teknik" yöntem sınıfına girer. Ör­ ne� sıradan bir insan a�ladı�ında bunu ağlayan kişinin üzüntülü ruh halinin tanıklı� olarak kabul ederiz ve do�al olarak ortaya çıktığı için bu a�lamayı teknik olarak değer­ lend.irmeyiz. Ancak bir bireyden veya toplumdan fayda sa�­ lama amacında olabilece�ini düşündüğümüz bir kişinin, ör­ ne�in dini veya siyasi bir liderin gözyaşı dökmesi durumun­ da, a�lamak başlı başına "masum" bir ifade olsa da, o kişi hakkındaki genel kanaacimizden dolayı onun salıiden a�layıp a�lamadığına dair kafamızda şüpheler belirebilir. Böyle biri normal bir tepkiyle içindeki bir hüznün dışavurumu olarak da a�layabilir ya da belli amaçlar güderek bilinçli bir şekilde a�lıyor gibi görünmek istiyor da olabilir. Bu ikinci ilirimalde o kişi "teknik bir yöntem" sergitemiş olmaktadır. Aristotelesçi gelenek içerisinde teknik olmayan yöntem­ ler arasında müstakil olarak incelenen birçok yöntem iknada yardımcı unsur olarak tanıklıklar arasında sıruflandırılmıştır. İbn Sina'nın retoriğe en özgün katkılarından biri olan bu yaklaşım kişinin "öteki" tarafından nasıl algılandığına dair zengin de�erlendirmeler içermektedir. Yardımcı unsurlar ba�lamında ele alınan tanıkların psikolojik durumlarla ilişkisi teknik olmayan şahitlerin psikolojik özelliklerine göre daha güçlü bir vurguya sahiptir. Teknik olmayan ikna yöntemlerinin yanında teknik yön­ temlerden yardımcı unsurları ele aldıktan sonra şimdi retori-
1 3 2 İbn Sina Felsefesinde Retorik ğin temel taşı olan entimem ve örnekleme, İbn Sina'nın de­ yimiyle 'amfıda geçebiliriz. 2.2.2. Temel Yöntemler İbn Sina'ya göre retorik entimem ve örneklem üzerine kuruludur ('amud) . Retorik'in Arapça tercümesinde geçen ( Grekçe cr&ı.ıa, soma, "beden" kelimesine karşılık olarak) 'amfıd (direk) , "el-hatabe" ile birlikte "'amfıdu'l-hatibe" şek­ linde Cahız'ın el-Beyan ve't- Tebyin adlı eserinde geçmekte­ dir. +U S ekizinc i yüzyılda ise '" amfıdu'ş-şi'r" ifadesi klasik Arap şiirinin ilkelerinin düzenlenmesi bağlamında kullanıl­ mıştır.442 İbn Sina 'amfıdu, "ulaşılmak isteneni (matlfıb) var­ lığı gereği sonuç olarak verdiği düşünülen söz" olarak ta­ nımlamaktadır . 443 Bu tanımın amfıd için oldıı.ğunu Hatabc'de geçen ve amfıdu bir "tesbit" olarak nitelendiren ifadelerden de anlıyoruz. 444 ''Tesbit'' Retorik'in Arapça tercümesinde Grekçe'de "göstermek, açığa çıkarmak, delalet etmek, ispat etmek" anlamlarına gelen "öeiıcvu ı.ıı" ( deiknüıni) kelimesine karşılık olarak kullanılmıştır. 445 İbn Sina Aristoteles'in met441 Cihız, el-Beyan ve't-tebyrn, 3- baskı ( ed. 'Abdüssel:lın Harfuı) , Kahire, 1968, cilt : ı, s. 44- 442 Ajaıni, Mansour J., ""Amüd al-Shi'r': Legitimization of Tradition", journal of Arabic Literature, cilt: ıı ( ı 9 8 ı ) , s. 30 . İbn Sina'nm diğer bir eseri olan el-Işarat'ta el umde hiye'l-kıyas' ifadesi 7· Nchc'in başında ges:mek tedir ' - . 443 444 '":-'�ı ��� � �� � ıŞ.ll l J_,.alli :.),_ll L.l, İbn Sina, el-Hatabe, s. Age. , s . 33 · 445 Aristoteles, Retorik, 1356 a 5 8. vd. Aristoteles'in metninin tercümesinde "ispat ya da görünüşte ispat"ın ( tou oeucwvaı ll <paivccr9aı ocııcvUvaı, n'ı deiknünai he fainestai dciknünai, et-tesbit ve ma yura et-tesbit) ti.imevarımı ('itibar), görünüşte tümcvarımı , kıyası (selce­ se, syllogismosun Arapp ifadesi) ve görünüşte kıyası kapsadığı be­ lirtilmektedir. Bk. Aristotclcs, age. , 1356 a 39 vd.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 133 niyl c paralel ol arak "tcsbit"i bir tür kı yas olan emirnemi ve örnekiem i de içeren ve tasdiki sağlayan söz olarak tanımla­ maktadır. 446 Aristoteles, temel ikna yöntemleri olan örtük kıyasın, yani cntimcmin retorikscl kıyas ve örneklemin (paradeigma) de retoriksel türnevarım olduğunu ifade etmektedir. 447 Şimdi bir tür ispat ve ikna yöntemi olan cntimem ve ör­ ncklemi sırasıyla form ve içeriklerine göre ele alalım . 2.2.1.3. Entimem (Zamir, Tefkir) Lügattaki " ( eveuı.ım.u:ı", anlamı "akılda tutmak" olan entimem entümema) 448 "bir şeyi dikkate almak, düşü­ nüp taşınmak, muhakeme etmek, icat etmek, bulmak" anla­ mındaki "ev9uı.ıeıcr9aı " ( entümeistai) fiilinden türetilmiş­ tir . 449 Retorik'in Arapça tercümes inde bu kelimenin tck karşılığı "düşünme, düşündürmc" 446 İbn s. 35: " ,.......c; "':"fo.J4 "tefkir" ( P) ı.:;t..L..I::l ı tU.J 4! ,)ı..r. J} y. :·· .:·tı; � .r.-iJ ı .;::J . .!ll � � � �/' "�.S.ı.,.ı...J ı .ı��ı ı:ıLa_r.l4J �.S.ı�)ı ..,.._,.-..,.wı P4 �ı .»,", Aris­ l.... IJ 447 Sin�, age . , anlamlarına gelen ı.. � ıJIS toteıes, age., b 1-5; a.mlf., Rheıoric, tre. W. R. Roberts ( The çinde, editör Joathan Barnes), UK: Prin­ ceton Uni versi ty Press, 1995 edisyonunda bu paragrafı Aristoteles'in Retorih'ine sonradan eklendiği ifade edilmektedir. Bk. age., dipnot 3, 1356 Complete Works of Aristotle i 448 44 9 s. 2156. "Entimcmin New History Kraus, M . , sözlük anla mı akılda tutulan demektir." Kem1edv, A of Rhetoric, s. 59· "E nthymen" , HWRh , cı·ı t: bingen Üniversitesi'nin, ve son cildinin :ı.o ı ı 2, .. 1 994, s. 1200. TuTu " b ıngen, ' Retorik Bölümü'nün hazırladığı ve o nuncu eser retorik alamnda en yılında yay ınlanan bu geniş sözlük olma özelliğine sahi ptir.
134 İbn Sina Felsefesinde Retorik kelimesidir. 45° Farabi'den sonra "tefkir" kelimesi kullanılma­ ya devam etse de çoğunlukla "kalp", "gönül", "yürek" an­ lamlarırun Cr.-.;) 451 yanında "akıl" anlamına da gelen "zamir'' kelimesi tercih edilmiştir. 452 İbn Sina'nın kitapla­ rında emirnemin karşılığı olarak "tefkir'' kelimesi sadece fa'nın Hatabe bölümünde geçmektedir. 453 Şi­ İbn Sina entimem için "tefkir" denmesini bu kıyasta söy­ leomeyen orta terimin zihinde tamamlanması için düşünili­ mesine dayandırmaktadır . Bir öncülün gizlenmiş olması do­ layısıyla da "zamir" karşılığı verilmiştir. 454 Organon'un Kıyas bölümünde, İbn Sina'nın herhangi bir kelimeyle tamlama halinde yer vermeyip tck başına zikrettiği, "zamir'' kelime­ sinden türetilen "izmar"ı455 tercih eden İbn Zür'a (miladi 943-ıoo8) entimem için "kıyasu'l-izmar'' tabirini kullanmak­ tadır.456 Dolayısıyla bir önermenin gizlenmiş olmasından do450 Aristoteles, 451 Retorik, 1 35 6 a 3 8 vd. ; Würsch, age., s. 51. "et-tefkir: i'milu'l akl fi müş kiletin li't-tavassul ila halliha": Aklı, çö­ zümüne ul�ması için bir sorunla meşgul etmek. Mu'cemü'l-veciz, vezaretü't-terbiyeti ve't-ta'lim, Kahire , 1994, s. 478 . Ayrıca zamir ile ilgili adı geçen eserde şu ifadeler yer almaktadır: "edmara eş-şey'e : ahfihu". Bir şeyi izmar etmek, onu gizlemek. "ez- Zamir: m a tuzmi­ ruhU fi nefsike ve yes' abu'l vukUf aleyhi". Nefsine s akladığın ve vakıf olunm ası zor olan. Ayrıc a : "ez-zamir: sırrun ve dahilu'l-hatır. f4şey'u'llezi tuzmiruhu fı kalbike . . . . ezmarm'ş-şey'e: Ahfeytuhu", İbn c. N, Kahire s. z6o6-z6o7. 2.56 b. (Firabi'nin bu eserinin her iki baskısı­ nın da (Langhade & Grignaschi ve M. Selim SMim) ortak satır nu­ maraları bulunduğwıdan dolayı bıı:ada satır numaratarım vermekte mahzur görmüyoruz. ) . Ayrıca bk . Ibn Sina, el-Hikmetü 'I- 'Arılziyye, s. 2.3 -2.4; a . mlf. , ei-Hatdbe, s. 179, 187 vd. 453 wurs · · ch , age. , s. 1 9 0 . . 454 İbn Sina, age. , s . 36. Ayrıca bk. age. , s . 2. 1: " �J ··1� .JJ..6....1 1 ._,.. !:Al l Manzılr, Lis1lnu1-'arab, 452 Firabi , 455 Kitdbu 1-hatabe, ��J ıp Age. , s. 39 · � ��.ll l" 456 İbn Zür'a, Mantıku lbn-i Zür'a (el-'ibdre, el-kıyas, Cihbni-Refik el-'Acem, Beyrut, 1994, s. ı 9 8 . el-burhan), nşr. Cirar
Retorikte Kullanılan Yöntemler 135 layı " zam i r", g izl ene n önermenin düş ünül me si dolayısıyla da "tefkir'' denmektedi r . Türkçede ise yaygı n olarak entimem kullanılmakla birlik­ te "matvi (dürülmüş ) kıyas", "örtük tasım", "gizli kıyas"457 veya "eksik önermcli tasım" 45H gibi ifadeler de tercih edil­ mektedir. Aristoteles entimemi bir kıyas formu olarak kullanmadan önce bu kelimenin kullanımında bir bütünlük yoktu. Aristo­ teles'in örtilk kıyası ifade edecek bir içeriğe kavuşturmasıyla entimem sadece bu anlamda kullanılmaya başlamıştır. 459 Aristoteles, "entimem bir retorik kıyastır" (&vet>�T) J..W. �Ev pT)tOptKOV cruA.A.oyıcr�6v, entümema men retarikon sül­ logismon) 460 derken bunu Top ikler'deki ( ı6 ı a 15 vd. ) "bir 'philos ofema' ( cpıA.ocr6cprı�a) burhani kıyastır ( cruA.A.oyıcr�oç anoÖEtKtıK6ç, süllogismos apodeiktikos) , bir 'epieheirema' ( emxciprı �a) ecdeli kıyastır ( cruUoyıcr�oç ÖtaAEKttKÜÇ, sül ­ logismos dialektikos ) , bir 'sofisma' (cr6cptcr�a) eristik kıyastır epıcrnK6ç, süllogismos eristikos) ve bir 'apo­ rema' ( aıt6prı �a) çeliş i ğini içinde barındıran ecdeli kıyastır ( cruUoyıcr�oç ( cruA.A.oyıcr�oç ÖtaA.EKtıKOÇ avncpcicrcroç, süllogismos dialek­ tikos antifaseos ) ifadesinin bir uzantısı olarak dile getirmek­ tedir. Top ikler'de burhani ve ecdeli kıyaslarıo sıralandığı bu yerde retorik kıyasın zikredilmemesi, o dönem de kıyas teori­ sinin henüz retoriğe uygulanmamış olmasına bağlanmakta­ dı r. 461 457 458 459 Durusoy, age. , .. s. Ozlcm, Doğan, ıı6, 117. . Mantık, Sprute, age. , s . 140 . 460 Aristoteles, age. , 1356 b 461 Istanbul, 4-5. 1996, s. 159-160. Grimaldi, William M.A. , Studies in The Philosophy of Arisıotle's Rhetoric, Wiesbaden, 1972, s. 85.
136 İbn Sina Felsefesinde Retorik Diğer yandan Retorik'ten başka Birinci Analitikler ve Ikin­ ci Analitikler'de entimemin bir kıyas olduğuna dair açık ifa­ deler mevcuttur. Birinci Analitikler'de entimemin olasılık ve belirtilerden oluşan bir kıyas olduğu ifade edilirken462 Ikinci Analitikler'de retorik inandırmalann bir tür kıyas olan enti­ memler ve bir tür türnevarım olarak nitelendirilen örneklem­ lere başvurduğu ifade edilmektedir. 463 Burhan gibi kesin deliliere dayanmıyor ve bu yöntemle sunulan delillerin sıradan insanlar tarafından daha iyi anlaşı­ labilmesi için bazı burhani özellikleri gizleniyor olsa da en­ timem, kıyasın temel kurallarını yerine getirdiğinden dolayı bir kıyas yöntemidir. İbn Rüşd'ün ikna yöntemleri arasında "en üstün ve en önde gelen" (eşraf min h:izihl ve eşeddü tekaddümen) ikna yöntemi olarak nitelendirdiği entimem464 diğer kıyas türleri­ ne göre dinleyicinin dikkatini canlı tutmada daha yetkindir. Bunu dinleyicinin ifade edilmeyen amacı kendiliğinden kav­ rayarak haz almasını sağlamasına465 ve bu kıyasla varılmak istenen sonuca ortak edilmesiyle nispeten bilgiye olan ihtiya­ cını gidermesine borçludur. İnandırmayla alakah (ön ı; J.lEV nepi 'tCxÇ nimeıç emiv, hoti he men peri tas pisteis estin) 466 ve teknik bir yöntem (evtexvoç ııe9oôoç, entechnos metodos) olan retariktc psi­ koloj ik ve öznel niteliğiyle belirginleşen inanma veya inanç, kıyasın hem maddesi hem de sureti yönünden gerçekleşir. 467 462 Aristoteles, Analy tica Pı·iora, 70 a 10-n . 463 Age., 71 a 9-n. 464 İbn Rüşd, Cevdmiu kitabi'l-hatıibe, s . 196-197. 465 Aristoteles, Retorik, 1400 b 25-33 . 4 6 6 Age. , 1355 a 5 vd. 467 İbn Sina, ci-Hatıibe, s. 42; F:lcibi, kitabu 'l-hatcibe, s. 85.
Retori.kte Kullanılan Yöntemler 1 3 7 2.2.1.3.1. Entimemin Sureti Mantıkta kull anılan kıyaslar madde bakımından birbirin­ den ayrılsalar da suret bakımından bazı değişiklikler dışında aynı özellikleri taşımaktadırlar. 468 Tümelierin tikelleri önee­ lemesi gibi kıyasların sureti ortak özellik olması bakımından daha geneldir ve kıyasın maddesinden önce gelir ve ondan daha önemlidir. 469 Bu durum retorik kıyas olan entimem için de geçerlidir. Öncüllerinden birinin veya sonucun açıkça ifade edilmi­ yor olması ve akılda (Ev SUJ..Lql , en tümo) kalmasından dola­ yı470 "kısaltılmış kıyas" olarak adlandırılan entimemde kull a ­ nılan öncüllerin kesinliği btırhan veya ecdeldeki öncülle r ka­ dar güçlü olmasa da emirnemin kendine özgü kıyas formu retoriğin mantık çatısı altında değerlendirilebilmesi için ye­ terli bir dayanak sunmaktadır. Zira kıyasın kusursuzluğu ön­ cüllerin sayısına değil kanıt gücüne dayanmaktadır. 471 Aristoteles eserinde entimemi ayrıntılı bir şekilde tanım­ lamakla birlikte şöyle bir tanıma yer vermektedir: "Az sayı­ da, çoğunlukla da normal kıyası meydana getirenlerden daha az miktarda önermeden oluşan k.ıyastır " 472 İslam filozofları­ . nın bu konudaki ifadeleri ise daha açık ve anlaşılırdır."473 468 469 470 471 İbn Sini, Avicenna's Treatise on Logic (Daneshname-i Alai) , s. 40. A.mlf., el-Kıyas, s . 4· Würsch, age. , s. 26. Aynca �uı..ı " (tümos) kelimesinin anlamlan için bk. Gemoll, s . 402. Green, Lawrence D . , "Aristotle's Enthyınemc and the Imperfect Syllogism", 472 473 Rlıeto ric and Pedagogy its History, Philosophy, and Practicc, Essays in Honor of ]ames ]. Murphy, ed. hael Leff, New Jersey, 1995, s. 25. Aristoteles, Retorik, Würsch, Age. , s. 26. 1357aı6·I9 . Winifred Bryan Homer, Mic­
138 İbn Sina Felsefesinde Retorik H. Maier, Aristoteles'in kıyas anlayışı üzerine yazdığı kapsamlı eserinde emirnemi şu şekilde sembolleştirmektedir: B genellikle A'dır. (C B'dir.) C muhtemelen A'dır. 474 İskender Afrodisias Birinci Analitikler'in şerhinde eksik kıyastan ( cro/.A.oyıcrı.ıoç ıhe/.i}ç, süllogismos ateles) bahset­ mekte ancak bu ifade entimemle ilgili değil de öncüllerin çevrimi ve ikinci ve üçüncü şeklin birinci şekilden tam bir kıyasa döndürülmesi bağlamında geçmektcdir.475 Topikler'in şerhinde ise öncüllerden biri bulunmayan tek öncüllü kıyas­ tan (ı.ıovoA.rıı.ıı.uitouç cro/.A.oyıcrııouç, monolemmarus siillo­ gismus) bahsetmekle birlikte bunu Aristoteles'e değil de da­ ha sonraki Stoa mantığına dayandırmakta ve öncüllerden bi­ rini dinleyicinin zihninde tamamladığı retorik kıyası ( enti· mem) bundan ayırmaktadır.476 İskender Afrodisias'tan iki asır sonra bu ayrım az da olsa netliğe kavuşacaktır. 517/5'26) Birinci Yeni EfUtuncu Ammonius (435/445- Analitikler şerhinde İskender'in Stoacılara atfettiği 'tek öncüllii' (JlOVOATJJlJlU'touç, monolemmarus) kı­ yas görüşünü retorikçilerin kullandığım ve bunun yanında bir de 'eksik' (ıhui}ç, ateles) kıyas olduğunu belirtir. Bu ba­ kış açısı yazar tarafından 474 475 Isagoci şerhinde de devam ettirilmiş Mai er, H., Die Syllogistik des Arisıoteles, II, ı, Alexander of Aphrodisias (yak. Tübingen, ı9oo, s. 485. :ıoo), ''In analyticorwn prio­ rum librwn 1 commcntarium", Commentarta in Arislotdem Graeca (CAG) içinde, ed. Maximilian Wallies, cilt. ı, blm. ı, Berlin, George Reimer, ı883, 476 Green, agm., s. s. 23-:14. 22. M.S.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 139 ve daha sonraki dönemlerde de hakim görüş haline gelmiş­ tir. 477 İslam coğrafyasına geldiğimizde Farabi: birbiriyle bağlan­ tılı iki önermeden birinin hazfedilınek suretiyle entimemin oluşturulduğunu belirtir. Eğer bu hazf uygulanmazsa enti­ memle gerçekleştirilmek istenen iknaya ulaşılamamış olacak­ tır. 478 el-Hikmetü'l-'Aruziyye'de zamiri, "kıyasta her iki öncülün de açıkça ifade edilmemesi" şeklinde tanımlayan öncülün ('uzma), içerdiği yanlış ın büyük maması ve kıyasa bir ya Hatdbe'de de da yanıltmak büyük (kizb) açığa çık­ itiraz gelmemesi için çıkarılıp atıldığını belirtir. 479 'Uyunu'l-hikme'de ise ğundan İbn Si:na kısmın ya gereksiz oldu­ amacıyla atıldığını aktarır. 480 bu önermenin (kübra) açık ve anlaşılır ol­ ması, kıyasın öz bir şekilde ifade edilmesi ve özellikle politik konuşmal arın içerdiği yanlışın ortaya çıkmaması481 maksa­ dıyla hazfedileceği belirtilir.482 Eğer hazfedilmeyip bütün öncüller zikredilirse bu kıyas zamir değil cedeli kıyas olur. 483 Öncüllerden biri dile getirilmeyerek normal bir kıyasın öncüllerinin sayısından daha eksik bir sayıyla oluşturulan re477 Anunonius Hermeiou (435/445-517/5:ı6), rum librum I conınıentarium", CAG, cilt. Wallies (1899), Ammonius, "In "'n analyticorum prioro­ 4, blm. 6, ed. Maximilian :ı7.14-:ıo ve Aristoteles, Analytica Prtora, ı4 b ıS; Porphyrii isagogen", CAG, Busse (ı8gı), s. 8, aktaran Lawrence, s. :ız. 478 Farabi, Kitabu'l-hatabe, s. 63. 479 İbn Sina, el-Hikmetu1-'Aruziyye, s. Z3-Z4· 480 İbn Sina, Uyunu1-Hihme, s. 481 A.mlf., el-Hatabe, s. 36-37: lt=-- .:.ı lu_,:..ll .) l..o ,..-;-.J n. " lf!.lS lf''ll" cilt: 4, � �4 .:.ı..,.-ı blm. 1�1 3, ed. Adolf r\S'... 'lll .!ili <J'II 42 8 Age., s. 36. Sellm Sllim'in metninde bu sayfada yazmada yer alan bir sanr atlanmışnr. Bk. Damat İbrahim Paşa, B:ı:ı, 14:ı a 4· 483 İbn Sina, el-Haıabe, s. :ıı.
140 İbn Sina Felsefesinde Retorik torik kıyas (Pll'topıKov cruUoyıaı.ı6v, retarikon süllogismon, cr.�' u-4il'), 484 filowf veya mantıkçı tarafından mantığın kuralları çerçevesinde belli bir yapıda ele alınıyor olsa da te­ melde basiretiyle karar veren halkın çoğunluğuı1un485 ko­ nuşma ve tartışma üslubuna dayanmaktadır. 486 Gizlenen öncül, açığa çıkarılan öncül ve varılan sonuç dikkate alındığında bu kıyası duyan kişinin gizlenen bu ön­ cülü rahatlıkla çıkarabileceği ve gizlenen bu öncülü kendi bi­ rikimi ve çabasıyla onu bulduğu için bu kıyas türünün dinle­ yici nezdindeki ikna ediciliğinin daha da artacağı görüşü ileri sürülebilir. Bu kıyasa muhatap olan kişi kıyas oluşturulurken söylcnmeyen öncülü zihninden tamamlamak suretiyle işleme kendinden de bir şeyler katmaktadır. Bu, özellikle belli mes­ lek gruplarında veya toplumda kültürel özellikleri birbirine yakın olan kişiler arasında söz konusudur. Muhatabın konu­ şulan konu hakkındaki temel bilgilere sahip olduğu düşünü­ lerek bazı öncüller atlanır487 ve ayrıntılı açıklamalar yapıl­ maz. Muhatabın dikkatinin dağılmaması için yapılan bu at­ lamalar ayrıntılı bir şekilde açıklanması durumda karşıdaki kişinin edindiği bilgi birikimine karşı saygısızlık etme ve onu aşağılama durum u da ortaya çıkabilir. Hem hatabi kıyası oluşturan öncüllerin niteliği hem de bu kıyas işleminin olu­ şum sürecinde kişinin rolü bakımından bu kıyas kolay kav­ ranabilir ve bununla uğraşan kişiye hoş gelebilir bir özelliğe sahip olmaktadır. Entimemin suretine dair bu değerlendirmelerden sonra şimdi de entimcmin çeşitlerini belirleyen "sadikat", "delil", "alamet" ve "firaset" kavramlarını ele alalım. 484 Aristoteles, 4ss"_ 486 487 . ..... Retorik, ".J:"""'o! 4.o """""t.• 1356 b 4-5; İbn Sina, age., �.:. . '·'ı .)_,.-:-·--•·ıJ � c:'•" ı·bn s·ına, İbn Rüşd, Telhts, s. 21-23. İbn Sina, age., s. 36; Farabi, , s. rı, 56, age., s. 20. Kiıabu'l-hatdbe, s. 69.
Retorikte Kullamlan Yöntemler 141 2.2.1.3.1.1. Entimem Çeşitleri Hatabi kıyasın en temel kavramlarından olan ve Reto­ rik'in Arapçasında "sadık" kelimesiyle karşılanan "muhte­ mel" (siK6ç, eikos) kavramı, Birinci Analitikler'de ifade edil­ diği üzere "meşhur'' veya "övülen" (tvooÇoç, endoksos) ön­ cülleri oluşturmaktadır. 488 Retorik'teki entimem çeşitleri için en temel ayrım, "zanni" ya da "muhtemel önermeler" (siK6'trov, eikoton) ile "belirtiler" ( crrıJ.tStov, semeion) farklılığına dayanmaktadır. 489 Retorik'in Arapçasında "muhtemel olanlar" anlamına gelen "siK6-ra" ( cikota) 490 yanlışlıkla "sadikit'' şeklinde tercüme edilmiş ve böylece Aristoteles'in "muhtemel önermeler'' ve "belirtiler" ifadeleri "doğru öncüller" (sadikit) ve "deliller" (delail) şeklinde karşılanmıştır. 491 ifadeler İslam filowflarının metinlerinde de yer almış ancak İbn Sina el-Hikmetü'l-'Artlziyye'de "sadikit'' yerine "meşhur" veya "övülen" anlamına gelen ve Birinci Analitik­ ler'in tercümesinde "mahmud" kelimesiyle karşılanan492 (tvooÇoç, endoksos) kavramından yola çıkarak "mahmudat'' kelimesini kullanmıştır. 493 Hatabe'de ise "sadikat" kelimesini kullanınakla birlikte onun "mahmude haklkiyye" olduğunu belirtmiştir. 494 Bu 488 489 490 Ari stote 1es, A naytıca 70 a n- 12.. l . P rıora, . A.mlf., Retorih, 1357 a 30-33. EiK6ta (eik.ota): "Die glaublichen Dinge", bk. Baumgarteıı., Alexan­ :z. cilt, der Gottlieb, Asthetih, Latinceden tre. Dagmar Mirbach, Hamburg, :z.oo7, s. 517. 491 Aristoteles, age., 1357 a 31-32.; Lyons, s. ı:z.; Würsch, age., 492 Aristoteles, Mantıku Aristu, .:.ıl..� 493 �_,t.,_,...... s. 313: .:.ıl....U.. � İbn Sina, el-Hikmetü'l-'Arii.Ziyye, 494 A.mlf., ei-Hatabe, s. 43: s. 30. s. 56, 2.07. �r �l:i _,.i 1...:-_;;T \..T_,
142 İbn Sina Felsefesinde Retorik Aristatdes semeion'u, yani belirtileri hem genel olarak tüm belirtiler (mutlak belirti, anonümon 495 ) avayKaiov, Kai<aei>öv" hem semeion de O'TJj.lE'iov avroVUJ.lOV, wrunlu anankaion) belirtiler ifadesiyle, semeion ( O'TJj.l.Eiov "avayKaiov (anankaion kai<aei>on) "sürekli zorunlu" ola­ rak tanımladığı496 "-reKJ.lftpıov" (tekmerion, delil) için kul­ Arapça Retorik'teki bu karışıklığın bir benzeri lanmaktadır. mutlak ve wrunlu belirti anlamındaki semeionun "delil" gibi bir kelimeyle karşılanıp bu kelimenin mutlak ve wrunlu be­ lirtileri içerip içermediğinin muğlak bırakılması dolayısıyla bu kavram için de geçerlidir. İbn Sina birinci şekille yapılan ve yargıyı gerektiren delil için ayrı bir isim (ismun lliar) ol­ ması gerektiğini ifade ettiği Kıyas kitabında bu karışıklığın mütercimlerden kaynaklanıyor olabileceğini belirtmekte­ dir. 497 Kıyas 'ta geçen bu ifadenin Kıyas'ın mütercimleri için söylenınediği açıktır. Çünkü Kıyas'm Arapça tercümesinin ilgili bölümlerinde bir yanlışlık bulunmamakta ve burada or­ ta terimin küçük önermede bulunduğu birinci şekille yapılan delil kıyasına "tekmerion" (.:ıy.�) denildiği açıkça ifade edilmektedir. 49R Dolayısıyla İbn Sina'nın mütercimlere yap­ tığı bu gönderme Retorik mütercimlerine olmalıdır. 499 Bu . .:..4;st I.;PJ •.:..b� I.JP iJ� J..i J. '\ŞJL..:l4 .:..\.:S:... I.JP ;ı......aııJ .:..ipi� �J .::..1>,..-JI �..şi .:;..\i>l...o.ll � iJ� J..i .:,.;t.. � �IJ �.} ö>J>._,....ll )l....,.aliJ • 495 Aristoteles, Retorik, 1402 b zo-21. .y..wı 496 Age., 1402 b 19-20. 497 İbn Sina, el-Kıyas, s. 575: "·�_,:...ll� e.J llı .:.ıts::i" 498 Aristoteles, 499 Mantıhıı Arista, s. 315. Ele aldığı düş_ünce sisteminin kendi iç bütünlüğü gereği böyle bir sonuca varan Ibn Sina'nın bu yaklaşım tarzı dikkate alınmadığı tak­ dirde kaleme aldığı met�nlerin tercümesinde bazı yanlışlıklar ortaya çıkabilmektedir. Mesela Ibn Sina el-'Ibdre adlı eserinin (Yorum üzeıi­ ne, İstanbul, zoo6) ilk makalesinin dördüncü faslııım sonunda edat ve benzerlerinden balısederken şöyle bir ifade kullanmaktadır: " �.J
Retorikte Kullanılan Yöntemler 143 karışıklık sadece Arapça mütercimlerinin başına gelen bir durum değildir. Belirti, mutlak belirti ve zorunlu belirti ay­ rımlarının Aristoteles'in eserinde nispeten kapalı olması do­ layısıyla batıda Aristoteles'in Retorik'i üzerine çalışan birçok kişi de bu ayrımı gözden kaçırmaktadır. 500 Retorik'in tercümesindeki bu karışıklığa rağmen İbn Sina, Aristoteles'in vermek istediği şekilde alarnet ve delil ayrımını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre alarnet genel olarak belirtileri karşılamakta, delil ise Aristote­ les'in "tekmerion" (tEKı.tftpıov) dediği zorunlu belirtileri ifa­ de etmektedir. Ancak bunları Aristoteles gibi birbirini karşı­ layacak şekilde ava:yKaiov, tamlama olarak (tEKı.tftpıov: orı�iov tekmerion: semeion anankaion; tekmerion zo­ runlu belirtidir) değil de daha açık olarak delili, "alamet ya zorunludur'' (el-'alametü imma zaniriyyetün) veya "birinci şekille yapılan alarnet kıyası" gibi açıklamalarıyla mutlak alarnetten ayırmaktadır. 501 İbn Sina'nın önde gelen takipçilerinden Nasireddin Tusi, İbn Sina'nın Hatabe'de yaptığı gibi delille alaınet arasındaki farkı iyice belirginleştirerek delili "zorunluluk ifade eden be- ı-'i! JôlAI�I J.J\....ı � �� .:.ıt ı.lJ�I rl-l� �� ı:.r.i .:.ı_,J� \.. .)1 ..:..A:lı � ı..J al.)�l !I_;:..J ,4...1.SJıJ ·�_,ll 1.1.- ..P �_,...111.1.- � .:.ıt �, Metnin tercümesi ise şu şekildedir : "Bu yerin b� şekilde anlaşılması ve onların söylediklerine bakıtmaması gerekir. Ilk Muallimin (Aris­ toteles'in) ba sit lafızlar arasında ismi ve kelimeyi zikred ip de edat ve benzerlerini terk etmesi çirkindir." Tercüme bu şekilde olsa da "dik­ kate alınmaması gereken sözler," "İlk Muallim'in basit lafızlar ara­ sında ismi ve kelimeyi zikredip de edat ve benzerlerini terk etmesi ç irki ndir diyenierin sözleridir." 500 Grimaldi, William M.A., "Semeion, Tekmerion, Eikos in Aristotle's cil t : ıoı, sayı: 4, 1980, s. 383. Rhetoric", American journal of Philology, soı İbn Sina, el-Kıyas, s. 574-575.
144 İbn Sina Felsefesinde Retorik lirti" anlamında kullanırken alameti, "zann ifade eden işaret'' olarak tanımlamaktadır. İ bn Sina entim cm 502 çeşitleriyle ilgili olarak bu farklılıktan başka, maktülün başında kımndan çekilmiş bir kılıçla bekle­ yen kişinin katil olduğunun düşünülebileceği gibi kaçınayıp de maktülün başında durduğu için katil olmayacağının dü­ Aristoteles'te bulun ­ mayan ve aynı olaydan iki fa rkl ı sonucun çıkabileceği bir en­ timem çeşidinden bahsetmekte; ayrıca bir çeşit alarnet olan ve doğuştan gelen dış görü nüş e bakarak kişinin karakteri şünülebileceği örneğinde olduğu gibi hakkında hüküm verilmesini içeren bir kıyasa da yer vermek­ tedi r. 503 Ancak bu son kıyas sadece Şifa'nın Kıyas bölümünde geçmekte, 504 Hatabc'de bu konuya değinilınemektedir. İbn Sina ayrıca sadikat ve belirtilerle yapılan entimemlcri (delil, alamet) zorunlu ya da kendi aralarında ikili bir çoğunlukla geçerli şeklinde sınıflandırmaya tabi tutmaktadır. 2.2.1.3.1.1.1. Sadikat (eiKora, eikota) Meşhurat ve/veya mahmudattan ( svooÇoç) olan €tK6ç ( eikos) 505 Birinci Analitikler'in Arapça tercümesinde "eikos" 502 503 504 505 N asıreddin et-Tusi, Telhrsa'l-Muhassal, Ta hran, ı98o, s. İbn, Sina, el-Hatabe, s. 43-45; Würsch, "Die aristotelischen Rhetoric" , s. İbn Sina, 66. arabischc Tradition der ı6ı-ı62. el-Kıyds, s. 579·580. €tKOÇ: ı. Muhtemel olası (das Wahrscheinliche), doğal, tabii; bek­ lene nde n iki kat daha büyük; bekleıuneyen, sürpriz. 2. Uygun, yakı­ şır, yerinde, münasip olan (das Schickliche), elverişli olan. 3· Sıfat olarak: Muhtemel, uygun, yerinde, elverişli, rutarlı, makul (folge­ richtig), ( masdar olarak ve nesne aldığında) sebat eden Bk. Gemoll, s. 256. H. Ragıp Atademir kelimeyi "Hakikate yakın" şeklinde ter­ , . cüme etmiştir. Bk., Aristoteles, Organon III, Birinci Analitilıler, İstan­ bul, 1996, s. ı88.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 14 5 (ı,..��l) şe kli nde kar şılanmışken 506 Retoı·ik'in Ara pçasında edilmiş tir . 507 İbn Zür'a'nın met­ ninde ise kelime tam anlaşılınadığından soru işaretiyle bera­ ber "el-cskos" (�')ll) şeklinde alınmış ve "büyük terimi yaygın doğru öncül" şeklinde tar if edi l miştir. 508 "sadık'' şeklinde tercüm e "Sadık" kelimesi terim olarak "eikos" karşılığ ın da ku1la­ nılınış olsa da Retorik'de "inanmak" anlamına gel en "1ticrw;" (pis tis ) kavramını karşılamaktadır. Kavram bu özellikle teknik anlamıyla ve teknik olmayan inandırma (ikna) yöntem­ 5 9 lerinden bahsederken öne çıkmaktad ır. 0 Diğer yandan Rc­ torik iki 1357 a ı'deki "PouA.W&crOaı" kel imeyle , "kabul" Tasdikin amacı ve " ( b oulouesta i ) 5 1 0 ifadesi de ta sd ik " kelimeleriyle karşılanmıştır. her zaman kıyas işlemi olmadığı gibi her kıyas öncülü de tasdike ihtiyaç duymamaktadır. Zira bilgiye ulaşma sürecinin önemli bir halkası olan tasdik sadece sınır­ ları kesin b ir şekilde belirlenmiş kıyas i şlemleriyle olmamak­ tadır. Delillerin ve bu delilleri ele alanların farklılığına göre b ilgiye ulaşınada tasdik yolları da çeşitlilik arz etmektedir. Tasdikin retarikle olan bu yakınlığı retorikte sonuca ta­ nırnla değil kanıtlamalarla gidilmesinden dolayıdır. Konuş­ macıyla bağlantılı olarak ele a lındı ğında "inandırmak" anla- 506 Aristoteles, Analytica Priora, 70 a ı; Aınlf., "K.itibu't-rahliliti'l-ula," Mantıku Arista içinde, nşr. Abdurrahman Bedevi, cilt: ı, Beyrut, 1980, s. 313. 507 A.ınlf., Retorik, 1 357 a 3ı. 508 İbn Zür'a, Mantıku lbn-i Zür'a (el-'ibare, el-kıyds, el-burhan), nşr. Qhemi, Cidr; el-'Acem, Refik, Beyrut, 1994, s. 19 8 . 509Ar·ıstoteıes, age., 1354 a 14 1 a b 3 36 . 1 - 5; ge., 355 5- 510 pouA.&Uro: I. ı. Düşünüp �ınmak, ölçüp biçmek; muhakeme et­ mek, na7..arı itibara almak; icat etmek, bulmak, (kötü anlamda) kur­ mak, tertip etmek. ı. Karar ve rmek, bitirmek. II. ı. İstişare etmek, düşünmek, muhakeme etmek. ı. Karar vermek, karara varmak, ter­ cih etmek, bitirmek. Bk. Gemoll, s. 170.
146 İbn Sina Felsefesinde Retorik mına gelen tasdik, dinleyici söz konusu olduğunda ise "ger­ çek gibi" almak ya da inanmak anlamında kullanılır. 2.2.1.3.1.1.2. Delil Arapçada "yol (Teıqı�pıov, tekmerion) gös teren , doğru yola ve doğru sonuca gö­ türen" anlamlarına gelen delil ('tEKJ.l�pıov, zorunlu belirti) zorunlu ve çoğunlukla doğru olan cntimemin unsurlarından biridir. Büyük önermesi mahmude öncüllerden oluşan kıyas olarak da adlandırılır. Retorik adlı eserinde "crııJ.LEia" ( semeia , bir kavram iken Arapça tercümede delil mut­ Aristoteles'in alamet) genel lak ve zorunlu anlamda kullanılmıştır. Alarnet ise sadece be­ lirtiler için kullanılmıştır. İbn sına. Retorik'in A rapça tercü­ mesinden farklı bir sınıflandırma yaparak delili Aristoteles'in "techmerion" dediği zorunlu alarnet için, alameti de bunun dışındakiler iç in kullanır. sıı Abdurrahman Bedevi Aristotclcs'in Kıyas'ının Arapça tercümesinde yazma nüshada dumanın ateşe delaleti örne­ ğinde olduğu gibi delilin, var olan bir şeyin kendisinden var olan başka bir şeye gitmek şeklinde anlaşıldığı yönünde bir açıklamanın yer aldığını belirtmektedir. Öncülün delaleti, övülmüş ve kabul görmüş olmasındandır. Bu delalet duma­ nın ateşe delalet etmesi gibi bir parçanın diğer parçaya dela­ le ti değildir. Buradaki delalet imkan bakımı ndan dı r ve iki öneili ün sonuca delalet etmesidir. İbn Sina muhtemelen bu düşüneeye binaen entimemde söz konusu olan delilden bir cüzün başka bir cüze delaletinin değil de ifade e dilen sözün sonuca delaletinin anlaşılması gerektiğini belirtmektedir. Örneğin "Kıskançlar sevilmez" öncülü başlı başına bir delil olmaktadır. Yoksa "sevilmemek" (el-makt) veya "kıskançlık" 511 İbn Sina, el-Hikmetu'l-'Artıziyye, s. 29.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 14 7 ( cl - has ed) delil değildir. İbn sına bu konuda delilden kaste­ dilenin bu olduğunu belirtmektedir. 512 İbn sına, alarneri genel bir kavram olarak alıp Retorik'te "endoksoi" ve bu eserin Arapça tercümesinde "sadıkat" şek­ linde geçen ve kendisinin de Grekçe k avramın anlamına uy­ gun olarak "mahmudat" diye ifade ettiği zorunlu, övülmüş ve zanna dayalı öncüller için bir üst kavram olacak şekilde kullanmıştır. En yetkin alametin ise birinci şekille yapılan alarnet olduğunu belirtmiş ve bıına da "ta ğmudd an" (tEKJ.lfıpıov, tekmerion) denildiğini ifade etmiştir. Arıcak delilin mi yoksa alametin mi zorunlu belirtiyi içerdiği konu­ sunda yukarıda ifade edildiği üzere mütercimlerden kaynak­ lanan bir karışıklık olduğu anlaşılmaktadır. 513 Yalnız birinci şekille yapılan ve yargının (hüküm) gerekli olduğu entimemler "delil" adını alır; ikinci ve üçüncü şekille oluşturulan belirtiler ise "al am et" diye isimlendirilir. 514 Delil geçmişle ilgili olabileceği gibi şimdiki zamanla ilgili de olabilir veya geneli kapsayacağı gibi imkan dahilinde ol­ ması dolayısıyla birçok durumda çoğunluğu d a kapsayabilir ya da belli bir konuya dair olabileceği gibi bu alanm dışın­ dan da olabilir.515 Deliller kıyaslarda büyük önerme olarak alınır. Delilin kıyasın diğer öncüllerinden farkı ve entimemin bir türü ola­ rak ortaya çıkışı ise onun öncüller arasında açıkça ifade edilmeyebilec eğiyle ilgilidir. Bu durumda dinleyici veya mu512 İbn Sina, ei-Kıyas, s. 573: "tı. � ,,.x e!'.,.Jııı. ..; J:l.lll "li"· Müteah­ hirin kelam llimleri de aynı şekilde duyutarla elde edilenin yerine akılla elde edilen delilin daha doğru sonuç vereceği göl'Üijüııdedirler. Bk. Yavuz, "Delil", DIA, 9, s. 136-137. 513 ı· bn s·ına, e ı- Kıyas, s. 575· 514 A.mlf., el-Hikmetü'I-'Arüziyye, sıs Age., s. 573· s. :z8-:z9; a.mlf., ei-Kıyas, s. 575·
148 İbn Sina Felsefesinde Retorik halindeki bu ön cülü zihninde canlandırarak kıyasın öncüllerini tamamlar. hatap bilkuvve Öncüllerin birbirine galip zaııla dayandınldığı bir tür en­ timem (infuniya) kıyas ı olan delil kıyasının küçük önermesi "Falanca kıskançtır" veya "Filanca sevilen biridir" örnekle­ rinde görüldüğü gibi tekildir (ş ahsiyye) . 516 2.2.1.3.1.1.3. Alamet (u1fpeiov, semeion) Aristoteles alameti (mutlak be li rti , crrıı.u:iov, semeion) 517 zorunlu olsun olmasın tüm b elirtiler için kullanmaktadır (c:nıı.u:iov avrovuı.ıov, semeion anonümon). Entimem bağ­ lamında alarneri (sign) genel olarak mantıktaki kullanımın­ dan farklı bir şekilde ele almakta ve alametleri tabii (natural) ve takdiri ( co nventional , vaz'i) kısımlarından oluşan aracı (instrumental) alametler şeklinde iki ayrı gru b u d a iç erecek şekilde kullanmamaktadır. Onun kullandığ ı aracı alamederin tamamı muhtemelen tabii alametlerdir. 518 Delil için tckmeri­ onu kullandığı halde al arnet için özel bir karşılığı olmaması dolayısıyla ona Farabi, semerion denmektedir. Aristotcles'in ortaya koyduğu belirtilerle oluştu­ rulan retorik kıyas anlayışına benzemekle bi rlikte "Didasca­ lia"da kendine özgü belirtilerle yargıya varma anlayış ın ı be ­ nimsemiştir . Belirtileri KiUibu'l-Hatabe'de de ele almıştır; an- 516 517 İbn Sina, el-Kıyas, s. 574· izi, eseri, alameti, nişanı . 2. a. işaret, belirti, mucize, harika. b. Bir işaretin göstergesi (Signal). 3· a. Mühür, d amga . b. Alamct, marka, nişaı1, rozet , s;uıcak, bayrak. c. Bir iddiaımı kanıtı, belirti (Beweis). ll. Matemariktc nokta. Bk. Ge· moll, s. 72o; Aristotclcs, Birinci Analitik/er, tre. H. Ragıp Atademir, s. c:nıı.ıdov: I. işaret, alaınet. ı. (Bir şeyin) ı88 : "İşaret". 518 Grimaldi, William M.A., "Semeion, Tekmerion, Eikos in Aristotle's Rhetoric", s. 3 84.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 149 cak burada daha çok öncüllerin kipliğiyl e bağlantılı bir ince­ leme söz konusudur. 519 belirti (semeion) şöyle tanıml an­ Birinci Analitikler'de maktadır: ''Varlı ğı yla başka bir şey varolan veya oluşuyla başka bir şey olan ( şey) alamettir. Bu alarnet o şeyin olması veya olmaması bakımındandır."520 Bu belirtiler için Aristote­ les'in Birinci Analitikler'de verdiği ve İslam filozoflarının da hatabe metinlerinde değerlendirdikleri örnek şudur: "Bu ka­ dın hamile; çünkü onun sütü var."521 Ancak bu örnek her dunnnda geçerli b ir kıyas değildir. Zonınlu belirti için veri­ len örnekte doğuran kadının sütü olması bir anlamda zorun­ luluktur, ancak her sütü olan kadının hamile olmas ı zorunlu d eğil dir . İbn Sina genel olarak delili de içerecek şekilde zorunlu (zaıUrl), yaygın (mahmude) ve zan bildiren (maznftne) bir bel irt i olduğunu belirttiği alameti522 bir entimem türü olarak belirtilere ve bun lard an oluşturulan kıyas türü olan d elilie re işaret etmeksizin sadece mahmude ve maznune ile oluşturulan entimemler için kullanmakta ve alarneri ''yükle­ min gerektirdiği ancak kendisinin konuyu ge rekt i rm ed iği veya konuyu gerektirip de yüklemin gerektirmediği yargı (hüküm)" olarak tarif etmektedir. Şayet yüklem onu g erekti ­ rip, o da konuyu gerektir seydi alarnet değil delil olurdu. 523 zo run lu 519 52 0 521 522 W" ursch, Age., s. 55· Aristoteles, Analytica Priora, 70 Tahlihitü'l-Ula), Ari s. 313. stoteıes, age., 70 İbn Sina, 523 A.ınlf., o�.a ei-Kıyas, s. el-Hatdbe, s. ;J _,l �� .o�.a a a 7-9; Aristoteles, Mantıku Aristo. (et­ 14-15. 573 vd. 44: co�.a � J_,-..JI <;fo. .:ıt l..l ·� _,.i :4..':>\,ıJI t..l_, � '1 J_,-..JI_, ·�_,.JI r� yo <;fo. _,t ��_,.JI r� '1 -""-' �b <;IS ·�_,.JI_,ıı. rh J_,-..JI
150 İbn Sina Felsefesinde Retorik İbn Sina alametlerden oluşan kıyası ise (kıyasu'l­ 'alametü) "bir belirti aracılığıyla büyük önermenin k üçük önermeden yola çıkılarak tespit edildiği entimem (zamir)" olarak t anımlanıakta dır . 524 Klas ik m antık gelen eğin i t akip eden Falıreddin Razi ve Seyyid Şerif Cürd.ni'nin delil hakkındaki görüşleriyle İbn Sln�'nın delil kavramını da kapsayan alarnet tarifi benzerlik­ ler arzetmekt edir . Cürcani, Falıreddin Razi gibi delili, "bi­ linmesi başka bi r şeyin bilinm esin i gerektiren şey" d iye tarif e tmekte 525 ve "kıyasta orta terimin küçük öncülde bulunması ve onu kapsaması" şeklinde açıklamaktadır. 526 2.2.1.3.1.1.4. Firaset (ffJVt�ıoyvmpoveç, füsiognomones) Yukarıda yardımcı teknik yöntemler arasında inceledi­ ğimiz hatiple ilgili hünerlerden biri de hatibin dış görünü­ şünün sözlerine olan doğrudan etkisiydi. Ancak bahsi geçen dış görünüş doğuştan kazanılan bir görünüş değil de hatibin konuşmanın içeriğine uygun olarak belli bir hünerle ortaya koyduğu görünüştür. Aristoteles'in Birinci Analitikler'in ter ­ cümesinde geçen ve İbn Sina'nın Kıyas' ta yer verdiği ve delil ve alarnede birlikte ele alınan "firaset''527 ( cpucnoyvroııoveç, 528 füsiognom one s , t..l), vücut yapısına göre karakter hakkında hüküm vermek) kavramı ise sonradan değil doğuştan var olan görünüşlerle alakah bir kavramdır. Piraset kelime olarak "ince görüş" ve "el falı" (.YI t..l)) anlamlarına gelmektedir. 524 A. mlf., ei-Kıyas, s. 574· 525 Nitekim bu tarif yukarıda Birinci Analitikler'den alınaıı deW tarnmıyla aynıdır. 526 Yavuz, Yusuf Şevki, "DeW", DIA, cilt: 9, s. 136. 527 Aristoteles , Analytica Priora, 70 b 7-38; a.mlf. Mantıku Aristti (et­ 528 Tahlilatü'l-Ula), s. 315-316. q>ucnoyvroııovero (fiisiognomoneo): Bir kişi hakkında doğuştan sahip olduğu dış görünüşe göre hüküm vermek. Bk. Gemoll, s. 851 .
Retorikte Kullanılan Yöntemler 151 Istılahl anlamı ise dayandığı öncüllerin belirtiler olması ba­ "el, yüz vb.nin dış görünüşünün delaletinden in­ sanların kişilikleri ile ilgili bilgiler çıkarmak" anlamında kul­ lanılmaktadır. kımından Kıyas'ta genel olarak alametler arasında değerlendirilen kıyasu'l-firas1de529 orta terim bedenin yapısından alınır. Eğer sağlıklıysa vücut yapısı ve karakter arasında bir bağıntı söz­ konusudur. Bu kıyas için örnek olarak aslandaki cüsse ve ce­ saret ilişkisi verilmektedir. Cesaretin cüsseye işaret ettiği bu ilişki belki bütün aslanlarda sözkonusu olabilir ancak sadece asl�lara özgü değildir. Hem cüsseli hem de cesaret sahibi insanlar da vardır. Ama bu demek değildir ki her cüsseli in­ san cesaretlidir. Bundan dolayı burada zan bildiren bir ala­ rnet sözkonusudur. 530 2.2.1.3.1.2. Entimemde Kullamlan Kıyas Şekilleri Öncüllerden birinin gizlendiği retorik kıyasta kullanılan kıyas şekilleri genel olarak kıyasta olduğu gibi orta terimin yerine göre değişir. Buna göre orta terim sadece küçük önermede bulunup büyük önerme bundan anlaşılabilir ya da orta terim büyük ve küçük önermenin her ikisine de özne veya yüklem olabilir. Diğer yandan İbn sına, kendine özgü 529 530 "Kıyasu'l-fıcisi" ifadesi İbn Sina'nın en-Necat isimli eserinde geçmek­ tedir. (Bk. İbn Sina, en-Necat, nşr. 'Abdurrahman 'Amyara, Beyrut, 1992, s. 76). Burada bu kıyasın delile benzediği belirtilmekte birlikte d e l ili n "zorunlu alamet''i karşılaması ve "tekmerion" şeklinde özel bir isminin bulunması dolayısıyla b u kıyas türü alametler arasında değerlendirilmelidir. İbn Sina, el-Kıyas, s. 579·58o; İbn Sina, en-Neccil, s. 76. Bu konuda Aristoteles'e atfedilen ancak ona ait olmadığı büyük oranda kesin olan "<l>ucrıoyvroJ..lOVtlCa" (Füsiognomonika, Physiognomics) adlı bir eser bulunmaktadır. Bk. Aristotelis Opera içinde, nşr. Immanuel Bekker, Oxonii (Oxford), 1837; Aristotle, Minor Works içinde, W.S. Hett'in İngilizce tercümesiyle birlikte, Cambridge, 1955.
I5l İbn Sina Felsefesinde Retorik bir şekilde ortaya koyduğu, anlamın belli bir şeyin kendisine ve çelişiğine aynı anda işaret ettiği alarnet kıyasını da ince­ leme konusu yapmıştır. İbn Sina'nın entimem çeşitlerini kendi içinde zorunlu olanlar (zarurlyyat) ve çoğunlukla doğru olanlar (ekseriyyat) şeklindeki ayrımı Aristoteles'in zorunlu Öncüller ( avayKaia, anankaia) ve çoğunlukla doğru öncüller (nA.dcrta roç sni to noM, pleista hos epi polü) ayrımına dayanmaktadır. 531 Her ikisinden de yapılanlar sadikat (mahmude hakikiyye) ve delil olabilirler. 532 İbn sına burada deliller (mahmude zanniyye) arasına alamederi de dahil etmektedir. İbn sına. daha Aristotelesçi bir yaklaşımla entimemde ik­ tirani kıyasları kullanmıştır. Arıcak el-Hikmetü'l-Araziyye'de yüklemli (hamli) öncüllerin yanında şartlı öncüllerin de kul­ lanılabileceğini belirtir. 533 İbn Sina'nın hatabi kıyaslarda incelediği dokuz farklı kı­ yas şekli bulunmaktadır. 2.2.1.3.1.2.1. Sadikatla Yapılan Hatabi Kıyaslar a. Zorunlu öncüllerden e_,.:."lı� ..1:- yapılan: v-f.:Jı,;:)ı �Wı_, •v-f.:Jı..,fj �� ..uj34 Zeyd, temiz kalpli bir llimdir. Temiz kalpli llimler ahirette mutludur. 531 Aristoteles, Retorik, 1357 a 30-33. ..:.b_,...1....J ..,11 � •_;;..J1 ..:.1.)_,.......J1_, ..,...s:.J4.J u:.ıb_,..-..l1ı.r- •_A,l..J 1 ..:.ıli.)�1 � �1." 532 İbn Sina, el-Hatribe, s. 43: " 533 A.mlf., el-Hikmetii'l-Aruziyye, s. 24: ı.r- U""l:A)1 .} 1�T 534 .�.rı1 ..; •l:......lı c)>4 iJfo. ..ı.i Jı � ..:.ıl.o� İbn Sina, el-Hatabe, s. 43· iJfo. � �ı_,
Retorikte Kullanılan Yöntemler 153 (O halde Zeyd ahirette mutludur.) Burada tümel önermc bilinir o lduğundan dolayı açıkça ifade edilmemiş ve böylece kıyasın etki gücü artırılmıştır. b. Çoğunlukla doğru öncüllerden yapılan: Çoğunlukla doğru öncüllerde ( ekscriyyat) büyük önerme mahmude-i hakikiyedir fakat bunlar genelde değil şahıslarda (eşhas) veya belli bir çoğunlukta doğrudu r . �.r.-- .Jf'• ·�,)• ..l. , � .....,... ..l.ı.;,535 Zeyd, zar ar dan sakınıyor . ( Zarardan sakınan sevilir.) O halde Zeyd sevilen biridir. 2.2.1.3.1.2.2. Delille Yapılan Hatabi Kıyaslar a. Zorunlu öncüllerden: 536 537. .ı �ı.!*' ,.:,.u_, • • • . ·t -•ı ı� . .,- ·- : ... Bu kadın doğurdu. (Doğuran kadın bakir e değildir.) O halde o, bakire değildir. 535 536 Age., s. 45· "Birinci figürdc cntimemenin göstergesi doğruysa, sonuç kaçınıl­ mazdır. Aristoteles sonucun tümel olduğunu demez, fakat m�jör öncülüıı tümelliği minörüıı ve sonuCtın geçerliliğini ima eder . (Or., bütüıı insanlar onuru sever) gösterge ya da tümel olmayanı içeren dördüncü figür için aktarır/tekrarlar ve tümel bir sonucu kurmayı başaramaz." Delice, Aristoteles Felsefesinde Tasımsal Tanıl ve Diyalektik s. 287. 537 İbn Stni, ei-Hihmetü'I-'Aruziyye, s. 29; a.mlf. Ilişkisi, lin Kıyas'taki örneği "Kadııun sütü lindedir. var, el-Hatdbe, s. 44· Bu şek­ o halde doğurmuştur." şek­
154 İbn Sina Felsefesinde Retorik Bu kıyasta doğurmuş olmanın delaletiyle bakire olmama sonucuna varılıyor. Bu kıyas birinci şekildedir ve doğrulu­ ğundan da şüph e edilmez. 538 b. Çoğunlukla doğru olan öncüllerden :. ·tı � C;}r ,�ı ,) yapılan: .539 . ,.. 'r.,..-. �J Zeyd'in ateşi var. (Ateşi olanın nabzı hızlı atar . ) O halde onun nabzı hızlı atıyor. 2.2.1.3.1.2.3. AZametle (II. Şekle göre) Alametlerle Yapılan Hatabi Kıyaslar oluşturulan kıyaslar yalnızca ikinci ve üçüncü şekilieric oluşturulurlar. Bu tür kıyaslarda yüklem yargıyı ge­ da yargıyı özne gerekti­ Her ikisi de gerektirseydi o zaman rektirdiğinde özne gerektirmez, ya rir, yüklem gerektirmez. delil olurdu ve birinci şekilde gclirdi. 540 Retariktc dinleyiciyi bezdirmemek için iki öncülü de olumlu olan ikinci şekil kıyaslara retorikte sıkça başvurulabi­ lir. a. Zorunlu öncüllerden yapılan: � 1�1 �,�ı � .ı...s4ı Bu bayanın karnı şiş kin , (Hamilelerin karnı şişkindir.) O halde o hamile. 538 539 540 541 A.mlf, el-Hatabe, s. 44· Age., Age., s. 45· s. 44· A.mlf., el-Hikmetü'l-'Artıziyye, s. 30; a.mlf. el-Hatabe, s. 44·
Retorikte Kullanılan Yöntemler 155 Bu örnekte hamile kadının karnı şişkin ama her hamile kadının karnı şişkin değildir. b. Çoğunlukla doğru öncüllerden yapılan: 542r,...-,.; ,')U..�� c:..r JU Zeyd'in nabzı hızlı atıyor, (Ateşi olanın nabzı hızlı atar.) O halde onun ateşi var. 2.2.1.3.1.2.4. Alametle (III. Şekle göre) Yapılan Hatabi Kıyaslar Bu tür kıyaslarda orta terim büyük ve küçük önermenin her ikisinde de özne konumundadır. a. Zorunlu öncüllerden: Zeyd iffetli fıkıhçıdır. O halde fıkıhçılar iffetlidir. Bu kıyasın sadikattan olan hali "Zeyd fıkıhçıdır. Zeyd if­ fetlidir. O halde tüm fıkıhçılar iffetlidir." Burada iffetli ol­ mak Zeyd'in ayrılmaz bir özelliğidir ve ona özgüdür. Bu du­ rum fıkıhçı olmak için zorunlu değildir, aksi takdirde tüm fıkıhçıların Zeyd olması gerekirdi. 544 542 543 544 Age., s. 45· Age., s. 44· Age., s. 44·
156 İbn Sina Felsefesinde Retorik İbn Sina bu öncüllerle yapılan çıkarım için Kıyas'ta "Fa­ lanca fılowftur ve erdemlidir; o halde filowflar erdernlidir" örneğini vermektedir. 545 b- Çoğunlukla doğru öncüllerden: 546�'i c)\S �u. ı.r.t � Js> c:ı'J ·ıJ� 'i .:ı�ı (Ali b. Ebi Talib yiğittir.) Ali b. Ebi Tllib cimrilik etmezdi. O halde yiğitler cimrilik etmez. 2.2.1.3.1.2.5. Mütesaviyatla Yapılan Kıyaslar "Eşitin eşiti eşittir'' şeklindeki eşit kıyas türünden547 fark­ lı olarak wrunlu ve çoğunlukla doğru alametlerin yanında üçüncü bir alarnet türü olan mütesaviyat, anlamın zihinde iki zıt sonuca eşit uzaklıkta olması düşüncesinden yola çıkıla­ rak oluşturulan kıyaslardır. 548 Bu kıyas türünde her iki seçeneğin de zan bakımından eşit olması dolayısıyla tercih edilen seçenekle varılan doğru­ nun birbirini gerektirip gerektirmediği aranmaz. Hatabe'deki eşit kıyası İbn Sina'nın örneklerinden yola çıkarak açıklama­ ya çalışalım. Ele alacağımız örnekler tek bir olaya dayanmak­ tadır. Bu olayda Zeyd öldürülmüş ve başında da birisi kılıcı­ nı çekmiş beklemektedir. Bu dunnnda şu iki farklı sonuç çı­ karılabilir: "Falanca kişi biraz önce öldürülmüş olan Zeyd'in s. 574· Birinci Analitikler'de Aristoteles teki l konu­ özel bir ismi, "Pittakos" adını zikretmektedir. Bk. Aristote­ les, Analytica Priora, 70 a 9· 546 İbn Sina, el-Hatcibe, s. 45· 547 A.mlf., d-Kıyas, s. 56. 548 A.mlf., el-Hatdbe, s. 45· Bu konuyla ilgili olarak ayrınnlı bilgi için kitabınuzın bu bölümünde retorik kıyasm öncülleri arasmda yer alan 545 İbn Sina, el-Kıyas, munda "mütesaviyat" kısmına bakılabilir.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 157 kılıcı kırundan çıkmış bir şekilde duruyor. O halde Zeyd'in katili odur'' ya da "kişi biraz önce öldürülmüş olan Zeyd'in başında kılıcı kırundan çıkmış bir şekilde duruyor. O halde o katil değildir." Birinci örnekteki yargıya ulaşan kişi, olay ı gördüğü gibi aniayarak cesedin başında kılıcı kınından çıkmış bir şekilde bekleyenin katil olduğuna dair çoğunlukla doğru olan öncüle dayanmıştır. Ancak böyle bir çıkarım ço­ ğunlukla doğru olmakla birlikte az da olsa yanlışlık payına sahiptir. başında Diğer örnekte yalnızca görünen durumdan yola çıkarak bir sonuca varılmaz. Böyle bir durumda genel olarak düşü­ nillenin tersine yönelinerek farklı bir sonuca varılır. Bu ikinci sonuca varan ki şi pekala şöyle söyleyebilir: Eğer bu kişi katil olsaydı öldürdüğü adamın başında yalın kılıç beklemez, inti­ kam alınır korkusuyla kaçardı. Dolayısıyla bu kişi katil de­ ğildir. 2.2.1.3.2. Entimemin Maddesi Retoriğin maddesini oluşturan öncüllere geçmeden önce şunu hatırlatmak gerekir ki retorik , ilme ( &nıcrrfı J.l.TJ, ep iste­ me) değil de sanata (tEXVTl, techne) dayalı bir ikna yöntemi­ dir. Dolayısıyla amacı her konuda ikna imkanlarını bulup ortaya çıkarma sanan olan retoriğin ilgi alanı kesin bilgiyi arayan epistemeden ziyade imkanlar dünyasıdır. 549 ' Meşşai felsefe geleneğ inin en haciınli retorik eserlerinden birini kaleme alan İbn Sina, Ha ta be'de kullanılan öncüileri belirlerken ağırlıklı olarak Faribi'nin bilgi anlayışına dayan­ maktadır. Farabi tasdike karşı gelebilecek üç kavramı, görüş (rey) , kesin bilgi (yakin) ve zann ı birbirinden ayırarak reto­ riğe temel olan öncüileri bu ayrım üzerine bina etmiştir. 549 Wursc .. h, age . , s. 2.7-2.8 .
158 İbn Sina Felsefesinde Retorik Buna göre tasdik üç şekilde yorumlanabilir: ı . Başka türlü (zıddı) olmayan bilgi, kesin bilgi (yakin, Gewissheit) , ı . Zıddı bulunmayan fakat imlclnsız da olmayan kesine yakın bilgi (ma yukarribuhu) , 3 · Zıt taraflardan her ikisinin de imkan dihilinde olduğu, ancak gönlün bu iki taraftan birine meylettiği iknai bilgi. 550 İbn Sina gerek Burhan'ın gerekse Hatdbe'nin girişinde or­ taya koyduğu üzere bu üçlü ayrımı benimsemektedir. 551 Bu­ na göre yakini tasdik burhana; yakine benzeyen tasdik cedeli ve muğaliô kıyasa ve iknai, zanni tasdik ise retoriğe tekabül etmektedir. Bununla birlikte burhani, cedeli veya muğaliô bilgi de içerdiği bilginin kesinliği bakımından değil de fazla düşünmeden, "ilk duyulduğunda" veya "ilk düşünüldüğün­ de" (fı badii'r-re'y) 552 kabul ediliyorsa retoriğin konusu ola­ bilmektedir. İknai/zanni bilgiye dayanan retoriğin öncülleri işte bu ayrım çerçevesinde değerlendirilmektedir. 550 Didascalia'dan aktaran Würsch, sorw1w1 iki t arafi bulunmazsa Age. , s. 33· Stoacı Zenon'a göre eğer onu tartışmay a da gerek yoktur. Bu dunnnda sonuç olarak basit bir şekilde bu tck taraflll doğru ya da yanlış olduğu delillendirilebilir. Dolayısıyla doğru öncüllerden oluş­ turulmuş iki geçerli delilden karşıt sonuçlara ulaşılması imkansızdır. Gowland, Angus, "Ancient and Renaissance rhetoric and the history of conce pts", Finnish Yearbook of Political Thoughı içinde, ed. Jhalainen, Pasi, cilt: 6, Helsinki, 2002, s. 70. ' 551 İbn Sini, llıinci Analitikler (el-Burhan), prg. 552 ı; a.mlf. ei-Hatc:ibe, s. I. "Fi badii'r-re'y" ifadesini ilk önce Farabi kullanmış ve �bn Sina d a ondan almıştır. Ancak b u ifade Faribi'de olduğu gibi Ibn Sina'nın retorik anl ayı ş ı nda merkezi bir role sahip olma�ak.la birlikte başvu­ rulan kavranliardan biridir. Würsch bu ifadenin Ibn Sina'da retarikle bağlannlı bir şeki lde yer almadığını ifade etse de Kıyas'ta aksi yönde bir ifade mevcuttur. Bk. İ bn Sina, el-Kıyds, c.ST)I CS,)4 ..} •.ı.,..:.._, 4;_,:la.. iJfo" s. 5: " .:ıt 4-:i � �u.....ıı_,
Retorikte Kullanılan Yöntemler 159 2.2.1 .3.2.1. Hatabi Kıyasta Kullamlan Öncüller Kıyasların birbirleri yle olan benzerlik ve farklılıklarının ortaya konulabilmesi için onların kullandıkları öncüllerin araştırılması gerekir. 553 İster bilfiil isterse bilkuvve olsun (en­ timem) kıyası oluşturan temel unsurlar ve kıyasın formu aç ı ­ sından beş sanat birbirine benzer. Birbirlerinden ayrıldıkları noktalar genellikle maddeleri bakımından dır. 554 Aristotcles,in retorik anlayışı çerçevesinde entimem, etos ( konuşmacının karakteri ) ve patosla ( dinleyicinin psikolojik durumu) birlikte teknik bir i nanciırm a yöntemidir . İslam fı.­ lozoflarında is e entimem yine ikna için bir temel ('amud) olarak alınmış ancak retoriğin mantık! yönüne yapılan vurgu bu fılozofların eserlerinde daha güçlü bir şekilde öne çıkmış­ 5 tır . 55 Entimemin öncülleri de etos ve patos gibi dayanağını toplumu oluşturan insanların yerleşik kanaatlerinden almak­ tadır. Ancak etos ve patos insanların psikoloj ik ve ahlaki de­ ğerlerini temel alıyorken entimem basit haliyle de olsa, insa­ nın öznel algılarıyla oluşan yerleşik ve muhtemel bilgilere dayanır. Bu bilgilerin sahip olduğu ihtimal durumu bizzat eşyanın doğasından değil de insanların eşyayı algılamadaki farklılıklarından kaynaklanır. Hatabi öncüllerin özündeki muhtemel bilginin mahiyeti üzerinde yoğunlaşılması bu bil­ gilerin zanni bilgi olduğunu ortaya çıkaracağından retorikle amaçlanan hemen kabul etme ve ikna olmanın önünde bir engel olarak duracaktır. 553 Durusoy, Metinler/e Mantıga Giriş, 554 İbn Sina, el-Kıyas, 555 A.ınlf., el-Hatabe, Kitabu 'l-hatabe, s. s. 153. s. 4· s. ı8; a.mlf., el-Hikmelü 'l- 'Araziyye, Sı-83. s. 3 1 ; Fara.bl,
ı6o İbn Sina Felsefesinde Retorik Sıradan insanlar, ne kadar kesin bilgiler içeriyorsa içersin bilimsel bir önermeyi ilk duydu kla r ında kavramakta güçlük çeke rler . Hastanın derdini tıp terimleriyle aç ıkl ayan doktora hastalığının ne olduğunu daha anlaşılır bir dilde anlatmasını isteyen kişinin durumunda olduğu gibi eğer konuşmac ı mu­ hatabının anlamayacağı bir dil kull anıyorsa ister istemez ke ndisiyl e dinleyici arasına bir mesafe koymuş olacaktır. 556 Halktan biri belki biraz uğraş vererek o bilgiyi kavrayabile­ cektir , ancak böyle birinin ne zamanı ne de imkanları buna müsait değildir. Retoriğin öncüllerinin gerçek (rı aA.ft9&ıa, he aleteia) bağlamında değil de "muhtemel" ("dK6ç") ve muhtemelden oluş an "övülmüş" ya da "meşhur" ('til E\/SoÇa, ta endoksa) bağlamında değerlendirildiğini yukarıda belirtmiştik. 557 Bu ilke bağlamında kıyasta kullanı lan öncüller gerçeklik ve de­ ğerler dikkate alınarak bir ayrıma tabi tu tulduğu takdirde retoriğin ön cüileri değer merkezli öncülle r arasında yer ala­ caktır. 558 "Entimemin Çeş itl eri" kısmında asıl an lam ı "muhtemel" olan "&iK6ç"un (eikos ) yanlışlıkla A rapçaya "sadık" şeklinde tercüme edildiği o rtaya konulmuştu. Ancak İbn Sina, "sadilclt" kavramını "mahmfıde hakikiyye" ve "malunılde maznfuıe" ifadeleriyle karşılayara k "sadık'' ya da "tasdik" kavramlarından kaynaklanan bir bilginin geçerlilik değeriyle ilgili bir tartışmaya girmemektedir . Retorikte kullanılan bütün öncüileri ifade e decek şekilde ele alınan ve "'meşhur" ve/veya "saygı duyulan, övülen" an­ l am l arına gelen "E\IöoÇoç, endoks os " , 559 Organon'un Arapça5 56 İbn Sini, el-Hatabe, s. 557 Aristoteles, Retorik, Ir age. , s. ıoı. 55 8 B ıac..., 559 Gemoll, s. 289 . 37· 13 55 a ı4-ı8 ; a.mlf., Analytica Priora, 70 a 3-7.
Retorikte Kullamlan Yöntemler ı6ı ya tercümesi sürecinde Eski Yunancacia içerdiği anlaının Arapçacia tek bir kelimeyle ifade edilememesi dolayısıyla çe­ şitli şekillerde karş ılanmıştır. Ebü Osman ed-Duneşki, Aris­ tatdes'in Topikler'inin te rcümes i n de buna "yaygın " ( Wl1) karşılığını vermekte ve "makbul" veya "meşhur" kelimeleriy­ le açıklamaktadır. İbn Suver de aynı kelimeyl e karşılamakta­ dır ( ıoo b 24-25, ı':K <pa.tVOOJ.lEvOV tvö6�ov, ek fainomenon ._; Wl1, görünüşte yaygın) . Ebü Bişr ise Ikinci Analitikler çev iris i nde ( 74 b 22) "meşhur" karşılığını vermek­ te ve onu "J,r.A.o" ve "tl.,r.i.o öJ_ı+!.-" ifadeleriyl e açıklamaktadır. İbn Rü.şd de Metafizik Şe r h i 'nde "meşhüra mahmüde" ifade­ sini kullanmaktadır. Theodore İbn Kurra ise " _,... Uil ı ,),...-.J ı., endoxon, _,... Uil ı ..,.. t:� ı .ıJ L. .ıJ �ı l.r"" ( i n s a nl a r ı n dü�ün ccs inc göre görünürde mahmud) şeklinde tercüme etınektedir. 560 B unlardan da an­ l aşı l ıyor ki retorik kıyasta kullanılan meşhud.t, makbülat ve mahmudat anlam olarak "e ndoksos " kavramında içkin olarak bulunmaktadır . Topikler'de önerme v e problemleri üç sınıfa ayıraı1 Aris­ toteles bu üç s ın ıfın ah lak, fizi k ve m antıkla ilgi l i olduğtınu be l irti r . 561 Bu ayrımda da görüldüğü üzere Aristoteles' in or­ taya koyduğu kıyas anlayışındaki yargılar nesnel (gerçek) ve öznel ( psikoloj ik) diye iki temele sahiptir. 56 2 Deborah L. Black'in bel irttiği, Aristotcles'in De A n i ma ' da duyular ala­ nında "yaklaşma" (pursuit, "�") 560 56 2 ve kaçınma (avoidance, ve akletme ( intellection) alanında tasdik ( affirma- Walzer, Richard, ''New Light totlc", Oriens, 561 ".y.l:ü") Cilt 6, sayı ı On The Arabic Translations of Aris­ ( 3o Haziran, 1953 ) , s. 91-142 ( 1 25-126) . Aristotelcs, Topica, ıo5 b 21 vd: "rrov nporacrerov Kai rrov npop!ı:rıı.ıarrov ıffiPll rpia. ai JlSv yap �9tKai nporamnç eicriv, ai ÖE qmcrtKai, ai öf: A.oytKai (ton protasean kai ton prob­ lematan mera tria. Ai men gar etikai protaseis eisin, ai de fiisikai, ai de logikai : Uç sınıf önerme ve problem vardır. Bunlardan bazıları ahlaki, bazıları fiziki ve bazıları da manolda ilgili önermelerdir." Maicr, age. , cilt: ı, s. ıoı.
162 İbn Sina Felsefesinde Retorik tion) ve yalanlama (denial) arasındaki benzeşim563 fikri564 İbn Sina'nın özellikle cedeli, hatabi ve şi'ri öncülle ri sınıflan­ dırmasında etkili olmuş olabilir. İbn Sina'nın selefi Farabi, öncüllerin sınıflandırılmasında esas alınacak hususları retorikle ilgili eserlerinde ayrıntılı ola­ rak incelemektedir. Kitabu'l-hatabe'de öncülleri nicelik, nite­ lik ve maddelerine göre ayıran Farabi'nin öncüileri sınıflan­ dırmadaki temel prensibi gerçekliktir. 565 Tikelleri konu edinen arneli aklı oluşturan hatabi öncül­ ler566 kesin bilgi anlamına gelen ilim (emcrriıı.ırı, cpisteme) çerçevesinde değil de zanni bilgi ( ô6xa, doxa) ve sanat an­ lamındaki ( tsxvrı ) çerçevesinde değerlendirilmektedir. Orta­ ya koyduğu bilgi galip zan ifade eden retorikteki zan567 "belli bir anda oluşan ve bir itirazla sonlanabilecek olan itikad" an­ lamında kullanılmaktadır. 568 Bu anlamda iknayla aynı kök­ ten gelen ve "iknayla oluşan inanç" anlamındaki "kanaat" kavramı da bir zandır. 569 Farabi'nin öncülle r sıralamasındaki temel kavramlardan bir diğeri de reydir. Hem zorunlu hem de mümkün bilgiyi kapsayan görüş anlamındaki rey ne sadece kesin ne de sadece zan bildiren bilgi için kull a nılmaktadır. 570 Bu bağlamda rey 563 Aristoteles, De Anima, 431 a 8- 14, 431 564 Black, age. , s. 56 5 Faribl, age. , 566 568 569 - 87. Kaya, Cüneyt M., "'Peygamberin Ya�a Koyuculuğu': İbn Sina'nın Arneli Felsefe Tasavvuruna Bir Giriş Denemesi", Divan, ci lt : 14, sayı: �7 (�009/� ) , 57-91, s. 65. 567 b 10 ı�. 100. İbn Sina, el-lşarô.t ve't-ıenbrhcit, nşr. Süleyman Dünya, Beyrut, 199�, 463 . p • . b. ara ı, age . , s. 43· Age. , s.. 3 1 . 570 İbn Sina, Ikinci Analitikler, prg. 305: ''ışT)I ..:..-; .J\:Lı:.b 4l" s.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 163 kesin doğru bilgiye benzeyen güç lü bir inançtır 571 İbn Sina'nın Farabi'deki "fi badii'r-re'y" ifadesine karşı "mahmude fi'z-zahir'' tabirini kullanması572 muhtemelen . Aristoteles'te retorik öncüllerin üst kavramı olan "en­ doxos"un anlam sınırları dışına çıkıp da nesnel değerlerinden çok öznel değerleriyle ele alınan retorik öncüllerin bilgi de­ ğerinin peşinden gitmek s uretiyle bu öneilileri diğer sanatla­ rın öncülleriyle karıştırmamak içindir. İbn Sina hatabi kıyasta daha çok retoriğin ecdelle ortak o lar ak kullandığı öncüller üzerine yoğunl<Vjmıştır. Safsatada kullanılan öncüllerin retorikte kullanılıp kullanılmadığıyla pek ilgilen m cmi şti r 573 . Retorikte mümkün önermelere başvurulacağını belirten İbn Sina'ya göre retoriğin maddesi sadece mümkün önerme­ ler değildir, bunun yanında zorunlu (zanıri) ve çoğunlukla doğru öncüllere de yer verilir. 574 Kipleri bakımından böyle bir ayrıma tabi tutulan önermeler, bu önerınc ieri doğru ola­ rak kabul edenlerin sayılarına göre de tasnif edilmektedirler. Örneğin mahmudat her insana göre farklı olabileceği gibi belli bir gruba veya toplumun geneline göre de farkhlaşır. Diğer yandan kendilerinden makbUlatın alındığı kişilerin sa­ yısı mütevatir derecesine ulaşmaz. Bunlar ya bir gruptur ve­ ya birer ferttir. 575 Aristoteles duyguların yargıyı etkilediğinin bilincinde olarak ispatlama yoluyla ikna yönteminin yanında karaktere ve psikolojik etkilere dayalı öncüllerle oluşturulan ikna yön- 571 İbn Sina, Topikler, prg. 572 573 574 575 4· A.mlf., el-Hatii b e, s . 40. Würsch, age. , s. 43-44, . Ibn Sina, age. , s. 43· Age. , s . 39, I7ı. 31.
164 İbn Sina Felsefesinde Retorik temlerini de kullanmıştır. 576 Özellikle Retorik'in ikinc i kitabı bu alanda tarihteki ilk ciddi çalışmadır. Bu bölümde zihinsel ve duygusal durumların sadece tanımı verilmeyip nedenleri üzerinde de durulmuştur. Dolayısıyla amacı, mümkün olan her ikna yolunu denemek olan bu sanatın taliplisini n insan duygulanımlarını öğrenmesi kaçınılmazdır. çoğunlukla halkın anlaya­ cağı bir dille oluşturulduğu için bilginin bu yolla toplumun çoğunluğuna ulaştırılması daha kolaydır. Zira insanlar ya­ bancısı oldukları teknik terimlerle ifade edilen konulara göre alışagcldikleri ifade kalıplarıyla dile getirilen hususları daha kolay anlamaktadırlar. Retariktc kullanılan öncüller Işartlt'ta İbn Sina hatabi öncüllerin maznfuıat ve meş­ hurata benzese bile meşhiı.rattan olmayan makbulartan oluş­ tuğunu belirtir. 577 Ha tab e 'de bunlara "ilk b akış ta meşhur"u (s. 5) , mahmudatı (s. 39 vd. ) ve mütesaviyatı (s. 45) da ek­ lemiş, böylece hatabi kıyasta kullanılan öncülle rin sayısı beşe ulaşmıştır. 578 İbn Sina'nın el-lşarat'ını şer hede n Nasirudcün Tusi ise hatabi öncüller konusunda İbn Sina'nın Kıyas'ındak.i taksi min izlerini 579 takip etmekte ve retorik öncüll erin maz­ nfuıat, makbiı.lat ve ister gerçek meşhur olsun isterse olmasın ilk anda gerçek meşhurlara benzeyen ön cül le rden meydana gel diğini belirtmektedir. Bunların ortak noktası ise ikna edi­ 580 ci olmalarıdır. Retorik üzerine düşünceleri İbn Sina'nın bu konudaki düşüncelerine yakın olan Ebu'I-Berekat el-Bağdadi, wrunlu- 576 577 578 579 580 Aristoteles, Retorih, 1354 b İbn Sina, el-lşardt, s. 461 . 8-u, 1356 a 15-16, 1377 Dcinişncime'de ise maznUna.t, makbô.lat ve öncüller arasında yer alır. Bk. İbn sına, Bk. İbn Sina, el-Kıycis, s. 5. İbn Sini, el-lşa rat, s. 463. b 30-1378 a 5, 19-20. meşhılrat bi'z-z3.hir hatabi Danişncime, s. 41-42-
Retorikte Kullanılan Yöntemler 165 luk ifade etmese de sonuçta iknayı sağlayan kıyaslar ve ger­ çekte övülen olmasa da görünüşte övülen öncüller ve ilkele­ rin ( mebadi ) öneili olarak retoriğe yeteceğini belirtmekte­ dir. ssı 2.2.1.3.2.1.1. Maznunat Zan (86xa, doxa) 582 "bir şeyin şöyle olduğuna veya şöyle olmadığına dair in ançtır" Ancak bu i nanç kesin değildir. Bir başka tanımıyla zan, "hakkında hükmedi len ş eyin va rl ığının hilafına inancın mümkün olmasıdır."583 Bu anlamıyla zan bilginin karşısında yer almaktadır. 584 Herhangi bir kesin inanç ('itikadün cezmün) oluşmaksı­ zın (doğru) zannedilen öncüller maznünat olarak isimlendi­ rilir. 5 8 5 Retorik kıyasın öncüllerinden biri olan 5 86 ve galip zan ifade eden maznün at ın 5 8 7 Uyünu 'l-hikme'deki örneği şöy­ ledir: "Falanca gece dolaşıyor, o halde gece dolaşanlar hır­ sızdır. 588 Maznünat, yaygınlık (şöhret) yönünden olabileceği gibi kabul yönünden veya bu ikisinden farklı olarak sözlü olma5 8 1 Ebu'I-Berekat el-Bağdidi, 582 5 83 5 84 585 586 587 5 88 Kitdbu1-Mu'teber fi'l-hikme, Haydarabad, :ı6 9 . M:x,a: ı. Sahip olunan düşünce (Meinung) . a. Tasavvur, düşünce (Vorstellung); beklenti. b. (Bilginin karşıtı olarak) Zan; yargı, karar, niyet (Beschluss) . c. Tasavvur, kuruntu (Einbildung), vehim (Wahn) , ışık, aydınlık (Schein) . :ı. Başkasına dair fikir: şan, şöhret, yüz akı, onur, parlaklık, görkem; ihtişam. Bk . Gemoll, s. z36. Farabi, Ki tabu fi 'l-Mantık, ei-Hatilbe, nş r . Muhammed Selim Salim, Kahire 1976, s. 8. İbn Sina, Ikinci Analitikler, prg . 305. Age. , prg. :ı6 . A.mlf., el-Kıyas, s. 5; a.mlf., el-Işarat, s. 461 . Age. , s. 463. İbn Sina, 'Uyünu'l-hikme, nşr. Abdurra hman Bedevi, Beyrut, 1980, s . 1 9 3 8 , s. 13.
ı66 İbn Sina Felsefesinde Retorik yan tanıklıklar çerçevesinde değerlendirebileceğimiz insanın hal ve hareketlerinin, jest ve mimiklerinin belli bir yönde zanda bulunmaya sebep olmasından da çıkarılabilir. Örneğin suratı ası.k ve kızgın bir şekilde yanımıza yaklaşan birinin pek de iyi duygularla yanımıza yaklaştığını düşünmeyiz. Onun bu hali bizde kötü bir şey olacağı zannına sebep olur. Böyle bir zanru n etkisi o anda akıldan geçiyor olmasından değil de bu şekilde inanılıyar olmasındandır. Yani böyle bir zan top­ lumda belli bir oranda nesnel bir inanç halini almıştır. 589 Gerçekle zan arasındaki temel fark, kişinin içinde bulun­ duğu ortamın etkisiyle vardığı kesinlik derecesine göre belir­ lenir. Bireysel olan bilgi kişiden kişiye göre değiştiğinden ve bu bilginin sınırlanru belirlemek iınlcinsız olduğundan dola­ yı kişisel bilgi bilinemez ve dolayısıyla retoriğin konusu ol­ maz.s90 Zihin bir şeyi algılar algılamaz o şeye inanmak ister. Zi­ hin, bu durum a kişinin yetiştiği ortamın etkisiyle gelmekte­ dir. İşte düşünmeksizin kabu1 veya red yönünde zihnin bir tarafa meyletmesi zann-ı galiptir. Üzerinde düşünüp taşının­ ca o zaman onun gerçekte doğru mu yanlış mı olduğunu an­ lar. "İster zalim olsun ister mazlum, kardeşine yardım et" öncülü üzerinde biraz düşünüldüğünde aslında bu öncülün doğru bir yargı içermediği anlaşılabilir. 591 Retorikteki maz­ minatın bu özelliği onu cedelde kullanılan zandan ayırmak­ tadır. 589 590 591 A.mlf., Ikind Analitikler, prg. ı6. A.mlf., ei-Haldbe, 39-41 . Avnca bk.. , Aristotelcs, Retorik, 1356 b 31-34. İbn Sini, Işaretler, s. 54; �.mlf., lkind Analitikler, prg. ı6; a.mlf , enNecat, 64; a.mlf., Uyunıı 1-hikme, s. 13.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 167 2.2.1.3.2.1.2. Meşhtlrat İbn Sina'da öncüllerin meşhfıclt ve mahmudat şeklinde ayrılınası öncelikle cedel için geçerlidir ve meşhurat da reto­ rik ve cedelden her ikisinde de kullanılan bir öncüldür. Meş­ hfırat gibi retorik kıyasta kullanılan diğer öncüller de ahl:Ud, psikolojik ve toplumsal özellikleriyle kıyasta kullanılan diğer öncüllerden ayrılınaktadırlar. Halkın genel kabullerine daya­ nan bu öncüller retarikle cedelin ortak noktalarını oluşturan özelliklerin en başta gelenlerindendir. 592 Aristoteles, Topikler'de burhani, cedeli, muğaliti ve hata­ bi kıyası "doğru" (ciA.rı9rov, aleton) , meşhur/mahmud/ makbul (tvoo�rov) ve görünürde meşhur (cpaıvroı.ı.tvov tvoo�ov, fainomenon endoxon) kavramiarına dayanarak bir­ birinden ayırmaktadır. 593 Aristoteles'in "gerçek" ve "görünürde kıyas" ifadesi Alexander Aphrodisias'tan sonra "gerçek" ve "görünürde meşhur" öncüle dönüşmüş ve "gerçek meşhur" cedelde kul­ lanılırken "görünürde meşhur" safsatada kullanılır olmuş­ tur.s'* Kültürlerin belirlediği birer nitelik olmaları dolayısıyla meşhfıratın çağdan çağa değişebileceği gibi toplumdan top­ luma da farklılık arz edebileceğini savunan Fıirabi, 595 hatabe­ de kullanılan meşhurların ne cedeldeki "gerçek meşhur" (meşhfıra fı'l-hakika) ne de safsatadaki bir gerçekliği olma­ yan "görünürde meşhur" (meşhfıra fı'z-z:ihir) olduğunu be592 İbn Sini, Hikme, s. Işaretler, 593 Aristotclcs, 594 595 prg. 7o; a.mlf., el-Kıyas, s. 4; a.mlf. , Vyılnu1- 1:z. Topica, 100 b 30; 104 a 8-n; a.mlf., Sophisticl Elenchi, 169 b :ZO-:Z3. Würsch " , age., s. 4Z-43· Faribi, Kitdbu'I-Bu rhdn, 81-86.
ı68 İbn Sina Felsefesinde Retorik lirtir. Hatibede kullanılan meşhurlar "ilk bakışta" meşhur olarak kabul edilen öncüllerdir. Retorik, hem ec delin öncül­ leri arasında yer alan gerçek yaygın doğrulara (meşhura ha­ kika) hem de safsatanın öncüllerinden olan görünürde meş­ hurlara başvurur. Ancak retorikte ister "gerçek'' isterse "gö­ rünürde" olsun, meşhurat sadece ilk duyuşta meşhur olmala­ rı bakımından ele alınmaktadır. 596 İbn Sina'daki "meşhlırat'' kavramı, Aristoteles'teki "en­ doksos" gibi genel bir kavramdır ve evvelileri de içeren zo­ runluların (vacibat) yanında mahmudat olarak isimlendirilen toplumun eğitim ve öğretimi ve düzeltilmesi ve bunlarl a il­ gili olara k şer'! kanunlardan (şerai') oluşan ya da huylar ve duygulanımlarla (infia'liyyat) ilgili olan yargılardır. 597 Bizim konumuzia alakah olan meşhlırat, evvelllerin dışında zorun­ lulardan oluşanlar ve diğerleriyle alakah olanlardır. Meş­ hfıdt tan konumuzia ilgili olanlar arasına evvelilerin dışında zorunluları da aldık, çünkü entimem çeşitlerinden seldikatta ve entimemde kullanılan k ıyas şekillerinde de mcvzuballis olan zorunluluk meşhlıratın bu kısmıyla alakalıdır. İbn Sina, Farabi'nin kullanmış olduğu "meşhura fı badii'r-re'y'' ifadesine Ktyas'ta yer vermekle birlikte598 Hatabe'de böyle bir ifade geçmemektedir. Retorikte belli bir sanat ehli ve bir dinin mensupları arasında yaygın olan 599 "meşhura" ve "mahmude" kavramlarını çoğunlukla birlikte 596 A.ınlf , Kitabu'l-hatabe, 597 İbn Sina, Işaretler, s. 105·107. prg. 58 (s. 53 ) . Kıyastaki önermeler arasında meş­ hlıratın cins ve türlerini şöyle de ifade edebiliriz: Türleri evveliyya t ve benzerleri ve mahnıudat iken cinsleri inançlar ve onun da cinsi müsellemattır. 598 A.mlf., cl-Kıyds, s. 5· Aynca Fahreddin Razi 'Uyunu 'l-hikme'nin şer­ hinde hatabi öneiilieri sıralarken meşhuru "me.�hlırun fı evveli ma yüsmeu ğayru hakikiyyün" şeklinde ifade etmektedir. Bk. Fahrcd­ ', din c r- Razi , Şerhu 'uycmi 'l-htkme, Tahran, 1415, 599 İbn Sina, Işaretler, pgr. 5 8 (s. 53 ) . s. 243·
Retorikte Kullanılan Yöntemler 169 zikreden İ bn Sina, Nahl S u res i 'n in 125. ayetinde geçen ve cedel yö ntemi olarak alınan "bi'l-leô hiye ahsen" ifadesinin "el-meşhuratü'l-mahmude" anlamına geldiğini belirtmekte­ dir . 6oo Danişname-i Ala-i'de dör t farklı me ş hur yer almaktadır. Bunlar: ı. Ak.ılla algılanam ayan ve insanın ahlaki yapısın d an kaynaklanan yalan ve acıma duygus u gibi ifadeler bildiren öncül ler . 2. Tiimevarımla bi lin en meşhurlar, 3· "Adalet ge­ 0 reklidir", "yalan söylememek ge rekir'' 6 1 veya "Allah her şeye kadirdir" örneklerinde görüldüğü gibi herkesin farkında ol­ madığı meşhurlar ve 4· Meşhfua fı'z -zahir, yani fı badii'r­ re'y meş hurla r . Yukarıda bir benzeri mazni'ınat arasında zik­ redilen, "İs ter doğru olsun isterse yanlış, arkadaşa yardım etmek gerekir" öncülü ilk bakışta doğru gibi görü ns e de Ü7..erin e biraz düşünüldüğünde "ister arkadaş olsun isterse düş man, doğru olmayan bir husus ta kimseye yardım edil­ 60 mez'' ilkesi gereğince bu önc ülün yanlış olduğu anlaşılır. 2 İlk iki ö rnekte görüldüğü gibi bu meşhurlar doğru olabile­ ceği gibi son örnek üzerine biraz düşünüldüğünde öncülün her durumda doğru olmadığı da ortaya çıkar. Zira Allah mantık olarak imkansız bir şeyi yapamaz . 603 İ bn Sina Kitabu'l-Cedel'de is e yaygınlık bakımından beş çeş i t meşhurat sıralamaktadır: ı . H alkın kabul ettiği meşhur­ lar, 2. Halkın çoğunluğunun kabul ettiği meş hurlar ( meşhur mahmud, "Alla h birdir" gibi) , 3· Filozoflar ve ilimler tara- 600 60 1 A.mlf. , el-Haıabe, s. 6 . Yalanın zatında kötü olduğu görüşüne karşı çıkan Razi, bu düşünce­ sini halkın yerleşik yargıları (d-'ı.ırfu'l-'arnrni'l-mcşhılr) bakımından "kötü" yargısını "acı" duygııs una göre vermesi dolayısıyla avamın yargılannın doğru olamayabileceği düşüncesine dayandırmaktadır. Bk. Razi, Şerhu'l-işdrdt, cilt: 2, s. So. 602 İbn Sini, Dô.nişndme-i aldi, 603 Age. , s. 4I . s. 41-42.
170 İbn Sina Felsefesinde Retorik fından meşhur olarak kabul edilenler ("güzel, haz verenden daha üstündür" gibi) , 4. Alimierin çoğuna göre me§hur olanlar ("Gök, küre şeklindedir.") , 5· İleri gelen b i r filozofun yolundan gidenlere göre meşhurlar. Örneğin Meşşallere gö­ re "Felek, beşinci bir tabiattır" öncülü meşhur ve mahmud bir öncüldür. 604 Öyle anlaşılıyor ki toplumun genel i tarafından kabul edilmiş öncü! olarak alınan meşhftrattan bir kısmı mahmu­ dat olarak isimlendirilir. Meşhur ve mahmud arasındaki bu ilişki insanlar arasında öVülmeye layık olmak için belli bir şöhrete ulaşmış olmayla açıklanır. 605 2.2.1.3.2.1.3. Mahmudat Ha tab e'de övgüye değe r hususlar, bu eserde ele alınan daha ba şk a kavramlar gi bi ayrıntılı bir şekilde bilimsel bir incelemeyle değil de mantığın bu kısmıyla, yani reta rikle il­ gili olduğu kadarıyla ele alınm akt adır . 606 Bu bakımdan övülmüş olan erdem 60 7 ve diğer mahmudat, retorikte detaylı olarak inceleniyor olsa da bunlar retoriğe hatibin ikna kabi­ liyetinin yetkinleşmesi için insanların hangi konularda ve na- 604 İbn sın�. 605 Topihler, prg. 31 (s. 29) · İbn Sin�, Işaretler, s. 52. Farabi meşhfuitı mahmudann üst b aşlığı olarak zikrederken İbn _Rfujd meşhUrann altına makbılli.tı koymak­ tadır. Bununla birlikte Ibn Rüşd'e göre mahmudat makbUlada ayıu zamanda eşanlaınlıdır. B k. , Farabi, ei-Cedel, 20; İbn Rüşd, Three Short Commenıaries, s . ın; a.mlf. , Telhisu'l-hatabe, s. 20. 606 Age. , s. 6 07 ..;.ı.:....ı ı i.J'" cJA!ı ı.ı.. J �J.f> .;Jı r_,...)1 _;L... ;s1 J ı.!.UJS_, A.mlf., ei-Cedel, prg. 276 : " � �_,..-.ıı_, ·•�.,...- S ı : .�1 �.. ...,...W ı �ı !.H � 'i_, ,u,.r"U; .)s- r_,...) l .ı. .l>j:l_, � �ı i.ıl
Retorikte Kullanılan Yöntemler 171 sıl övüleceğinin veya yerileceğinin bilgisini sağlamak bakı­ mından konu olmaktadır. 608 Grekçedeki "-ro E\löoÇov'' (to endokson) kavramının Arapçada "meşhur" kelimesiyle olduğu gibi "mahmud'' ke­ limesiyle de karşılandığını belirtmiştik. 609 Farabi'nin mah­ mud için kullandığı ifade "probabile" ( İng. probable) iken 6 1 0 İbn sına. bu kelimeyi "ınahınude haklkiyye" ve "ınahmude zanniyye" ifadeleriyle karşılar. 61 1 Bunlardan cedel için olanı mahmude haklliyye, retorik için olanı ise mahmude zanniy­ yedir. 612 Konuşan kişide ve topluında ikna için önemli bir araç olan övgüye değer hususlar mahmudat başlığı altında ince­ lcnmektedir. Bu anlamda "övülen" (mahmud) kavramını "yerilen" (mezınUın) kavramının zıddı olarak kullanan İ bn S1na,613 "el-Hikmetü'l-'Aruziyye'de hatabi mahmud için "fi badii'r-re'yi'l-ğayri'l-müte'akk i b (peşine düşmeksizin ilk anda övgüyle karşılanan)" ifadesini, 614 Hatabe'de de "ınahmudat-ı zanniyye", "mahmudat-ı bi hasebi badii'z-zann", "mah­ mudat fı'z-zahir", "mahmudat bi'z-zann" ve "mahmudat mazn\ıne" ifadelerini tercih etmiştir. 6 1 5 608 609 610 611 612 613 614 615 A.mJf., el-Hatcibe, s. 8 3 vd. ; a .mJf. , el-Hikmetü'l-'Araziyye, s . 4 3 vd. Ayrıca bk., İbn Sina, Işaretler, prg. 58 . Farabi, Didascalia'dan aktaran Black, age. , s . I39· İbn Sina, ei Hatcibe , s . 41 . İbn Sina, el-Cedel, prg. 9, 23, 29, 3ı; a.mlf., eş-Şiir, s. 6ı. Ebu'I­ Berekat el-Bağdadi ise hatabi kıyasın maddesinin gerçekliği ola n mahmudata dayalı öncüller olduğu d�üncesindedir. Bk. el-Bağdadi, age. , s. 269. İbn Si ni, el-Hatiibe, s. 39, 83, n2, I30, I74, ı84. Ayrıca bk. Fahreddin er-Razi, Muhassalü1-ejkari1-mütekaddimtn ve1-müteahhirtn mine'I- 'ulema ve1-Hukemd ve'l-mütekellimtn, nşr. H. Atay, Kahire, I99I, s. 478-479 . İbn Sina, Hikmetü 'I-'Arı.lziyye, s. I 7 . A. mJf., el-Hatdbe, s. 7, 26. -
171. İbn Sina Felsefesinde Retorik Manttk sanannda övgüye değer hususlar zorunlu bilgiler çerçevesinde değil de ihtimal bildiren bilgiler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu ihtimal (olasılık) mantıksal olası­ lık değil, aksine toplumun çoğunluğunun inancıyla meydana gelen muhtemel bir inançtır. 616 Bu açıdan özellikle mahmu­ dat, makbwat ve meşhudtla toplumsal ve ahlaki değerler arasında güçlü bir bağ vardır. Entimemin öncülü olarak mahmudatta bahsi geçen öv­ güye değer olanla ahlak disiplinindeki iyi ve övülen birbirin­ den farklıdır. Ahlaktaki övgüye değer şeyler kendiliğinden ve öznel değerlendirmelerden uzak bir şekilde bu niteliği al­ maktadır ve bu nitelik için Grekçede "iyi" anlamına gelen "ıca.A.Ov" (kalon) sözcüğü kullanılmaktadır.617 Örneğin karşı­ lık beklemeden iyilik yapmak onurlu bir eylemdir. Toplu­ mun herhangi bir konuda "övgüye değerdir" yargısında bu­ lunması ise belli bir uzlaşımla sağlanır. Uzlaşımla övgüye değer bulunan bu husus (mahmUd) doğru olabileceği gibi yanlış da olabilir. 6 1 8 Örneğin muhtaçlara yardım ettiği için toplum nezdinde övülen kişinin gerçekte bu eyleminin alttn­ da zannedildiğinden daha farklı bir neden yatıyor olabilir. İbn Sina kendine özgü bir şekilde övgüye değer bulunan hususların retorikte kullanılabilmesi için belli bir sayıdaki ki­ şi tarafından övülmüş olması gerektiğini belirtir. 6 1 9 Övülen hususlar bunları övenler bakımından ikiye ayrılır: ı . Belirli kişiler veya bir grup tarafından övgüye değer bulunanlar, :ı . Toplumun çoğunluğu veya birçok grup tarafından övülen hususlar. 6 16 "Özünde övülen" için bk. , İbn Sina, el-Hatdbe, s. 39 · Aynca bk. Würsch, age. , s. 179· 617 Aris rotclcs, Nikhomakos'a Etik, 1094 b ıs; Black, age. , s. 140. 618 İbn Sina, lşd reıler, s. 53 · 619 A.mJf., el-Hatdbe, s. 39, Würsch, age. , s. 44·
Retorikte Kull anılan Yöntemler 173 Toplumun çoğunluğu tarafından değil de belirli kişiler tarafından övgüye değer bulunan hususlar, fertlerin algıları ve içinde bulundukları durumların sürekli değişken ve öznel bir karaktere sahip olması dolayısıyla bu övgüler retoriğe konu olmazlar. Burhani kesinliği vermese de bu bakımdan retorik öncülle r toplumda genel kabul görmemiş fertlerin bireysel farklılıklarına dayalı görüşlerine bilimsel anlamda önem atfetmeyerek bir noktada konsensüsle oluşan belli bir kesinliğe ulaşmaktadır. 620 2.2. 1.3.2.1.4. Makbalat el-lştirtit'ta kıyasın öncüllerinden en genel anlamda mü­ sellemat (doğru kabul edilenler) başlığı altında yer alan ve "başkasından doğru kabul edilenler" anlamındaki me'hUza.t sınıfına giren makbô.lat, sayısı mütevatirden az olan bir top­ luluktan veya kendisinden razı olunan tek bir kişiden alına­ rak kabul edilen öncüllerdir. Bu öncülleri kabul eden taraf tek tek fertler olabileceği gibi bir grup da olabilir. Sözleri makbıilat olarak alınanlar peygamberler gibi ya semavi bir kişiliğe sahiptir ya da toplumda adaleti ve ilmi derinliği ile temayüz etmiş, güvenilir, fıkir ve düşünceleri insanlar nez­ dinde kabul görmüş 3.limlerdir. 621 Bir şey ya kendiliğinden apaçıktır ve zorunludur ya da o şeyin apaçık ve zorunlu olduğunun bizzat farkına varma620 62 1 İbn Sini, ei-Hatdbe, s. 39-40. A . mlf. , 4dretler ve Tembihler, s. 54; a.mlf., lkind Analitikler, prg. z8; a.mlf., ei-Hatabe, s. 171; a.mlf., el-Hiddye, nşr. Muhammed Abduh, Kahire 1974. s. 51. Gutas, "Hidiye" şeklindeki yazım tarzının İsken­ deriyeli şarihler arasında kullamlan "synopsis" (özet, clmi') old�­ nu belirtmektedir. B k. Gutas, Dimitri, Aspects of literary form and genre in Arabic logical Works", Glosses and commentaries on Aristateli­ an logical ıexts (The Syriac, Arabic and medieval Latin traditions) , ed. Bur­ nett, Charles, Londra, 1993. ..
174 İbn Sina Felsefesinde Retorik dan/varamadan güvenilir kiş iler in şahitliğine dayanarak o şe­ yin öyle olduğu ka bul edilmiştir.622 İ n anç ve imanın o lu şma­ sında da etkili olan güven faktörü , 623 gönlün belli bir şeye meyletmes indeki temel s ebep ti r . Bu durum teknik olmayan ikna yöntemlerinden tanıklıklarda da önemli bir dayanaktı r . İbn Sina'nın Uyanu'l-Hikme'de makbülat için verdiği ör­ nek şöyledir: "Bu şı ra (nebiz) p iş ir ilm iş ti r. Pişirilmiş şıra iç­ mek helaldir, dolayısıyla bu şı r a da helaldir." Büyük öncü! olan "pişirilmiş şıranın helalliği" kesin veya meşhur değil Ebu Hanife tarafından kabul edilmiş bir durumdur624 ve Ebu Hanife de ilmi ve ş ahsi yeriyle geniş kitleler tarafından s evilip saygı duyulan ve sözi..ine i ti bar edilen bir alimdir. İbn Sina bu örneği verirken nassta geçen "hamr" ifadesini değil de "nebiz/şıra" ifadesini kullanmıştır. Bu kelimenin günü­ müzde karş ılığ ı ise alkollü içki olan "şarap" ya da İngi l izc e­ deki gibi "wine" değildir. 625 Fahreddin Razi kıyası olu ş turan öncüllerin birbirinden suretine göre değil de maddesine göre ayrıldığını belirterek bir konuda belli bir topluluğun kabııllerinin her zaman ye­ rinde olamayabileceğini dile getirm iş tir . Şöyleki iki kişi bir araya gelerek hoşlanmadıkları birinin aleyhinde şahitlik ya­ parak hırs ı zlık suçlamasıyla onun elinin kesilmesine s ebep olabilirler ya da fas ık bir grup iffetli bir kadına iftira atıp ara­ larından da dört ş ah it getirerek kadını zinayla suçlayabilir. Sonuçta el kesilir ve can gi der, geri de gelmez. Bundan do622 İbn Slni, Topikler, prg. ıı6 : "Jr.WI 623 • " 41,J:Ü .. . Ozcan, Hanifi, 55· Epistemolojik Açıdan lman, 624 Razi, Şerhu 'uyüni 'l-hikme, s. 625 _,t � I_,JI", prg. 243-244. " _,t � 4. . Istanbul, 1992, s. 49·50, 54- GutaS, lbn sına'nın Mirası, derleme ve tercüme: M. tanbul, 2004, s. 23. 330 : Cüneyt Kaya, İs­
Retorikte Kullanılan Yöntemler 1 7 5 layı kanun koyucular ( müşri 'fuı ) All ah'ın şeriati yerine hapis ve para cezası içeren kanunları getirmişlerdir. Bu uygulama­ nın altında yatan neden bireylerde dinden kaynaklanan bir enge l bulunmamasıdır. 626 Fahreddin Razi'nin bu değer le ndi rmelerine rağmen top­ lumların dini ve siyasi yapısında yer edinmiş ve tarihe mal olmuş otoritelerin tan ıkl ığı olan makbulat, günlük hayatta yaşamını devam ettirebilmek için belirli gereksinimierin dı­ şında başka bir şey aramayan halkın topluma adapte olması ve güvendiği bir otoriteye dayanarak yaşamını belli bir dü­ zen içerisinde devam ettirebilmesi için önemli bir unsurdur. Bu unsurun temel taşı olan önderler ise, gerek sözleri ve ge­ rekse fıilleriyle halk arasında Yüzyılları aşan bir güven mey­ dana getirmeleri bakımından tabidir ki sıradan insanlardan farklıdırlar. 2.2.1.3.2.1.5. MütesaviyrU İbn Sina'da önermenin kipliğine göre ele alabileceğimiz son öneili olan "m ütes aviyat" kavramı, daha önce Farabi'nin Kitô.bu 'l-hatô.be adlı eserinde bu şekliyle olmasa da anlam ola­ rak yer almaktadır. D el ilin (daha sonradan İbn Sina'nın de­ ğiştirdiği gibi alametin) bir çeşidinin de "bi r şeyin hem ken­ disine hem de zıddına işaret eden delil" olduğunu belirten F ar abi bunu "� ı.SJW4 cl'ıl,)" "delaleti her ikisine de eş it­ tir'' şe kl inde ifade etmektedir. 627 İbn Sina, bir şeyin hem kendine hem de zıddına işaret eden alame der e "mütesaviyat" ismini veren ilk kişidir. Ancak bu kavramı oluş tururken muhtemelen yukarıda aktardığımız Farabi'nin bu konudaki görüşünden yararlanmıştır. "Mü626 627 Razi, Şerhu 'uyani'l-hikme, Farabi, KiUibu'l-hatdbe, s. s. 244. 115.
176 İbn Sina Felsefesinde Retorik tesaviyat" kavramı araştırabildiğimiz kadarıyla İbn Sina'nın metinlerinde sadece iki yerde, Fizik'te (prg. zı6) 628 ve Hatabe'de (s. 45) 629 yer almaktadır. Yine Hatabe'de mü­ tesaviyatla ilgili olarak ''ı5,L:J4 .:.ı�" ifadesine de yer ve­ rilmektedir. Daha sonra İbn Rüşd, Retorik'in küçük şerhinde bu ifadenin bir benzerine yer verecektir. 630 Mütesaviyatla oluşturulan kıyaslarda belirti (alamet) , so­ nuçlardan birine doğrudan işaret ediyorken çelişiğine dulaylı veya her ikisine de dolaylı olarak işaret eder. Zihin, bu iki anlamdan önce hangisi akla gelirse ona meylcdcr. Bu yöne­ limde yönelinen şey değil de zan ve ilk anda akla gelen dü­ şünce etkili olur. 631 Bu kıyaslarda zıt anlam ya da diğer sonuç üzerinde dü­ şünüldüğünde bu alternatifın de eşit oranda doğru olma du­ rumu söz konusudur. Entimeınde kullanılan kıyas çeşitleri kısmında verilen örnekte olduğu gibi maktülün başında kı­ nından çıkmış kılıçla bekleyen kişinin katil olduğunu düşü­ nen biri bu yargısını toplumun genel kabullerine dayandır­ maktadır. Cesedin başında yalın kılıç bekliyor olsa do o kişi­ nin katil olmadığını düşünen diğeri ise aynı olayı genel ka­ bullerden farklı bir şekilde yorumlamaktadır. Her iki du­ rumda da bir sonuca varabiirnek için farklı yoruma açık ipuçlarının bulunması gerekir. üL.JI JI..U.. iJ\S' .h: Şayet o, mesafenin ölçüsü olur ise mes afede birbirine eşit olanlar, bu imkanda da birbirine eşit olurdu." " �J ır-u to� .;.-JI 4J i.ı� ..;JI .,+i ..:.\ul...::.J I � 4:JISJI ı...l, Lo;-. : Mütesaviyattan oluşan (kıyaslarda) anlam hem belli bir şeye 62 8 "i.ı\S:.'jl l.l,. ..) �� üL.JI ..) ..::.ıltJ L.:..II .:.iıs:.l 629 630 631 .. hem de o şeyin çelişiğine işaret eder." İbn Rüşd, Three Short Commentaries, İbn Sina, ei-Hatabe, s. 45· s. ıSı: "'I,?.JL...:II .j; .:.W::....''
Retorikte Kullanılan Yöntemler 177 Eşitliği veren öncüllerle yapılan hatabi kıyaslarıo tamam ı çoğunlukla doğru öncül olarak kabul edilmektedir. İbn Sina mütesaviyatla yapılan kıyasların sadece tekil halinin mümkün olması, yani iki tekil arasında gerçekleşiyor olması ve birçok kişiye uygulandığında eş itliğin ortadan kalkıyor olmasından dolayı Aristotcles'in bu kıyas türüne yer vermediğini belirt­ mekte, bununla birlikte kurall arına riayet edildiği takdirde bu tür kıyaslarıo da ayrı bir bölüm olarak ele ifade etmektedir. 632 alınabilcceğini 2.2.1.3.3. Retorik ile Beş Sanattan Diğerlerinin Benzer ve Farklı Yönleri Retoriğin diğer kıyas türleriyle, özellikle cedclle olan ilişkisi ne Aristoteles'te ne de İskenderiyeli şarihlerde İslam fıloroflarında olduğu kadar ayrıntılı ve açık değildir. Retorik, ikna yöntemini kullanan tek sanat değildir. Tıp ve pazarlamacılık gibi meslekler de ikna yöntemini kullan­ maktadırlar. Ancak bu mesleklerin ikna yöntemini kullan­ madaki amaçları bizzat ikn a değil de ikna aracılığıyla ulaş­ m ak istedikleri başka bir şeydir, bu örneklerdeki meslekleri alırsak, tıp sanatı hastayı veya potansiyel hastayı ikna etmek isterken aslında bizzat iknayı değil de sağlığı amaçlamakta­ dır. Pazarlamacı da ne kadar güçlü bir ikna kabiliyetine sahip olursa olsun , sahip olduğu bu ikna kabiliyetiyle yctinmez. İcra ettiği bu. mes lckle eğer gerçek amacı olan parayı kaza­ namıyorsa iknanın onun için bir önemi yok demektir. Reto­ riktc ise ikna yollarını aramak bir amaçtır, hatta tek amaç budur ve retorik bu amaca ulaşma imkanlarını ortaya koyma iddiasında olan tek sanattır. 633 Bu sanat sayesinde hatip hem kendinde bulunan hitabet 632 633 Age. , s. 45-46. Age. , s. 30 yctisini açığa çıkarır ve yetkinleşti-
178 İbn Sina Felsefesinde Retorik rir hem de hitabet sanatının gerekliliklerini yerine getirme imkanına kavuşmuş olur. Retorik sanatıyla uğraşmayan biri hitabet konusunda hatibin ancak öğrencisi olabilir ve hatibe bu konuda yardım edecek başka bir hoca veya sanat da yok­ tur. 634 Retoriğe mahsus belli bir konw1un olmaması dolayısıyla retorik diğer bütün sanadarı konu edinebilir, dolayısıyla bu yönüyle onlara katılıyorken o sanadar da retoriğin ilgi alanı­ na girmiş olmaktadırlar. Aristoteles'in Retorik adlı eserinde fılowfun başta Topik­ ler olmak üzere diğer birçok eserine değişik yerlerde yapılan atıflar vardır. Ancak bu filowfun diğer eserleri için söz ko­ nusu değildir. Gerek bu atıflar gerekse ele aldığı konular ba­ kımından Retorik bir anlamda Aristoteles'in diğer eserlerinin bir özetidir denebilir. Hitabeti diğer s anatlar arasından öne çıkaran diğer iki husus ise onun olumlama ve olumsuzlamadaki gücü ve ikna ederek kanıdama ya da geçersiz kılma iradesidir. Retoriğin diğer kıyas türleriyle benzer ve farklı yönleri genel olarak suret, madde ve amaç bakımından incelenebilir. Hatabi kıyasta öncüllerden biri veya sonuç bilkuvve olarak bulunuyor olsa da suret bakımından genel olarak kıyasın içe­ risinde yer alır. Suret bakımından retoriğin diğer kıyaslarta olan bu güçlü benzerliği kıyasların maddeleri ve amaçları sözkonusu olduğunda geçerli değildir. Özellikle maddesi ba­ kımından cedele yakın olan retoriğe kıyas sanatları arasında bu s anatların toplumda sağladıkları fayda bakımından en ya­ kın olan sanat burhan sanatıdır. 634 Farabi, Kitabu'l-Hatabe, z56 a; İbn Sina, age., s. 30 ; Black, age. , s. 130.
Retorik.te Kullanılan Yöntemler 179 2.2.1.3.3.1. Retorik ve Burhan Retorik ve burhan ilk olarak niteliği farklı olsa da tasdiki kullanmaları bakımından ortaktırlar. İkinci olarak bu iki sa­ nat her meseleyi konu edinirler ve bu konuda sınırlandırıl­ mazlar. Hitabet, konuları birbirinden ayırmadı ğı gibi bur­ han sanatının yaptığı üzere konulara özgü ilkeler tanımlama yoluna da gitmez. 6 35 Üçüncü olarak bu sanatlar, kuvve ve is teğİ n (meşi'e) karşılıklı olarak bi rbirini tamamlaınaları ba­ kımından ortaktırlar. 6 36 Re tariğİn gücü sahip olduğu ispat ve nefy kudretinden gelir ve retarİkteki meşiet ikna yoluyla ister olumlu isterse olumsuz yönde olsun bazı şeylerin yay­ gınlaşmasını istemesidir. Bunu diğer kıyas sanatlarından sa­ dece burhan ilmi gerçekleştirmek is ter . 637 Ayrıştıkl a rı hususlar ise temel olarak amaçları, akıl yü­ rütme yöntemleri ve bilgi anlayışları ve maddeleri , yani ön­ cüll e ri bakımındandır. 638 Reta riğİn amacı ikna iken apodeiktiğin amacı bilgilen­ dirınedir. Burhani bilgi aksi mümkün olmayan , dolayısıyla karşı konulmaksızı n kesin olarak zorunlu kabul edilen tasdik iken reto riğin ortaya koyduğu yargı ve bu yargı yla ulaşılan sükU:net karşı konmaya ( ' inad) ve itiraza kolaylı kl a açık bir özellik arz etmektedir. Dolayısıyla retariğİn ulaşmak istediği tasdik kanaatten ibarettir. 639 635 İbn Sina, el-Hihmetü'l- 'Arı1Ziyye, 636 ursch , age. , s. 103. w·· 6 37 İbn Sina, age. , s. z7. s. ı6 ; a. mlf. , el-Haıabe, s. 7 638 B ilgi anlayışlannda retoriğin önemli bir yeri olan Stoacılar burhanın bi r kısmmın cedelden, bir kısmmın da retorikten oluştuğu göri4ün­ Bk. Durusoy, age. , 639 İbn Sina, age. , s. 8-9. dedirler. s. 86 (prg. 113) .
ı8o İbn Sina Felsefesinde Retorik Öncüileri bakımından ele alınacak olursa retorik meşhur önermeleri kullaruyurken burhan yakini öncüilere dayanır. 640 Burhani bilgi nesnenin zatıy la ilgilidir . Nesneye bilgiyle nes­ dış dünyadaki varlığı birbiriyle örtüşmektedir. Bu tür bir bilginin kesinliği de buradan kaynaklanmaktad ı r Hatabi nenin . bilgi ise nesnenin özüne değil de nesneye ilişen sıfatlara, nesneye belli bir sıfatın verilmes ine dair toplumda oluşan uz­ Dolayısıyla hatabi bilgi nesnenin bilgisi değil de nesneyi algılayanların nesneye dair görüşleridir. Bilgide laşıya dayanır . bel irleyici olan nesne iken kanaane sözün etkisi inkar edile­ ınesc de özn en in bu süreçteki rolü de dikkatten kaçmamak­ özne kendisinde kanaat oluşan kişi ol ab ileceği gibi ifade gücü ve kişisel özellikleriyle iknayı sağl ama amacında tadır. Bu olan hatip de olabilir. 641 Burhanla retorik arasındaki diğer bir farklılık ise sorunla­ rı ele alış tarzıdır. Retorik sorunları zıt yönleriyle ele alır. zandan uzak olan burhan ise sorunları sadece tek bir açıdan değe rlend irir. 642 Buna karşın mümkün, muhtemel veya ki külll konularda burhanla gerçeğe ulaşılıyorsa dizi konuları kavramada da r e tori k bir araçtır. Bir anlamda Nasıl İbn Sina burhan ve cedelin tümel konularını retarikle tikele indirgeyerek çoğunluğun bunları, en azından benzerlerini benzeşim yoluyla daha kolay kavramasını amaçlamıştır. b akım ı ndan ele alındığında İbn Sina bu iki kıyas sanatını diğerlerine göre en faydalı iki sanat olarak zikretse de toplıunda gerçek bir dayanışma m ey dana getirmede rctoFayda 640 w·· ursch age. , 641 , s. Hribi, ei-Cedel, 2 . 64 Ibn Sini, age., s. 104. ı8-ı9; 24. İbn Rüşd, Three Short Commentaries, s. ı8ı-ı82.
Retorikte Kullanılan Yöntemler ı 8 ı rik, toplumun sadece belli bir kesimine hitap eden burhana nispetle daha faydalıdır. 643 2.2.1 .3 .3.2. Retorik ve Cedel Klasik retoriğin en hacimli kaynaklarından biri o l a n Hatabc'de İ bn Sina dört makaleden ilkinde özellikle retorik ve cedel ilişkisin i ortaya koymak suretiyle retoriğin mantık­ ta ki ye ri konusuna ayrı bir önem vermiştir. Retarikle cedel arasında genel olarak sekiz benzerlik bu­ lun maktad ır . Bunlar: (ı) Her ikisi de tasdiki kullan ır . (2) Her ikisi de her konuyu işler. (3) Her iki sanatta da galip gelmek amaçlanır. (4) İkisi de meşhurata başvurur. (5) De­ lillendirmede karşıtları ( mütezaddat) kullanırlar. ( 6) N asıl ki mutlak olarak cede l de , bir gerçek ecdeli kıyas , bir de bu kı­ yasa benzeyen kıyas varsa öncüileri arasında maznunatın ol­ duğu retariktc de gerçekte ikna edici olan ve görünürde ikna edici olan (mukni') vardır.644 ( 7 ) Her iki sanatta da topikler kullanılır. 645 ( 8) Her ikisinin de kıyastan başka kullandığı bir çıkarıın yöntemi daha vardır: Cedel tüm evarıın a başvuru­ yarken hatibe örnekiemi kullanır.646 Bu be n zerl i kler kendi aralarında amaç, yöntem ve konu bakımından bir sınıflan­ dırmaya tabi tutulurlar. 647 Amaçla ilgil i olan ortak no kta her iki sanatıı1 da konuşmada ( müfavaza ) galip gelmek istemesi- 643 Age. , ı, 644 645 Age. , s . 22. 25-26. açık olmayan ("less t�an clear". Bk. , Kennedy, A New History of Rhctoric, s. 6o vd. ) ve Ibn Sina'nın da Aristoteles'e göre daha az değindiği "topik" konusuna, ikna yöntemleri üzerine yoğunlaştırdığımız bu çalış mamızın sınırları içinde yer vermedik. Aristoteles'in retorikteki kull amını pek age., ıo3-104 . 647 İbn Sina, age. , s. 6-7. 6 46 Würsch,
ı 8 2 İbn Sina Felsefesinde Retorik dir. 648 D iğe r yandan cedel ve reto rikte kullanılan tasdik, meş hurat , maznfuıat, topikler ve karşıtlardan (zıtlar) yarar­ l anmak yöntemle ilgiliyken belli bir konuyla sınırianmamak da konuyla ilgilidir. Bu iki sanatın farklılaştığı noktalar ise genel olarak dört altında toplanır. Bunlar şu şekilde s ıralanır : (ı) Cedel genel olarak tümellere yoğunlaşmışken retorik. çoğunlukla ti kell eri konu edinir. ( 2) Cedelin öncüi ler i gerçek meşhur ya da mahmud, re tor iğin öncüileri ise "ilk bakışta" (fi badii 'r ­ re'y) veya "görünüşte" ( fi'z - zaru r ) meşhur ya da mahmud­ b aşlık dur. (3) Retorikte güç ve istek birbirini bütünlerken ecdelde yalnız güç vardır. ( 4) Retoriğin amacı ikna iken cedelin amacı önermeleri kull anarak karşıdakini mecbur bırakmak­ tır. 649 Her iki sanatın ortak ve farklı yön l erin i ayrıntılı o l arak önce Retorik'in girişi n de yer alan, re­ to riğin cedelle olan benzer ve farklı taraflarının belirlenmesi açısından önem arzeden ve İbn Sina'nın da üzerinde durdu­ incelemeye geçmeden ğu bir konuya değinmek gerekiyor. ya da b i r yan dalı olup ol­ madığı konusu Aristoteles'in retorik. metninde birden fazla yerde bahis konusu yapılmaktadır (13 54 a ı vd., 1356 a 30 vd.) . Retorik'in gi rişinde "Retorik ecdelin eşteşidir ( avttcrrp ocpoc:;, antistrophos )"650 şeklinde bir ifade yer almak­ ta65 1 ve bu ifade retoriğin hem cedele bağlı hem de on dan farklı olduğuna dair gö rüşle re tem el teşkil etm e ktedir . Bura­ da Aristoteles'in kullandığı "avticrtpocpoc:;" (İng. counterp art, Retoriğin diyalektiğin özdeşi u< ıı r.J.}! 1....,.:. . 648 Age., s. 6 : ""'-. .J l.WI o.! � .. 649 w··ursch, Age. , s. 104. •• • • 650 Lvons J , s. ı: "Ul.11 L..LJI • • • ı� ..,- 65 1 Aristoteles, Retorik, 1354 e:-.J' a ı. • ..�> 1.J ıJ"Le'' 4.. . L . tt .:ıt" !.JJ--J'
Retorikte Kullanılan Yöntemler 1 8 3 Alnı. Gegens tück) 652 ifadesinin fiil hal i , Ikinci Analitikler'de birbirinin ye rine geçebilen i ki kavram arasındaki karşılıklı iliş ki için kullanılmaktadır. 653 Aprodisias'lı İskender de To­ pikler'in şerhinde diyalektilde retorik arasındaki bu ilişkiyi "eşit'' şeklinde yorumlamaktadır. 654 D iğe r yandan el-Hikmetü'1- 'Arüziyye'de , Retorik, 1 3 56 a 25-27'in Arapç a tercümesine paralel olarak retoriğin cedel ve ahlaktan oluştuğu (mürekkeb) belirtilmektedir.655 1 3 56 a 25ıide Aristatdes retoriği "cedel ve ahlakın, ahlak derken si­ yasetin bir yan dalı" olarak tanımlamaktadır. Burada geçen "yan dal" ( 1tapacpueç, parafiies, offshoot656) Arapç a tercü­ mede "bi menzileti't-terkib" şeklinde çevrilmiştir. Ancak İbn Sina, öyle görünse de gerçekte retoriğin cedel ve ahlaktan oluşmadığını, çünkü hiçbir sanatın başka bir sanatın bölüm­ lerinden meydana gelemeyeceğini ifade etmektedir. 657 Dola- 652 "ıivt impoıpoç" ( antistrofos ) Antik Grekçede geçişsiz bir fiil olan ve "ters istikamcte dönmek" (sich nach entgegengesctzter Richtung wenden) anlamına gelen "avtıaı:pılıpco"nun (antistrefo) sıfat halidir ve "tersine dönmüş" ve "karşılıklı konuşan" anlamlannda kullarul· maktadır, bk. , Gemoll, s. 86. Kelimenin çoğul hali olan "ıivtimpoıpoı" (antistrofoi) , konumuzia ilgili olarak "en üstteki karşılıklı iki kabu rga kemiği" anlamına gelmektedir, bk. Liddell & Scott (1940 ) . 65 3 Aristoteles, Analytica Priora, 91 a ı6. 654 Alexander Aphrodisias, Aristatelem Graeca, II, :ı, 14. Aristoteles'ten önce Eflatun ayru kelimeyi kanunlarla tıbbı karşılaştınrken kullan­ maktadır. Nasıl ki kanunlar bireyde ve toplumda doğru olaru düzen­ liyorsa tıp da bedeni düzenler. Bu anlarnda tıp, kanunun karşıtıdır (tekabül) . Ancak Eflatun Gorgias'ta retoriği kozmetikle karşılaştırır­ ken retoriğe olumsuz bir anlam vermektedir. Bk. Eflatun, Gorgias, 463 a vd. 65 5 İbn Sina, el-Hikmetü'l- 'ArllZiyye, s. :ı3 : "ve li haza tekfum el-haclbetü mürakkebetün mine'l-eedeli ve'l- hulki." 656 Aristotle, On Rhetoric: A Theory of Civic Discourse, tre. George A. Ken­ nedy, University Press, New York, 65 7 İbn Sina, el-Hatdbe, ı,S�l �ı.:..,.. ..ı�t <r" s . 34 : �ı.:..,.. " :ıoo7, s . 39· ..!.ll..lS" .:-.).J · � �� �uu...ı ı .:ıts ı...:-Sf' "J .;"J · � 4 - " iJ.,s:..)
184 İbn Sina Felsefesinde Retorik yısıyla İbn sına bu konuda Hatabe'de, nispeten genç yaşta kaleme aldığı el-Hikmetü.'l-'Aruziyye'de ortaya koyduğu dü­ şünceden farklı bir görüşe sahiptir. 658 Aristoteles'te kıyas (tasımsal tanıt) ve diyalektik ilişkisini çalıştığı doktora tezinde Engin Delice, "antistrophos" keli­ mesinden yola çıkmak suretiyle retoriği diyalcktiğin "ta­ mamlayıcısı" olarak görmektedir. 659 Cedel ve retorik arasın­ da birçok ortak özellik bulunuyor olsa da "antistrophos" ifa­ desinin "tamamlayıcı" anlamından ziyade "karşıt" veya "C§­ teş" anlamına gelmesinden ve İ bn Sma'nın bu konudaki de­ ğerlendirmelerinden yola çıkarak retoriğin ne "diyalektiğin tamamlayıcısı" ne de başka sanatlardan oluşmuş bir s anat olduğunu söyleyebiliriz. Amaç bakımından hem ecdelci hem de hatip konuşmada üstün gelmek istemektedir. 660 Ancak cedelci tartışma meto­ dunu kull anarak karşıdakinin delilini çürütmeyi amaçlıyor­ ken retoriği kullanan kişi muhatabını belli bir yargıdan başka bir yargıya ulaştırmak suretiyle ikna etmeyi amaçlamaktadır. Hatabede artık hasımiaşma terk edilip ikna edilmek istenen kitleye ulaşmak hedcflenir. Dolayısıyla diyalektik, tartışmak 658 Bu durumda ya İbn sına, el-Hikmetü'l-'Araziyye'yi yaza rken Arapça ahla ktan oluştuğu fikrine sa­ hipti ve daha sonra S!fa'yı kalc;me alırken bu düşüncesinden vazgeçri, ya da el-Hikmetü1- 'Arüziyye'yi Ibn Sına değil de bir başkası kaleme al­ dı . el-Hikmetü'l- 'Aruziyye'nin İ bn sına'ya ait olmadığma dair güçlü tercümenin etkisiyle retoriğin cedel ve deliller bulw�aması dolayısıyla bu metni İbn sına'ya ait kabul edi­ yoruz. Arıcak Ibn Sina'nın bu eseri genç bir ya.�ta yazmış olması ve burada kullanılan kıyasla ilgili terimierin el-Hatabe'deki terimieric be­ lirgin farklılığı nedeniyle önem açısından sonraki dönemde yazılan eserlerinin daha önce geldiği düşünülebilir. 659 Delice, Aristoteles Felsefesinde Tasımsal Tanıt ve Diyalektik Ilişkisi, basıl­ mamı ş doktora tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 660 İbn Sina Sistematik Felsefe ve Mantık Bilim Dalı, Ankara, 2007, ıSo. , el-Hatabe, s. 6. Facibi, s. ı6ı vd. Didascalia, s. 25ı'den Würsch, age. , s .
Retorikte Kullanılan Yöntemler 1 8 5 amacıyla delile baş vumrken reto rik, dinleyici için delil arar. 661 Hatabenin amacı ikna olması dolayısıyla ikna edilecek ki­ şinin öfkesini uyandırmadan ve onu düşman ed inm eden ik­ naya ulaşınaya çalışılır. Cedelde ise süreç sert bir tartışma şeklinde iledediğinden taraflar birbirinden daha belirgin çiz­ gile rle ayrılmıştır ve burada amaç tamamıyla karşı tarafı alt etmektir. Tartışmanın doğası gereği tartışma sürecinde taraf­ lar arasında za ten var olan hoşnutsuzluk, tartışma bittikten sonra yerini galip gelen tarafta sevince bırakıyorken tartış­ manın takipçileri nezdinde başarı sayılabilecek taraftar bul­ ma veya rağbet görme sonucu ortaya çıkabilir. Tartışmada karşı tarafta ye r alıp da mücadeleyi kaybedenlerde ise müca­ delenin doğası gereği hoşnutsuzluk, hüzün ve keder, hatta öfke ve düşmanlık duyguları hakim olur. Hatabede ise ula­ şılmak istenen amaç bakımından gerek konuşmanın yönte mi gerekse içeriği ecdele göre muhatabın ilgi ve duygularına daha yakındır. Böyle bir h itap tarz ında muh atap ikna olmasa bile öfke ve kin duygusuna da kapılmayacaktır. Cedelde sor­ cluğu sorunun şeklinin kendisine gelen cevapta kullanıldığını gören tartışmacıyla açıklamalar sorduğu somya hatip tarafından ayrıntılı şeklinde cevaplar alan kişinin retoriğc karşı tep­ kileri tabil ki aynı olmayacaktır. 662 Hatabi kıyasta eksik olan öncülün tamamlanması duru­ munda kıy as cedel olmaktadır. Cedel mantık sanatından ka­ bul ed il iyors a, ki öyledir, bu durumda hatabc de mantığa dahil edilmelidir. Cedel hakiki olanı, hata be de zarıni ve gö­ rünüşte mahmud ve m eşhur olanı kullansa da sonuçta ikisi de mahmudat ve meşhfuatı öncül olarak almaktadır. Belki gerçek kıyas olmaya en layık olan burhandır ama cedel de 661 Delice, age., s. 2.59 . 662 Kennedy, A New History of Rhetoric, s. 56.
ı86 İbn Sina Felsefesinde Retorik burhana benzer. Cedel ile benzer öncüileri kullanan retorik de ecde le benzer. Dolayısıyla retorik burhana benzer. Bu sa­ natların varlığı da insanın doğası gereğidir. Herkes doğruya ( w.:rıSftç, aletes , hak) ulaşm ayı arzu eder am a ona ulaşmak ulaşamasa bile benzerine ( öı.ıoıov tc\> 6.A.118d, homoion to aletei) ul aş ırlar . 663 zordur. Dolayısıyla bazıları ona Tam kıyas yönteminin, yani bütün öncüileri ve sonucu açıkça ifade edilen kıyasın uygulandığı ecdelde kullanılan öncüllerin gerçekliği halk a r as ında yaygın ve meşhur olsa bi­ le halkın genelinin bunları kavraması güçtür ve ecdelde ön­ cüllerden orta terim vasıtasıyla sonuca ulaşmak için takip edilmesi gereken nispeten uzun bir süreç vardı r. Cedele göre daha öz bir aktarım yöntemi takip eden re­ torikte ise kull anılan öncülle r varılmak istenen sonuçtan değildir ve konuşmacı bunları gerçeklerle bağlantılı bir şekilde ele alıyor gibi görünse de bunlar gerç ek ( h akiki) m eşhur olmak zorunda değildir. Bunun yanında retorikte kullanılan öncüllerin sahip olduğu bilgi değeri, halkın algı kabiliyetinin sınırları da hil i ndedir . Bu öncülle r halkın gö r ­ mezden geleceği kadar b asit olmadığı gibi ufak bir ipucuyla sonucu çıkara bi lmesine imkan sağlayacak kadar da kolay ön ­ cüllerdir. 664 uzak Cedel ve retoriğin temel unsurlarından olan öncüllerin gerçeklik değeri zorunlu olmamas ı bakımından ortaktır. An­ cak ecdelde söz konusu olan zann, burhana daha yakın ve ona hazırlayıc ı bir konumdayken harabede kullanılan zanla 663 İbn Sina, el-Hatô.be, s. ..rl:.ll J l.ıS-_, •J:o.ll � ıı: " .Y' J/�1 Jlb.:... �4 �� ü.ı:-11 ..:.;lS' .)j .:.ıb_,_...J I ..:.;lS' .)j � � �_, .� ..;iy. � � ·� 664 � �1 Jl" Age. , s. ı76-ı77. · � � J�l ,JlS'_, ,,:,ı.,._r.JI �� J::-J I .:,s:.! •J:o.ll ..rl...::l 4 4i_,;...!.­
Retorikte Kullanılan Yöntemler 1 8 7 kesin bilgi amaçlanmadığı g ibi b u düş ünceyle ulaşılan bilgi cedelde olduğundan farklı olarak burhana daha uzaktır. Soru ve cevap şeklinde ilediyebilmesi için en az nin olması gereken cedeli konuşmada tek sözkonusu olmamaktadır. devam ettiği retorikte is e iki kişi­ kiş ilik bir hitap Konuşmanın kesintisiz bir şekilde bu mümkündür, hatta retorik diye adlandırdığımız hitabetler çoğunlukla bu şekilde icra edilir. Beş sanattan sadece cedel ve retorik sanatında karşıtlar­ dan ( zıt) kıyas yapılır (yus elcisu fı'l-mütezaddin) . 665 Ancak cedel zıtlan birbiriyle iknaya çalışır. 666 kıyaslıyorken retorik ikisinden birine Ulaşılan tasdikin karşıtının da mümkün ol­ ması bakımından ortak olan bu iki s anat, retorikte yargıda ve onu kabul etmedeki du­ rumu bakımından birbirinden ayrılırlar. Hatabi kıyasa mu­ hatap olan kiş i bu kıyasla varılan sonucu gön lünün meylet­ mesiyle hemen ilk anda kabul edebiliyorken aklın bu kıyas işlemini düşünce konusu yapması durumunda gönlün kabul 667 ettiği sonuçtan farklı bir sonuca dönebilir. Ancak bu dö­ nüşle gerçekleşen kabul, bir şeyin hem kendisini hem de zıddını aynı anda kabul şeklinde değil de farklı zamanlarda gerçekleşen bir kabuldür . Bu durum tasdikle birlikte yalan- bulunan 665 kişinin karşıta yöne lme Aristoteles, Retorik, 1355a34-36 ; a.mlf. , et- Terceme el-'Arabiyye el­ s. 8. Yunanca "syllogismos" (k.ıyas) kelimesinden yapıl an bu fiil H acibe'de yer almam�tadır. Bunun yerine k-y-s kökünden "yukasu" fiili türetilmiştir. Ibn S1na Aristotcles'in Retorik'inde geçen metni eserine almış, ancak Arapça metindeki "ınütezaddin" kelimesi yerine Hikmetii 'l-'Arliziyye'de ( s . ı6) "mütezaddat" Hatdbe'de ise "mü­ tekabi lln" kelimesini tercih etmiştir. Bk., İbn Sin a, el-Hatabe, s. 23- kadime, 666 667 1.4. İbn Sina, el-Hatabe, s. 23-1.4. Farabi , Didascalia, s. 155'den aktaran Black, s. m. Farabi'de zıtlardan oluşturulan k.ıyaslar konusuna bk. Farabi, Cevami 'u'l-cedel, s. ıı-ıı.; a.mlf., Kitabu'l-Hatabe, s. 43·
ı 8 8 İbn Sina Felsefesinde Retorik lama metodunu kullanan ve zanni bilgiye dayanan cedel için de geçerlidir. 668 Gerek ceddi ve gerekse hatabi kıyasta başka bir alternati­ fın de doğru olabileceği ihtimali her zaman vardır. Bu ihti­ mal var olduğundan dolayı zanda veya iknada safsaradaki gi­ bi bir aldatma söz konusu değildir. Hatabc iki karşıt durumdan birinin iyi, adil, tercih edile­ bilir olduğuna ikna etmeyi amaçlarken cedel böyle bir amaç gütmez. 669 Bu bakımdan retorik ecdelle değil de burhan la ortaktır. Nasılki burhancia doğru ve geçerli tek bir alternatif varsa retorikte de tercih edilebilecek farklı alternatifler bu­ lunmasına rağmen, alternatiflerden herhangi birinin değil de iyi veya doğru olanın tercih edilmesi için kanaat oluşturul­ ması amaçlanır. Bu anlamda retorik hem doğru hem de yan­ lış alternatif için kullanılabilecek bir ikna yöntemi değildir. 670 Bu iki sanat arasındaki diğer bir farklılık ise ulaşılan tas­ . dikin karşı konulmazlık gücüdür. Aksi mümkün olmayan ve karşı konulamaz bilgi olan Burhanın kesinliği konusunda bir şüphe yoktur ve ne retorik ne de cedel burhani bilginin sa­ hip olduğu bu güçlü bilgi seviyesine ulaşamaz. Ancak hatabi bilginin burhana uzaklığı ecdeli bilgiye göre daha fazladır. Çünkü retoriğin ortaya koyduğu yargı ve bu yargıyla ulaşı­ lan sükfuıet karşı konmaya ('inad) ve itiraza kolaylıkla açık bir özellik arz etmektedir. 671 668 669 6 70 671 İbn Sina, el-Hatabe, s. 23. Cafer Ali Yasin, el-Mantıku's-Srnevr, Daru'l-aflli'l-cedide, Beynıt, 2005, s. 136. ı k B ac , age. , s. 123. İbn Sina, el-Hihmetü'l-'A ru:ı:iyye, s. ıs; İbn Rüşd, Three Short Commen­ taries, s. ı69.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 189 "Sürekli mümkünler''i konu edinen cedel, 672 çoğunlukla genel, tümel ve soyut konularla; belirli bir zaman dilimi nde geçerli olan mümkünleri konu edinen retorik673 ise somut, hayatın içinden konularla ilgilidir. 674 Her iki sanann da ilgilendik.leri konularda herhangi bir sınırlama yoktur. 675 Bu bakımdan övgü, yergi, davacı olma, savunma ve meşveret (siyaset) konuları bu iki sanann sıkça başvurduğu yöntemlerdendir. 6 76 Bununla b i rlikte cedel özel­ likle de düşünme alanlarına uygulanabildiği için daha genel ve teorik sorunlara tatbik edilen bir sanattır. İlk planda külii­ Iere yönelen cedele karşın retorik daha çok cüzilere, özellikle pratiğe yönelik olarak adli ve siyasi konulara ağırlık verir. 677 Retorik konu olarak çoğunlukla tikelleri alsa da muhatap olarak tekilleri almaz. Sanatların durumlar üzerine kurarnlar geliştirmeme ilkesine paralel olarak retorik de tekil insanları değil de algı ve duygularında çoğunlukla ortak niteliğe sahip insan topluluklarını dikkate alır . 678 Yöntemlerini, teorik konuları arılama yetisi bakımından en zayıf unsurları da dikkate alarak oluşturan hatabe, konu ve yöntemleri daha teorik olan ecdele göre toplumda daha geniş kitlelere hitap etme özelliğine sahiptir. Ayrıca retorik insanların karakterlerine göre onları etkileye­ cek değişik yöntemleri kullanabilme becerisine sahip olması bakımından farklı karaktere sahip insanlara ulaşma ve onları toplumdaki 672 İbn Sina, el -Hatabe, s. 17ı. 673 Age . , s. 171. 674 İbn Sina, el-Hikmeta'l- 'Aruziyye, s. 16; a.mlf. , 675 676 677 6 78 el-Hatabe, s. 7 ; Ken- nedy, age. , s. 56. İbn Sina, age., s . 6-7; Aristoteles, Retorik, 1354 a ı - 3 . Age. , 1358 b 8-13 ; İbn Sina, age. , s. 7 - 8 ; Age., s. 7, 48 Vd Aristotclcs, Retorik, 1356 b 28-35; Delice, age. , s. 270. •
190 İbn Sina Felsefesinde Retorik belli bir yöne kanalize etme gücüne s ahiptir . Buna karşın ce­ delde muhatabın duyguları hatabedeki kadar dikkate alın­ maz. Dolayısıyla retorik ecdel den dah a faydal ıdır. 679 2.2.1.3.3.3. Retorik ve Safsata Retoriğ in tarihi serüvenini ele aldığımız ilk bölümde gö­ rüldüğü üzere Antik dönemde Sofıstlerle reto riğin tarihi ara­ sında doğrudan bir ilişki vardır. Düşüncenin konusu nu do­ ğadan insana yönlendiren Sofısderin, ret ori ğe bi reys elliği dahil etmeleri toplumun üst tabakalarına çıkmak isteyenlerin işine yaradı ve bu aynı zamanda demokrasi bilincini besle­ di. 68° Konumuza bir giriş mahiyetinde Sofısderin retoriğe olan bu t arih i etkilerine değinmekle birlikte burada ilk bö ­ lümde ele alınan konuya tekrar dönm eyeceğiz . Burada daha ziyade birer kıyas sanatı ol m alar ı bakımından retori k ve mu­ ğalata arasındaki benzerlik ve farklılıklar konusuna değine­ ceğiz. Retorik ve muğalatanın farklılıklarını ortaya koymak bir bakıma retoriğin veya konuşmanın erdemi konusunun da belirginleşmesini sağlayacaktır. Tartışma üslubu bakımından cedele göre daha dostane b i r yöntem takip eden retori kte amaç "yenmek" değil "ikna etmek"tir. Amaç ve yöntem olarak muğalata ve retoriğin birbiri n­ den farklılıkları diğer kıyas sanatiarına göre daha belirgindi r . Buna göre "el-cedelü'l-kazib" (s ahte ce del) olarak nitelendi­ r il en safsatada tasdik kullanılsa bile, bilerek ve isteyerek şa- 6 79 Ib . n s·ına, . age. , s. 6 . 680 Williams , age. , s. :ıı .
Retorikte Kullanılan Yöntemler 1 9 1 şırtmak hedefleniyorken retorikte her zamanki gibi iknaya ulaşma çabası vardır. 681 Güç ve irade ilişkisinin önemli olduğu safsatada sahip olunan güçle doğru bilgi veya ikna değil de yanıltına ve kan­ clırma amaçlanır. 682 Böyle bir amacı olan muğalata gerek bil­ gi değeri gerekse faydası bakımından beş sanat arasında en son sırada gelir. 683 2.2.1.3.3.4. Retorik ve Şiir Şiir, Organon'un tarihi boyunca söz ve ses sanatı olması 84 bakımından retarikle aynı kaderi p aylaşmıştır. 6 B u iki kıyas sanatından retorik, şiirsel kıyastan daha önce gelir. Bu sıra­ lamada hatabi kıyasın öncüllerinin şiirdeki öncüllere göre burhani: öncüHere daha yakın ve kıyas değerinin de daha yüksek olması etkili olmaktadır. Ancak bu iki klasik sanatın tarihteki kullanımlarına bakınca henüz düz yazının gelişıne­ diği Antik Yunan'da şiir daha güçlüydü. Tarihi gelişim süre­ cinde mitolojiden ve şürden mantık ve gözlem ağırlıklı bir düşünüş tarzına doğru seyreden bir süreç söz konusuydu. Bunun yanında to plumun karşısında özellikle sempozyum­ larda (ör. : Eflatun, Symposium) okunan şürlerin toplumun gerçeklerinden çok da uzak olmamasına dikkat edilirdi. 685 Bu açıdan şiir, öncüllerini daha çok toplumun kabullerinden alan retarikle benzerlik arzetmektedir. Şiir sanatı diğer beş sanattan en çok retoriğe yakındır. Ö zellikle toplum ve siyasetle alakalı politik ve adli komılarda 681 682 683 İbn Sini, 24 vd. age . , ı' b A A n Sma, age. , s. ı.6-ı.7. Aynca bk. , Aristoteles, Sophistici Elenchi, ı65 b s. 27; W"urs ch Age. , , s. 104. Bk. İbn Sina, age. , s . 24· 684 Kennedy, A New History of Rhetoric, s. 56 vd. 685 Cole, Thomas A., age. , s. 66; Williams, age. , s. 20.
192 İbn Sina Felsefesinde Retorik ve övgü ve yergide ortak olan bu iki sanat, retoriğin tasdiki, şiirin de "zihinde canlandırma"yı (tahyil, vorstellungscvoka­ tion) 686 kullanması bakımından birbirinden ayrılır. 687 İnsanın ruhunu ve estetik anlayışını dikkate alan retorik ve şiirden ilki bctime dayalı ifadcye çok az yer verirken şiirde betim yapısal bir öneme sahiptir. 6 8 8 Betime dayalı ifadeyle bağl an tılı olarak bu i ki sanatın diğer bir ortak özelliği ise taklittir. Farabi şiirdeki taklidi (muhikat, ı.ıiı.ırımç, mirnesis, Nachahmung) , ölçülü olması durum unda retoriğin de kulla­ nabileceğini belirtmektedir. 689 Diğer kı yas sanatlarıyla rctoriğin benzer ve farklı özellik­ leri kısaca bu şekilde ele alınabilir. Ortaya konulan bu farklı­ lıklar rctoriğin beş sanat içerisindeki yerini daha da belirgin­ leştirmektedir. 2.2.1.3.4. Sahte Entimemler Entimemden sonra gelen örneklem konusuna geçmeden önce entimem gibi görünen fakat gerçekte sahte olan ve So­ fistlerin kullandığı cntimemler konusuna da değinmek gere­ kir. Antik Yunan'da Birinci Sofistlerin verdiği retorik eğitimi zamanla mahkemelerde adaleti s ağlamaktan çok sadece da­ vayı, dolayısıyla da parayı kazanma amacına yöneldi. Bu du­ rumdan dolayı Eflatun retoriği "sahte sanatlar" arasında s aym ış ve retoriğe karşı tavır almıştır. 690 Aristoteles ise So­ fistlerin davalarda dayandı ğı olasılığın "sahte" olduğunu be686 687 Schoclcr, Gregor, "Poetischer Syllogismus", İbn Sini, eş-Şifa, el-Kıyas, 688 " Wursch , Age. , s. 104-105. 689 690 s. 4; s. 50 vd. Amlf., eş-Şifa, eş-Şi'r, s . 25 . Heinrichs, Arabische Dichtung, s. 143. Eflitun, Gorgias, 463b.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 1 93 iirterek bunları "sahte entimemler" adı altında dokuz başlık­ ta sıralamış ve bunların kötü kanıtı iyi gösterdiğini belirtmiş ve buna karşı çıkmanın hak olduğunu ifade etmiştir. 691 İbn Sina ise sahte (muharref ve merzfı.l) zamideri Hatabe'nin üçüncü makalesinin sekizinci faslında incelemektedir. 692 Retorik'in Arapça tercümesinde sahte entimemler, "et­ tefkiratü'l-leti türa" (görünüşte entimemler) şeklinde ifade edilmiştir. Retoriğin cedelle olan benzer ve farklı yönlerini belirtirken bunlar arasındaki bir benzerliğin de "gerçekte ce­ deli kıyas"ın yanında bir de "cedeli kıyasa benzeyen kıyas" olduğunu, aynı şekilde retorikte de "kendisi ikna edici" (ma hüve bi nefsihl mukni'un) olanın bulunduğu gibi "ikna edici olana benzeyen"in (ma hüve müşebbehün bi'l-mukni'i) 693 de olduğunu belirtmiştik. İbn Sina hakiki ikna edici olanla ikna edici gibi görünenin arasındaki farkı şöyle açıklamaktadır: Gerçekte ikna edici olanın öncüllerinin anlamları zihinde yer ettiğinde dinleyicinin düşüncesi hemen ilk anda kabule doğ­ ru eğilim gösterir. Görünüşte ikna edici olanda ise öncülle­ rin anlamları (gerçek olandan) başka bir şey olarak tasdik edilir. Eğer bunların anlamları zihinde meydana gelseydi ve kavramları düşüncede apaçık olarak ortaya çıksaydı zan ger­ çek olmayana doğru yönelmezdi. Gerçek ikna edici olanla gerçek ikna edici olmayanın farkının bu olduğunu ifade eden İbn Sina kendi döneminde yazılan retorik kitaplarında bu konuda başka bir görüş ortaya konulmadığını belirtmekte­ dir.694 691 692 693 694 Aristoteles, Retorik, 1400 b 34-1402a 30. İbn Si ni, el-Hatdbe, s. 187-193· İbn Sini, age. , s . 25. Aynca konuyla ilgili daha aynnnlı bilgi için bk. İbn Sina, Sofistik Deliller, İstanbul, 2006, birinci makale, ikinci fasıl. İbn Sina, iJJ�" el-Hatdbe, s. 26 : " rl_,i� �Uu:. � .,i ..:J:i ıS;t •.r..J 'J
194 İbn Sina Felsefesinde Retorik Görün�te ikna edici emirnemleri "çarpıtılmış entimem­ ler" ( ez-zamainı'l-muharrefe) şeklinde niteleyen 695 İbn Sina bunlardan bazılarının sesteş lafızlarıo (lafzun m�terekün) vb.nin çarpıtılmasında olduğu gibi (ı) lafız kaynaklı ( napa ri}v A.EÇıv, para ten lexin) olduğunu söyler. Bunlardan bazı­ ları (a) şekilden kaynaklanır. Şekil olarak emimeme benzeti­ len ifadelerle lafzın manayı gerektirdiği sonucu çıkarılmaya çalışılmaktadır. Yine sözcüklerle ilgili olarak köpeği övmek için gökteki diğer yıldızları aydınlatan köpek yıldızını göste­ renin örneğinde olduğu gibi sadece (b) ortak lafızdan kay­ naklanan çarpıtma sözkonusudur. 696 Bir başka çarpıtma ise (2) ifadenin parça ve bütünüyle (terkib ve tafsil) ilgilidir: Harf ve heceleri bilen birine şiiri biliyor demek gibi. Diğer bir çarpıtma ise (3) öfkeli bir dil kullanınada ol­ duğu gibi konuyu saptırmaktır. Bu durumda asıl konu unut­ turularak hiçbir delillendirmede bulıınmadan dinleyicinin zihninde sanki bir delillendirmede bulunuyor izlenimi uyan­ dırarak lehte karar çıkartmaya çalışmaktır. 697 Diğer bir çarpıtma, emirnemin özelliğiyle ilgilidir (4) . Bu kıyas türünde kıyasın unsurlarının tamamı açıkça ifade edilmez ve ifade edilmeyen unsur dinleyicinin zihninde ta­ mamlanır. Ancak belli bir amaç için bir ifade kullanıp ger­ çekte olmadığı halde insanların zihninde bu ifadeyle bağlan­ tılı olan genel bir yargı oluşmasını sağlayarak emirnem çar­ pıtılabilir. 698 695 İbn Sina, age., s. İbn Sina, age. , s. 696 69 7 698 Age., s. ı88. Age., s. ı89 . ı87. ı88 .
Retorikte Kullanılan Yöntemler 19 5 Bir çarpıtma da ( 5) arızi olanla (ota "tO m>J.lPEPTJKÔÇ, dia to sümbebekos) ilgilidir: Hiç alakası olmadığı halde katli, iki dirh emi olmamasına bağlanan İran Hükümdan Y ez­ dücerd'in 699 örneğinde olduğu gibi. ise (6) ifadenin veya tavrın konuşma­ cının yorumuna göre 700 anlaşılınasını veya "temelsiz bir var­ Diğer bir çarpıtma sayıma dayanm asın ı" ( 1tapa "tO �1tOJ.lSVOV, para to hepome­ non) sağlamaya çalışmaknr : İskender'in (;X.S:... ")) t f01 izzetine b i nae n tek başına yaşadığı düşünülerek tek başına yaşamayı izzetin bir işareti saymak gibi (_;..JI � �,) .)>.:ll � ır!) . Başka bir çarpıtma da ( 7 ) illet olmayanı illet olarak al­ maktır (Aristoteles : UJlS" & .ri t.. � .:ıı, İbn Sina : .ri t.. .ı.:.t & �) : "O uğursuzluk olmasaydı falanca ölmezdi" örneğin­ de olduğu gibi. Diğer bir çarpıtma ise ( 8 ) nasıl ve nerede gibi şartları görmezden gelerek şartla belirlenen sınırların dışına taşmak suretiyle olur. Cedelci şartı aktarıyorken safsatacı onu yok sayar. Son çarpıtma ömeği ( 9) is e çelişiklerle ilgilidir. Hasının çürütür­ deWinin sonucunun çelişiğini alarak onun delilini ken yanlış çıkarımda bulunmaktır. 702 Örneğin cedelde oldu- 699 Yezdücerd'in katlı için bk. Muhammed b. Cerir et-Taberi, De Goeje, cilt: ı, ı879, s. 288ı-2883. 700 İbn Sina, el-Hatdbe, s. ı8g. Tciıih, ı�r. 70 1 İbn Sina'nın "el-İskender" (;�\ll) olarak ifade ettiği isim Retorik'in Arapça tercümesinde Grekçe metinle bağlantılı olarak "Aleksandriıs" c_,.._,;.ı.:...s\1 1 ) şeklinde yer almaktadır ( 1401 b 20-23 ) · Ancak bu isim Grekçe metinde bir şahıs ismi değil, Antik Yunan'dan bi r nutkun adıdır. Retor·ik'te bahsi geçen kişi Paris'tir. Bk. Aristotle, On Rhetoric, tre. Keıınedy, s . ı87. 702 Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için bk. İbn Sina, el-Haıcibe, s. ıgo vd.
196 İbn Sina Felsefesinde Retorik ğu gibi bir şeyin değilinin değil olmasına dayanarak onun değil olduğu ileri sürülebilir. 2.2.1.4. Örneklem (napaönwa, paradeigma, misalftemsil) Cedelin kıyas ve istikraya dayaruyorken retorik zamir (en tirnem) ve temsile ( örneklcm) dayanır. 703 "Örnek", "mo­ del", "misal" ve "emsal" gibi anlamlara gelen paradeigma704 için Retorik'in Arapça tercümesinde genellikle "burhan" ke­ limesi alınmış olmasına rağmen "delalet" ve "tesbitün ev vasf'' kelimeleri de kullanılmıştır. Arapça tercümedeki "misal" kelimesi ise Grekçe "cruJ.LPoA.ov" (sümbolon) ve "EiKffiv" ( eikon) için tercih edilm iş ti r 705 İbn Sina paradigma için el-Hikmetü'l- 'Araziyye'de sadece "temsil"i kullaruyorken Hatabe'de "temsil" ve daha çok da "mis:ili" kullanmıştır. 706 Entimem için kullanılan ve "düşündürmek'' anlamına gelen tefkirle, şiirde kullanılan "bir şeyi zihinde canlandırma" an­ lamındaki tahyil kavramları düşünüldüğünde paradigma için de temsil ifadesi kullanılabilir. Ancak paradigmada öncü! olarak alınan tikelin örnek olma özelliği paradigmanın karşı­ lığı olarak İbn Sina'nın "örnekleme" diye tercüme edebilece­ ğimiz "temsil" yerine "örnek" anlamındaki "misal"i kullan­ masına sebep tqkil etmiş olabilir. . Klasik Yunan'da Eflatun'un semavi ideleri belirtmek için707 kullandığı708 paradigma, delil yürütme an l am ı nda ilk 703 Aristoteles, Retorik, el-Hatabe, s. 1356b2-5; Farabi, Kiıabu'l-hatcibe, s. 69; İbn Sina, 36 . 7 04 Liddcll an d Scott, age. , ( 1940) . 705 Lyons, A rs Rhetorica, cilt: 2 (Glossary) . İbn Sina, el-Hikmetü'l-'Aru:ôyye, s . 23, 25, 3 1 ; a.rnlf., el-Hatcibc, (misal ) : s. 37 vd., 47, 167 vd. (temsil) : s. 36, 3 8 . 707 B k . Kutluer, İlhan, "Müsi.il", DIA., cilt: 3 2 , İstanbul, 2006 . 706
Retorikte Kullanılan Yöntemler 197 defa Ari stotel es'te yer almaktadır. 709 Aristoteles' e göre ör­ n ekle m bir türnevarım (Eıraywy� , epagogc) , daha do ğrusu retoriksel türnevarım dır. 71 0 Ö rneklernde parçadan p arç aya, özelden özele veya benzerden benzere doğru işleyen bir sü­ reç söz konusudur. Bu çıkarımda benzeyenle kendis in e ben­ zetilen arasındaki karş ılaş tı rm ada geçerli bir s onuca ulaşmak için benzeyenle benzerilenin aynı cinsten olması ve verilen örneğ in muhatap tarafından herhangi bir zorlukla karşılaş­ madan tanının ış olması gerekir . 71 1 Şiirde kullanılan te ms ilden farklı olan retorik kanıtlama­ daki temsiV1 2 bir yönüyle türnevarım özelliği gösterirken di­ ğer yönüyle de tümdengelim tarzı b ir çıkarım dır. 713 Bu tarz bir çıkarımda tikellerin birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle genel bir yargıya ul aş ı lı r . Bu genel yargıdan yola çıkarak da özel sonuçlara varılır. Böylece özelden özele doğru giderken hem türnevarım hem de türndengelirn kullanılmış olur. 714 Aristoteles örnekiemi iki şekilde ele alıır: D elil ve şahit olarak. Delil olarak kullanılması hatabi k ıyas ı n mümkün ol­ madığı yerlerde olur. Böyle durumlarda örneklem entimem­ le rde n önce gelir ve birçok örneklem kullanılabilir. Paradig­ manın ş ahit olarak kullanılması ise hatabi kıyasın mümkün 708 Etlatun, Devlet, 592. 709 Schittko , Martin Paul, Analogien als Argumentationstyp: Vom Paradeig­ ma zur Similitudo, Göttingen, 2003, s. 17. Retorik, 1356 b 3; a.mlf. , Analytica Priora, 7 1 a 9-ı. A.mlf. , 1393 a 25-26. Parçadan bütüne doğru ilerleyen bir dellilen­ dirme yöntemi olan tümevanın daha çok duyulara lıitap eder ve ko­ layca anl�ılır, bundan dolayı da halkın çoğunluğu tarafından kabul görür (bk., Aristoteles, Topica, ıo5 a 13-19. Aynca bk. Analytica Priora, 68 b 14·28) . 711 Aristoteles, Analytica Priora, 69 a 13-16; a.mlf., Retorik, 1357 b 27-30. 712 Schoeler, Der poetische Syllogismus, s. 62. 71 3 Sprute, Enthymemtheorie, s. 62. 714 Maier, Die Syllogistik, II, ı, s. 442. 710 Aristoteles, Retorik,
198 İbn Sina Felsefesinde Retorik olduğu delili durumlarda asıl yerine geçen bir delil olarak değil de destekleyen bir şahit şeklinde olur. Ancak bu durumda örneklem entimemden sonra gelir ve sadece bir örneklem kullanılır. 715 Böylece örneklem burhan derecesinde güçlü bir kanıt niteliğine sahip olmasa da delil getirme hususunda farklı derecelerde ele alınmış olmaktadır. Aristoteles paradigma için şöyle bir örnek vermekte­ dir : 716 ( tümevarım ) Phokislilerin Thebelilere karşı savaşı kötüdür (KaK6v, kakon) Phokislilerin Thebelilere karşı O savaşı bir komşu savaşıdır. halde her komşu savaşı kötüdür. (Tümdengelim) Her komşu savaşı kötüdür. Atİnalıların Thebelilere karşı O savaşı bir komşu halde Atmalıların Thebelilere savaşıdır. karşı savaşı kötüdür. Fanibl'nin evveli retoriksel sözlerden kabul ettiği717 tem- Sina 'Uyunu'l-hikme'de, "var olan örneğe dayanarak görünmeyen hakkında hüküm vermek" şeklinde tanımla­ sili İbn maktadır . 7 1 8 715 Aristoteles, 716 717 718 Retoıik, 1394 a 9-ı6; İbn Sini, el-Hatdbe, Aristoteles, Analytic:a Priora, 68 b 3 8-69 s. 169-170 . a ıı. Hrabi, Kitdbu1-hatabe, s. Bı. İbn Sini, Uyanu 'l-hikme, s. r o ; Razi, Şerhu 'uyüni'l-hikme, s. 192 vd.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 199 Aristoteles'in analoji anlayışındaki tümevarımcı ve tüm ­ dengelirnci yakl aş ımınd a tümdengelim tarafını rorunlu gör ­ meyen İbn Sina719 el-lşarat'ta temsili şöyle açıklamaktadır: "Toplayıcı-birlcştirici bir anlamdan dolayı kendisiyle uyu­ şan başka bir tikeldeki benzer bir şey nedeniyle tikel olarak verilen bir ya rg ı dı r . Çağdaşlarımız üzerine hükmedilene fer' (dal) , bcnzetilene asıl (kök) , ikisi arasında ortak olana ise anlam ve neden ismini verirler. Yine bu da zayıftır. Temsi­ liıı en güçlü olanı, sözkonusu toplayıcı anlamın, asıl diye isimlendirilendeki yargı için alarnet ve sebeb olanıdır."720 İbn Sina temsilin ya genel manadaki ortaklıktan dolayı ya da belli bir nisbetteki benzerlik dolayısıyla olduğunu be­ lirtmektedir. Bu anlamda hem benzeyen hem de · benzetilen aynı cins altında olmalıdır. Ortaklık ve benzerlik hakiki ola­ bi leceği gibi yaygın görüş ya da derinliğine araştırılmamış bir d�üı1Ce veya hakikat bakımından değil de yaln ı zca ortak isimden dolayı da olabilir. Ancak bu durumda bu ortak isme yüzeysel bir düşünceyle ulaşılmış olmaması gerekir. 721 "Tekil ve çoğunlukla somut veya açık olma durumu" olarak tanımlanan örneğin 722 bu özelliğinden yo la çıkarak benzer şeyler hakkında hüküm verilmektedir. Bu iki şey ara­ sında benzerlik ilişkisi kurmamızı sağlayan ise tümel bir ma­ na veya benzerliktir. 723 İbn Sina örneklernde kıyasta olduğu gibi öncüllere dair soru sorma gereği duyulmayacağını ve sonucun olduğu gibi kabul edileceğini belirtir. Örneklemle benzetilendeki veya cüzdeki hüküm benzeyene veya tümele uygulanır. Bu tikel 7 1 9 wurs · · ch, age. , s. s o . 720 721 722 İbn Sina, İbn Sina, Işaretler ve Tembihler, 'Uyünu'l-hihme, HWRh. , cilt: 723 İbn Sina, ı, s. 1432. s. 25. el-Hikmetü 'I- 'ArUziyye, prg. s. 59· 31; a.mlf., en-Necdt, s. 90.
:zoo İbn Sina Felsefesinde Retorik tek bir tane olabileceği gibi bir grup da olabilir. Bir hükme dayanak teşkil edecekleri için bu cikellere dair herhangi bir tartışma bulunmaması gereki r . 724 İbn Sina'nın Hatabc'deki misali ş öyledir : Falanca ve fılanca israf ediyorlar Falanca ve fılanca fakirdir. O halde israf edenler fakirdir. Burada hüküm, benzer nitelikteki insanlara veya arala­ rındaki benzerlik dolayısıyla genel olarak tüm insanlara uy­ gulanmaktadır. 725 İbn Sina çağdaşı fıkıhçıların 726 kullandığı kıyasın misal olduğunu belirtmekte ve kıyası fıkıhtan çıkaran Rafıziler'le Davtıdiler'in bu yolu tuttuklarını eklemektedir. Retorikçiler­ den bir grubun da temsili dışarıda bırakıp sadece zamide ye­ tindiklerini ifade etmektedir. 72 7 Türnevarım kıyasa göre daha inandırıcı, daha açık ve da­ ha yaygın olmakla birlikte kıyas daha güçlü ve etkilidir. Bu karşılaştırma örneklemle entimeme uygulandığında da du­ rum ayn ıdı r ; algıl anm as ı daha basit olan örneklem belli bir 724 ns İ bn Sini, el-Hatiibe, s . Age. , 37. s. 3 8 . 726 İ bn Sina, Işaretler ve Tembih/er, prg . 59 · Farabi ise temsile halkı n kı­ yas dediğini ifade etmektedir. Bk. Kitabu'l-hatabe, s. 6 3 . 727 İbn Sina, el-Hikmetü 1-A rtı.ziyye, s. 25-26 . Ayrıca bk. Durusoy, "Man­ tık ve Mantık Tarihi Ü zerine Bir Değerlendirme", Islami Ilimler Der­ gisi, Cilt: 5, Yıl: 5, Sayı: 2, 2010, s. ı6: "Ehli nazar (kelam) ve ehli re'yin "kıyas" diye isimlendirdikleri şey "temsil"dir. Kanıt yapmak için kııllanılan ve ehli rey'in "ictihad" ve ehli nazar'ın "istidlal" dediği kavramlarla karşılaştıruıız. Kclamcıların dikey (istidlal bi'ş-şihid ala'l-gayb) ve fikıhçıların yatay karutlamaları mantıktaki misal ya da örnckleındir."
Retorikte Kullanılan Yöntemler :ZOI inandırıcılık sağiasa da, örtük kıyasın inandırıcılığı daha güç­ lüdür. 728 Retorikte kullanılan temel yöntemler olan zamir ve tem­ sil yapı olarak birbirinden farklı özelliklere sahip olsalar da ikna olunmayan bir konuya ikna etmede sağladıkları fayda bakımından ortaktırlar. 729 2.2.1.4.1. Örneklemin Çeşitleri İ bn Sina'nın "burhanat'' olarak da isimlendirdiği örnek­ lem çe�itleri gerçekliği olan örneklem ve kurgulanan örnek­ lem olmak üzere ikiye ayrılır. 730 İster yaşanılan çağdaki olay­ lar isterse geçmiş zamanda cereyan etmiş olaylar isterse de kurgulananlar olsun bu örneklemler arasından biri temel alı­ narak diğerleri onunla kıyaslanır. 731 2.2.1.4.1 .1. hakikati) Gerçekligi Olan örneklem (el-misAlu bi'l­ Örneklemin gerçekliği ancak yaşanmış veya yaşanıyor olmasıyla mümkün olmaktadır. Geçmiş olaylar arasında benzerlik kurmak betimleyici bir dil aracılığı ile gerçekleştiri­ lir. Bunun için gerekli olan tek şey, uygun örneği düşünerek bulma gücüdür. Bu da zihinsel eğitimle geliştirilen bir yete­ nektir. 732 Aristoteles bu örneklem türünü geçmişte yaşanan olay­ larla sınırlandırmakta ancak İbn Sina buna halihazırdaki olayları da eklemektedir. 733 Geçmiş olaylara örnek verirken 728 Aristoteles, Topica, 105 a ı6-ı9; a.mlf., Retorik, 1356b:ı3-24· 729 İbn Sina, el-Hatabe, s . 38-39 . 730 Aristoteles, Retorik, 1393 a :ı6-:ı9; İbn S ina el-Hatdbe, s . 167. 73 1 Age., s. ı67. 732 Ari stoteıes, age. , 1394 a :ı-7. 733 İbn Sina, age. , s. ı67. ,
ıoı İbn Sina Felsefesinde Retorik Aristoteles, Pers Krallarının geçmişte Mısır'ı ele geçırınce Ege Denizi'ni aştıklarını, dolayısıyla şimdi de eğer Mısır'ı ele geçiriderse Ege Denizi'ni yine aşacak:larını belirtir. Bu bağ­ laında İbn Sina, bir hükümdarın ( melik ) casusları hafife al­ dığı için pişman olduğunu aktarır ve dolayısıyla hükümdar­ ların casusları hafife almaması gerekti ğini belirtir. 734 2.2.1.4.1 .2. Kurgusal örneklem (el-Misalü'l-mazrub) Kurgusal örneklemler insanı ve hayvan veya doğayı konu edinmeleri bakımından ikiye ayrılırlar. Buna göre insanların konuşturulduğu örneklemler hikaye adını alıyorken konusu doğa ve hayvanlar olan kurgusal örneklemler masal diye ad­ landırılır. 735 2.2.1.4.1.2.1. Masallar (.Wyos, mesel) Tarih boyunca toplumlarda halkın çoğunluğu masal veya masalımsı kurgulara hep ilgi duymuşlardır. Bu ilgi hatiplerin amaçlarını gerçekleştirme yolunda en önemli araçlardan biri o lage lm iştir . Bu yönüyle masallar en eski toplumsal eğitim ve öğretim araçlarındandır. Masallarda hayvanlar insan karakterleriyle tasvir edilir, iyi ve kötü tarafları karşılaştırılarak insanların masallarda ge­ çen olaylardan ders çıkarması aınaçlanır. Hatip güçlü bir ha­ yal dünyasına ve iyi bir ifade yeteneğine sahip olduğu tak­ dirde bu masallarla halk karş ı s ında etkili bir anlatım tarzı ge­ liştirebilme imkanına sahip olacaktır. 736 734 n� Age. , s. 16 7 . Age. , s . 167 vd. 736 Ar"ıstoteıes, age. , 13 94 a 2.- 7 .
Retorikte Kullanılan Yöntemler 203 Aristoteles masallara737 örnek olarak Antik Yunan'da yaygın olan Ewp veya Libya masallarını almaktadır. Aristo­ teles'in Retorik'tc yer verdiği ve İbn Sina'nın da bazı değişik­ liklerle eserine aldığı bir örnek, M . Ö . yedinci yüzyılda yaşa­ mış olan şair Stesi horus'un Phalaris hakkındaki sözleri etra­ fında döner. Sicilya'nın kuzey sahillerinde kurulu bir Antik Yunan şehri olan Himcra'da halk Phalaris'i diktatör yapıp ona muhafız vermeye kalkışınca Stesihorus onlara kendi ot­ lağında yaşayan atın masalını anlatır. Şöyleki bir yaban do­ muzu bu atın odağına girip orada yayılmaya başlar. Domuza öfkelenen at, ona karşı bir insandan yardım ister. İnsan da ata gem vurma ve üzerine binme şartıyla bu yardım teklifini kabul eder. Sonrasında at domuzdan kurtulayım derken in­ sanın kölesi olduğunu anlar. Stesihorus Himcra halkına dö­ nerek "siz de düşmanlarınızdan intikam almak isterken atın durumuna düşmeyin. Phalaris'i askeri diktatör yapmakla da­ ha ş imdiden gemi ağzımza taktırdınız. Ona muhafız vererek sırtımza binmesine de izin verirseniz artık onun kölesi olur­ sunuz" der ve onları uyarır. 738 İbn Sina Aristoteles'in örneklerinin yanında İslam dün­ yasında düz yazı biçiminin gelişiminde önemli katkıları olan ve özellikle İbnü'l-Mukaffa'nın tercüme ettiği F ars ve Hint kültürüne ait masal ve hikayelerden de alıntılar yapmıştır. 739 737 Myoı (logoi) : ('logos'un �ok anlamlılığından beslenen terimin ko­ nu ile ilgili karşılığı : ) 'söz', 'konuşma' , anlatım', 'atasözü', 'ö�t', ma­ s al' , 'öykü' , 'hi kaye', fabl'; 'nesir yazıları', 'nesir , düzyazı' (L.&S . ) . 738 Aristoteles, age. , 1393 b 8-z3 ; İbn Sina, age., s . ı68. 739 Katip İbnü'l-Mukaffa', resmi yazışmalarda nesir türline ait güzel ör­ nekler sunarken ; tercüme faaliyetlerinde önemli rol almı§, hem He­ lenistik kültürden hem de F ars ve Hint kültüründen tercümeler yapmıştır. Onun geliştirdiği nesir yöntemleri kendinden sonra da et­ kili olmuşnır. Sanskrit�eden Fars�aya tercüme edilen "Kelile ve Dim­ ne" fabl türü masal kitabını Arap�ya �evirerek hem nesir hem de masal ve fabl türünde öncülük etmiştir. İbnü'l-Mukaffa'nın "ei­ Edebü's-sagtr" ve "ei-Edebü 1-kebir" adlı eserleri de Fars kültürünün et-
204 İbn Sina Felsefesinde Retorik Hintli Beydaha'nın eseri Kelile ve Dimne'de geçen ve gerçek olduğuna dair herhangi bir rivayet bulunmayan öğretici ma­ sallardan yaptığı alıntılar buna örnek olarak verilebilir. 7 4 0 İbn S in a'n ı n Kelile ve Dimne'ye yaptığı atıflar konuşma sanatına dair sadece Grek düşüncesinin değil doğudan gelen bir gele­ neğin var olduğuna da bir işarettir. Aristoteles'in yaptığı gibi İbn Sina da retoriğin temel amacı olan ikna edebilirliği dikkate alarak verdiği örneklerin muhataplar arasında etkili olması için içinde yaşadığı toplu­ mun anlayabileceği örnekleri tercih etmiştir. Bu ik inc i örnek türü özellikle halkın çoğunluğunun tarın1 ve hayvancılıkla uğraştığı toplumlarda etkin bir örneklerndir. 2.2.1.4.1.2.2. Hikayeler (:rıapafJoJdJ, parabole) Parabol (napa�oA.fı, parabole) , "yan yana olan", "bir arada bulunan" veya "karşılaştırmak, mukayese etmek" an­ lamlarına gelmektedir. 74 1 Gerçekliği olan örneklernde ya­ şanmış olaylar ele alınırken hikayede insanlara yaşanınası mümkün olaylar kurgusu içerisinde rol verilir. Buna karşın hikayenin unsurları gerçek hayattan alınır. İnsanların gerçeği bizatihi kendileriyle bağlantılı bir şekilde değil de gerçeğin hikayeleştirilmiş şeklini kabule yatkın olmaları bakrmından bu tür delillendirmeye başvurulması teşvik edilegelmiştir. 742 Aristoteles'in alıntıladığı ve İbn Sina'nın da naklettiğine göre Sokrates, bu kanıt türüne ( napa�oA.l) ta Lroıcpatııca, parabo­ le ta Sokratika) kamu görevlilerinin kura ile seçilmemesi geönemlidir, Özdoğan, M. Akif, "Abbasiler Dönemi Tercüme Faaliyetlerinin Arap Edebiyatma Etki­ si", Nüsha, Yıl: V, Sayı: ı6, Kış 2005, s. 40. kisini yansıtması bakımından age. , 1393 a 29·1393 b 4; İbn Sina, age., s. ı67. napa�oA.fı (parabole) : 'yaıuna koyına', 'karşılaşnm1a': 'örnek', 740 Aristoteles, 741 'içinde gerçek payı olan alegorik hikaye' (L.&S.) . 742 Aristoteles, Toplca, 1 5 6 b 25-30.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 205 rektiğini belirtirken, eğer böyle bir şey olursa, bunun atlet­ lerden yarışmaya uygun olanlarını veya geminin dümenine kimin geçeceğini kura ile belirlemeye benzeyeceği örneğini vermektedir. Ancak İbn Sina'nın metninde "kamu görevlile­ rinin seçimi" değil de ''yönetici seçimi" (tür'asü) ifadesi geçmektedir. 743 2.2.1.4.2. Ömeklemle Tümevanm (brayroyıl, epagoge, is­ tikra, 'itibar) Arasındaki Fark Klasik mantık düşüncesinde kıyas denince tümdengelim anlaşılmaktadır. Kesin bilgiye ancak bu yolla ulaşılabiliyor­ ken türnevarım ( &nayooyiı, epagoge) ve örneklem gibi diğer çıkarım yöntemleri ancak zanni bir değer ifade eder. Tikellerin tamamından veya birçoğundan yola çıkarak tümel sonuçlara varma yöntemi olan istikra ile iki tikel ara­ sında aralarındaki benzerlikten dolayı hüküm verme yöntemi olan paradigmanın iki temel farklılığı bulunmaktadır. Bun­ lar: ı . Örneklem (paradigma) bütün tikelleri kuşatamaz. 2 . Örneklem tümelde kalmamakta, aksine çıkarımda bulunulan özel duruma geri dönmektedir. 744 İbn Sina türnevarım düşüncesini de tümel düşüncesi üzerine bina etmektedir. Bunun sebebi tikellerin aslında tü­ mellerin sahip olduğu hükmü içeriyor olmasıdır. Tümeva­ rımda hüküm her bir tikel dikkate alınarak tikellerin tümü için verilir. Bu tür tümevarıma "tam tümevarım" denir. Sa­ dece bazı tikeller düşünülerek benzer tikellerin tamamı hak­ kında hüküm vermeye ise "meşhur tümevarım" adı verilir. 745 743 744 745 I393b4·8; İbn sına, age., s. I67·I68 . Die Syllogistik, IT, ı, s. 44 1 . İbn sına, en-Necd t , (thk. Sabri el-Kurdi), Mısır, 1938, s. 90. Aristoteles, Retorik, Maier,
206 İbn Sina Felsefesinde Retorik Türnevanında kıyasa ulaşmak için parç adan hareketle bü­ ulaşmak gerekirken örneklem tümevarımın baş langıç aş amas ında kalmaktadır. Türnevanında asıl olan parçalardan hareketle ulaşılan genel bir yargıdır ama örneklerole varılan sonuç belirli bir konuyla sınırlıdır. 746 tüne Kıyas , yani yatkındır tümdengelim , tümevanma göre akla daha ve ilzam bakımından da daha güçlüdür . Çünkü muh atap , kıyastaki öncüileri kabul ettiğinde kaçınılmaz ola­ rak sonucu kabul etmek durumunda kalır. Türnevarım ise duyuya daha yakındır, ikna bakımından daha güçlü dür ve halk örneklere daha meyilli olduğundan halk nezdinde daha tesirlidir. 747 Kıyasla tümevarımın durumu böyledir. Tümeva­ rıınla örneklem arasındaki farka gelince örnekleme göre tü­ mevarım ilzaın bakımından daha güçlüdür. Türnevarım her zaman kes i n bilgiyi sağlamasa da tümele is ter . 748 Örneklem tümele ulaşm ayı amaçlamadığı gib i kesin bilgiyi sağlama peşinde de değildir. Misalde (ör­ nek) tikeller tikel olarak alınır ancak benzeşim sonucu ortaya çıkan sonuç tümel olabilir. Tüm evarımd a ise tikeller öyle olmadığı halde küll il erle aynıymış gi bi alınırlar. Kendisi ara­ cılığıyla tümele ulaş m ak istenen tikelde sanki içkin olarak tümel bir anlam bulunmaktadır . 749 ulaşmak Tümel bir yargıdan yola çıkarak tikel hakkında hüküm verme yön tem i olan tüm dengel i mden farklı olarak tümeva- 746 Aristoteles, Analytica Priora, 44 1. 69 a ı6-ı9; Maicr, Die Syllogistik, II, ı, s. rL '�1 �li ıl.. l ;ll �TJ JW I J1 ":",;T ""'�'J �TJ •u--JI Jl ":")T �ı.;: .'�IJ . 411- '1 �-.:.11 c..;l '-"'�1 .} ..:.l..J.i.JI 41!.�� J1 r-t4J .ı,.-..l l .ı:s. eJTJ 'IP \:i1 747 İbn sına, Topikler, prg. 66 : •. 748 İbn Sina, 749 İbn Sina, lhind Analitikler, el-Hatilbe, s. 38. prg. 72.
Retorikte Kullanılan Yöntemler 207 rımda tikelden tümele do ğru bir sonuca varma süreci sözko­ nusudur. Örneklernde ise daha genel veya daha özel bir hü­ küm ya da teyid bulunmaz; karşılaştırılm örneklerin cihetleri (mo d) aynıdır. 75 0 Örneklemin tümevarımdan diğer bir farkı i se tek bir cüzden hareket ettnesi ve kıyası küçük terime tatbik etmesi bakımındandır. Tümevarımda bütün cüzlerden hareket edilir ve büyük terim orta teri me ait değildir. Kıyas da sadece orta terime tatbik edilip küçük terime tatbik edilmez. Buna kar­ şın örneklernde kıyas küçük terime de tatbik edilir. Yani ti­ kcllerden birine ait olan hüküm hem diğer cikele hem de tümele uygulanır. 75 1 hükmünü bir tek tikele vermek olan tüme­ varım analojiden (örneklem) daha güçlüdür 752 Birçok cikelin . Örneklernde tikel hakkındaki bir yargı aralarındaki ben­ zerlikten dolayı tümele uygul anır. Ancak aynı yargının başka bir tikele de uygul anabilmesi dolayısıyla bu uygulamada bir zorunluluk bulunmamaktadır. Türnevarım da ise tikellerdeki bir hükmü benzerlikten çok sanki birbirinin aynıymış gibi tümele uygulama söz konusudur. Bu yargının tümele uygu­ lanmasındaki en büyük dayanak yargının birçok cikelde bu­ lunuyor olmasıdır. Tümevarımda varılan tümel yargının te­ meli konunun s ayıca çokluğudur. Örneğin "Falanca ve fılan­ calarda olduğu gibi her savurgan insan fakirleşir'' derken birçok s avurgan kişinin fakirleşiyor olmasından dolayı böyle bir yargıya varılınaktadır . 753 750 İbn Rüşd, Three Short Commentaries, s. 184. 75 1 Aristoteles, Analytica Prtora, 69 a 14- 19; İbn sına, ei-Hatabe, s . 37-38 ; 752 Gazza li, Mi'yciru1-'ilm, thk. Süleyman Dünya, Kahire, 1961, 753 İbn Stna, el-Hatabe, s. 37-38 . s. ı61.

3. RETORİK SANATININ DEGERi 3.1. RETORİGİN GEÇERLİLİK DEGERi "Retorik, doğru olan şeylerle adil olan şeyler karşıtıarına göre doğal bir üstünlüğe sahip olduğu için yararlıdır."754 "Adil, iyi, daha faydalı ve insanları daha kuş atıcı doğ ru ka­ rarlar, karşıtıarına göre daha üstün olduğundan retorik sa­ natının faydası çoktur." 755 Aristoteles ve İbn Sini'nın birbirlerine yakın anl amlar içeren bu cümleleri, Her iki fılozofun retorik metinlerinde bu mantık sanatının geçerlilik değeri ve yararının birlikte ele alındığı iki cümledir. Metindeki "doğruluk" geçerliliğe işaret ediyorken "adalet" ve "iyilik" yarada ilgilidir. Konunun kar­ şıtlarıyla verilmesi ise reto rik sanatına muhatap olanların meseleleri, karş ıtlarıyla daha kolay anlamalarındandır. 756 ' S: ' . 754 Aristotdes, Retorik, 1355 a 20-25: "XPTJCHı.tOÇ uE EO"tıV .;. ' l pTjtOptKTj Bui tE tO qnl O'El etvaı Kpdttro taA.rı9fi ıcai ta oiıcaıa trov evavtirov' hresimos de estin he retorike dia te to fiisei einai kreitto • ralete kai ta dikaia ton enantion" 755 İbn Sina, ei-Hatiibe, s. ıı: " r�\'1 iJ\' ..!illJ ·'..�.>. �ı � �u...ıı 756 wı..u.l <J- ıSJ..I.>. ..,.ı.:ıı ,p ��J ı...o; J..iıil ..,.._J J� .ı- L.:t &l..all" İbn Sina, ei-Hikmetü1-'Arüziyye, s. ı6. • �ı.:.... iJI
210 İbn Sina Felsefesinde Retorik Kıyasın geçerlilik değerini ele almadan önce şunu be­ lirtmek gerekir ki İbn Sina'ya göre retorikte temel amaç, ge­ çerlilik değil iknadır. Ancak yine de bir kıyas san atı olması bakımından öncüllerinin ve bu öncüllerin kullanılması sonu­ cu elde edilen bilginin değ eri konusunu ele almak gerekir. Aristatdes kıyası kullanarak önermelerin bir form içeri­ sinde bir bilgi değeri kazanmasını ve öncül ve sonuç adını almasını sağlamıştır. Retorik kıyas da kendine özgü formuy­ la bir kıyas türüdür. Form olarak geçerliliği hakkında her­ hangi bir şüphe bulunmamasına rağmen makbul, maznun ve meşhur olan öncüllerinin değerinin ne olduğunu belirlemek gerekir. 757 Sofistlerin "bilgi bilinemez, bilinse de aktarılamaz" anla­ yışına karşın Aristoteles bilginin bilinebileceğini ve aktarıla­ bileceğini göstermiştir. Mümkün bilgiye dayanıyor olması bakımından retorik kıyasla elde edilen sonucun değeri, bur­ h an kadar kesin bir nitelik arz etmese de im kan dahilinde bir değere sahiptir. 758 İlme (emo"tii�ıı, epis tem e ) değil de sanata (ı-txvıı , tech­ ne) dayalı bir yöntem olan ve tek amaç olarak iknayı alan re­ torik, sanatı bilgiye ulaşmak için değil de muhatabı ikna et­ mek için kullanır. Beş sana tta kullanılan diğer kıyas türlerine göre farklı bir kıyas türü olan emirnemin geçerlilik değerini belirlemek iç in bu kıyas türünün öncüllerinin kaynağına gitmek gerekir. 759 Gerek öncüllerin kaynağının niteliği ge­ rekse emirnemin formu ret orik kıyasın, kesin bir şekil de ol­ masa da muhatabı olduğu kitle bakımından geç erl i bir kıyas tarzı olarak öne çıkmasını sağlamaktadır. 757 İbn Sina, Uyanu 1-hikme, ıg8o, s. 1 3 . 758 Kennedy, A New History of Rhetoric, s . 8 . 759 Ryan, Eugene E . , Aristotle's Theory of Rhetorical treal, 1984, s. 55 vd. Argumentation, Mon­
Retorik Sanatının Değeri �n Kıyasta kullanılan öncüllerin içeriğinin olasılık değeri, ile karşılaştırıldığında, epistemolojik açıdan zayıf gerçekliklerdir. Amaç ikna olduğundan retorik kıyasta w­ runluluk bildiren öncüllerden de kıyas yapılmaktadır. 760 En­ timem çeşitlerinin belirlenmesinde de bu öncüller belirleyi­ wrunluluk cidir. Bilginin veya bilinen nesnelerin wrunluluğu veya imkarn modal mantığın en temel konularından biridir. Öncüllerin doğruluk değeri veya kipliği bakımından sıralanması beş sa­ natın ontolojisini belirlemektedir. 761 Bu bakımdan hatabi kı­ yasların öncüllerinin kipinin belirlenmesi hatabenin beş sa­ nat içerisindeki yerini tayin etmemize yardımcı olacaktır. İbn Sina, kesin bilginin sadece burhanla elde edilebilece­ ğini belirtir. Burhanın tek amacı bilişsel etkinlik iken diğer kıyas sanatlarında durum böyle değildir. Daha çok iletişim amaçlı özellikleriyle öne çıkan diğer sanatlar sağladıkları bil­ ginin kesinlik ve tümellik derecesine göre ontolojik olarak burhana yakın veya uzak olmaları bakımından da sıralanır­ lar. 762 sadece kesin bilgiyle tatmin olan burhan ehliyle iletiş im kurma ve onlara hitap etme imkanını suna­ bilmesi bakımından burhan sanatı, beş sanat içerisinde bu işlevi yerine getirecek tek sanattır. Bilişsel olarak Öncüllerinin kipliğiyle olmasa da topluma yararı bakı­ mından burhanla birlikte ele alınan reto riğin 76 3 öncüllerinin geçerlilik değeri zanni bilgi (Mxa, doxa) çerçeves in de değer­ lendirilmektedir. Ortaya koyduğu bilgi galip zan ifade eden 760 Aristoteles, Reto rik, 1402 b 19-20; İbn Sina, Işaretler, 761 Black, age., s. 91. 762 İbn Sina, el-Kıyas, s . 55. 763 A.rnlf. , el-Hatdbe, s. ı vd. s. 53·
21 2 İbn Sina Felsefesinde Retorik zan764 "belli bir anda oluşan ve bir itirazla sonla­ o lan itikad" anlanuna gelmektedir. 765 Bu bağlam­ retorikteki nabilecek da ikna sonucunda kişide oluşan itikadı ifade eden "kanaat" bir değer ifade etmektedir. 761' N asıl ki burhanın dayanağı hak is e cüzi konularla ilgili olan retoriğin dayanağı da hem zorunlu bilgi hem de zanni bilgi için kullanılan görüş ve düş ünc e dir ( reviyye ve nazar) . Diğer yandan burhanın temel dayanağı tartış ma veya zan değil gerçektir ( h akk ) . 76 7 kavramı da zan çerçevesinde kullandığı ö ncüller in genel özelli­ s anı lan (maznfuıat) ve yakini olmamakla birlikte İbn Sina'nın retorikte ği, doğru doğru kabul edilen (müsellemat) önermelerden olmalarıdır. Çalışm am ı zın ikinci bölümünde retorik kıyasta kullanılan maznunat, bir yönüyle re ta rikle ilgilidir. Kesin önerme gibi kullanılsalar bile zamlİ bilgi olmaları dolayıs ıyla bu önermeler, karşıtlarının da kesin doğru önermeler olabileceğini unutmaksızın do ğmlukları ancak zann-ı gali p derecesinde olan önermelerdir. 768 Reto­ rikle olan iliş kile r i de işte bu noktada ortaya çıkar. öncüllerden ilk sırada zikrettiğimiz olarak inceleme konusu yapmadan "ilk anda" ve­ (fi b adi i'r - re'y ) doğm olarak alınan bu önermeler yaygın (meşhur) önermelcrdir. Z i h in , yaygın ka­ bul haline geldikleri için hemen ilk duyuşta, yanlışlanabilme veya zıddını n var olduğu ihtimalini her zaman saklı rutınakla birlikte, bunl arın kabulüne yönelik bir eğilim göstermekte­ dir. Zihin yaygın kabuller in e tkis i n den kur tulu p kendine geldiğinde ve bu önermeler üzerine düş ünm eye b aş ladığında D etaylı ya "ilk bakışta" 764 A.mlf. , el-lşdrclt, �r. S. Dünya, 765 Hcibi, Kitabu 'I-Hatabe, s . 43 · 766 767 768 Age., s. • 31. İbn Sina, d-Hatahc, s . ıı. İbn Sina, Işaretler, prg. sS. s. 463.
Retorik Sanatımn Değeri 213 daha önce benimsediği bu önermelerin gerçekte n zan mı ifade ettikleri yoksa yanlış önermclerden mi ibaret oldukları kararına varı r Dolayıs ıyla zann-ı galip bildiren önermelcr . kesin olmadığı gibi henüz kesin olup olm adığı konusu üze­ rinde düşünülmüş önermclcr İbn sına'nın de değillerdir. 769 m ahmudada birlikte kull andığı "meş hurat" kavramı, Aristoteles'teki "endoksos" gi bi gene l bir kavran1dır ve evveliler i de içeren zorunluların (vacibat) yanın da top­ lumun eğitim ve öğretimi ve düzeltilmesi ve bunlarla ilgili olarak şer'i: kanunlardan ( şerai') oluşan ya gulada ya rgılardır 770 Bizim ilgili olan . da huylar duy­ ve konumuzia alakah olan meşhurat, evveliler hariç diğer meşhurattır. 771 Retoriğin akla, diğer bir öncülü meşhfuattan vehme ve duyulara değil olan mahmudat de insanın tabiatma ve insanın dışında gerçekleşen ve toplu ms al bir varlık olmas ı uym ak durumunda kaldığı yaygın kabullere layısıyla insan ta bi atm a dayanarak dolayıs ıyla dayanı r 772 Do­ . varılan bir yargıyla top­ luında belli bir uzlaşı sonucu övülmeye layık görülen bir hu­ susun değerini de yine insan tabiatı ve toplum s al uzlaşı belir­ lemektedir. Retorik kıyasa özgü öncüller olan m akbtll at, sayısı mü­ tevatirden az olan bir topluluktan veya kendisinden razı olu nan tek bir kişiden alınarak kabul edilen önermelerd ir . ­ Bu önerm ele r i kabul eden taraf tek tek fertler olabileceği gibi bir grup da olabilir. Sözleri makbtllat olarak alınanlar, pey­ gamberler gibi 769 770 771 ya semavi bir kişiliğe sahip olanlardır ya da Agy. Agy . Agy. 772 İbn Sina, Işaretler, ı;..,+lı ı ..Jı lfl ö.ı- prg. 58 (s. 52) : " lA� W_jj ·��4 � �! ı;;_,t.Wı ��, i�ı
2.14 İbn Sina Felsefesinde Retorik toplumda adaleti ve ilmi derinliğ i ile temayüz etmiş , halkın güven duyduğu, fikir ve düş ünc eleri insanlar ne zdinde kabul görmüş alimlerdir. 773 Ancak bilginin dayandınldığı konu­ nun veya b ilgi yi aktaranların sayısı her zaman için kesinliğin ölçütü olmamaktadır. Örneğin gözlemlerin ( şehadat ) kesin­ liği şahit olarak alı nanl arın şehadet selahiyeti bakımından ye­ terlilikleriyle ilgilidir. 774 MakbUlatın geçerliliği ise alındığı kişilerin sayısı veya güvenilirliğine bağl ıdır . Eğer bu öncüller bir kişiden alındıy­ sa o kişiye karşı toplumda güçlü bir güven oluşmuş olması gerekir. Kendilerine güven duyulduğundan dolayı ifadeleri öneili olarak alınanların zihninde bu öneille dair bir kesinlik bulunabilir. Ancak bunun araştırmasını yapmak makbUlatı öncül olarak kabul eden kişinin ne gücü ne de imkanı dahi­ lindedir. Öneili olarak makbUlatı almaya müsait ol duğu için bu kişiler daha güçlü bir delil arama ihtiyacı da hissetmezler. Zaten bu kişiler akli melekderi tümelleri kavrayacak kadar yetkinl eşm iş olsaydı makbulada yetinmez, daha soyut olup daha güç lü bir zihins e l tatmin sağlayac ak öncüllerin peşin­ den koş arlardı . MakbUlatı aktaranlar bir kiş iden fazlaysa bu durumda bunların sayısının mütevatir der eces ine ul aşm amas ı gerekir . Aksi takdirde nasıl ki entimemde söylenmeyip muhatabı dü­ ş ündürerek zihinlerde tamamlanan kıyasın unsuru, açıkça söylendiğinde o kıyas artık entimem olmaktan çıkıp cedel1 kıyas oluyorsa bu öneili de makbul olmaktan çıkar ve müte­ vatir olur. Bu durumda makbwattan iken ifade ettiği geçerl i­ lik değerine göre daha güçlü bir içeriğe sahip olmuş olur. 773 774 Age. , s. 54; A.mlf., Ikinci Analitikler, prg. ıS ; A.mlf. , el-Hatabe, s . A.mlf., Işaretler, prg. 58 . 171.
Retorik Sanatının Değeri 2.15 Retorik, amaç olarak insanı ikna etmeyi belirlediğinden geçerlilik ölçütü olarak temelde birey ve toplumun genel yargılarına dayanmaktadır. Söylenen söz hiçbir engelle karşı­ laşmadan muhataba ulaşıp onu ikna etmede bir etkiye sahip oluyorsa retorik kıyas geçerliliğini kazanmış demektir. 3.2. RETORİK SANATININ YARARI Burhan, cedel, s afsata, retorik ve şiirden oluşan kıyas sa­ nadarının incelemeye konu olması bu sanadarıo sadece birer mantık sanatı olmaları dolayısıyla gerçekleşmez. Mantık sa­ nauyla alakalı bu incelemenin yanında bu sanadarıo sürekli bir faydası olagelmiştir. 775 B ir mantık sanatı olarak retorikte bu inceleme, yani kıyas yoluyla tasdike ulaşma, ilk değil ikinci amaçtır. Retorikte ilk amaç, müzakerede konuşmacı­ nın karşısında yer alan kişiyi sahip olduğu düşünceden ayır­ mak suretiyle (JL...U; � 4) üstün gelmektir, yani onu ikna et­ ahlak ve siyaset gibi konular bakımından sağladığı fayda dikkate alınarak retoriğin ahlak, mektir. 776 Bu amacın yanında siyaset ve eğitimle olan ilişkisi retoriğin sağladığı yararlar başlığı altında incelenmiştir. Retoriğin toplumsal, dini ve ahlaki yönüne de vurgu ya­ pan diğer bazı faydaları da şöyledir : "Dinleyeni faydası olan işlere yöneltmek ve zararına olacak işlerden sakındırmak, ahlaki ve dini işleri güzelleştirmektir."777 Retorik kıyasın öncüllerinin kaynağının halkın genel ka­ bulle ri olması ve konularının 775 A.mlf. , Topihler, prg. 6 . 776 A.mlf. , el-Hatabe, s . 6. 777 Ebherl, Keşfü 'l-Hakdik, s. 1 98. ahlak, siyaset ve hukuk alanın-
216 İbn Sina Felsefesinde Retorik dan seçilmiş olması dolayıs ıyla beş sanat arasından cumhu­ run yararını en fazla gözeten retorik olmuşnır. Toplum hayatının düzen içeris i nde devam edebilmesi iç in inançların büyük önemi vardır. Yönetenler ve yönetilen­ ler arasında güven sorunu meydana geldiğinde halkın dilin­ den anlayan yöneticiler yararlı inançlardan oluşan öncüllerle halka ul aş a rak halkı sakinleştirir ve her iki taraf da bu yön­ temden faydalanmış olur. 778 İbn Sina Hatabe'nin ilk faslım re toriğin faydası konusuna a yırmıştır Hatabe'nin ilk makalesinin Aristoteles'in böyle bir bölüm bulunmayan eserinden nispeten bağımsız olduğu dü­ şi.inülürse burada ortaya konan düşüncelerin özgünlüğü da­ ha belirgin b i r şekilde ortaya çıkacaktır. . Hatiibe'nin gi rişinde önce diğer sanatları insana ve top­ luma sağladıkları fayda bakımından ele alan İbn Sina, beş sanattan şiiri dışarıda bırakarak dördünün tasdikle ilgili ol­ duğunu belirtmektedir. Bu dört sanattan safsata da insanlara herhangi bir faydası olmayacağından dolayı reddedilmiş (W}.r) ve böylece geriye burhan , cedel ve retorik kalm ış tı r. Retoriğe en yakın sanatlardan olan ecdelin insanları ikna bakımından sağladığı bir fayda olup olmadığı, varsa ne tür bir faydas ının olduğu sorusunun cevabı, retor iğin öncülleri­ ne kaynaklık eden toplumsal, siyasi ve dini konularda top­ luma ne kadar katkısının olduğunu ortaya koymada yardımcı olacaktır. Cedelin, kendinden daha kesin bilgiler sağlayan burhanla ortak bazı yöntemleri dışında fels efec ilere (hukema) ve halka faydası azdır. 779 778 İbn sına, Topikler, prg. 779 A.ınlf. , d-Hatabe, s . 2. 6.
Retorik Sanatının Değeri 2.17 İbn Sina'nın şarihlerinden Fahreddin Razi ecdelin m i yoksa hatabenin mi daha üstün olduğu tartışmasında hatibe tarafında yer almaktadır. Çünkü diyor Razi : "Cedel ne ava­ ma ne de havasa bir fayda sağlar. Ama hatabc avam için fay­ 7 0 dalıdır. Dolayısıyla hatibe ecdelden üstün olmalıdır. " 8 İnsanlar eğer tartışmaemın veya cedelcinin karşısında su­ suyorlarsa bu onların tartışmaemın söylediklerini kabu1 ettik­ leri için sustukları anlamına gelmemektedir. Ağırlıklı olarak teorik özelliğiyle öne çıkan yoğun tartışmaları kavrayacak seviyede olsalardı zaten kendilerini alt etmek amacıyla karşı­ Ianna çıkan ecdelcinin nerelerde kendilerini aldatıp aciz bı­ raktığım bilirlerdi. Halk ecdeli kavramada eksik kalınca ce­ deli bilgiye güven duymamakta ve hem cedelciden hem de tartıştığı konudan uzaklaşmaktadır. Kendi halinde "normal bir vatandaş"a ( c:.-l..ı ı.r'WI) ce­ delcilerin yaptığı gibi değil de seviyesini aşmayacak şekilde hitap etmeıesı ve konuşurken onun da düşünüp taşınmasını sağlayacak ifadeler kullanmalıdır. Böyle bir amacı gerçekleş­ 7 tirecek retorikten başka bir kıyas sanatı da yoktur. 82 Bu bağlamda hitabet, halkı (cumhur) kendileri için uy­ gun olan kabu1e (tasdik) hazırlayan bir sanattır. 78 3 Razi, 'Uyunu 'l-Hikme'nin şerhinde faydasını akaid ve arnelle retoriğin iknadaki ilgili olanlar şeklinde ikiye ayırmak­ tadır. Akaidle ilgili olanlar, Allah inancına hatabi sözlerle 780 Razi, Şerhu 'uyuni1-hikme, s. 252. 781 İbn Sina, el-Hatabe, s. 2. " �"'ı 782 � ._... w ı U.UI.::t .;ıı 9lö...J I iJP. iJT � �:.ı� .;- ��A:.o �ts ı� �u_;:... ı �� If' w� � 15.ll ı �ı M' - 1 " · .i nu. : "4Jılu.J I :.ıı ı ,a .__ '-'OJ J.f' ..r'· .r . , \;J �U . , . �l:J , l:.l � ı.r.:-.J • 783 Agy. : " l_,i� iJl � � 1...:1 J_,.-.JI �\!il y.j ..uü �1 � 4ıiJU.JI �
218 İbn Sina Felsefesinde Retorik davet etmek şeklinde olur. Arnelle ilgili olanlar ise üçe ayrı­ lır: Siyasetle alakah olanlar, şikayet ve savunm ayla, yani ada­ letle ilgili olanlar ve övgü ve yergi ile (münafiriyye) ilgili olanlar. Siyasetle ilgili olanların amacı fayda sağlamak veya zararı uzaklaştırmaktır, ancak bunlar halihazırda veya geç­ mişte olan şeyler değil de daha çok gelecekte olması vaat edi­ len şeylerdir. Şikayet ve savunmacia (şikayet/i'tizar) zulüm veya özre karşı durulur. Böyle bir konuşmanın geçtiği za­ man dilimi ise geçmiş zamandır. Münafıriyyenin amacı övgü ve yergidir (medh ve zemm) ve bunlar ya şimdiki zamanla ilgilidir ya da herhangi bir za­ mana ait değildir. Razi, İbn Sina'nın övgü ve yergiyle bera­ ber yüceitme (tekbir) ve küçümserneyi (tasğir) de kullandı­ ğını belirtmektedir. Övgü, yergi, yüceitme ve küçümseme danışmanın, öven veya yeren kişinin, savunan veya şikayet eden kişinin "şu me­ selede fayda veya büyük bir hayır vardır" gibi ifadeleri bağ­ lamında başvuracakları yöntemlerdir. 3.2.1 . Psiko-Sosyal Yapı ve Retorik İbn Sina'nın insanın tabiatma binaen yaptığı ayrıma göre muhatabın insan olması bakımından her insan ya avamdan­ dır ya da havas tan. 784 Bu ayrıma bir grup daha eklenerek şöyle bir ayrım daha yapılmaktadır: "Filozoflar" (hukema, havas) , avamdan yukarıda olanlar (el-mensubılne ile'l-'akl, el-müzebzebıln) ve halk ('avam) . 785 Burhan ehli burhani bil- 784 İbn Sina, t <» 785 � .... Age., s. 5· age. , s . ı: :" uı., • ...,.... � l..) �Wl jS., uwı .;J.>L;....!I �)IS w_,
Retorik Sanatının Değeri 219 giden başka bir tasdik yöntemiyle tatmin olmayanlardır. Ce­ del ehli ise kavrayış olarak halkın arasından sıyrılmakla bir­ likte halktan olandır. Kesin bilgiyi kavrayamayan ancak ce­ deli bilgilere de güvenmeyenler ise halkın çoğunluğudur (avam, cumhur, retorik ehli) . 786 İbn Sina'nın yaptığı bu ayrımın Farabi'nin Büyük Şer­ hi'nde yer alan bir ayrım olduğu ve "plures", "sapientiores plurius" ve "sapientes" şeklinde ifade edildiği aktarılmakta­ dır. 787 Ancak Farabi'nin ve İbn Sina'nın bu ayrımı kendileri­ nin mi ortaya koyduğu yoksa Grek düşünüderinden mi aldı­ ğı veya Hans Daiber'in belirttiği üzere, Arapça edebi nesrin ilk örneklerini veren İbnü'l-Mukaffa'nın (ö. miladi 7 5 7) hü­ kümdara tavsiyeler içeren Kitdbu 'l-edebi 'l-hebfr ve Kelile ve Dimne tercümelerinde ortaya koyduğu avam ve havassa da­ yalı bir toplum tasvirinden 788 etkilenerek mi yaptıkları bi­ linmemektedir. Yukarıda geçen ayrımda bilginin ontolojisi ve onu algı­ layanların durumu bakımından 789 burhan ilk sırada, ya da en üstte gelir. Daha sonra diyalektik ve en sonda da retorik ve retorik ehli . Bu sıralamaya girenler sayı bakımından değer­ lendirilecek olursa ekseriyet hep avamdan yani retorik ehlin­ den yana olmuştur. 790 Bireylerin algı ve sahip oldukları ahlaki özelliklerinin farklılığı toplumda aynı özelliklere sahip bireylerin aynı grup 786 Age. , 1-9, 234· 787 W..ursch, age., s. 17 6 . 788 N asr; Leaman, age. , s. 74· 789 Black, age. , s. 136 . 790 İbn Sina, el-Hatdbe, s . ın : �\JUJI_, �Wl ..,H)." " � c/-'.J ..;slü.J� JL.:t �ı ıJI �,r.i .
ııo İbn Sina Felsefesinde Retorik (fırkafn içerisinde değerlendirilmesine neden olmu.�tur. İbn Sina bireylerin olduğu gibi milletlerio de farklı psikoloj ik ve ahlaki ö zell i kl e re sahip olabileceği ni belirtmektedir. Bu bağ­ laında Ha tdb e'de "Arap ve acem psikolojisi" ( �..,.JI .rA:J1 �IJ) örneğini verm ektedi r . 792 İbn Sina'nın yaptığı avaın-havas ayrımı, bilinçli bir şe­ kilde insanları sıruflara ayırmak ve top lum katmanlarının arasında aşılmaz duvarlar örmek maksadıyla değil de, tanım­ da da belirtildiği üzere, tanımlanan insandan yola çıkarak yapılmıştır. İbn Sina ortaya koyduğu bu ayrımı psikoloji ve bil gi anlayışındaı1 eğitim , ahlak ve siyas ete kadar değişik alanlardaki düşün celerin e uygul aın ış tı r. Tümel meseleleri herkes kolayca kavrayaınaz. Herkes ta­ biatının yatkın olduğu şeye doğru eğilim gösterir. Mantıkta burhan, ce del , hatibe ve safsatarlan oluşan beş sanat farklı karakterdeki insanlara h itap eden sanatlar olma özelliğine sahi pti rl er. 793 Bilgiyi algılayışında en üst s eviye de olanlara burhan sanatı hitap ediyorken burhan seviyesine ulaşmaınak­ la beraber tümelleri kullananların i l gi lendiği sanat, cedel sa­ natıdır. B ilgi değeri bakınundan da cedel burhana en yakın saı1at olma özelliğine sahiptir. Retorik ise kesin bilgiye ula­ şamayan çoğunluğa hitap eden saı1attır. 794 Safsata ise aınacı ins anları yanıltmak olanların başvurduğu bir k.ıyas sanatıdır. Bazı insanlar hayatlarında hem doğuştan hem de sonra­ dan kazanılan ve b ilginin her türlüsünden yararlaı1mayı sağ79 1 7'Jı Age., s. 14. Age. , s. 156. 793 A.mlf. , Topikler, prg. 6. 794 Bu bağlamda Friedrich Nictzsche, algı ve retorik iliş kisiyle alakah olarak retoriğin halen daha mitlerden meydana gelmiş figürlerc ina­ nan kişilere hitap edeceğini savunur. Ona göre böyle biri de eğitil­ mekten ziyade ancak ikna edilebilir. Bk. Vitanza, Victor J., Writing Histories of Rhetoric, s. ıı.
Retorik Sanatının Değeri 221 layan ister maddi, ister manevi olsun bir takım imkanlara sahiptirler. Bu tür imkanlada akli yetkinliklerini gel iştiren bu insanlar, zamanla doğal olarak toplumda ayıncı vasıflarıyla temayüz etmektedi rler . Bu durumda İbn Sina'nın insanlar arasında avam-havas şeklinde bir ayrımın olduğunu b elirt ­ mes i , bir temenni olarak değil de insanların sahip o ldukları özelliklere dayanarak yaptığı bir tespit şeklinde değerlendiri­ lebilir. Havastan olan biri bu ayrıcalıklı konumuna hile ve oyun­ l a ya da birinin b ahşetmes iyle değil de kendi irade ve çaba­ sıyla ulaşmaktadır. İbn Sina'nın da belirttiği gibi "soyluluk, 795 adalet ve hak etmekle olur" (J�":l lı J.W4 �J.PJ .u .t.I}J1ı) . Böyle seçkin bir konuma ulaşanlar, artık burhani ifadelerden ba.� kasına ka nm az lar . Sahip olduğu i m kanl arın daha üst bir bilgi ve irfan sevi­ yesine izin vermediği sıradan insanlar ise bilimsel kıyaslar­ dan (el-akvai) daha çok pratik olarak işlerine yarayacak olan sadece belirli basit ifadelerle yetinirler. Anlamadıkları dal1a üst bir dile muhatap olmak onlara eziyet olacağı gibi bunu onlar da istemezler. N itekim anlam adıkla rı bir takım ifade­ lerle kendi ler iyle tartışmaya giren ve kendilerini alt etmeye çalışan ecdeleilere karşı olumsuz tavırları bunun göstergesi­ dir. Halkın anladığı hitabet tarzı olan retorikte, ne h iç dü­ gerek duymadan kavranan, "Güneş aydınlatı cıdır" gibi zihinde somut olarak h azır bulunan (J.Al4 iJ\..ı..) �ı •_,..; � ) öncüller ne de anıldığında zihnin hüküm vermekten aciz kaldığı (�1 � iJ\..ı. .)�l ..:.ı...ı...i ) , z ih in de hiç bulunmayan öncül­ ler kullanılır. Aksine retorikte kullanılan öncüller, zikredildi­ ğinde halkın kafas ın da ifade edilen sözle alakalı birşeyler şünmeye 795 İbn Sina, ei-Hatabe, s. 67.
2.2.2. İbn Sina Felsefesinde Retorik çağrıştıran öncüll e rdir. 796 Öncüllerin çok açık olmamasının gereği, hem cedelcilerin insanları yanıltmak amacıyla yaptığı gibi ğalat-ı meşhur 797 öncüller kullanılmaması hem de çok açık olduğundan dolayı muhatabın öncüileri basite almaması içindir. Böyle bir algı özelliğine sahip olan halk, cedeli kavran­ ması zor bir kıyas olarak gördüğünden ve hatta kavrayama­ dığından, kendini herhangi bir konuda mecbur bırakan bu çıkarım yöntemini saptırıcı bir safsata ya da anlamadıkları ve kafalarını karıştıran bir sanat olarak görmektedir . 798 Cedelin bu "sert" yöntemiyle karşı karşıya kalan halk, bu sanatı doğ­ ru olana değil de güce dayanarak iş görenle aynı kefeye koymaktadır. 799 Cedelcilerin insanlara bakışının bu şekilde olduğunu or­ taya koyan ve insanın değişmez doğasına binaen yaptığı bu tespitle İbn Sina, insana ve topluma ön yargılarla ya da sade­ ce güçle elde edilecek amaçlarla yaklaşmak isteyen birinin halk tarafından nasıl algılanacağına dair ipuçları vermektedir. Avam ve havassın dışında yukarıda da belirtildiği üzere her iki gruba da mensup olmayıp arada kalanlar vardır. Bun­ ( � JWI Jl ıJ.>ı.,._:.....l l birlikte b unlar sanki lar halktan olup "akla mensup olanlardır" � J�l) . Halkın arasından çıkınakla havastanmış gibi onlardan farklıdır. Ancak bunlar ne tam havas olabilmişler ne de tam avam arasında kalm ışlardı r . İbn 7'J6 Age. , s . 176. 797 A.mlf, el-Cedel, s. 34- Burada 798 A.mlf. , el-Hatabe, İbn Sina, her m�hurun doğnı olmak zorunda olmadığını belirtmektedir. 799 Age. , s. ı: s. ı. ''..;-> l_,.ı.l l J..4A! '1 ö_,AJI J..4A! �Wl Jl •_,:...j.; "
Retorik Sanatının Değeri :Z:Z3 Sina bu insanları Kur'arn bir ifade olan "ı:ıY.�.U", " arada bo­ c alayıp duranlar" 800 kelimesiyle nitelendirmektedir. 801 Dışarıdan bir güç tarafından değil de ins anların kendi doğalarından kaynaklanan ve ço ğunlukl a da sonradan ka­ zandıkları özelliklerinden dolayı var olan bu ayrım İbn tarafından konumuz olan retoriği n Sina faydası bağlamında de­ ğerlendirilecek olursa tamamen pratik bir amaçla, batibin bitaberin i yönlendi rec eği kişiyi tanıyarak konuşmasını ona göre düzenieyebilmesi maksadıyla yapılmıştır. Bu ayrım dik­ kate alınmadığı takdi rde toplumda siyasi, sosyal ve eğitimle alakalı düzenlemeler eksik kalacak ve ister bir politikacı veya isterse bir öğretmen tarafından gerçekleş tirilsin, hiçbir hita­ bet, sözle amaçlanan etki ve iknaya ulaşamayacaktır. Bu durum klasik metinlerde çokça örnek olarak alınan tıp sanatı için de geçerlidir. Güçlü bir ikna kabiliyeri olan ve insan psikoloj isini iyi bilen, aynı zamanda bu bilgi ve kabili­ hastalıkları sadece fızyolojik temelli sebep sonuç ilişkileri içerisinde ele alan bir daktorun tedavideki etkisi aynı olm ayacaktı r . İslam fılowflarının reto­ rikle ilgil i metinlerinde tıptan örnekler, İbn Sina'dan önce Farabi'nin metinlerinde de yer almış 802 ve daha sonra İbn Sina bunu devam ettirmiştir. Ancak konumuzia alakah ola­ rak Farabi'nin Galen'den verdiği örnekler daha çok fızyoyetini uygulayan bir doktorla, 800 80 1 802 Bk. Kur'an-ı Kerim, 4/143 · İbn Sina, U,.. age., s. 5: t.WI ı.J1 'i_, olA> ı;ı;T Jı • r+'S J�l I.J" J.LJ I ull �_,..:..ll � 4 t,pı;.JI ull 'ıl • ıJJo!..iı..U. �ts_, ''-"" '_,.:. �ts 'r-f'" Bk., Zimmermann, Friedrich W., "Al-Farabi wıd die philosophische Kritik an Galen von Alexander zu Averroes", Akten des VII. Kongresses für Arabistik und lslamwissenschaft içinde, ed. Albert Dietrich. Göttin­ gen, 1976.
224 İbn Sina Felsefesinde Retorik norn iyl e ilgili örneklerken80 3 İ bn Sina de olsa tıp ve retorik ilişkisini daha geniş bir çerçevede ele almıştır. İ bn Sina tıp ve retorik sanatının ya da doktorla hatibin ikna özelliklerini karş ılaştırarak hem retorik sanatının işlevi­ nin beli rginleş rnesini amaçlarnaleta hem de tıp sanatında has­ talıkların iyileştirilmesinde iknaya dayalı yöntemlerin de uy­ gulanabildiğini ve hastanın psikolojisinin sağlam tutularak hastalıkların önlenebildiğini ifade etmektedir. 804 İ bn Sina'nın avarn ve havas ayrunı temelde bu iki kesi ­ rnin bilgiyi algılayışındaki farklılıktan kaynaklanmakta ve fayda ve zarar, iyi ve kötü gibi değer yargılarında da kendini göstermektedir. Avarndan birinin doğru kabul ettiği bir hu­ sus havas tan biri için tasdiki meydana getirmeyebilir. Havas­ tan olan kişi için herhangi bir konuda tam bir gerçeklik oluşmadığı takdirde tasdilcin oluşması söz konusu değildir . Bir konu itiraz imkanı ortadan kalkmadığı sürece seçkinler için bir tasdik anlamı ifade etmez . B unlar şüpheyi ortadan kaldırmak için yoğun çaba sarfeerler. Ancak avarn için şüphe tasdike engel değildir. Kesin bilgi değil de "gönlün kayması" (meylü'n-nefs), 805 hitabet ehli olan halk için c.,,. wl � ) tasdiki meydana geti­ rir. 806 Bu durumdaki birinin karşısındakine "doğru, haklısın" ( ..:....U>-I.J ..::.J .,l.p ) demesi onun için normal bir şeydir. Ama bu­ nu söylemek seçkinlerin şanından değildir. 807 Çoğunluğa, 803 804 805 806 807 Bk. Fad.bi, Kitabu'l-Hatabe, s. 77 vd. İbn Sini, age., s. 30-32. "Meyl" ifadesinin Grekçe metinde bir karşılığı bulwunamak:tadır. Daha önce Farabi'nin Kitabu'l-luıtdbe'sinde (s. 73) geçen bu kelime Farabi'nin büyük şerhinde de "mentis declinatio" şeklinde yer al· mak:tadır (s. 155) . Bk. Würsch, Age. , s. 178. İbn Sina, el-Hatdbe, s. 4· Age., s. 3·
Retorik Sanatının Değeri 2.2.5 halka, kal abal ığa (el-ekser, el-crunhur, el-ğağa) bir şey an­ latmak (tefhim) wrdur. Ancak bir konuyu wr aniasa da hal­ kın tasdiki kolaydır. Gerçek havassa ise bir şey kolay anlatı­ 808 lır ama onlar zor tasdik ederler. Bilgi anlayışı bakımından yapılan bu ayrımın yanında in­ sanlar algılama açısından da birbirinden ayrılırlar. Örneğin insanın gençlik dönemlerindeki değer algısıyla orta yaşlarda veya ihtiyarlık dönemlerindeki değer anlayışı farklıdır. Fayda algısı güzel algısına göre daha ko lay ve öncelikli olarak ger ­ çekleştiğinden dolayı gençler faydalı olana doğru eğilim gös­ terirler. Gençler, düşünce ve kaygılarının yöneldiği faydalı olanın hayırlı olduğunu zannederler. Ancak bu eğil im dü­ şünceden ziyade haz algısı ve fıtratla alakah bir durrun olarak görülür. Bu durrun insanı faydaya sürüklüyorken güzele ulaştıran fıtrat değil erdem dir. 809 İ bn Sina'nın da belirttiği gibi, "nice çirkin görülen şey vardır ki gerçektir ve nice güzel görülen şey de vardır ki yanlış tır ! " ( .!!J ..iS.J -?_,:.;....J I _#. j-?I.JaJI.J o '-:'?IS .,� ._;.,j_, j;.. � ._;..j.J e:::: � ll _#. �?ıS:.II) . 8 1 Diğer yandan basiretiyle karar veren halkın ( ;� :J§.J 4.<�4 ..,... 1.:.1 1) 8 11 aynı olayda toplrundaki farklı yaş grupla­ rına karşı tavrı aynı olmamaktadır. Örneğin zina etmek gençken de kötüdür ve ayıplanır, yaşlıyken de. Ancak yaşlıy­ ken toplrunun değerlerine aykırı böyle bir fucur işleyen kişi daha çok ayıplanır. 8 1 2 ·� Herkesin tabiatma uygun bir ikna yöntemi vardır. 8 1 3 Avam hakikare ulaşmak için bilimsel bir sürece girme 808 809 810 81 1 812 813 Age., s. 234. Age. , s . 158 . A.mlf., el-Halabe, İbn Sina, Age. , Age. , s. S ı . s . 33· Işaretler ve Tembihler, s. 20. prg. 58.
226 İbn Sina Felsefesinde Retorik imkanına s ahip olmadığı gibi cedelin kişiyi şüpheye götüren ve gerilime dayanan mücadeleci yapısından ister. İki da uzak kalmak ihtimal söz konusu olduğunda bu kişinin zihni bir 14 tarafa meyleder ve o tarafta karar kılar . 8 SQğlıklı ve sağlam bir toplum (öJu..J ı r,"J.-) için halkın kanunlara karşı inancının olması gerektiğini belirten İbn sına., arnelde uyulması gereken hususları ve cüzi konuları 'görüş ve düşünce'ye ( reviyye ve nazar) dayanan sahih akılla yani burhan veya ecdelle kavrayamayacak durumdaki "yöne­ tilen" ( müdebber) kişiye retarikle ulaşılabileceğini belirtir . 815 Bu bağlamda Kurandan verilen örnek şöyledir: "ır-' <./' ı;l4 rtl�� �1 �.,...ı ı.J �4 .!L..) J::.- Jl �1" .J "Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır en güzel şekilde Ayette mücadele et. geçen "hiknıef'le " 81 6 burhanın, ve "güzel onlarla öğüf'lc hatabenin ve "en güzel şekilde mücadele et" kısmıyla da ce­ delcilerin kastedilmiş olduğu belirtilmektedir. Avam ve ha­ vasa hitap etmek bakımından sadece burhan ve hatabe fayda 817 sağladığından dolayı cedel en sona bırakılmıştı r . İnsanlara s ağladıkları yarara göre sıralanan bu sanatlar, safsatayla birlikte Eski Yunan'da ortaya çıkışına göre de sıra­ lanmaktadır. Farabi'nin Kittibu'l-Huruj adlı eserinde ortaya koyduğu ve millederiı1 zaman içerisinde düşünsel olarak burhana doğru gittiği anlayışını hatırlatan bir şekilde 818 İbn Sina Antik döneme atıf yaparak çok önceki tartışmaların şiir­ le yapıldığını, daha sonra hatabeye, sonra safsataya, ardından 8 14 Age., s. 4· 815 816 817 818 a.mlf., Topikler, prg. 6. Süresi, II4. iyet. İbn Sina, el-Hatdbe, s. 6; Razi, Şerhu 'uyüni1-hikme, Bk. Fadbi, Harfler Kitabı, prg. 138 vd. Age., s. zz-z3 ; Kur 'an-ı Kerim, Nahl s. zr;&.
Retorik Sanatının Değeri 227 cedele ve en sonunda da burhan derecesine ulaş ıldığını be­ lirtmektedir. 819 Her insanın doğasında hakikate ( al.:ıı 9 itç, aletes, hak) ulaşma isteği vardır ancak her insanın doğası bu isteği kolay­ lıkla karşılamaya müsait değildir. Dolayısıyla bazıları hakika­ te ulaşamasa bile benzerine ( öııoıov t4> al.:rıeet, homoian to alete i) ulaşır. 820 olduğu için !l.ı�4 � ıJW')' I tf ıJ')' .!l.l;_, insan yapı olarak hayatı pay­ laşacağı bir toplum içerisinde yaşar ve yaşamı paylaşmak (el­ müşareke) , karşılıklı ilişki (mua'mele) ve komş uluk ( müc avere) içerisinde yaşamaya ihtiyaç duyar ve birlikte ya­ şamın sürdürülmesi faydalı inançlada (Wl:.ll ..uu..J I ) mümkün olur. 821 Böyle bir birliktelikle oluşturulan toplumda pratik alanda kamu yararını düzenieyecek doğru (sadık) kanunlar belirlenmeli ve halk bu kanunları benimserndi ve bunlara güven duymalıdır. İnsan yaşamını diğerleriyle ortak bir alanda devam ettirir ve ortak yaşam da karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma sayesinde gerçekleşir. Bir toplumda ortak iş görebilmek ve iyi komş uluk ilişkilerinin bireyler tarafından benimsenmesi ve gelişmesi bakımından pratik meselelerde doğru ve yerinde kararlar alınması gerekir. Aksi durum da toplum dağılır. 822 Türünün varlığı ortak yaşama bağlı 8 19 İbn Sina, Ikinci Analitihler, prg. '-33 · 82 0 İbn Sina, el-Hatdbe, s . ıı: " .JI' J \1 Jlb.:.... ')' 4 �� �L:...al ı ..:.ilS' _, 1 821 822 .;ı l,)"l:.ll ;ı.,;., · Joo-1 1 � ..::.ıb_,;.-) 1 ..:.ilS' .;ı · � � J�l .:ılS'_, • .:ıı..,r.ll � <r ı+"-' .� Jiy. <r � · � .YI J=-1 1 � •Joo-lı '-""L.:l 4 4i_,;..!..o � �1 .)1" İbn Sina, Topihler, prg. 6. İbn Sina, el-Hattibe, s. ıı.
ııB İbn Sina Felsefesinde Retorik Farabi kategorilerin retarikle olan bağını açıklarken Eflatun'un mağara örneğini vermektedir. Buna göre cumhu­ run bilgisi en basit düzeyde ve en yalın haliyle duyuyla algı­ lanan gölgelere dayanıyorken burhan ehlinin bilgisi bizzat kendilerinden ve akla dayanan düşünceden kaynaklanmakta­ dır. 823 İnsanın tabiatının ve içinde bulunduğu çevrenin bir yan­ sıması olan avam, havas ve bu ikisini arasında yer alanlar ay­ rımından yola çıkarak İbn Sina, insanların gerek ahiili algı ve değerlerini gerekse siyasi ve sosyal konumlarını belirleme yoluna gitmektedir. İbn Sina'nın Hatabe'nin başından itiba­ ren değişik bağlamlarda birçok defa vurguladığı bu ayrım dikkate alındığında onun toplum ve değerlerle alakalı görüş­ leri daha iyi anlaşılacaktır. 3.2.2. Ahlaklı Bir Toplumun Oluşumunda Retoriğin Etkisi İbn Sina'nın nazari ve arneli felsefe ayrımında arneli fel­ sefe tarafında yer alan ahlak ilmi (el-'ilmu'l-ahlak, el­ hikmetü'l-hulkiyye) insanın şahsını yetkinleştirme amacı gü­ den bir ilimdir. Arneli felsefenin diğer bir ilmi olan siyaset ( el-medeniyye, tedbim'l-medine, ilmu's-siyase) ise bilginin yanında bilinenleri uygulamaya koymak suretiyle toplum hayatındaki ilişkileri yetkinleştirmeyi amaçlamaktadır. Arneli felsefenin üçüncü ve son ilmi olup retariktc konu olarak alınmayan ilim ise "ev idaresi ilmi"dir (tedblru'l-menzil, el - 8 23 Black, age . , s. 117-118 . Duyulara dayanan bilgiler ve bunların katego­ rilerle olan ilişkisi için bk. , Fad.bi, Felsejeıu Aristütalrs , s. 72.-73, 8 2.- 8 3 .
Retorik Sanatının Değeri 22 9 4 hikmetü'l-menziliyye ) . 82 Arneli ilimler arasında yer alan ahlak ve siyaset, bir kıyas sanatı olan retoriğe ancak maddesi bakımından konu olmaktadır. Black, İslam fılozoflarının re­ toriği kıyas sanatları arasında ele almaları bakımından onu bir "qıp6vrıc:nç" (fronesis, ameli: hikmet) olarak görmedikleri­ ni belirtmektedir. 82 5 Anc ak bu çalışmamız çerçevesinde gö­ rebildiğimiz kadarı yl a İbn Si:na'nın özellikle Hatabe'sinde, ilk makalede ve diğer bölümlerde yer alan ifadeler bu fi kre ka­ tı lm amı zı zo rl aş t ırm a ktadı r . Konusu bakımından değer merkezli bir kıyas sanatı olan retorik, kullanacağı malzemeyi toplumun değerler dünyasın­ dan almaktadır. Hatip, toplumdan a ldı ğı bu değer kalıpl arını belli bir düzen içerisinde düzenleyerek yine topluma aktar­ maktadır. Topluma bu ikin c i gi diş i nde ondan bir şeyler al­ mak için değil, daha önce ondan alıp öncüller haline getirdi­ ği değerleri ona hatırlatarak toplumun ahlak ve erdem bilin­ cinin gelişmesini sağlamayı amaçlamaktadır. 826 Böylece reto­ rik, hem toplumun değerlerinin bir taşıyıcısı hem de toplu­ mun beslediği bir kıyas sanatı olma özelliğine sahip olmak­ tadır. İbn Sina'nın içi nde yer aldığı felsefi gelenek açısından bakacak olursak bu geleneğin ahlaka bak ış ı bir ölçüde Sofist­ lere verdiği cevaplar etrafında ş ekillenmiştir . Miledi fılozofların etkisiyle edindikleri görelilik anlayışı, Sofistlerin ahlak anlayışını etkilemiş ve bu görelilik anlayışını özellikle değerler dünyasına uygulayarak toplumun tutuna­ cağı sağlam değerler alanında büyük parçalanmalara neden 824 Kaya, Cüneyt M., agm. , s. 7 1 vd . ; Ç1nr, İlhami, Fareibi ve Ibn Sına'da Ilimler Sıniflandırması, basılmaıruş yüksek lisans tezi, Cumhuriyet 825 826 Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Black, age. , s. 131-137 · İbn Sina, el-Hatdbe, s. 34· ıoo7, s. 61-62.
230 İbn Sina Felsefesinde Retorik olmuş ve böylece bireycilik öne çıkarak toplumda kaos or­ tamı oluşmuştur. Sofıstler böyle bir sonuca sözün gücünü kullanarak ulaşmışlar ve tarihte söz ve değer ilişkisine dair tartışmaların başlıca örneklerinden birinin odağı olarak gös­ terilegelmişlerdir. Ahllliılık (morality) kesinliğe (absolutism) dayanır ve bir açıdan da ilahi bir desteğe sahiptir. Sofıstlerin başarısı, rölativist anlayışlarını mahkeme salonlarına taşıyarak davalar kazanmalarında ve böylece insanlar nezdinde yöntemlerinin yararlı olduğu düşüncesinin ortaya çıkınasında yatmaktadır. Onlar da bu kanaari kullanarak felsefeyle yakın olmanın pek bir kazancının olmadığı düşüncesini yaymaya çalışmışlar. Ahlaki açıdan ise insani fiilierin aslında tamamen doğru ya da yanlış olmaktan ziyade daha doğru ve daha az yanlış ol­ duğunu ileri sürmüşlerdir. Daha sonra gelecek olan Aristote­ les, Sofıstler tarafından ortaya konulan dclillendirme yönte­ minin kötü sonuçlar doğuracak eylemlerde kullanılmasına karşı çıkarak özünde kötü olanın iyi veya doğruymuş gibi yansıtılmasının yanlış olduğunu belirtmiştir. 827 Sofıstlerle ilgili daha sonra Aristoteles'in de eleştirdiği diğer bir husus ise onların kandırmayı bir başarı olarak gör­ meleri ve bu amaçla ortaya koydukları işten de ücret alıyor olmalarıdır. Bundan dolayı Aristoteles iknayı mutlak bir ba­ şarı olarak görmemiş ve retoriği "mümkün ikna yollarını arayıp bulma sanatı" şeklinde tarif etmiştir. 828 Aristoteles'in bu görüşü onun ahlak düşüncesine uzak değildir. Şöyle ki kendisiden önce Eflatun'da "bilgi", "iyi" ve "adalet'' kavramları birbirinin yerine kullanılabiliyorken 827 828 Williams, age. , s. 21-22. Aristoteles, Retorik, 1355 b 25 vd.
Retorik Sanatının Değeri 231 Aristoteles'e göre ahlak eğitiminin amacı bilgi (gnosis) değil eylemdir (praxis) . 829 Sofistik ve cedele nispetle retoriğin ahlaki değerleri daha fazla dikkate alan bir sanat olup olmadığı sorusuna, sofistle­ rin hem değerleri insanlara gerçekte sahip oldukları nitelikle­ rinden farklı göstermeleri hem de mahkeme salonlarında uy­ guladıkları üzere ağlamak vb. eylemleri mazur göstererek duygu sömürüsü yapmaları dolayısıyla olumlu yanıt veril­ mektedir. 8 3 0 Muhatabın duygularına hitap ederek onu etki­ lerneye çalışmak olasıdır, ancak bunu duygu sömürüsüyle değil de karakterle, sözlerle ve kıyasın gücüyle gerçekleştir­ mek gereki r . 831 Aristoteles'in Sofistlere karşı retoriğe kazandırdığı en büyük ahlaki dayanaklardan biri de konuşmacının ahlaklliği sorunudur. Aristatdes sözün gücüyle konuşmacının karakte­ ri arasında doğrudan bir ilişki kurarak ahlaki açıdan zayıf bir - hatibin konuşmada etkili olamayacağını belirtmiştir. Bunun içindir ki Aristo teles , "ahlaki yapı en etkili delildir" ifadesini kulla nı r . 832 Ahlaki yapının sahip olduğu bu etki farklı şekil­ lerde tezahür eder. Bazı ahlaki yapılar karşıdaki insanın daha kolay ikna olmasına yardımcı oluyorken bazıları da muha­ tabın direnç göstermesine ('inad) sebep olmaktadır. 833 Tartışmanın dürüst olması gerektiğini söyleyen Aristote­ les'in834 açıkça ortaya koyduğu gibi retorik ve ahiakın ortak . 829 83 0 831 A.mlf. , Ethica Nicomachea, 1095 A.mlf. , Retorik, 1354 Age., 1354 a 15-20. a 4-6 • a 12-31 832 Aristoteles, Rlıetorik, nşr. Rapp, s. 833 İbn Sina, el-Hatcibe, s. ı ı . 834 Aristoteles, Retorik, 1355 a 3 Z·34· 12.3.
1.3 1. İbn Sina Felsefesinde Retorik ilgileri bulunmakta ve karakter ve duyguyu ele mından retorik ahiakın alması bakı­ bir yan dalı olarak görülmektedir. 8 35 Retarikle ilgili metinlerinde, özellikle Kitô.bu'ş-Şifa'nın mantık kısımlarından biri olan el-Hatabe'de Aristoteles'in s is ­ temini takip eden İbn Sina, Retorik'in metninin Arapçaya ak­ tarımı sürecinde meydana gelen metindeki bazı yanlışları düzeltmenin ve boşlukları tamamlamanın yanında, belirtti­ ğimiz gibi gerek öncüileri gerekse hitap ettiği kitle bakımın­ dan toplumdan ve değerlerinden ayrı düşünülemeyen bir sa­ nat olması bakımından retorikle ilgili metinlerinde kaçınıl­ maz olarak içinde yaşadığı kültürün değerlerinden örnekler de vermiştir. Retorik, cedel gibi iki zıt şeyi karşılaştırarak birine ikı1a eden bir sanattır. Ancak karşılaştırılan ve birine yönelik ik­ nanın sağlanmasına çalışılan bu iki zıt alternatiften her ikisi de ikna etmeye veya tercih edilmeye uygun olmamaktadır. Retoriğin erdemliliği veya erdemden yana olan tavrı işte bu noktada belirginleşmcktedir. Her iki tarafın da ikna yolunun bilinmesi bir şeyin var olup olmadığını, adil, doğru ve övgü­ ye değer olup olmadığını bilebilmek ve kullanmak için olma­ sa da karşıt görüşteki kişinin yönteminden haberdar olmak içindir. 836 Ahlak her ilim için sözkonusu olmayabilir. "Ahlaki" ( hulki) sözünün seçmeyle ilgili olması dolayısıyla İbn Sina, matematİkle alakalı ilimlerde güzel veya çirkinle, faydalı veya zararlıyla alakalı ahlak ifadelerinin bulunmadığını belirtmek­ tedir. 837 83 " • 8 36 837 a Age. , 1356 zo-z7, 1359 b İbn Sina, d-Hatabe, s . 23. 8-ız. Bk. Aristoteles, Retorik, 1355 a 34·36. Age. , s. 243 : J_,i r-:IL..:I I J ..,-:! .!U.ll, ·A> 'll � � .;.ı;.ıı r':)I.SOI .Jli J ı.,.; ,l �ı; J T •c::i ,T � � �
Retorik Sanatının Değeri :Z33 Doğruluk bakımından ise hendese ahlak ilminden daha hayırlıdır. Bunun nedeni hendesede doğruluğun (sıdk) amaç olmasıdır ve dolayısıyla burad doğruluk daha güçlüdür. Ön­ cülleri mahmudat olan ahlak ise doğruluk bakımından daha zayıftır. Ancak ahlak ilminde sadece doğruluk değil, amel de amaçlanır. 838 İbn Sina, cedel gibi zıtlardan birinin tercih edildiği sanat olan retoriğin doğru ( savab) 839 ve erdemli olan tarafı tercih edeceğini bildirmcktedir. Erdemli olan tarafa yönelen reto­ riğin kendi erdemi ise iki taraftan birine ikna etme tasarrufu gücüne sahip olmasıdır. İbn Sina bu tercih gücünü, "güç" (kuvve) ve "erdem" (fazilet) kavramlarını karşılaştırarak açıklamaktadır. Buna göre güç, hayır ve şerden her ikisinde de kullanılabiliyorken ahlaki erdem sadece hayır için söz ko­ nusudur. 840 Bunun dışında sağlık, zenginlik ve cesaret ise şerde de kullanılabilir. Bunların hayırda kullanılması bir zo­ runluluk iken şerde kullanılması şerri savuşturmak içindir. Bu durumu tasvir etmek ıçın şu örnek verilir: "�..bJ4 �..bJ I di" ("Demir demirle ikiye bölünür" ya da 841 "Çivi çiviyi söker'') . Toplumda mahmudat gibi yaygın kabul görmüş ortak değerler bulunmakla birlikte insanların ahlakı birbirinden farklıdır. 842 İnsanların bu farklı ahlaki yapıları, temel özelliği t.....l:.fll J J..L.All .:ı� .J':)l.:.� l � � J..iaif lfi� t... ..l:.fl l ..,-).J •.::.ı b_,...-J l .)s- ··l:.ı ı)� , ....-.....;{ J ')l..:.�ı � ..j.J •._,.P _,All 4:1 .Y'.J 838 Age. , 839 840 841 842 s. 79: .\Si J-li.J J. ,.JW J..L.All ..,.... ...; ._,.P_,Al l İbn Sina, İbn sına, age . , age. , Age., s . 24- 25. Age. , s. n : s. s. 23, 24. 178. Aynca bk. Farabi, ..,.w� � J')l..:.� l .:ı� Kitabu'l-haUibe, s. 59 ·
234 İbn Sina Felsefesinde Retori.k seçmek olan ahiakın bu özelliğinin daha da anlamlı bir hale gelmesini sağlamaktadır. Ahlak ilminin temel kavramlarından olan "iyi" (el-birr), "adalet'' ve "erdem" özelliklerini anlam olarak içinde barın­ dırmaktadır. ''İyi"nin ne olduğuna ise sınırsız tikeller dünya­ sında yaşayan insan değil şeriat karar verir. 843 Ahlaki erdemlerin değeri örnrün değişik dönemlerinde ayrı bir anlam kazanmaktadır. Örneğin daha önce verilen bir örnekte olduğu gibi zina etmek her yaşta kötüdür. Ancak yaşlıyken böyle bir şey yapan biri, yaşının ilerlemiş olmasına rağmen şehvetinin dinmemiş olması nedeniyle yazılı olma­ yan kanunların bekçisi olan toplum tarafından daha çok ayıplanır. 844 İbn Sina'nın miras edindiği ilim geleneğine karşı tavrının alak.lliği noktasında şu örnek önemlidir: İbn Sina, Retorih'te Aristoteles'in verdiği bir örneği anlayamayınca, "Bu konuda ilk ta'limde anlamadığım bir örnek verilmiştir" ifadesini kul­ lanmaktadır. 845 Bu ifade İbn Sina'nın metnine ayrı bir güve­ nilirlik kazandırıyorken kendi şahsiyetine dair de ayrıcalıklı bir ipucu vermektedir. Konu hitabet ve fayda ilişkisi olunca İbn Sina hatiple alakalı olarak şöyle bir erdem örneği vermektedir: "Hatip kendi menfaatini değil muhatabının menfaatini düşünür. Eğer böyle yapmazsa sofistler gibi olur."846 �_r.ll" 844 Age. , s. S ı . 845 Agy. 846 Age., s. :z8.
Retorik Sanatının Değeri 23 5 Çoğu insan doğuştan kötü olmasa da ve yapı olarak mü­ fırsat bulduğunda yanlış kemmcl liğ i ve erdemi istese de yap maktan kaçınmaz. 847 Bu durum insanların kendilerini terbiye edilmemiş duygu ve heveslerine ka ptırmal ar ından kayn aklanm aktadır Özellikle halkın çoğunluğunun bu yö­ edilmesi hususunda onların duygu ve hazları na hitap edecek olan en etkili araç lardan biri de doğal olarak halkın dilinden anlayan retorik: san atı olacaktır. . nünün terb iye ­ Ahlak ve siyasetin konusu olan iyil i kler ve kötülükler w­ runlu olarak ortaya çıkanlar değil de iradeyle meydana gelen iyili k ve kötülüklerdir. Çünkü insanı gerek kendi içinde ge­ rekse toplum h ayatın da yetkinleştirmeyi amaçlayan ahlak ve siyasetin en büyük dayanağı insan irades idir 848 . 3.2.3. Retoriğin Siyasetteki Rolü Retorik:, siyaset b ağlam ı nda iki şekilde ele alın abil i r : ı. Kendisi bakımından, yani politik söylevde olduğu gibi reto­ riğİn sadece bir araç olarak kul lanıldığı pratik retorik:, ı.. Ko­ nusu bakımından (siyaset ve ahlak) . Aristoteles retoriği siya­ setle bağlantılı olarak Safıstlerden farklı bir şekilde dal1a çok politikacıların daha iyi s iyaset ede­ bilmesi için bilmesi gereken konular olması do l ayıs ıyla ele alıyor olsa da bir hatibirı konuşma üslubuyla ilgili konulara da yer vermektedir. konusu bakımından ve 847 Aristoteles, age. , 1382 b - 1389 848 İbn Sina, age. , s. 57-58 ; Çıtır, a. agt. , s. 6r.
236 İbn Sinıi Felsefesinde Retorik Klas ik retorik hem konusu hem de tarihi gelişimi bakı­ mından toplumların siyasi ve sosyal yapılarıyla doğrudan bağlantılı bir disiplindir. 849 Antik Yunan topraklarının tarıma elverişli olmaması do­ layısıyla buralarda yaşayanlar hububat tarımından ziyade bağcılığa yöneldi . B ağcılık ise serm aye gerektiren ve ürün alma süres i uzun bir uğraştı . Bunun sonucunda kırsalda ya­ pacak bir şeyi kalmayan insanlar yaşadıkları yerleri terk ede­ rek iş aramaya koyuldu. Zamanla insanlar borçlarına karşılık köleleştirilmiş ve köleler toplum hayatında bi rçok haktan yoksun bırakılmıştı. Toplumun ancak yüzde onu imtiyazlı Özgürlük ve rahat yaşama isteği toplumdaki değişim taleplerinin artmasını sağlamıştı. Solon (M.Ö. 640559) hazineden para ayırarak köleleri özgürleştirme politika­ haklara sahipti. ları uygulamış ve borca karşılık köleliği yasaklamıştı. Zen­ ginliğin arnn ası beraberinde güç ve yönetime katılım arzu­ sunu getirmişti. Siyasi hayata katılım ise toplum karşısında hitabet yeteneğiyle orantılıydı. Diğer yandan insanların eğ­ lenceye daha fazla zaman ayırabiliyor olması ve retoriğin de bir eğlence aracı olması dolayısıyla M.Ö. beşinci yüzyılda 0 retoriğin toplumdaki değeri artm ıştı . 85 M.Ö. 403 yılında yönetimi elinde bulunduran otuz ti­ randan oluşan "otuzlar meclisi" fimeye sebebiyet verebilece­ ği gerekçesiyle retorik eğitimini yasaklamışlardı . 85 1 Retoriğin halkın, yani demokrasinin dili olması dolayı­ sıyla cumhuriyet Romasında liderler halkı daha iyi kontrol edebilmek için retorik öğreniyorlardı . Grek- Roma kültür havzasında retoriğin yoğun bir şekilde kullanıldığı siyasi or- 849 850 851 William s, James D., age. , Willi am s, age. , s. n-13. Vitanza., Victor J . , s . z. Writing Histories of Rhetoric, s. 7 ·
Retorik Sanatının Değeri 23 7 tamlar imparatorluğun etkisiyle kapanlmaya b�layınca reto­ rik farklı bir niteliğe bürünerek o dönemde yaygınl�maya b�layan Hıristiyanlık öğretilerinin yaygınl�tırılmasında kull anıldı. 8 5 2 Meşşii felsefe geleneğinde retarikle siyaset ilişkisi Aristo­ teles'in Retorik'ine dayanır. 8 5 3 Farabi yönetim biçimlerini ay­ rıntılandırdığı eseri Füsal u 'l-medeni'dc toplumla ilgili konu­ larda retoriğin önemine de değinmektedir. 854 İbn Sina'ya göre ise retorik diğer sanatlara göre ifade ettiği hususların halk tarafından daha kolay kavraruyar olması bakımından bir avantaja sahiptir. 855 Ayrıca devlet yönetiminin gereklilikleri­ nin (mesllihu'l-medeniyye) ve kamu menfaatinin (şemlü'l­ maslahat) yerine getirilmesinde ve ortak y�am düzeninin (nizamu'l-müşareke)856 sağlanmasında bir kıyas disiplini olan retorik yardımcı bir unsurdur. 857 İslam dünyasında Antik Yunan retoriği Aristoteles'in bu alandaki eserinin kaynak olarak kullanıldığı metinler üzerin­ den incelenmiş, pratik alandaki uygulamalar çok daha farklı bir seyir takip etmiştir. Dolayısıyla İslam coğrafyasında An­ tik Yunan'dakinin benzeri bir retorik ve siyaset ilişkisinden söz edilemez. İbn Sina Hatabe'de siyasetle ilgili konuları inceleme ko­ nusu yapıyor olsa da bunu, retorik sanatının (sınaa'tü'lss2 853 8 54 85 5 856 Willi' ams, age., s. 3 vd . Aristoteles, Retorik, 1356 a z5-27 ) F"ara" b"ı, Fusa ı u ·ı -meden ı, s . Prg. 50, 53, 54· İbn Sini, el-Hikmetiı'I-'Aroziyyc, s. 17. İbn sına Hatdbe'de birlikte yaşamanın gereklilitini vurguladı� yer­ lerde Farabi gibi "te'avün" (gegenseitigen Bund, yardımlaşma) ke­ limesini değil de daha çok "müş:ireke" kelimesini tercih etmiştir, bk. al-Farabi, dcr Mustersıaaı, tre. Friedrich Dieterici, E. J. Brill, Leide n , 85 7 t895, s. 53- İbn Sini, el-Kıyas, s. 4; a.mlf. , ei-Haıdbe, s. 22.
:z3 8 İbn Sina Felsefesinde Retorik hatabe) maddesini oluşturan siyaset konusunun derinleme­ sine araştırılması retorik sanatının değil siyaset ilminin (el­ 'ilmü's-siyase) konusudur. Bunun dışında aralarında bir or­ taklık bulunmadığından858 dolayı859 siyaset sadece retoriğin sınırları çerçeves inde ele alınmaktadır. Bu bakımdan hatabi kıyasın maddesi olmasının dışında siyasetin diğer nazari ve arneli ilimlerden farkı bulunmamaktadır. 860 Diğer yandan sadece retorikle alakah metinlerinden yola çıkarak İbn Sina'nın siyaset anlayışına dair bütünelli bir bakış aç ısı da ge­ liştirilemez. Filozofun ken dis i de bu konunun daha ayrıntılı bir şekilde siyaset i lm inde işlendiğini belirtmektedir. 861 Bu­ rada genel olarak retoriği n yararı konusu çerçevesinde reto­ rik metinlerindeki siyasetle alakah konulara değinilecektir. İbn Sina'nın Şifa'dan başka retorikle alakah tek müstakil metni olan el-Hikmetü 'l- 'Aruziyye'nin retorikle ilgili kısmının tam başlığı şöyledir: "Fi me'an1 ki tabi ritfuika ey el-belağa fi'l-hukfuneti ve'l-hatabe." 862 B u başlık retoriğin siyasetle olan güçlü ilişkisinin bir göstergesidir. Farabi'nin zann1 ve arneli felsefe anlayışına 863 uygun ola­ rak Kitabu'l-Hatabe'de "zanna dayalı" ve "amele dayalı" ('ameliyye) şeklinde ikiye ayırdığı sanatlardan arneli sanatlar arasında yer verdiği864 reto riği İbn Sina, "maddesi siyaset vb. 858 859 s . 3 5 : "Tasarruf bakımından retoriğin siyasetle ne de bir benzerliği vardır." Age., ne bir ortaklığı Age. , s. 64: "4ıllüJI �ı.:....l � ,...., 1:-ll r-LJI I� J ..1"'�1 ..�..,&t:... l ,:ıt .)s-" Farabi, Harfter Kitabı, 860 Black, age. , s. 132. 861 İbn Sina, age. , s . 64. Farabi ise ideal devlet anlayışını ortaya koyduğu eserinde toplumda yardımiaşmaya (te'avün, gcgenseitigen Bund) dayalı bir düzenin nasıl ortaya koyulacağını ayrıntılı bir şekilde ince­ lemektedir, bk., Farabi, Musterstaat (Ideal Devlet), nşr. Dieterici, s. 53· 862 İbn Sina, el-Hikmetü1-'Arüziyye, s. 1 5 . 863 864 s. A. mlf. , Kitabu'l-Hatabe, 69, 89. s. 57-5 9 .
Retorik Sanatının Değeri 239 konular olan kıyas sanatı"865 olarak tanımlamakta ve amacı­ nın ne gerçeğe ulaşmak ne de adaleti sağlamak olduğunu, onun tek amacının ikna olduğunu ifade etmektedir. 866 Bu bakımdan retorik toplumun, kazanması istenen hasledere ikna olarak ulaşması ve bu konuda genel bir kanı oluşması için yetkin bir araçtır. Bunun içindir ki retoriğin amacı olan ikna Farabi'nin devlerler sınıflandırmasında devlet şekillerin­ den birine ad olarak verilmiştir (cudetu'l-ikna', iyi ikna) . 867 İbn Sina'nın kullandığı "meşveret" ifadesi Aristoteles'in metninde yer alan politik hitabede868 alakah olduğu için "el­ mii§lr" ifadesi siyasede bağlantılı olarak "siyasetçi" "mii§avir"869 veya "mii§avir sözcü" ( el-hanbü'l-mii§ir) an­ lamlarıyla karşılanmıştır. İbn Sina meşvereti iradeyle iyiliği kazandıracak veya kötülükten sakındıracak olan şeye doğru iradeyi harekete geçirmesi istenen söz olarak tanımlamıştı. Buna göre iradi olmayıp wrunlu olan, istensin ya da isten­ mesin, olacak olandır. Halbuki imkana dayanan meşveret wrunlu olmadığı gibi bütünüyle mümkün de değildir. Çün­ kü mümkünler ya da imkanlar dahilinde olanların arasında iradeye dayanınayıp doğadan kaynaklanan şeyler olduğu gibi arızi olarak ortaya çıkanlar da vardır. 870 Meşveret her ne şe­ kilde olursa olsun iradeyle olmayan konularla ilgili değil, iradeyle ortaya koyup ya da ortadan kaldırabileceğimiz mümkünlerle ilgilidir. 871 865 İbn Sina, el-Hatdbe, 866 Age. , s. s. 58 : "4JI!.t, 4.-1.:-ll ;.r .:ıl� �l,4)1 �ı:...J I ". 8. 867 Fara bi, Fusalu'l-medeni (Dunlop neşri), s . 137-150. 868 Aristotele.�, Retorih, 1358 b 8-13. 869 Günümüz Türkçesinde "müşavir" kelimesiyle aynı anlama gelen "damşman" kelimesini, bu kelimenin siyaset dışı alanlarda da kulla­ nılıyor olmasmdaiı dolayı tercih etmedik. 870 ı·bn s·ma, . age. , s. 57· 871 A. ınlf. , el-Hihmetü 1-'Arılziyye, s. ı6.
240 İbn Sina Felsefesinde Retorik İbn S i na Hatabe'de aynııni ar ı na girmeden siyasetle ilgili konuların şöyle sıralanabileceğini belirnnektedir: ı. (Donanım olarak) hazır olma hali (ö.WI) ı. S avaş ve barış 3· Ülke savunması 4· (Ülkeye) giriş çıkışların kon tro lü ( J>.ll l .J" t ö� I.J" (rl-li.J "':".rJI) (�..ı.JI �1...- ) c..fJ I.J) 5· Kanunların uygul anm as ı (el.rJI �.._;.) 6. Kamu yararı n ı n belirlenmesi (dl..a.J I �.J ) . 8 72 Kamu yararıyla i lgi l i bu son madde Aristoteles'in met­ ninde bulunm am aktadır . 8 73 İbn Sina'nın Hatabe'dc bi rçok defa vurguladığı bireyin ve toplumun "maslahat"ı konusu, "dl..a.J I " veya "�1" kelimeleriyle ifade edilmektedir. 874 Bu bağlamda bireysel ve toplumsal yaşamın yararını " w.-11 �_,.:JI", "�Jl.!...JI c�" veya "Jı-JI c�" kavramlarıyla ifade eden İbn Sina, "Toplumun yararına olanın sürekliliği"ni ( r l_,i �_,.:JI w.-11) s ağlam aya çalışmanın siyas eti n en temel gö ­ revlerinden biri olduğunu belirnnektedir. 875 İ bn Sina'nın retorikte ortaya koyduğu siyaset siyaset an­ layışına dair bütüncül bir yaklaşım sergileyebilrnck için ayrı­ ca İslam felsefesindeki burhan teorisiyle alakalı olarak hiye­ rarşik bakımdan daha yukarıda olan külliler prensibine bak­ mak ge re kir . İbn Sina siyasetle alakalı konulardan önce dev­ letin geneliyle ilgili olan lara daha sonra da bireyi ilgiiilendi ­ ren meseldere değinme ktedir . 876 Aristoteles devlet şekillerine 8 72 A.mlf., el-Hatabe, s. 58. 873 Bk. Aristoteles, Retorik, 1359 b zo. 8 74 Bk. İbn Sina, age. , s. ı6, 2.2., 6ı vd. 8 75 A.mlf. , Topikler, prg. 6; a.mlf., ei-Hatabe, s . 876 Age., s. 53 vd. 63-66, 69 .
Retorik Sanatının Değeri 241 bireyle ilgili hususlardan sonra yer vermişken İbn Sina bu konuyu bireyle ilgili hususların peşi sıra hem de devlet yönetimiyle alakalı bölümde incelemektedir. 8 77 hem Toplumsal bir varlık olan insan, hayatın akışı içerisinde diğer canlılardan yardım alır. Ancak bir insan olarak insana en büyük yardım ı kendini Bu gücüyle olur. 878 Her ifade gücü (lisan ve beyan) sağlar . insan adaletli davranır, zulmeder, iyi veya kötü türlü mcselede halkı ikna etmenin inlkanlarını ara­ yan retoriğin toplumun tamamını idare eden ve toplumun sahip olduğu genel kanaatierin oluşumunda en etkili kurum ol a n siyaseti konu edinmemesi düşünülemez. "Söz söyleme siyaseti" olarak da adlandırabileceğimiz retorik siyasetle ilgili konulara sınırları çerçevesinde yer vererek879 ayrıca siyasi bir olan hatibin ikna kab i l i yetini güçlendirmeyi amaçla­ fıgür maktadır. Genel olarak fels efeye göre retoriğin toplumdaki etkisi ve dev­ daha fazladır. Halk ( amme) idaresi bir meleke olan letlerin ( müdün, 1t6M:ıç, poleis) gereklilikleri için faydalı 880 araç olan retarikle sağlanır. bir Övgü, yergi, yüceitme veya küçümseme gibi duyguları harekete geçiren etkenierin sıkça kullanıldığı siyasette söz daha az oyunlarına başvurulur. 881 Ancak bir ifade biçimi ola­ rak retorik etme özelliği taşıyan ve toplumu belli bir ko nuda ikna amacı güden entimem ve örneklem dışındaki ifadeler 877 Aristoteles, age., 878 Age., s. zs : � 879 64. 880 8sı 136 5 b- 1366 a; İbn Sina, age. , s. 6z-64, Bz-83. ı:r--l W • .:ıt..r.-JI _;W � !lJ L!... yo � �J .:ı�tJ .:ıwıt .Y'J ·� � � "rA' .)s- 1..�-J.i .:ıfo. .:ıl. . .. Age. , s. Age. , s. 6. w·· �ı.. . .., urs.... age. , s. 135. �.lı � .r' IJ •
:ı42 İbn Sina Felsefesinde Retorik konu olarak cikellerle ilgilidir ve siyaset içcrısıne sıklıkla dihil edilmektedi r . Bu konuların fazla olması dolayısıyla 882 İbn Sina sadece adalet-zulüm, büyüklük-küçüklük (azim­ sa�r ) , fayda-zarar ve övgü-yergi gibi balıisiere de�nmi�tir. İ bn Sina belirli bir davayla sınırlı olabilecek adli kon�­ maların toplumun genelini kapsayan tefsirden farklı olduğu­ nu belirtir. ''Tefsir" ( tebyin) kavramı Hatclbe çe rçeves in de pazarlık yapmak gibi basit bir tartışma olmadığı gibi adli bir savunm a kon�ması da değildir. 883 Bir politikacı dinleyiciler tarafından itibar görmek için ne pazar ağzını kull an ır ne de daha az � ancı olan ve halkın anlamayacağı girift bir süreç özelli� arzeden adli bir kon�ma yapar. Yargıda taraflar yargıcın kararında etkili olsalar da son sözü hakimler söyler. Siyasette ise kararlar, savunm a ve savaş durumları ( ummi 'inadiyye ve cihadiyye) dı�ında884 halka bırakılmışnr. halk sağduyusuna dayanarak karar verir cumhmi'n-nasi bi ahkamihi basiretün ) . ssı 883 884 88 5 (fe Çünkü yekUnu li ı·bn s·ına, · age , s. ı6 . . Age., s. ı8-1o. Bu ayrım görebildiğimiz kadanyla Meşşai gelenekte sadece İbn eserinde yer almaktadır. Aristoteles'te "savunma ve savaş" Sina'nın (��Lp.. J ���) şeklinde değil de "savaş ve banş" ( rl-' lı ":"_,.ll) şek­ linde yer almaktadır ( 1359 b n-ıı6o a 6. Savunma ve savaş (cihat) İs­ lam �ukukunda normal hallerde farz-ı kiflye �larak kabul edi ldiği için Ibn Sina böyle bir ayrıma gitmiş olabilir. Ibn Rüşd'e göre düş­ mana karşı yapılacak olan cihad, normal şartlarda farz-ı kifaye�r. Olaganüstü hallerde ise, farz-ı ayn olur. Bk. Muhammed b. Ibn Rüşd , Bidayetü'l-Müctehid Nihayetü 'l Muktesid, Beyrut, 1988, ı, ıSo­ ıSı) "Hoşunuza girmese de, kıta! (savaş) size farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen bir şey hakkınızda hayırlı olabilir . Hoşunuza giden bir şey de, hakkınızda şer olabilir Allah bilir, siz bilmczsiniz", Bakara suresi, ayet: 1 1 6 . İbn Haldun ise savaş hakkında ayetteki "hoşunuza gitınese de" ifadesini, "arzu edilen bir şey olmamakla birlikte" şeklinde yo­ rumlam ış ve savaşı kaçınılınası mümkün olmayan bir durum olarak görmüştür, bk., İbn Haldun, Mukaddime, Mısır, s. 170-171. İbn Sini, d-Hatdbe, s. 10 . . 8 85
Retorik Sanatının Değeri 243 İbn S ina'nın siyasete dair Farabi'deki gibi bir eseri bu­ lunmamaktadır. Ancak genel anlamda insanın yetkinli�i ve mutlu!� konusuyla ilgilenmiştir. 886 Do�dan ilgili olmasa da siyasetin konulan bakımından filowfun özgün düşünce­ lerini barındıran Hatdbe ortaça� İslam siyaset felsefesi çalı­ şanların ço�ukla ihmal etti�i bir eser olmuştur. Bazıları İslam siyaset felsefesiyle ilgili olarak ya İbn Sina'ya hiç yer ayırmamışlar ya da ayırsalar bile fılowfun el-Hikmetü'I­ 'Arüziyye ve el-Hatdbe gibi retorikle ilgili metinlerine de�in­ memişlerdir. 887 İslam felsefesi ve siyaset konularını, özellikle Farabi'de siyaset konusunu çalışan Leo Strauss'un, İslam filozoflannın içinde bulunduklan siyasi ortamın etkisinde kalarak siyasi görüşlerini siyasi otoriteye uygun bir şekilde dile getirdikleri iddiasına karşın Gutas İslam felsefesi metinlerinin siyasi okunuşuna karşı çıkmaktadır. 888 Retorik metinleri ba�la­ mında Strauss'un bu tesbiti do� de@dir. Zira genel olarak İslam fılowfları, özel olarak ise İbn Sina, birinci bölümde de belirtti�imiz üzere ahlaki ve dini gerekçelerle almadıkları ya da de�ştirdikleri hususların dışında Aristoteles'in Reto­ nk'indeki hemen her konuyu ele almışlardır. Di�er yandan Gutas'ın İslam felsefesi metinlerinin top­ tancı bir şekilde siyasi okunuşunu eleştirrnek adına takındı� bu tavır, beraberinde İslam fılozoflannın metinlerindeki yeri geldi�inde ayrıntılı olarak da ele alınan siyasi konulan yok sayma tehlikesini do�aktadır. 889 886 887 888 889 Rosenthal, Erwin I. J., Political Thought in Medieval Islam, Cambridge, 1958, s. 143· Bk., Nasr; Lcaman, Islam Felsefesi Tarihi, s. 86-87; Roscnthal, bölüm. Gutas, lbn Sind'nın Mirası, s. 175 vd. Bk. Gutas, age., "Siyasi Yaklaşım". ilgili
2.44 İbn Sina Felsefesinde Retorik 3.2.3.1 . Adalet-Zulüm Yukarıda da belirtildiği üzere bir meselenin mcşvcrct konusu olabilmesi için iradeye dayalı olarak ortaya çıkmış olması ve bu mesele eğer adli bir olay ise hakkında "adil" ve­ ya "zulüm" hükmü verebilmek için geçmişte vuku bulmuş olması gerekir. İnsandan ortaya çıkan her fii1 ya kasıtlı ve iradi olarak ya da kasıt ve irade olmaksızın meydana gelir. Kasıt ve irade olmaksızın meydana gelen fıiller ya rasiantı sonucu ilişir ya da wrunlu olarak meydana gelir. Zorunlu fiiller ise ya bir doğadan ya da bir wrlamadan kaynaklanır. İradeyle ortaya çıkan fiiller ise ya alışkarılığa ya da huya (hulk) bağlıdırlar veya da şehvet olan hazza yönelik ya da öfke olarak adlandırılan savunma ve galip gelmeye yönelik hayvani bir arzuya bağlıdırlar. Bu fiiller fıkre dayanan ve mantıksal bir arzudan da kaynaklanıyor olabilirler. Fikri fiil­ lerle sarıki amaç akli ve güzel olmayan bir şey olsa bile hangi amaçla olursa olsun fikirden kaynaklanan her türlü fiil kaste­ diliyor gibidir. 890 Adli hitabene "adil olan"la ( ô iıcaıov, dikaion) "adil ol­ mayan"ın (aôııcov, adikon) ayırdına varmak amaçlanır. 891 İbn Sina, Aristoteles gibi belirgin bir şekilde retorik türleri konusuna ayrıntılı olarak girmemekte ve bu konuları daha çok "hatib" veya "müşavir" kavramlan bağlamında inceleme konusu yapmaktadır. Adalet ve zulmün retorikle ilgisi ise bunların hatibin bilmesi gereken hususlardan olması bakı­ mındandır. 1192 890 İbn sına. age. , s. 94-95. 89 1 8112 Aristoteles, Retorik. 1358 b ıs-ı6. İbn Sina, el-Hatdbe, s. 13-14.
Retorik Sanatının Değeri :Z4 5 Aristoteles adaleti, "Herkesin sahip olduklarından yasala­ ra uygun olarak yararlanması erdemi" olarak tanımlamakta­ dır. 893 Aristoteles'tc adalet ( ÖtKaıoa6vrı , dikaiosüne ) diye ifade edilen kavram Arapça tercüme ve İbn Sina'da "'adi" kelimesiyle olduğu gibi "iyilik"le de ( birr) karşılanmaktadır . Yasalarla ilgili olarak genel hükümlerin sınırları hakimler tarafından bel irlenir. Diğer yandan adalet, zulüm, fayda, za­ rar gibi hususlar tümüyle yetkin olarak gereklcştirilemeyece­ ği için bireylere bırakılınayıp yasaya terk edilmiştir. Hatipler ve imamlar bu konularda usule dayanarak hüküm verirler. Temel kaynaklarda bir hükmün bulunmadığı fiiru konularda ise imarnın veya kadının görüşüne başvurulur . 894 İnsanların adalete yönelmesi barış sevgisindendir. Barış sevgisi ise ya erdemden ya da güçsüzlükten kaynaklanır. 895 Toplurnda bireyler arasında adalete dayalı bir ilişkinin tesis edilmesi bireylerin birbirleriyle iletişime geçip etkileşime girmeleriyle oluşturacakları dengeye dayalı bir ortaklıkla mümkün olacaktır. 896 Böylece güçsüzlükten ziyade erdemin çıkış noktası olarak alındığı toplumsal bir barış meydana ge­ lecektir. İnsanlar arasında genel kabul görmüş, toplurnda yaygın olarak bilinen ve toplurnun riayet ettiği yazılı ve yazılı olma­ yan kanunlara göre adalet anlayışı farklıdır. Yazılı kanunlar adalet için belli bir sınır koyup her durumu bu sınıra göre değerlendiriyorken ortak yasalar her olayı ayrı ayrı değerlen1193 894 895 896 Aristoteles, age. , ı366 b 8-ıı. İbn sına, age. , s. ı4; Aristoteles, age ı345 b ı-ı7. Aristoteles'e göre iyi yapılmış yasalar mümkün olduğunca yargıçlara az iş bırakan yasa­ lard.ır. Davalarda anlık kararlar verilmesi dolayısıyla kanun (anayasa) daha kuşancı olmalı ve ani karar vererek haksızlığa yol açmanın önüne geçmelidir. Ib . · n s·ma, age., s. ı 6o . İbn Sina, eş-Sifa, Metafizik, onuncu makale. .•
2.46 İbn Sina Felsefesinde Retorik dirir. 897 Bununla birlikte tek bir adalet veya zulüm yoktur. D uruma göre adalet ve zulmün de dereceleri vardır. 898 Adalete karşı çıkmak veya ona aykın hareket etmektense ve ona uygun davranmak onurlu ve övgüye değer bir davra­ nıştır. 899 Hile ya da güç kullanarak sonsuza dek adaleti sap­ nnnak ise asla mümkün değildir. 900 Zulüm konusuna gelince İbn Sina zulmü, "Kanunda yeri olmaksızın kişinin cezalandırıldığı rezilet"901 şeklinde tanım ­ lamaktadır. Diğer bir tanım ise şöyledir: "Yasal sınınn aşıla­ rak isteyerek ve belli bir kasıtla ortaya konan zarar verme 2 durumudur. 90 Nasıl ki her faydalı olan şey adil değilse903 her zararlı olan şey de zulüm değildir. 904 Adaletin zıddı olan zulüm değişik şekillerde ortaya çıkar. Zulüm, yazılı kanunlara karşı gelmek bakımından olabileceği gibi yazılı olmayan kanuna muhalefet bakımından da olabi­ lir. Ancak yazılı olmayan kanunlardaki zulüm daha ağırdır, çünkü bu kanun daha büyük bir zorunluluk bildirir . 905 Neye veya kime karşı işlendiğine göre de farklı farklı zu­ lüm çqitleri vardır. Zulüm birini dövmek veya birinin malı­ nı almak örneklerinde olduğu gibi tek bir kişiye karşı ya da askerden kaçmak ya da alışverişte ücreti ödememek şeklinde 897 İbn S"ıni, d-Hatdbe, s. 114. 898 899 900 90 1 901 90 3 904 905 ııı. Age., s . Bs. Aristotelcs, age. , 1376 b ıo-ıs. Age. , s. Age., s. 84: �� .ı4JJ; � Age. , s. 94 : "�_,:JI �)1 4.:) Age. , s. lll. Age., s . lll, 117. . lbn Sini, age. , s. lll, 117. "' ..,..) (.. IJ..ı.T •;JI � iJ� �.J .J�I_, .ı..:- �1_, �� � i�l .J� I iJl"
Retorik Sanatının Değeri Z4 7 devlete karşı da (�.Wl �) olur. Tabi bunlar bilerek ve is­ teyerek gerçekleşiyor olmalıdır. 906 Zorbalık, cedeli bir tavır olarak görülebilir. Çünkü ce­ delciler, halkın anlamadı� tümel konularla onların karşısına çıkıp onları tartışmada yenince; halk bunların söylediklerinin doğru mu yanlış mı oldu�a karar veremernekte ve bunları doğrulukla de� de güçle iş yapanlara benzetmektedir. 907 Güce güvenerek karşıdakini alt etmeye çalışmak ise bir tür zorbalıktır. Bütün ülkelerde geçerli olan sorumluluktur (�....,.t; ) . Olayı tesbit eden kişi olayın adil mi zulüm mü oldu�a ba­ kar, ancak meselenin adalete uygun olup olmadığı kararı hilimin görüşüne bırakılır. 908 Gençler genellikle haramlarda ve kavgada, ihtiyarlar malda mülkte ve zenginler de hazlarda haddi aşıp zulmeder­ ler. 909 Zulme düşmernek ve adaleti gerçekleştirmek için savun­ ma hakkı her bireyin vazgeçilmez hakkıdır . Kendisine suç isnat edilen birinin kendini savunması için güçlü bir retoriğe ihtiyaç vardır. Hakim, taraf gözetmeksizin kendilerini sa­ vunmaları için her iki tarafa da imkan tanır. Karar aşamasına kadar hakim herhangi bir tarafa yönelimi olduğu hissini ve­ recek belirtilerden uzak durur ve ihsıis-ı reyden kaçınır. So­ ruşturmanın (istiksa) ve davanın sınırlarının dışına çıkmak yanlış bir karar vermesine sebep olabilir.910 Mahkemede ta­ raflardan hangisi daha ikna edici bulunursa kadı ve hakim de 906 Age. , s. 907 908 909 910 Age., m. s. :ı. Age. , s. Age. , s. g8. Age., s. :ıo. 14.
:z48 İbn Sina Felsefesinde Retorik onun lehinde hüküm verir. İbn Sina kendi döneminde bu uygulamanın az bulunduğunu, bununla birlikte bütün coğrafyalarda neyin adalete uygun olduğu neyin uygun o l ­ madığını belirlemenin hllimin görüşüne bırakıldığını belir­ tir.91 1 Zira bir devleti ayakta tutan adalettir.912 bir Zalim isteyerek zarar verendir. Zira ondan bir istek ve kasta bağlı olarak değil de doğadan veya wrla ortaya çıkan fiil onu iyi veya kötü yapmaz. Fiilini bir kasta dayalı olarak yaptığında zalim olur. Çünkü bu insan ne yapacağını önce­ den bilmekte, istemekte ve kurgulamaktadır. Böyle olunca da bu kişi azılı bir zalim olmaktadır. 913 3.2.3.2. Fayda-Zarar Hatibin siyasi konularla ilgili olarak bilmesi gereken di­ ğer bir mesele ise neyin faydalı ve neyin zararlı olduğudur. Kıyas sanatlan fayda ve zarar konusu bakımından değerlen­ dirilecek olursa burhan sanatı belli bir kesim için faydalı bir sanattır. Retorik de halkın çoğunluğuna faydalı olması ba­ kımından faydalı sanatlar arasında yer alır. Cedelin burhan ve retorik kadar olmasa da faydası vardır. Şiir tasdik için de­ ğil tahyü içindir, ancak retarikle beraber devlet işlerinde ve toplum ilişkilerinin düzenlenmesinde (nizcimü'l-müşareke) faydalıdır. 914 ikna amacıyla değil de şaşırtmak için kullanılan 9 11 912 91 3 914 s. 14, 15 .J\S.J ,.Jl,. ;JI I.i.. .J "'Uöl ,.-J .�_,.. .J ji l...o ı-l'l l.l. .J\S.J" Jl J� .rJ ,, ·J� ,.'lı ,;,t ı.i � ı �..;.; .JI' 1.# rJii'll ı.i _,.:-l l ·� ı ı�'J Age. , Age. , Age. , • s. 8 . s. 95· A .mlf. , el- Kıyas, s. 4·
Retorik Sanatının Değeri 249 safsata ise bırak insanlara faydalı olmayı hep zarar için var­ dır. 9 1 S Politik konuşmalann ortaya koymaya çalıştığı fayda (nafi', auı.up&pov, sümferon) ve zarar ( zarr , PMıP&pov, blabe­ ron) 9 1 6 anlayışı avam ve havassa göre değişir. Her grubun (fırka) kendine göre bir fayda ve zarar anlayışı vardır. Hal­ kın aşina olduğu fayda ve zarar başka, havassın aşina olduğu fayda ve zarar ba§kadır.917 Canını seven güzel olana değil faydalı olana yönelir. Çünkü faydalı olan insanın kendine göredir, güzel olan ise başkasına göre. 91 8 Farklı ya§larda farklı yarar algılamaları da söz konusu­ dur. Örne� gençler daha çok faydalı şeylere eğilim göste­ rirler ve hayırlı diye anladıkları şey aslında fıtratlarından do­ layı faydalı olandır.919 Her zararlı olan zulüm olmadığı gibi, her faydalı da adil 920 değildir. Bazı durumlarda demirin altından daha faydalı olması gibi çoğunlukla bulunan az bulunandan daha faydalı da olabilir. 92 1 Politik (müşaviri, Beratung) söylev gelecek zamanla ilgi­ lidir ve faydalı olanı zararlı olandan ayırınayı amaçlar.922 11 1 5 91 6 A .ınJf., el-Haldbc, s. 14· Aristotclcs, age 1358 b zo-ı:ı; İbn Sirui, age. , s. 14· Age. , s . 14. 91 8 Age. , s. 16o : 11 1 7 .• .• 919 1120 92 1 922 ,.;. � " � ei:Jt .:ıı; .J.-.-!1 �1 � •ei:Jt �1 � .� o.:- .:ıı; J,-.Jı.J • .:ıw)lı �, Age. , s. 158. Age. , s. nı . Age. , s. 78. İbn Sini, ei-Hikmetü 'I-'Arüziyye, s. 19. Aristoteles, age. , 1358 b ıo-ı:ı.
ıso İbn Sina Felsefesinde Retorik 1362 a ıo'de Aristoteles faydalı olanı (nafi', cruı.uptpov, sümferon) iyi (to ciya96v, das Gute) ile aynı anlamda kul­ lanmaktadır923. Burhan, cedel ve retoriğin amaçlarının karşılaştınldığı bu kısımda İbn Sina burhan ve retori�in faydaya (laide), ecde­ lin (mücadele) ise dirence (mukaveme) yönelik oldu�u belirtir. Asıl amaç faydalı olmakur (;.,l.i}ll} .924 inat edenle mücadele etmek ikinci amaçnr.925 Halk neyin faydalı neyin zararlı oldu�u bilir, ancak fayda ve zararı açık olmayan hususlar da vardır. Bu noktada hatip halkın zararı veya faydası olup olmadı�ını açıklı� ka­ vuşturmalıdır.926 Bu durumda o şeyin bizzat kendisinin mi yoksa dotaylı olarak mı yararlı veya zararlı olduğu belirgin de�ilse hatip tarafından belirlenmesi gerekir. Hakime düşen görev ise kendi görüşünü ileri sürmek de�il, taraflardan hangisinin daha inandırıcı oldu�a hükmetınektir. Filozofun fayda ve zarar anlayışı sadece bu dünyayla sı­ nırlı kalmamakta, öte dünyayı da kapsamaktadır. Ahiretle ilgili hususlarda karar öncelikle nassa bırakılmışnr. Temel kaynaklarda geçen bir hüküm bulunmadı�ı takdirde hakim kendi görüşüne göre karar verir. 927 Dünyevi mesel elerde ise 923 Age. , 1361 a ıo. 924 "Faydalanmak": ";.,ü:..-}1 1" 925 İbn Sini, el-Hatdbe, s. 6. İbn Sina s. ıo'de savwıma 926 927 ve sa�ı "'inidiyye ve cihadiyye" kelimeleriyle kar§ılamaktadır. Age. , s. 14-15. Adil olanda oldugu gibi (s. 14) iyinin ne ol<fuAuna da şeriat karar verir, Hatdbe, s. 84. İbn Sini'ya göre ameli felsefenin üç bölümünden (ahlik, ev idaresi/ekonomi, siyaset) birinci kısmını oluşturan ahlik, dünya ve ahiret hayatında mutlu olabilmesi için insana özgü durum ­ Iann nasıl olması gerekti� araştırmaktadır. İbn Sini, Aksam, 107 .
Retorik Sanatının Değeri Z5I hatip meselenin mevcudiyetini belirleyerek fayda sağlayıp sağlamadığına göre uygulamaya konulmasına karar verir. 928 Hem bu dünya hayatı hem de ahiret hayatı için iyilik ve kötülük, fayda-zarar, zulüm ve adalet gibi konularda önce­ likli olarak karar vermek, gerek algıda gerekse düşünüşte çe­ şitlilik gösteren ve yanılabilen bireylere değil Allah'a bıra­ kılmıştır. 929 Aristoteles retoriğinde ise kişinin aleyhine olan durumlarda mesele başka bir açıdan yorumlanarak zararsız olan sonuca ulaşılmaya çalışılır. Rhetorica 1358 b 20-25'de fayda ve zararın "uygnn" ( (J'\)J.lcpepov) olana göre belirlene­ ceği ifade edildiğinden dolayı Roma dönemi retorikçileri (Cicero, Quintilian) Aristoteles'in 1353 a 25 - 1354 b ı5'te ha­ tibin adaletten saptırmaması ve kötü olana ikna etmemesi gerektiğini ifade ettiğinden ahlaki gerekçelerle "uygnn930 olma kısmını değiştirmişlerdir. 931 İbn Sina ise dognı olanı bireylerin görüşüne terk etmemiş ve kıstas olarak uygnn ol­ mayı değil de şeriatı almıştır. 3.2.3.3. ÖVgü ve Yergi Klasik retorikte törensel hitabet çerçevesinde değedendi­ rilse de932 İbn Sina övgü (medh) ve yergiyi (zemm ) genel anlamda insan fıillerinin tamamıyla ilgili olarak, hukuk da dahil olmak üzere özellikle siyasi konularla bağlantılı bir şe­ kilde hatibin bilmesi gereken konularla bağlantılı olarak fay- 92 8 929 93° . Sina, el-Haıdbe, s. 15. lbn Age. , s. 14, 84. Fahredd.in Razi de bu konuda mutezileye karşı düşüncelerini ortaya koyarken hüsün ve kubuh meselesinin itibari değil şc:ri old�u ifade etmiştir, bk., Razi, Metdllb, cilt 3, s. 189 vd. 931 Aristotle, On Rhetoric, ed. Kennedy, s. 49· 932 Aristoteles, Retorik, 1358 b ı7-:ı8.
252 İbn Sina Felsefesinde Retorik da ve zarar gibi konularla birlikte ele almJ.§tır.933 Bu sebeple övgü ve yergi konusunu retoriğin yararı konusunda siyaset başlığı altında değerlendirmeyi uygun gördük. ÖVgü ve yerginin amacı güzel ( ıcaA.oç, kal os, das Schöne) ve çirkindir ( aiaXP6ç, aischiros, das Hasslichc) . 934 Övgü, "Mazlumdan kötülüğü uzaklaştırmak erdemdir" sözünde ol­ duğu gibi toplurndaki ortak yasalardan ya da ''Oruç tutmak erdemdir" sözündeki gibi özel yasalardan olabilir. 935 Hatip övgüye değer bulunanla doğru arasındaki ilişkiye dikkat etmeli ve her övill enin gerçekte doğru olup olmadığı­ nı ortaya çıkarmalıdır. Çünkü bazen çirkin görülen doğru­ dur, bazen de övgüye değer bulunup da doğru olmayan şey­ ler vardır. 936 Münatiriyyenin (nefret ettierne ve övme) amacı övgü ve yergidir (medh ve zemm) ve bunlar ya şimdiki zamanla ilgi­ lidir ya da herhangi bir zamana ait değildir. Razi, İbn Sina'nın övgü ve yergiyle beraber yüceitme (tekbir) ve kü­ çük gösterıneyi (tasğir) de kullandığım belirtmektedir. 937 Konuşmacı konuşmasına bahsedilen konunun övgüye değer bulunduğunu, faydalı veya hayırlı olduğunu ya da bü933 İbn Sina, ei-Hatdbe, s. 7-8, ı3-ı5 vd Günümüzde de övgü ve yergi, politik konuşmalarda özellilde taraftariann övülmesi ve raki pierin ye­ rilmesi baıtarnında sıkça başvurulan bir yöntemdir. Bk. Hauser, Ge­ rard A., "Aristotle on Epideictic : The Formation of Public Mora­ lity", Rhetoric Socieıy Quarterly, cilt: 2 9 , sayı: ı ( Kış, ı999 ) , (s. 5-23) , s. 934 93s s vd. Aristoteles, Retorik, ı358 b 27-28 . Aristoteles'te övgü ve yergi için bk. HeUwig, Antje, Untersuchungen zur Theoiie der Rhetorik bei Platon und Aristoteles, Göttingen, ı973, s . ı37-140 vd. Ib . n 5•ına. • age. , s. ıs. 936 A. mlf., Işaretler, s. 53· 937 Razi, Şerhu 'uyılni1-hikme, s. 251-25:ı. Razi medh Muhassal'da da değinmektedir. Bk. s . 478-479 . ve zemm konusuna
Retorik Sanatının Değeri :Z53 yük bir mesele olduğunu belirterek konunun dinleyici nez­ dinde rağbet görmesine çalışır. Diğer türlü eğer bir mesele­ nin dinleyicinin gözünden düşmesi isteniyorsa bu durumda da meselenin olumsuz özellikleri dile getirilir. 938 Retoriği siyasetin bir alt dalı olarak gören Aristoteles Ni­ homachos 'a Etik'te adaletin önemi, onurlu ilişkiler ve gerçek hakkındaki tutkularını açığa vurmaktadır, ancak Aristoteles retoriğin toplumda adalete uygun bir şekilde kull anılı p kul­ lanılmadığıyla veya bu bağlamda batibin görevleriyle alakalı olarak bazı sofıstik çürütmelerin dışında fazla bir şey söyle­ memektedir. 939 3.2.3.4. Kanun Koyucu (eş-Şiri', es-Sinin, el­ İns1nü'l-kebir) Yasa koyucu (şari') 940 hiçbir insanın onunla eşit olmadı­ ğı "büyük insan"dır ( el-insanü'l-kebir) . 941 Cüz'i meselelerle ilgilenmeyen yasa koyucular (şantln) , hakimierin yasalara uygun kararlar vermesini denetlerler (tahrim ve tahzir) . 942 İbn Sina'nın "el-ins:lnü'l-kebir" diye nitelendirdiği kişi­ nin özellikleriyle Farabi'nin tarif ettiği erdemli devletin yö­ neticisinin özellikleri birbirine benzemektedir. Farabi erdem­ li devletin yöneticisinin, ibn Sina'nın "el-insanü'l-kcbir"inde olduğu gibi herhangi bir insan olamayacağını belirtmekte­ dir. Çünkü yönetici yaratılışı ve tabiatı bakımından yönetici- 938 939 940 941 942 İbn Sini, ı:I-Hatdbe, s . 56-57. Kenııedy, age., s. 55· Haıdbc'de, s . 175 'te geçen "es-s!ınin" ifadesi gerçek anlamda kanun koyucu de� de etkili konuştutıi takdirde sözü kanun yerine geçen anlamında kullarulmaktadır. İbn Sini, age. , s. 19. Age . . s . :ıo .
254 İbn Sina Felsefesinde Retori.k liğe kabiliyerli olmalıdır ve yöneticilikle ilgili iradi meleke ve nıtu.mları kazanmış olmalıdır. Bu özellikler tabian gereği yöneticilik kabiliyeri olan insanda gelişip ortaya çıkar. Diğer yandan her sanat yöneticilik için uygun değildir. Bundan do­ layı erdemli şehri yönetecek sanat herhangi bir sanat olama­ yacağı gibi bu herhangi bir melekeyle de kazanılmaz. Nasıl ki bir cins arasındaki ilk yönetici bu cinsteki herhangi bir şey tarafından yönetilmezse bu durum , parçalardan meydana ge­ len her bütün için de geçerlidir. Eğer bedende yönetici ola­ cak tek bir yönetici organ varsa başka bir organ yönetici olamaz. 943 İbn Sina'ya göre "yasa koyucu sanat" (es-sına'atü 'ş-şari'a) türemiş ve sonradan icad edilmiş ya da Allah katından olma­ yıp her akıl sahibi insanın sahip olabileceği bir sanat olduğu anlamına gelmemektedir. "Yasa koyucu sanat" Allah katın­ dandır ve akıl sahibi her insanın bu sanata sahip olması söz­ konusu değildir. Diğer yandan İbn Sini, Allah'ın yaratnğı varlıklar üzerinde düşünüp onların nasıl olması gerektiğine dair bir sonuca varmanın da herhangi bir sakıncasının olma­ dığını belirtmektedir. 944 İbn Sina, "yasa koyucu sanat"ın özelliklerine dair şu maddeleri sıralamaktadır: (a) Peygamberliğin varlığı; insan türünün var olması, varlığını sürdürmesi ve iliiret hayan için dine olan ihtiyacı, (b) dinlerde ortak olan külli/evrensel emirler ve yasaklar (hudud) ile toplumdan topluma ve za­ mandan zamana göre farklılık arz etmek suretiyle tek tek diniere özgü olan emir ve yasakların birtakım hikmetleri ve 943 Faclbi, Ideal Devlet, (d-Medrnetü7-fdzı1a), 944 tre. Alunet Arslan, 1997, s . ıos. Bk. İbn Sini, Manııku'l-meşrıkiyyrn, Kahire 1910 , 79 · s. Ankara- 8; Kaya, agm. , s.
Retorik Sanatının Değeri Z55 (c) ilahi peygamberlik ile bütün batıl peygamberlik iddiaları arasındaki farkları tespide uğr�an bir ilim dalıdır.945 İbn Sina'nın "yasa koyucu sanat" şeklinde yeni bir ilim dalı ihdas etmiş olması, arneli felsefeye yakl�ımını sadece Aksamu 1-Ulami 'l-Akliyye'deki ifadeleri çerçevesinde değer­ lendiren ve buradaki açıklamalardan hareketle İbn Sina'nın dini (Farabi'de olduğu gibi) siyasetin kapsamı içinde değer­ lendirdiği sonucuna ul�an Mehdi'yi yanlışlamaktadır. 946 Anayasa kanun koyucudan (şari') alınır. Kanun koyucu­ ların derecesinden daha �ağıda olan (el-kasın1ne 'an rutbe­ ti'ş-şarii'n) kanun koyma yetkisine sahip değillerdir. 947 Aynı şekilde kanun koyucular da sonsuz tikeller konusunda hü­ küm verme durumunda değillerdir.948 İbadetler, insanlar arasındaki hukuki sonuç doğuran iliş­ kiler (mu'dmeldt) ve cezalara (zevdcir) dair miktara dayalı her türlü belirlenim ancak ilahi dinlerin bildirimiyle bilinebi­ lir. 949 İbn Sina yöneticiyle alakalı hususların Eflatun ve Aristo­ teles'in siyasetle ilgili kitaplarında yer aldığını belirtmekte ve Eflatun'un Devlet'i ve Aristoteles'in Arapçaya tercüme edilip 945 Kaya, agm. , s. So. Kaya, agm. , s. Sı; Muhsin Mahdi, "Avicenna: Pracrical Science", En­ cyclopedia Iranica, ed. Ehsan Yarshater, London-New York 19S9, c. m, (s. S4-SS), s. S6-S7 . 947 Kanun koyucu ve uygulayıcılada ilgili olarak bk. Aristoteles, Retorik, 1354 a 19 b 16. 946 - 948 949 İbn Sina, el-Hatdbe, s. 17 : " .Jl � ·tJI..!.l l o.r- � _;s:JI �� .J,S:.. r;J'.J �JP oJ.J� �;ı..:..ıı �J �JP .:r...,... lilı rı.s:..ı ı 'J .J�;ı..:..ıı ..!.LIJS ·�' �l:.:t 'J � 4'! .;ft" .;ft" ı.i �' .)1 � �, Kaya, agm . , s . S3.
ı 56 İbn Sina Felsefesinde Retorik edilmediği bilinmeyen ancak içeriğine dair bilgilerin bulun­ duğu Politika adlı eserine gönderme yapmaktadır. 1150 Farabi'nin "kanun koyucu" (vadı'u'n-nevanus) veya "ka­ nun sahip(ler)i" ( sarubu'n-nevamis/ashabu'n-nevanus) ola­ rak atıfta bulunduğu kişinin,951 Farabi'nin eserlerine de da­ yanarak İbn Sina tarafından "peygamber" olarak yorumlan­ dığı düşünülmektedir. 952 İbn Sina retorik metinlerinde bu bağlamda "el-insanü'l-ekber" ifadesini kullanıyor, ancak yasa koyucu ya da koyucuların (şari', şm'fuı) peygamber olduğu­ na dair bir açıklamada bulunmamaktadır. Öte yandan hem dünya hem de ahiret hayatıyla ilgili kanun koyucunun Allah olduğunu belirtmektedir. 953 İbn Sina'nın kanun koyucuya bıraktığı genel yasaları Ra­ zi, peygamberlerin belirleyebileceklerini, İbn Sina'nın cüzi dunun larla ilgili görüşüne uygun olarak sınırsız tikellere dair özel yasa koymanın mümkün olmadığını belirterek tümel kanunların belirlenınesini nazari aklın, bu kanunların tek tek fertler ve tikel olaylara uygulanmasının ise arneli aklın görevi olduğunu ifade etmektedir. 954 İbn Sina nübüvveti inkar edenlerin herhangi bir delille­ rinin bulunmadığını ve böyle bir iddiada bulunanların alaya alınacak hurafe türündeki açıklamalarına yer vermediği "Fi isbati'n-nübüvve" adlı risalesinde bunların iddialarına cevap verdiğini belirtiyor. 950 Kaya, agm ., s. 7 3 · 951 Bk. Fhlbi, Tdhısu 952 953 954 Nevdmlsi Eflatan, nşr. Abdurrahman Bedevi, Ejldtan fi'l-lsldm içinde , Beyrut, 198:ı, 37, 39, 40, 46. Kaya, agm ., s. 77-78 . Bk., İbn Sini, ei-Hatdbe, s. 14, 84. Razi, Şerhu "uyüni 1-hihme, s. 14.
Retorik Sanatının Değeri 257 Bilgi anlayışına ba�lı olarak peygamberin ( rasUl) vahyi uygun bir anlatım tarzıyla insanlara tebli� eden yönetici ol­ du�uılU belirtmektedir. Peygamber bu uygun anlatım tarzını kullanmak suretiyle düşünce dünyasını ilimle, duyulur dün­ yayı ise siyasetle düzenler. 95 5 Hllim.ler hükmü fiiruya dair meselelerde verirler. Ada­ let, zulüm ( cevr), masiahat ve mefsedet hakkında yargıda bulunmak herkesin kaldırabilece� bir yük de�dir. Bazıları ömürlerinin ancak bir bölümünde "uygun" (salah) olanın ne old�a karar verebilirler. İnsanlar tikel meselderin çözü­ münde bocalıyorken tümel meselderin altından hiçbir şekil­ de kalkaınazlar. Dolayısıyla külli kanunlan belirlemek yasa koyucuya bırakılmıştır, yasa koyucu da Allah'tır. 956 Aristoteles neyin haklı neyin haksız old�a karar ver­ me yetkisinin hllimlerde olduğunu belirtirken957 İbn Sina "aklın ve şeriatin halifesi" (trJı, J.iall � �ı .:ıl) 951 diye nitelendirdi� hllim.lere yasa koyucu tarafından belirlenen külli kanunların cüzi meseldere uygulanması görevini ver­ mektedir. 959 3.2.3.5. Milşivir-Sözdl (el-hatibü'l-mllşir) İbn Sina'ya göre siyasi bir figür olan müşavir (el-müşir) belli bir idari yönetim altında yaşayanların daha kolay nasıl ikna edilece�i bilmenin yanında, kanun koyucunun (şan') 955 İbn Sini, "N�bi.ivvctin İspan ve (Nebilcrin) Sembol ve Benzetmele­ rinin Te'vlli Uzerine", ıRıulag Onivmik.Si Ilahiyat Fakıllıesi Dergisi, Hüseyin Aydın, Enver Uysal, Hidayet Peker, cilt: s. 565-568 ( 565-573. sayfalar) . 956 İbn Sini, ei-Hatdbc, s. 14. 957 Aristotdes, Reıorik, 1376 C!t..A , age. , s. 1:ı:ı. 958 ı'bn .-959 Age. , 16-17. b :ıo. tre. 7 ( 1 998}, sayı : 7 ,
ı58 İbn Sina Felsefesinde Retorik siyaset etme tarzlarını kavrayıp bu tarzlar arasındaki olası de�im ve dönüşümlerin bilincinde olmak suretiyle devletin nasıl koruma alnna alınaca� ( hıfzu'l-bilad) bilgisine de sahip olmalıdır. 960 Danışman siyaset etme şekillerinin tamamını bilmekle kalmaz961 yanında siyaset ettiği yönetim şeklini benimsemiş (mütehall ikan) olmalıdır. Danışmanlık yapnğı yönetim şek­ lini benimsemeyen bir danışman kendini kabul ettirmekten uzak olacaknr. 962 Emire danışmanlık yapan (.r." 'iı J.J�) 963 müşavir sözeü­ nün diğer nitelikleri arasında bir meselenin mümkün olu p olmadığını, geçmişte gerçekleşip gerçekleşmediğini veya gerçekleşiyor olup olmadığını , 964 bir hayrın daha erdemli olup olmadığını veya başkasının ihtiyaç duyduğu bir fayda­ nın daha faydalı olup olmadığını genel olarak bilmek de yer alır . 96 s 3.2.3.6. Yönetim şekilleri Bir sistem fılozofu olan İbn Sina yönetim şekillerini tas­ nif ederken meş§M geleneği takip etmekle birlikte Farabi'nin etkilerinin izlerini de taşımakta966 ve kendine özgü katkılar da sunmaktadır. Filozofun retarikle ilgili her iki metninde de geçen ve demokrasi, oligarşi, timokrasi ve aristokrasİ şeklindeki te- 960 Amlf., t:l-HiJmıetıi1-'Artiziyye, 42; a.mlf., t:l-Hatdbt:, s. 961 A.mlf., el-Hikmt:tll 1 -'Artiziyye, s. 42. 6ı, 63-64. 962 Aristoteles, age. , 1365 b 24-26, 1366 a 9-15; İbn Sini, t:l-Hatdbt:, s. 83 . 963 Age. , 43· 964 Age., s. 56. 965 Age., 966 s. 76. Age. , s. 63; Farabi, d-Mı:dlru:w1-jdzıla, s. 41, 63 (Dietcrici nqri) .
Retorik. Sanatının Değeri 259 melde dörtlü tasnif Retorik'te geçen sınıflandırmadır. 967 İddia edildi�i gibi sadece Eflatun'un etkisiyle 968 de�il de Aristote­ les'in Retorik'inde olmasından dolayı İbn Sina da yönetim şekillerini ele almıştır. Antik Yunan felsefesi ve etkiledi� çevrelerde siyaset ala­ nında Eflatun'un büyük bir etkisi vardır. İbn Sina'nın gerek el-Hikmetü 'I- 'Aruziyye gerekse Şifa'nın Hatabe kısmında takip etti� Aristoteles'in Retorik'inde geçen devletler tasnifiyle bir karşılaştırma yapılabilmesi ve Aristoteles'in Antik dönem devlet şekilleri tasnifinde nasıl bir yöntem takip etti�in be­ lirginl�mesi için Eflatun'un Devlet adlı eserinde ortaya koy­ duğu yönetim tarzlannı vermek uygun olur. Eflatun'da yö­ netim modelleri şöyle tasnif edilir: Eflatun'un Devletler Tasnifi İde al Devletler İde al Olmayan Devletler ı. Monarşi ı. Aristokrasi 3. ı. Timokrasi ı. Oligarşi Demokrasi 4· Tiranlık969 Aristoteles Retorik'te yönetim şekillerini verirken, siyaset üzerine yazılmış bir eser olmamasına r�en siyasi konula­ rın bu eserde ele alınmasına gerekçe olarak, kendisi de aynı zamanda siyasi bir figür olan batibin hem dinleyicilerini inandırabilmesi hem de iyi bir yönetim ortaya kayabilmesi 967 968 969 1365 b :ı9. Roscnthal, age. , s. 144 · Eflitwı, Devlet, 54od-s6sd. Aristotdes, Retorik,
:ı6o İbn Sini Felsefesinde Retorik için her yönetim tarzının temsil ettiği linmesi gereğini ileri sürer. 970 ahlak anlayışının bi­ İslam Meşşii felsefe geleneğinde Farabi yönetim şekille­ rini sınıflandırmada sahih akla dayanmış ve: şöyle bir tasnif ortaya koymuştur: Farabi'nin Devletler Tasnifi Erdemli Devlet Erdemli Olmayan Devletler A. Cahil devlet ı. Zaruret devleti ı. Plütokrasi (Mal edinmeye dayalı devlet) 3- Aşağılık devlet ( el-mc:dinetü'l-hıssa ve's-sükU:t) 4- Tiranlık 5· Demokrasi B. Fası.k devlet C. Değişmiş devlet D. Sapık dc:vlet971 İbn Sina ise Emir Ebu'I-Hasan Ahmet b. Abdullah el­ Anlzi'ye atfettiği el-Hikmetü1-'Arilziyye'de yönetim şekilleri­ ni demokrasi, bayaAt yönetim (hasasatü'r-riyasc:), monarşi (vahdaniyyetü'r-riyase) ve aristokrasİ (Arisnikdtiyye) şek­ linde dörde ayınr. 972 Bunlardan bayağı yönetim şekli, zorba­ lık (riyasc:tü't-te�allüb) ve oligarşi (riyisetü'l-kılle , takım er- 970 Aristoteles, Reıorik, 1365 b Z4·:ı6, 1366 a 9-15. 911 Fhibi, ei-Medtnew1-F4Ztla, s. 98, ıo4-n7; Farabi, es-Siydsew'l­ medeniyye, thk., Fevzi M. Ncccar, Beynıt, 1964. s. 57-58. 972 İbn Sina, ei-Hikmew 1-'Araziyyt:, 37; İbn Sina, ei-Hatabe, s. 6:ı. Bu isimlendirmeler Retorik'in Arapça tercümesinden alınmıştır.
Retorik Sanatının Değeri z6ı ki) şeklinde iki farklı yönetim tarzıyla tezahür eder. 973 Bu ay­ rım e1-Hihmetü'1- 'Anlziyye'de geçen ayrımdır. Hatdbe'de de yönetimlerin (siyasat) dörde ayrıldığını ve alt dallarıyla bir­ likte altı olduğwıu belirtir. Bununla birlikte e1-Hihmetü'1A ruziyy e'de Aristoteles'e daha yakın bir tasnif yapılmışken Hatdbe'deki tasnif Retorih'tekinden bazı noktalarda farklılaş­ maktadır. 974 ' Bu yönetim tarzları tek başına uygulanabilecegi gibi (el­ medeniyyatü'l-basita) bazı yönetim tarzlarının aynı anda uy­ gulandı� yeni bir yönetim tarzı da mümkündür. Devlet şe­ killeri arasında en erdemiis i (efdal) aristokratik özellik göste­ ren krallıktır (siyasetü'l-mülki'l-melik) .975 Krallı� ardından "seçkinlerin yönetimi" (siyasetü'l-ahyar, aristokrasi) 976 ve daha sonra da timokrasi (siyasetü'l-kerame) gelir. Bunlardan aş$da zorba yönetim, sonra belli bir azınlı� yönetimi ve en altta da toplumun kendi kendini yönetimi (siyasetü'l­ cema'iyye) yer alır . İbn Sina daha önce toplumun kendi kendini yönetimi için "demokrasi" karşılı�ı kullanırken burada "cema'iyye" ifadesini tercih etmiştir. Aynı durum aristokrasİ iç in de geçerlidir. İlk tasnifte Yunanca olan "aris­ tokrasi" ( apıotoıcpa'ria) Arapça söylenişe uygun olarak "Aristökratiyye" şeklinde alınmış, Şifa'da ise kelimeye Arapça karşılık olarak "siyisetü'l-ahycir" karşılı� verilmiştir. 973 İbn Sini, ei-Hikmetü 1-'Araziyye, s . 37-39 . 974 A.mlf., ei-Hat4bc, s. 6:ı. 41. Selim Salim, metinde geçen iba­ renin "cl-mülkü'l-melik" şeklinde oldugunu ifade etmekte ve metin­ de sadece "mülk/melik"i almaktadır. Ancak hem asıl metinde yer alması hem de daha açıldayıcı bir ifade olması dolayısıyla "cl­ mülkü'l-melik"i tercih ettik. 976 ei-Hikmetu1-'Araziyye'de (s. 41) "ihtiyir" şeklinde geçse de Hatibe'de dop-u yazılışı olan "cl-ahy:lr" şeklinde yer almaktadır. 975 A.mlf., ei-Hikmetü1-'Araziyye, s.
262 İbn Sini Felsefesinde Retorik Hatclbe'de dört ana başl ık, iki de alt başlık olmak üzen: altı yönetim §ekli yer almaktadır: 977 ı. Monarşi ( vahdaniyyetü'r-riyise) ıa. Zorba yönetimi ( et-teğallubiyye) ıb. Timokrasi (siyisetü'l-ker:iıne) 2. Oligarşi ( siyisetü'l-gılle ) 3. Demokrasi (siyisetü'l-hürriye ve'd-dimukratiyye) 4· Sokratik (Arisrokratik) Yönetimler 4a. Aristokrasİ (siyisetü'l-hayr) 4b. Krallık (siyisetü'l-mülk)978 Aynı kitabın başka bir yerinde ise altı yönetim şekli ol­ duğunu belirtmekte ancak sadece demokrasi (icmiiyye), oli­ garşi (hasasetü'r-riyase) , aristokrasİ (riyase şerlfe) ve monar­ şiyi (vahdciniyyetü'r-riyase) sıratamakta ve bu yönetim şekil­ lerinin amaçlarını belirlemektedir. Buna göre demokrasinin amacı özgürlük (hürriyet), oligarşinin amacı bolluk (yesar) ve seçkin saltanatın (cıldetü't-tasallut) , yani aristokrasinin amacı ise yasayı korumaktır (hıfzu's-sünne ) . Şan ve şerefe dayalı yönetim ise (kerame) şeref ve izzeti korumayı ve bun­ ların tartışma konusu yapılmasını engellerneyi amaçlamakta­ dır.97'9 Timokrasi kelimesindeki "nJ.I.it" (time), hem "(paranın) değeri, servet" hem de "onur" anlamına geldiğinden dolayı Arapçaya yanlışlıkla birinci anlamıyla çevrilmiş (fe inneha elleti tesellutu fiha el-mütesellitône bi edii'l-itaveti) ve İslam 977 İbn Sini, el-Hatılbe, s. 978 Agt., s. 6). 979 Age. , s. Bı-83. 6ı.
Retorik Sanatının Değeri ı63 fılozofları da bu yanlışa binaen yönetim tarzlarını sınıflandı­ rırken ya mal millkle yönetimin zorla ele geçirildiği veya halkın o servete ihtiyaç duyması dolayısıyla serveti elinde bu­ lunduranı yönetirnde tercih etti�i bir idare980 diye sınıflan­ dırmalar yapmışlardır. İbn Sina bu ikinci yönetim tarzına "riyasetü'l-fıkriyye" adını vermektedir. 3.2.3.6.1. Zorba Yönetim Bu yönetim şekli zenginli�in artması sonucunda (bi se­ bebi ziyadeti'l-yesar) ortaya çıkar. 98 1 Şifd'da monarşi (vahdaruyyetü'r-riyase, J.LOV«fJXia (monarchia) , J.U)voç (mo­ nos) : "bir" ve CİfJXttV (archein) : "yönetmek") türü bir tarz olan bu yönetirnde yönetici ( sais) baskın bir şekilde gücü elinde bulundurdu�dan dolayı ortak kabul etmez. Yöneticinin sahip old� güç ya bizzat kendisinden kay­ naklanıyordur veya başka bir neden bu güce ulaşmasını sa�­ lamıştır. Bu idare tarzını uygulayan yönetirnde halktan mut­ lak surette emirlere uyup itaat etmesi beklenir. 982 Bu yönetim zenginli� gücü kullanılarak zor yoluyla de�il de halkın zenginliği elinde bulunduran kişinin malına ihtiyaç duyması dolayısıyla tercih edilir. Zorba yönetirnde ( tegallü bi) lider ço�alınca yönetim bu haliyle kalmaz ve baş­ ka yönetim tarziarına dönüşür. 983 980 A.mlf., ei-Hikmetu 1-'Artlziyye, s . 37· 98 1 Aristoteles de oligarşinin "amaonın" zenginlik olduAwıu belirtir, bk., Retorik, 1366 a 4· 98 1 İbn Sini, age., s . 6:ı; İbn Sini, ei-Hikmetu1-'Artlziyye, s . 39· 983 Age. , s. 39·
:ı64 İbn Sini Felsefesinde Retorik 3.2.3.6.2. Timolaasi (npoxparla, timokratia, siylsetü'l­ kerime) Timokrasi (nııoıcpaTia, "timokratia", nııfı : "değer (pa­ ra) veya "onur"; ıcpiıtoç (kratos) : "güç", "yönetim") , yöne­ ticinin hiçbir karşılık beklemeden sadece onur ve yücelik adına halkı koruyup kolladığı bir yönetim tarzıdır. "Şerefli­ ler yönetimi" diye de adlandırılır. Devletin başında tek bir kişi bulunması dolayısıyla bir açıdan monarşik bir yönetim olarak kabul edilir. 3.2.3.6.3. Oligarşi (siyisetü1-kılle, azınlıpn yönetimi) Oligarşi ( oA.ıyaPXia, oligarchia: 6A.iyoç, oligos, "küçük bir grup" ve clPXt:tv: "yönetmek") en zengin olanın idareyi eline aldığı yönetim tarzıdır. Diğer yandan siytisetü 1-hercime (timokrasi, şerefliterin yönetimi) ile bağlantılı bir şekilde ele alındığında bu kelime nııoıcpatia kelimesine karşılık getiril­ miş olabilir. Zenginliğe dayalı yönetim şeklinde anlaşılması ise "nııit" kelimesinin hem "onur" hem de "paranın değeri" anlamlarına geliyor olmasındandır. Yönetim tarzı başka bir tarza dönüşmediği sürece azınlık yönetiminde lider sayısının fazla olmasının herhangi bir sa­ kıncası bulunmamaktadır. 984 3.2.3.6.4. Demokrasi (Dimukrltiyye, hürriye ve'd­ dimdkrltiyye, cemi'iyye/icmi'iyye, ) Klasik dönem siyasi yapılannda günümüzdeki anlamıyla henüz tüm kurumlanyla oturmamış olması ve Sofıstlerin de­ ğerler alanında rölativist yaklaşımlarının yol açtığı kaos or­ tamının da etkisiyle en kötü yönetimlerden biri olarak kabul 984 İbn Sini, ei-Hikmew1- 'Arılziyye, s. 39·
Retorik Sanatının Değeri ı65 edilen demokraside ( 6fiııo<;, demos, "halk" ve Kpatoç, kra­ tos, "güç", "yönetim") yönetim kademesine, ço�� tercih etti� veya er-reisu'l-evvel'in seçti� kişi gelmektedir. Ço�� yöneticiyi seçiminin Retorik'te ve Arapça tercümesinde kura ile (bi'l-kur'a, tv n di)pcp, en he klero) old� belirtilmektedir. 985 İbn Sina, Aristoteles'in metnin­ deki yönetim şekillerinin anianidığı kısımlan ( 1365 b ı9 vd.) özetledi� satırlarda986 bu görevlendirmenin kura veya şans (baht) yoluyla olacağını dile getirmektedir. Yönetim şekille­ rini ayrıntılı olarak ve nispeten Aristoteles'ten bağımsız bir şekilde ele aldığı el-Hikmeıu'l-'ArUziyye'nin987 ve Haıabe'nin ilgili kısımlarında988 görcvlendirmenin oybirliğiyle (icm'a) olacağını ifade etmektedir. Amacın hürriyet oldu� demokraside erdemli veya alçak olsun, herkes ceza ve ödülde eşittir. 989 İnsanları yanlış yönlendirmeye ve kaosa sebep olacak un­ surlara aracı olmayıp erdemi öneeleyen ve toplumun değer algılarını görmezden gelerneyen konuşmacının hal ve tavırla­ nyla sözlerinin tutarlılığı demokrasinin sürdürülebilir bir yönetim tarzı olmasını sa�ayan en önemli etkenlerdendir. 3.2.3.6.5. Aristokrasi (Arist6kritiyye, siyisetü1-ahyir) Aristokrasi990 ( aplO'tOl, aristoi, "en iyiler" ve KpcltOÇ, kra­ tos, "güç", "yönetim") veya siyasetü'l-ahyar gerek yöneten gerekse yönetilen olsun toplumda yaşayan herkesin dünya ve 985 986 Aristoteles, Rtıorik, 1365 b 33· A.mlf., el-Haıabe, s. S ı-83 98 7 A.mlf., ei-Hikmetü1-'Araziyye, s. 37 vd. 988 A.mlf., ei-Haıabe, s. 6ı-63. 989 A.mlf., ei-Hilmıetü 1-'ArQziyye, s. 37-38. 990 Metinde "sukrinyyc" diye bir ifade geçmekte, ancak bu kelimeyle "aristokrasi" kastcdilmektcdir, bk., a.mlf., ei-Haıdbe, s. 63.
266 İbn Sina Felsefesinde Retorik ahiret saadeti (sa'adetü'l-'acile ve'l-acile) istediği, ilmi ve arneli erdemiere ve felsefi düşüneeye dayalı bir yönetim tar­ zıdır. Devlet başkanı anlaşmayla (ittifak) değil de liyakat esa­ sına göre vatandaşlar arasından en erdemli, felsefede en iyi ( ahkamun) ve en takva sahibi (etka) olmasına dikkat edilerek seçilir. Seçkinterin yönetirnde olduğu bu devlette tek bir yö­ netici olabileceği gibi birden fazla yönetici de olabilir. Yöne­ ticiye itaat wrla değil, halkın arzu ve iradesiyle gerçekleşir. Daha alt kademedeki yöneticiler de aynı şekilde sahip oldukları erdemiere göre sıralanır. Devlet kademelerindekiler arasında anlaşmazlık, çekememezlik, gruplaşma ve düşman­ lık gibi olumsuz durumlar da söz konusu değildir. Yönetim anlayışı bu şekilde belirlenince üretimden sa­ vunm aya toplumdaki her alanda bir yetkinlik söz konusu olacaktır. Toplumdaki herkes ister teorik isterse pratik olsun sahip oldu&! erdeme göre bir mevki edinmekte ve toplumda yerine getirdiği işleviyle toplumsal hayata bir katkı (sal:lhu'l­ müşareke) sağlamaktadır.991 Yöneticinin filowf (hakim) ol­ ması durumunda ise insanlar siyasi erdemin yanında kendin­ de siyasetin yetkinleşmesini sağlayan teorik erdemiere sahip bir yöneticiye sahip olmuş olacaklar ve dolayısıyla erdemli bir idare tesis edilecektir. 992 İbn Haldun ise, İslam filowflarının erdemli devlet anla­ yışını sadece teorik bir yaklaşım olarak görmektedir. 993 sına, ei-Hikmetıl1-'Arütiyye, s. 39•41; a.mlf., ei-Hatdbe, s. 6z-63. Farabi 'en iyilerin yönetimi' (riybetü'l-ahyıir) adını verdi� bu yöne­ tim şeklinin eski Perslerde old�u belirtir (d-Medine, s. 138 ) . İbn sına, el-Hatdbe, s . 63 ; a.mlf., Meta.fiıik, ll. cilt, prg. 940. Bk., Gutas, Ibn Stnd'nın Mirası, s. ıBo. 991 İbn 992 993
Retorik Sanatının Değeri 267 3.23.6.6. Krallık (siyisetü'l-millk,lmülkü1-melik) İbn Sina'nın ele aldığı son yönetim şekli krallıktır. Aris­ tokrasİyle birlikte en iyi yönetim tarzını oluşnıran krallık (el­ mülk) Rosenthal'in belirttiği şekilde "seküler bir krallık"994 değil de "siyaset" anlamına gelmektedir. Zira bu kelimeyle ne kastettiğini İbn Sina bizzat kendi bildirmektedir: "Mülk siyasettir. "995 3.2.4. Retori�n Egitimdeki Faydalan Sofistlerin insanları şaşırtmak amacıyla uyguladığı ve karşılığında da ücret aldıkları eğitim yöntemini eleştİren Aristoteles tümdengel im ve istikranın ( tümevanın) özellikle soyut konuları öğrenmedeki rolüne vurgu yaparak tümeva­ mnın teorik konularda daha az gelişmiş olanların başvuraca­ ğı bir düşünüş tarzı olduğunu, buna karşın kıyasın ise teorik konularda daha yetkin olanlar için daha uygun olduğunu be­ lirtmektedir. 996 Eğitimi "kökü acı, meyvası tatlı" olarak nitelendiren Aristoteles, eğitimin üç unsurunun bulunduğunu belirtir. Bunlar doğal yetenek, bilgi ve uygulamadır. Ona göre ço­ cuklarına eğitim veren ana babalar, onları dünyaya getirmek­ le yetinen ana babalardan daha saygıdeğerdir. Çünkü biri çocuklarına sadece hayat bağışlıyorken diğeri iyi bir yaşam sunmaktadır. 997 Farabi öğretme ve öğrenmeye dair şöyle diyor: 994 Rosenthal, age. , s . 144. 995 İbn Sini, el-Hatdbe, s. 94· 996 Aristoteles, Topica, 157 a 18-ıo. 997 Diogenes Lacrtius, Onlü Filozojlann Yaşamlan ve Ogretileri, İstanbul, ıooı, bölüm : 5, prg. 19.
z68 İbn Sina Felsefesinde Retorik "Söz ile ögt-emıe özelli� olan her konuda ögt"enen ( mü­ te'allim) için şu üç durumun olması zorunludur. Birincisi öğretenin söz ile demek istediği şeyin anlamı demek olan, işittiği şeyin anlamını (ma'ni) aniayıp (fehm) kavramasıdır (tasavvur) . İkincisi ögt-emıenin sözcüğünden (lafız) anladı­ ğı veya kavradığı şeyin varlığına ilişkin kendisinde doğru bir yargının (tasdik) meydana gelmesidir. Üçüncüsü kavra­ dığı (tasavvur) veya doğru yargıda (tasdik) bulunduğu şeyi bellemesidir (hıfz) . Bu üç durum; söz ile öğretilen her şey­ de gereklidir. "998 Sözle öğrenme süreçlerinde zihnin içinde bulwıduğu du­ rumu ifade eden bu sanrlar öğretme ve öğrenme faaliyetinde özellikle öğrencinin öğrenmeyi nasıl algıladığıyla alakalı ola­ rak önemli ipuçlan vermektedir. Farabi'nin tasvir etti� bu süreç, tümel bilgileri kavra­ makta zorlanan özellikle retorik ehline hitap edebilecek olan belleme (hıfz) metodwıwı yanında bütün sözlü öğretimler için de uygulanabilir. Retorik, her konuda mümkün olan ikna iınkinlannı ara­ yıp bulmak §Cklinde tarif edilen amaana uygun olarak her­ hangi bir konuyla sınırlandınlmamaktadır. Bütün teorik ve pratik alanlarda belli bir konwıwı benimsetilmesi için kulla­ nılabilecek bir yöntem olan retorik, muhatabın durumwıa göre ya kıyas özelliği öne çıkanlarak kullanılır veya hatibin kişili� ve ikna kabiliyeri bu konuda en büyük dayanak olur. Diğer yandan yine bir hatabi çıkarım olan temsil/misil ise tikeller dünyasından somut iki örn� karşılaşnrması bakı­ mından zihni melekderi henüz tam olgunlaşmamış kişilerin e�tim ve öğretiminde başvurulabilecek bir yöntemdir. 998 Dunısoy, age. , s . 70.
Retorik Sanatının Değeri 269 İbn Sina öğretim ve öğreninlle alakatı olarak bunların bir kısmının uygulamada süreklilik isteyen zanaatlerle ilgili ol­ duğunu belirtir. Öğretim ve öğrenirnin diğer bir kısmı ise telkin etmek suretiyle olur. Bu yöntemde de süreklilik önem­ lidir. Bunun yanında telkinde bulunan kişi de bu yöntemin aynlmaz bir unsurudur. Bir kısmı ise ahlak eğitimiyle ilgili­ dir (te'dibi) ve öğrenenin danışmasıyla gerçekleşir. Bir kısmı da taklitle olur. Retoriğin öncüllerinden mak.bülatta olduğu gibi bu yöntemde de güven esastır. Hoca-talebe arasında güven ve yakınlık oluşmadan eğitim ve öğretimden beklenen amaç gerçekleşmez. Bir kısmı ise uyarınayla gerçekleşir (tenbihi ) . Mesela mıknatısın demiri çektiğini bilen fakat o anda bundan habersiz olan ve demiri çektiğini gördüğü hal­ de farkına vamıayıp şaşıran kimseye "işte bu, senin bildiğin mıknatıstır" denir. Bu uyanmla o kişi daha önce öğrendiği bu bilginin bilincine tekrar kavuşmuş olur. Ya da kendili­ ğinden açık evveli (ilksel) önermelen işitip de ifadedeki veya zihnindeki bir eksiklikten dolayı kavramayan kişiye söz ko­ nusu önermeler yeniden anlatılır. Öğretim ve öğrenimin, başka sınıflan da vardır. Fakat yukandakiler de dahil bunların hiçbiri zihinsel veya düşünsel değildir. Çünkü zihinsel ve düşünsel, iş itilen veya düşünülen bir sözle elde edilen ve daha önce bulunmayan bir inanç ya da düşünce veya bir tasavvur oluşturabilen şeydir. Zihinsel öğrenim, iki insan arasında olabileceği gibi iki farklı yönden bir insan ile kendisi arasında da olur. Böyle bir insan, mesela kıyastaki orta terimi sezmesi yönünden öğreten olurken kı­ yastan sonucu çıkarnıası yönünden öğrenen olur. Öğretim ve öğrenim zat bakımından birdir, ama itibar bakımından ikidir. Çünkü bir bilinmeyeni bir bilinenle elde etmeye doğ­ ru yönelmek olan tek bir şey gerçekleştiği şeye kıyasla öğre­ nim adını alırken kaynaklandığı şeye yani fail iliete kıyasla
2.70 İbn Sina Felsefesinde Retorik ögt-etim adını almaktadır. Hareket ettirme ve hareket etme örne�inde olduğu gibi. Daha önce varolan bir bilgi olmadan zihinsel ve dii§ünsel ö�etim ve ögrenim gerçekleşmez. Çünkü ögt-etim ve ö�e­ nimle gerçekleşen tasdik ve tasavvur, daha önceki iş itilen ve­ ya dii§ünülen bir sözden sonra olur. Bu sözün önce biliniyor olması gerekir. Fakat rastgele degil talep edilen şeye dair bil­ fıil de�ilse bile bilkuvve bir bilgi olması yönünden biliniyor olmalıdır. 999 Ögt-enimin temel unsurlarını bu şekilde ortaya koyan İbn Sina ilmin aktanm ahlakına da de�ektedir. Hatabe'de öwetmenin ögrencisine yalan söylemesiyle ilgili olarak kafa­ sında kurgulayarak yalan söylediyse ögt"eten olmak bakımın­ dan yöntemini terk etmiş olacağını belirtmektedir. Onun bu konudaki nihai amacı ögt-encinin kalbinden inkarı gidermek, konunun mümküne ne kadar yakın olduğunu ona hissettir­ rnek ve zannıyla iki karşıt taraftan birine veya benzerine meyletınek iken o, bu davranışıyla yanıltanın davranışına yönelmiş ve aldatan birinin yolunu tercih etmiş olmakta­ dır. ıooo 3.2.4.1. Retoriğin Yaygın E�timdeki Rolü Bir toplumda kültürle okullaşma arasında dowudan bir ilişki vardır ve özellikle retorik yöntemleri, öncüllerine kay­ naklık eden halkın egitiminde en başta gelen egitim yönte­ midir. Kültürün degişmez unsurlarından olan toplumun ahiili ve siyasi yapısının sa�lamlığı iyi bir e�itim ve ögt-e­ timle sa�lanır. Böyle bir eğitim ve ö�etim faaliyetinde baş­ vurulacak en uygwı araçlardan biri de retoriktir. 999 İbn Sina, Ikinci Analiıikler, prg. 12·13. 1000 A.mlf., d-Hatdbe, s. 5·
Retorik Sanatının Değeri 271 Burhan ehline hitap etmiyor olması dolayısıyla teorik bakımdan nispeten zayıf olsa da retorik halkın algılayışı ve ihtiyaçlarına uygun bir sanattır. Bu özelliğiyle retorik halk arasında ayrışma ve kavgayı değil de belli bir sağduyu ve 1 001 kamuoyunun oluşmasında en etkili sanattır. Kıyasta cedel ve retorik sanatının öncüllerinden olan meşhfuattan bahsederken İbn Sina, bu öncüllerin zorunlu­ lardan olduğu gibi ilahi dinlerle örtüşen ve toplumun duru­ munun düzeltilmesi, eğitimi ile ilgili olan yargılardan oluş­ tuğunu ya da huylar ve duygularla ilgili olduğunu veya tü­ mevarımlarla alakalı olacağını belirtir. Bunların 00 yaygınlığı; ya mutlak olmasına veya belli bir sanat ehline 1 2 veya belli bir inanca dayanan topluluğa (mille) göre olması bakımın­ dan farklılaşır. " 1 003 Retorikte kullanılan öncüller halkın anlayacağı bir dille oluşturulduğu için bilginin bu yolla geniş kitlelere ulaştırıl­ ması daha kolaydır. Zira insanlar alışageldikleri düşünce ka­ lıplanyla ifade edilen hususlan yabancısı oldukları ifade tarz­ Iarına göre daha kolay anlamaktadırlar. Hem yöneticinin halkla nasıl muhatap olacağının hem de halka nelerin nasıl anlanlacağının bilgisini 10114 veren retorik, yönetilenlere herhangi bir şey benimsetilmek istendiğinde bilimsel veya teorik bir aktarırnın uygun olmaması duru­ munda başvurulacak bir yöntemdir ve bu sanat her konuda halkın kabulünü sağlama imkanına sahiptir. 1005 Çünkü reto- 1001 Black, age., s. ıo6. 1002 İbn Sini'nın sanat �rimi ve uygulamalanna dair görüşleri için bk. , d-Ha!dbe, s. 7-8. 1003 A. mlf., Işaretler ve Tembihler, s. 53· 1 0114 A.mlf., Topikler, prg. 6. 1005 A. mlf , el-Hatabe, s. 13 .
'1.]'1. İbn Sinıi Felsefesinde Retorik rik, fızik ve ahllli dair kabullerde olduğu gibi metafızik ala­ nındaki inanışlarda da yardımcı bir sanattır. 1006 Bazıları bilgiye sahip olsalar bile bu bilgiyi ya eksik akta­ rırlar veya aktaramazlar. Edinilen bilgiden başkalarına aktarı­ lanlar konunun tamamını yansıtmayabilir ve konu hakkında eksik ya da yanlış kanaat oluşmasına neden olur. Diğer yan­ dan sahip olunan bilgi ne kadar kesin bir bilgi olsa da anian­ lanlar karşıdakinin anladığı kadardır. Dolayısıyla gerek tam ve eksiksiz bir bilgi aktarımı için gerekse aktarılan bilgilerin doğru bir şekilde anlaşılması için eğitim, toplum hayanna katılan herkes için gereklidir. 1007 Teorik konuları anlayamayacak seviyede olanlar için uy­ gulanacak ikna yöntemi hem öğrenenin konuyu daha kolay öğrenmesini hem de öğrenirken benimsemesini s�layacak­ tır. Bu bakımdan toplumun düşünsel eğitiminde retorik önemli bir yere sahiptir . 1 008 Allah, peygamber ve ahiret gi bi imanla alakalı konularda teorik açıklamalarla bir inancı benimsetmek halkın tabianna � geleceğinden dolayı böyle bir yöntem onlar için uzun ve yorucu bir süreç olabilir. Bunun yerine retorik gibi gerek öncülleri ve gerekse sunumu itibariyle halk için daha uygun bir yöntemle bu gibi inanç esasları daha kolay benimsetilebi­ lir. 11109 1006 1007 A.mlf., t:I-Hikmetıl1-'Ar11Ziyye, 2.70. s. Aristotdes, Retorilt, IJSSUS-2.8. Black, age., s. IJS. 11109 İbn SUd, Topilılt:r (ct:dt:l), prg. 6. 1008 ı8; Ebu'l-Bcrckit, t:I-Mu'tt:ber, s.
Retorik Sanatının Değeri Z73 3.2.4.2. Retorik ve Felsefeye Giriş Antik dönemde ilk yükseköğrenim kurumları olarak ka­ bul edilen retorik okull arı Grek kültüründe felsefi düşünce­ nin oluşumunda önemli işlevi yerine getirmişlerdir. Açıldık­ tan sonra kısa sürede yo� bir taleple karşılaşan ve mezun verdiği öğrenciler toplumda gerek ilmi gerekse siyasi ve as­ keri kişilikleriyle öne çıkınca bu okulların ve bu okullara de­ vam eden öğrencilerin sayısı artarak toplumda bir ağırlık oluşnırmaya başladı. Dolayısıyla bu dönemde toplumda hem yüksek seviyede bir hitabet anlayışının oluşmasında hem de retorik, dolayısıyla felsefe alanında kaleme alınan eserlerin ço�almasında bu okulların payı büyüktür. Henüz yüksek öğrenim programlarının ortaya çıkmadı� bir dönemde Sofistler, zamanın seyyah öğretmenleriydi. Gorgias gibi bela�tin vatansevediği inşa etmesi gerekti�i savund� düşünülen İsokrates M.Ö 393 yılında Atina'da retorik okulunu açınca bu durum de�ti. Yüksek bir öğre­ nim ücreti belirlemesine ve bir dönemde dokuzdan fazla ö�­ renci kabul etmemesine ra�en öğrenciler dört yıla kadar devam etme ihtiyacı hissediyorlardı. Yaşadı� dönemde Etlcitun ve Aristoteles'ten daha etkili bir kişili� sahip olan İsokrates'in bu okulu kısa sürede büyük başarı göstermiş ve burada zamanının büyük siyaset ve devlet adamlan yetişmiş­ tir . 1 0 1 0 Retorik'in yazan Aristoteles'in do�undan yaklaşık altmış yıl önce Atina'da temel ve orta düzeyde okuilaşma gerçekleşmişti. Bu okulların yanında M.Ö. 5· yüzyılda, git- 1010 Matscn, Patricia M., Readings from Classical Rhetoric, s. 43·
2 7 4 İbn Sina Felsefesinde Retorik rnek isteyen ve imkanları müsait olanların gittiği gramer ve retorik okulları da mevcuttu. 1011 Bu şekilde eğitimin yaygınlaşması beraberinde teorik dü­ şünmeyi, dolayısıyla da mantıkta ilerlemeyi sağlamıştır. 1012 Büyük İskender daha ondört yaşındayken Aristoteles ona ilerde yönetimi devralacak birisinin alması gereken dersleri, muhtemelen edebiyat, diyalektik, bir tür ahlak ve siyasete giriş ve retorik dersi vermiştir. 1013 Görünen şeyler görünmeyenlere göre ilk anda daha tesir­ li olacağından tümel konulara geçmeden önce tikel konuları yorumlamak gerekir. Bu ise tecrübe ile olabileceği gibi ana­ lojiyle de olur. Temsil (analoji) entimem gibi değildir, ancak entimemin kullanılması uygun olmayan durumlarda veya en­ timemi desteklemek için kullanılabilir. 1014 Felsefede asıl yetkinliği sağlayan burhan sanatıdır. Burhani ilimierin çoğunun ilkeleri arasında öğrenci için va­ zedilen ilkeler vardır. Öğrenciden bu ilkeleri, kendisini ikna edecek bir şeyden hiçbir şekilde yardım almaksızın, öğrenci­ nin henüz o derecede bu ilkeleri kesin (yakin!) olarak bilme­ sinin mümkün olmaması dolayısıyla basitçe kabulü istendi­ ğinde bu ilkeleri benimsernek ona zor gelir. Fakat öğrenci­ nin, gerçekte doğru olmasa bile, kabul ettiği, benimsediği ve övdüğü öncüllerden oluşan kıyaslarla onu ikna etme gücü bulunduğunda vazedilen o ilkelerden ürkmez, onları yadır­ gamaz ve onun doğası, bu ilkeler üzerine inşa edilen şeyler­ den tiksinmez. Böylelikle o ilkelerin kesinliğini (yakin) kav- 101 1 1012 10 1 3 1 0 14 ı W"lli ams, age., Age., s . 17. s. ı 6 -17. Kennedy, A New History of Rhetoric, İbn Sina, el-Hatdbe, s. ı69-17o . s. 53·
Retorik Sanatının Değeri 275 rayabileceği zamana varıncaya kadar öğrencinin öğrenimi sağlanır. 1015 Bu tikellerden tümel kuralların çıkarılması mümkündür. Bu tikeller, insanların cedel ve hitabet kavrayışının başlangı­ cında azdı; ardından sonradan bu sanatlarda temayüz eden­ lerin türlerine, önceki tikeller üzerine inşa ettikleri şeylere, onlarda yaptıkları değişim ve ıslahlara göre daUandı ve ço­ ğaldı. İnsanlar (bu sanatlarda) -tümel kurallardan oluşmasa bile- bir meleke kazandılar; böylece sordular, çözdüler ve ti­ kellerden yeteri kadarını aldılar; bazen az da olsa tümel şey­ lere delalet ettiler. 1016 Doğru akıl yürütme ( teakkülü sahih) 1 0 1 7 karşılıklı ko­ nuşma ve tartışmadan ortaya çıkmaz. Ancak tartışma sanatı olan cedele göre retorik felsefi eğitimin başlangıcında başvu­ rulabilecek bir yöntemdir. 101s 1016 1017 . A.mIf , Topıhler, prg. . 6. Sofistih Deliller, prg. ıoo. Bu kavram Farabi'nin de siyaset Bk., FusCılü'l-medeni, prg. 36, 38. A.mlf. , anlayışında önemli bir yer nıtar.

4. SONUÇ Antik Yunan'da bireylerin kendilerini daha iyi ifade etme ve toplum hayatına daha fazla katılma isteğine bağlı olarak ortaya çıkan klasik retoriği, Sofistler daha çok insanları al­ datmada bir araç olarak kullanmışlardır. Daha sonra gelen Aristoteles, kıyas teorisini retoriğe uygulayarak bu sanan fel­ sefi sistemi içerisinde bir yere oturtınuştur. Antik Yunan'da düz yazıdan önce hitabet daha çok man­ zum eseriere dayanıyordu. Zamanla düz yazı da gelişim gös­ tererek adli, siyasi ve sosyal alanlarda kullanılır olmuştur. "Retorik" kelimesine yazdığı eserlerde ilk yer veren Eflatun olmuştur. Ancak retorik Eflatun'dan daha önce ortaya çıkan bir sanamr. M.Ö. beşinci yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan Koraks ve Tsias retoriğin kurucuları olarak kabul edilir. M.Ö. beş ve dördüncü yüzyıllarda özellikle gençleri yön­ lendirme ve manipüle etmeyi amaçlayan Sofıstler retoriği temel bir araç olarak kullanmışlardır. Belirli okullar çerçeve­ sinde faaliyet gösteren Sofistler toplum ve siyaset hayannda etkili olan birçok kişi yetiştirmiştir. Aristoteles'ten önce retoriğe dair en önemli metinleri ka­ leme alan kişi Eflatun'dur. Gorgias ve Phaedrus adlı eserle­ rinde özellikle Sofist Gorgias ve İsokrates'e karşı görüşlerini dile getiren Eflatun, irısanları yanıltmak ve sahtekarlık ama-
278 İbn Sini Felsefesinde Retorik cıyla kullanıldığı için dönemin retorik anlayışına karşı çıkmış ve hakikate dayanan, insanın ruh halini dikkate alan ve felsefi olarak nitelendirilen bir retorik anlayışını benimsemiştir. Meşşai düşüncenin ceki retorik mirasını kurucusu Aristoteles kendinden ön­ değerlendirdi� Synagoge Technon ( auvciyroyrı ıtxvov) adlı bir eser kaleme almış ancak bu eser günümüze ulaşmamıştır. Günümüze ulaşan eserlerinden özellikle Sofistih Çürütmelere Dair ve Retorih, önceki dönemin retorik anlayışına dair önemli ipuçlara sahiptir. Aristoteles de Efianın gibi Sofistler'i eleştirmiş ancak se­ lefıne göre süregelen retorik geleneğine kendi sistemi içeri­ sinde daha fazla yer vermiştir. Aristoteles'in Retorih adlı kitabı üç bölümden oluşmak­ tadır. Bu üç bölümden ilk ikisi "ttxvrı pfltOptıol " , (techne re­ torike, retorik sanatı ) başlığı altında tek kitap olarak bir ara­ ya getirilmiş, üçüncü bölüm ise ayrı bir kitap şeklinde değer­ lendirilmiştir. İ ki bölümden oluşan ilk kitapta retoriğin ta­ nımı ve mannktaki yeri konusunun yanında entimem ve ör­ neklem ele alınm akta ve retorik türlerine yer verilmekte ve daha çok retorikte kullanılan nesnel (etik ve psikoloj ik) delil­ lerle birlikte entimemlerdeki ortak hususlar ve sahte enti­ memler konusuna değinilmektedir. Son bölüm ise retorikte biçem konusuna ayrılmışnr. Sofistlerin kandırmaya dayanan öznel retorik anlayışına karşın Aristoteles mannğa dayalı iknayı amaçlayan nesnel bir retorik anlayışı ortaya koymuş ve hakiki retorikle sahta reto­ ri� kesin çizgilerle birbirinden ayırmışnr. Daha sonra Akdeniz havzasında Roma Devleti impara­ torluk özelli�yle etkisini gösterince Aristoteles retoriği bu coğrafyada geri planda kalmış ve Retorih ders müfredatların­ dan çıkarılmıştır. İskenderiye'de Organon'a dahil olan diğer
Sonuç 279 eserler gibi hakkında zengin değerlendirmeler yazılmayan Retorik, Süryanice üzerinden Arapçaya tercüme edilerek İs­ lam dünyasında Roma İmparatorluğu'nun hakim olduğu coğrafyadakinden daha zengin bir bakış açısıyla ele alınmış­ tır. Retorik'in Süryanice tercümesi 7· yüzyılda yapılmıştır. Bu tercümeyi kimin yaptığı ise bilinmemektedir. Bu tercüme günümüze ulaşmadığından dolayı da metin hakkında ayrın­ tılı bilgiye sahip değiliz. Retorik Arapçaya ıo. yy.ın başlarında tercüme edilmiştir. Hicretin üçüncü yılından (Huneynlerden) önce yapılan ter­ cümelere atıfla "Nakl-i kadim" olan bu tercüme, tercüme edildikten sonra defalarca tashih edilen diğer birçok Arapça esere göre daha fazla hata içermektedir. Diğer yandan gü­ nümüzde mevcut olan Retorik'in Grekçe yazmasıyla tam bir karşılaştırması yapılması durumunda bu tercüme Retorik'in tarihinin yeniden yazılmasına da kaynaklık etme özelliğine sahiptir. Farabi'nin, birinin sadece Latincesine sahip olduğumuz iki retorik metni bulunmaktadır. Günümüzde sadece Latin­ cesi bulunan metin "büyük şerh" niteliğindedir ve nispeten daha hacimlidir. Farabi'nin Büyük Şerh 'i ya da Didascalia, klasik retorik geleneğinde Aristoteles'in Retorik'i üzerine ya­ zılan ilk büyük şerh olma özelliğine sahiptir. Farabi'nin reto­ riğe dair diğer bir metni ise nispeten daha küçük hacimli olan "Kiclbu'l-hatabe" adlı eseridir. Gerek büyük şerhde ge­ rekse Kitabu 'I-Hatabe'de Farabi, hem ikna yöntemlerinin sı­ nıflandırılmasında hem de retorik alanındaki kavramsal ya­ pıda İslam filowflarına özgü bir bakış açısının önünü açan fılowftur. Bu metinler Meşşai çizgide kaleme alınmış olsalar da retorik konusunda fılowfun özgün katkılarını da içer­ mektedirler.
280 İbn Sina Felsefesinde Retorik Retoriği Aristoteles ve Farabi çizgisinde ele alan İbn Sina, Meşşai gelenek içerisinde elimizde mevcut olan en kap­ samlı eserin sahibidir. İbn Sina'nın, Kitcibu'ş-şifa'mn el­ Hatcibe başlıklı bölümünün yanında retoriğe dair bir de ei­ Hikmetü'l- 'aruziyye ft meani Riturtka adlı risalesi mevcuttur. Kaleme aldığı metinlerde Retorik'in Arapça tercümesinde yer alan bazı eksiklikleri tamamlayan ve bazı hatalan fark edip bunları düzeltme yoluna giden İbn Sina zengin ikna yön­ temleri sistemi ve ortaya koyduğu retorilde ilgili yeni kav­ ramsal yapıyla klasik retoriğe eşsiz katkılar sunahilmiştir. Meşşai gelenek içerisinde retorikte kullanılan ikna yön­ temleri, genel olarak kıyasın kullanılıp kullanılmadığına göre teknik ve teknik olmayan yöntemler şeklinde ikiye ayrılmak­ tadır. Ancak İbn Sina'nın bu yöntemlere dair yaptığı alt baş­ lıklandırmalar kendine özgüdür. Aristoteles teknik olmayan yöntemleri yasalar, yeminler, tanıldıldar, anlaşmalar ve iş­ kence şeklinde genel olarak beş sınıfa ayınyorken İbn Sina bunları da içerecek şekilde yasalar ve tanıklıklar şeklinde bir ayrıma gitmekte ve yasalarla tanıldıkların dışında kalan tek­ nik olmayan yöntemleri tanıldıldar başlığı altında sözle ta­ nıklık ve durumla tanıklık şeklinde ayrı ayrı değerlendirmek­ tedir. Teknik olmayan ikna yöntemlerinden yasalar özel, yani yazılı ve genel; ortak, yani yazılı olmayan yasalar şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Özel yasalar belli bir gruba veya millete özgü iken genel yasalar bütün bir topluma veya tüm top­ lurnlara uygulanabilen yasalardır. Bu noktada İbn Sina genel yasayla tümel yasanın birbirinden farklı olduğunu belirterek genel yasaların tikel konulara da değinebileceğini, tümel ya­ saların ise sadece tümel, evrensel konularla ilgili olduğunu dile getirir.
Sonuç ıSı Di�er teknik olmayan ikna yöntemi ise tanıklıklardır. Tanıklıklar gerek önceden yaşamış gerekse yaşamakta olanla­ rın sözlerine dayanan sözlü tanıldıklar ve duyu ve akılla algı­ lanan durum taruklıklandır. İbn Sina, Farabi'nin başlattı�ı ikna yöntemlerine İslam kültüründen unsurlar ekleme gelene� devam ettirerek bu yaklaşımı daha da zenginlt:§tirmiştir. Di�er yandan birey ve toplum hayannda ikna kayna� olarak alınmakla birlikte tek­ nik olmayan yöntemlere geniş bir açıdan bakabilrniştir. Bu ba�lamda yukanda geçen durum tanıklıklarından olan muci­ ze, lanetlt:§me ve hal ve hareketler gibi yeni teknik ikna yön­ temleri ortaya koymanın yanında Aristoteles'in teknik olma­ yan ikna yöntemleri arasında saydığı işkenceyi de daha geniş olarak ele alarak ceza ve ödülle gerçekleşen iknalan bu çerçe­ vede de�erlendirmiştir. Diğer yandan entirnem ve ömeklem­ le birlikte teknik ikna yöntemi olarak kabul edilen hatip, din­ leyici ve hitabetle alakalı hünerlerin yanında teknik olmayan ikna yöntemlerinin teknik olarak da ele alınabileceğini ortaya koymuştur. İbn Sina'da en temel teknik ikna yöntemi olan entime­ min çt:§itleri sağladığı iknanın derecesine göre sadikat, delil, alarnet ve tirasettir. S adikat ( eikota) , ınt:§hıldt ve mahmudanan kurulu entimemler iken delil (tekmerion) w­ runlu belirtilerden, alarnet (semeion) de mutlak olarak belir­ tilerden kurulu entimemlerdir. Piraset (fiisiognomones) ise bedenin doğuştan sahip olduğu özelliklerin orta terim olarak alındığı kıyaslardır (kıyasu'l-firasi) . İbn Sina'nın delil ve ala­ rnet hakkındaki ifadeleri Aristoteles'in ifadelerinden daha açıktır. Filowf bunu delil ve alarnede ilgili kısımların tercü­ mesinde yanlışlık bulunan Retorik'e rağmen ve bu yanlışlığı da düzelterek başarmıştır. Bu örnekte de görüldüğü gibi İbn Sini, Arapça tercümede Aristoteles'in düşüncesine aykırı bir
z8z İbn Sina Felsefesinde Retorik durumla karşılaşınca bu aykın dururnun farkına varabiimiş ve bu durum u düzeltme yoluna gitmiştir. Arapça tercüme­ nin eksikliklerini tamamlayabilen İbn Sina'nın bu özelli�i, hem kendi metninin hem de Arapça tercümenin güvenilirli­ �ini daha da arnrmaktadır. Temel ikna yöntemlerini Aristoteles'in ortaya koyd� üzere ele alan İbn Sina, entimemde kullanılan öncüllere, "bir şeyin hem kendine hem de zıddına işaret eden alametler" an­ lamındaki "mütesaviyat"ı ekleyerek farklı bir hatabi kıyas şekli ortaya koymuştur. Sadik:it, delil ve alarneri birbirinden belirgin bir şekilde ayıran İbn Sina, Ş ifa'n ın Kıyas kitabında "alamet kıyası" olarak de�erlendirdi� firasetle birlikte dört farklı entimem çeşidi belirlemiştir. Etimemde kullanılan kı­ yas şekillerinde hem zorunlu öncüllerden hem de ço�lukla do� öncüllerden oluşturulan dokuz farklı entimem şekli old�u ifade etmiştir. Hatabe'de ayrıntılı açıklamalarda bulunarak örnekiemi is­ tikradan ayıran İbn Sina'nın ortaya koydu� örneklem dü­ şüncesinde, Aristoteles'in, bir anlamda hem türnevarım hem de tümdengelim yöntemini içeren örnekleminden farklı ola­ rak tümdengelim tarafı zorunlu olmamaktadır. Diğer yandan Aristoteles, bir kurgusal örneklem olan masallara, Ezop ya da Libya masallarından örnekler verirken İbn Sina bunların yerine Hint kültüründen Kelile ve Dimne'yi almaktadır. Retoriğin bilgi değeri bağlamında öncüileri mümkün bilgi ifade etmesi bakımından retorik kıyastan zorunlu so­ nuçlar çıkarılamaz. Ancak görünürde yaygın olmaları bakı­ mından zorunlu öncüller retorik kıyasta kullanılabilir. Retoriğin sınırlannın belirginleşmesi için diğer kıyas sa­ natlanyla, özellilde ecdelle benzer ve farklı yönlerini ayrıntılı
Sonuç 283 bir şekilde ele alan İbn Sina, bilgi değeri olarak ve faydası bakımından retoriğin beş sanat arasındaki yerinin belirgin­ leşmesini sağlamıştır. Beş sanattan halka en faydalı olanı retoriktir. Bu durum daha çok avam ve havas olarak şekillenen toplurnun psikolo­ jik, sosyal ve siyasi alanlarında kendini göstermektedir. An­ cak İbn Sina avam ve havas ayrımını insanların doğuştan sa­ hip olduğu özelliklere göre değil de sonradan kazandıkları daha çok kognitif özelliklere göre yapar. el-Hikmetü'l- A rüziyye 'de ortaya koyduğu devletler tasnifi ' ana hatlarıyla Aristoteles'in devletler tasnifini yansıtan İbn Sina, Hatabe'de ise Aristoteles'ten nispeten farklı bir tasnif ortaya koymuş ve İslam siyaset felsefesi alanındaki diğer kat­ kılarının yanında demokrasi rejimi için kullandıgt "el-hürriye ve'd-dimllkratiyye" (hürriyet ve demokrasi) ifadesiyle yeni bir kavram kazandırmıştır. Yönetim şekillerini "wrba yönetim" (et-teğallubiyye) , "timokrasi" (siyasetü'l-kerame) , "oligarşi" (siyasetü'l-gılle) , "demokrasi" (siyasetü'l-hurriye ve'd-dimukratiyye) , "aristok­ rasi" (siyasetü'l-hayr) , "krallık" (siyasetü'l-mülk) olarak altı başlıkta değerlendiren İbn Sina, bu yönetim şekilleri arasın­ da aristokrasi ve krallıgtn dünya ve ahiret saadetini sağlaya­ cağını belirtmiştir. İbn Sina retoriğin eğitimdeki faydasını genel olarak iki bakımdan ele almıştır. İlk olarak halkın çoğunluğunun belli bir düşünce ve inanç çerçevesinde eğitimi sürecinde bu sanat yöneticiler için önemli bir işlev görmektedir. İkinci olarak ise teorik konuları yeni yeni öğrenmeye başlayan öğrencile­ rin bu konuları daha kolay kavraması için başvurulacak en uygun araçlardan biri retoriktir.

KAYNAKÇA Ajami, Mansour J., ""Am d al-Shi'r': Legitimization of Tra­ dition", journal of Arabic Literature, cilt: ız, ı98ı, s. 3048. Alexander of Aphrodisias (yak. M.S. 200 ) , "In analyticonım prionım libnım 1 commentarium", Commentana in Aristatelem Graeca (CAG) içinde, ed. Maximilian Wal­ lies, cilt. 2, birn. ı, Berlin, George Reimer, ı883. Ammonius Hermeiou (435/445-51 71526), "In analyticorum priororum librum I commentarium", CAG, cilt. 4, birn. 6, ed Maximilian Wallies (ı899) . Anawati, Georg Şehate, Müelleftitu lbn-i Stnti, Kahire, D:lıü'l­ MaW, ı950. Aristoteles, Aristotelis Opera, nşr Immanuel Bekker, Oxonii (Oxford) ı837. Aristoteles, el-Hattibe et-terceme el-'Arabiyye el-kadtme, tahkik ve n�ir: Abdurrahman Bedevi, Kahire, ı959. ., "Kiclbu't-tahlüati'l-Ul3.," Manuku Aristü içinde, cilt: ı, nşr. Abdurrahman Bedevi, Beyrut, ı98o. ,, On rhetoric: a theory of civic discourse, tercüme eden ve notland.ıran: George A. Kennedy, New York, 2007. ___ ___
ı86 İbn Sina Felsefesinde Retorik ,, ___ On Sophistical Refutations, tre. E. S. Forster, Londra, 1955· ___ ,, Organon III, Birinci Analitikler, tre. H. Ragıp Atade- mir, İstanbul, 1996. ___ ,, "Rhetoric", tre. W. R. Roberts, The Complete Works of Aristotle içinde, ed. Joathan Barnes, Princeton, 1995. , Rhetorik, 1 cilt, ed. Christof Rapp, Dannstadt, 1001. ,, Retorik, ___ ___ tre . Meiunet Doğan, İstanbul, 1995. Ata, Ulvi, Ibn Sina'da Peygamberlik, basılmaınış doktora tezi, Ankara, 1006. Baumgarten, Alexander Gottlieb, Asthetik, Latinceden tre . Dagmar Mirbach, 1 cilt, Hamburg, 1007. Baumstark, A., Geschichte der syrischen Literatur, Bonn, 1911. Bochenski, I. M., "Logic and Ontology", Philosophy East and West, Cilt: 14, Sayı : 3 (Temmuz, 1974) . Bogges, William F ., "Alfarabi and the Rhetoric: The Cave Revisited", Phronesis, ıs, 1970. Bohas, Georges (vd. ), The Arabic Linguistic Tradition, Rout­ ledge, Londra, 1990. Brandes, Paul, A history of Aristotle's Rhetoric. With a Bibliog­ raphy of Early Printings . Metuchen, N.J., Scarecrow Press 1989. Butterworth, Charles E., "'The Political Teaching of Avicen­ na", Topoi, 19, 1000. Cafer Ali Yasin, el-Mantıhu's-Sinevt, Dhu'l-araki'l-cedide, Bey­ rut, 1005. ahız, el-Beyan ve't-tebytn, 3· baskı (ed. 'Abdüsselam Harun) , Kahire, 1968. Chiron, P ., "'The Rhetoric to Alexander", A Companion to Greek Rhetoric içinde, ed. Ian Worthington, Blackwell, 1007.
Kaynakça ı B 7 Cole, Thomas A., The Origins of Rhetoric in Ancient Greece, Baltimore, 1991. Conley, Thomas M., "Aristotle 's "Rhetoric" in Byzantium", Rhetorica, 8 : 1 (Kış, 1990), s. 29-44. Coşkun, Abdulkadir, lbn Rüşd'ün Siyaset Felsefesi, yüksek li­ sans tezi, İstanbul 2003. Çelebi, İlyas, "Klasik Bir Kehim Problemi: Hüsün-Kubuh", M. Ü. Ilahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 16-17, İstanbul, 1998-1999· Çelgin, Güler, Eski Yunan Edebiyatı, İstanbul, 1990. Çıtır, İlhami, Fdrdbt ve lbn Slnô.'da Ilimler Sınıflandırması, Yük­ sek Lisans Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilim­ ler Enstitüsü, 2007 Delice, Engin, Aristoteles Felsefesinde Tasımsal Tanıt ve Diya­ lektik Ilişkisi, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniver­ sitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2007. Diogenes Laertius, Ünlü Filozojlann Yaşamlan ve Ogretileri, tre. Candan Şentuna, İstanbul, 1007. Durusoy, Ali, "İbn Sina's Contributions to Oassical Logic", journal of Oriental and African Studies, sayı: 15, Atina, 2006. ., ___ "İbn Sina'nın 'd-Mucezü's-s* fi'l-mantık' Adlı Risalesi", M. Ü. Ilahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 13-14-15 (1995-1996-1997) , İstanbul, 1997· ,, ___ "Mantık ve Mantık Tarihi Üzerine Bir Değerlendir­ me", Islami Ilimler Dergisi, Cilt: 5, Yıl: 5, Sayı: 2, 2010. ,, ___ "Olanak, Olasılık ve Olabilirlik", M. Ü. Ilahiyat Fakül­ tesi Dergisi, 27 (2004/1) s. 121-134, İstanbul 2oo6. Dürüşken, Çiğdem, Antik Çagda Dagan Bir Egitim Sistemi Rhe­ torica, Roma'da Rhetorica Egitimi, İstanbul, 1995.
288 İbn Sina Felsefesinde Retorik Ebu'l-Berelclt el-Bağdadi, Kitabu1-Mu'teber fi'l-hikme, Haydarabad, 1938. Etlanın, Gorgias, Perscus Projesi. ------'' Nom.oi (Laws), Perseus Projesi. , Phaedrus, tre. Robin Waterfield, Oxford, :ıoo3. , The Republic, Cambridge, 1938. __ __ Emir'*lu, Ana Konulanyla Klasik Mantık, İstanbul, 1999. Fahreddin er-Razi, el-Metdlibü1-'ciliye mine'l-'ilmi 1-ilciht, 6 cilt, thk. Ahmed Hicazi es-Seka, Beyrut 1987. __ ,, Muhassalü1-ejkari1-mütekaddimtn ve1-müteahhirtn mi­ ne'l-'ulemd ve1-Hukemd ve'l-mütekellimtn, nşr. H. A�y, Kahire, 1991. ------'' Şerhu 'Uyüni1-hikme, Tahran, 1415. Farabi, Deux ouvrages inedits sur la rethoriques, I. Kitab Al­ Hataba. II. Didascalia in rethoricam Aristotelis ex glosa Alpharabi, trc.-nşr. J. Langhade et M. Grignaschi, Bcy­ rut, _, _ 1971. Felsefetü Aristatdlts, nşr. Muhsin Mahdi, Beyrut, 1961. Ömer Türker, İstanbul, :ıoo8. _, der Musterstaat, tre. Friedrich Dieterici, E. J. Brill, Leiden, 1895· ------'' Ideal Devlet, (el-Medtnetü1-fdzıla), tre. Ahmet Arslan, Ankara, 1997· ------'' Kitabu Ardi ehli1-medtneti1:fdzıla, nşr. Elbir Nasri Nadir, Bcyrut 1986. , Kitabu fi1-Mantık, el-Hatdbe, nşr. Muhammed Selim Salim, Kahire 1976. _, Kitabu's-Siydseti1-medeniyye, nşr. Fevzi Mitri Necc:ir, Beyrut 1964. ------'' Harfler Kitabı, tre. __ __ __ , __ Kitabu't-Tenbth 'ald sebtli's-sa'dde, nşr. cafer Aı-i Yasin, Bcyrut, 1985.
Kaynakça 289 ___., Telhisu Nevarnisi Ejldtun, nşr. Abdurrahman Bedevi, Ejlatan fi1-1slam içinde, Beyrut, ı98ı. Flügel, G., "Al-Kindi genannt ,der Philosoph der Araber' Ein Vorbild seines Zeit und seines Volkes", Abha ndl un ­ gen für die Kunde des Morgenlandes içinde, ed. der Deut­ schen Morgenllindischen Gesellschaft (Hennann Brockhaus), cilt: ı, no: ı, Leipzig, ı857. Fortenbaugh, W. W., Aristotle's Practical Side: On His Psycho­ logy, Ethics, Politics and Rhetoric, Leiden, ıoo6. Fuhmıann, M., Das systematische Lehrbuch, Göttingen, 1960. GaJston , Miriam, "Realism and Idealism in Avicenna's Potiri­ cal Philosophy", The Review of Politics, cilt : 41, sayı: 4, 1979 · Gazali, el-Kıstasu1-müstehim, Beyrut, 1983. , "el-Kısdsu'l-müstaldm," Mecmu'ata'r-resdil li1-1mam el-Caz:ali içinde, cilt: 3, Beyrut, 1986. ., Miydru1-'ilm, nşr. Süleym an Dünya, Kahire, 196ı. Gemoll, W.; Vretska, K., Gemoll, Griechisch-deutsches Schul. Und Handwörterbuch, Bonn, ıoo6. Gerard, A, "Aristotle on Epideictic: The Fonnarian of Public Morality'', Rhetoric Sodety Quarterly, cilt: 2.9, sayı: ı, Kış, 1999, s. 5-2.3. ___ ___ Gleason, Maud, Making Men: Sophists and Self-Presentation in Ancient Rome, Princeton, ıoo8. Gowland, Angus, "Ancient and Renaissance rhetoric and the history of concepts", Finnish Yearbooh of Political Tho­ ught içinde, ed. Ihalainen, P., cilt: 6, Helsinki, 2.002.. Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, Ankara 1967. Green, Lawrence D., "Aristotle's Enthymeme and the lmper­ fect Syllogism", Rhetoric and Pedagogy its History, Philo­ sophy, and Practice, Essays in Honor of james ]. Murphy,
290 İbn Sinıi Felsefesinde Retorik ed. Wınifred Bryan Homer, Michael Leff, New Jersey, 1995· Grimaldi, Wılliam M .A. , "Semeion, Tekmerion, Eikos in Aristode's Rhetoric", American journal of Philology, cilt: 101, sayı: ., ___ 4, 1980, s. 383-3 98. Studies in The Philosophy of Aristotle's Rhetoric, Wies­ baden, 1972.. Gutas, Dimitri, "Aspects of literary form and genre in Arabic logical Works", Glosses and commentaries on Aristotelian logical texts (The Syriac, Arabic and medieval Latin traditi­ ons), ed. Bumett, Charles, Londra, 199 3. ___ ,, Avicenna and the Aristotelian Tradition: Intoduction to Reading Avicenna's Philosophical Works, Leiden/Boston, 1988. ___ ,, "Paul the Persian on the dassification of the parts of Aristode's philosophy: a milestone between Alexandria and Baghdad", Der Islam 6o (198 3 ) . ___ , Ibn Sına'nın Mirası, derleme ve tercüme: M. Cüneyt Kaya, İstanbul, zoo4. Guthrie, W.K.C., A History of Greek Philosophy, cilt: 4, Camb­ ridge, 1975. Habinek, Thomas N., Andent Rhetoric And Oratory, Oxford, 2.005. Harlfinger, Dieter, "Die Aristotelica des Parisinus Gr . 1741 : Zur Überlieferung von Poetik, Rhetorik, Physiog­ nomonik, De signis, De ventorum situ", Philologus, 114 : 1/z (1970) . Hasnawi, Ahmad, "Avicenna on the Quantification of Predi­ cate (with an Appendix on [Ibn Zur a] )", The Unity of Science in the Arabic Tradition, Science, Logic, Epistemo­ logy and their Interactions içinde, (s. 295-328), ed. Rah-
Kaynakça Z9 1 man, Shahid; Street, Tony; Tabiri, Hassan, Dordrecht, ıoo8. Hauser, Gerard A., "Aristotle on Epideictic: The Fonnation of Public Morality", Rhetoric Society Quarterly, cilt: ı9, sayı: ı (Kı§, 1999). Heidegger, M., Grundbegriffe der aristotelischen Philosophit, Frankfurt an Main, ıooı. Hein, Christel, De.finition und Einteilung der Philosophie: von der spdtantihen Einleitungsliteratur zur arabischen Enzykloptidie, Frankfurt, 1985. Heinrichs, Woltlıart, "Poetik, Rhetorik, Literanırkritik, Met­ rik und Reimlehre", G.itje, Helmut (ed.), Grundrifl der arabischen Philologie içinde, cilt: ı, Dr. Ludwig Reic­ hert Verlag, Wiesbaden, 1987. __, Arahische Dichtung und Griechische Poetik, Hdzım al­ Qartdgannis Grundlegung der Poetik mit Hilfe Aristotelisc­ her Begriffe, Beyrut, 1969. Hellwig, Antje, Untersuchungen zur Theorie der Rhetorik bei Platon und Aristoteles, Göttingen, 1973. Hill, Forbes 1., "Aristotle's Rhetorical Theory. With a Synop­ sis of Aristotle's Rhetoric", A Synoptic History of Rheto­ ric içinde, ed. Murphy, James Jerome, New Jersey, Z003. Hinks , D.A.G., "Tisias and Corax and the Invention of Rhetoric", The dassical Quarterly, 30 : ı/ı (Ocak Ni­ san, 1940), s. s. 6ı-69. Işık, Aydın, Bir Felsefi Problem Olarak Vahiy ve Mucize, Anka­ ra, ıoo6. İbn Ebi 'Useybia', 'Uyunu1-Enbd ft tabakati'l-Etibbd, Beyrut, 1965. İbn Haldun, Mukaddime, Mısır, try. -
ı9ı İbn Sina Felsefesinde Retorik İbn Manzılr, Lisdnu 'l- 'a rab, Kahire, tty. İbnü'n-Nedim, Kittibu'l-fih rist, nşr. : Gustave Flügel, Beyrut, 1964. Ibn Rushd, Averroes' Three Short Commentaries on Aristotle's "Topics, " "Rhetoric, " and "Poe tics ", tahkik ve tercüme: Charles E. Butterworth, New York, 1977. İbn Rüşd, Bidayetü 'l-Müctehid Nihayetü'l Muktesid, Beyrut, 1988. __ , Faslu'l-makdl ft tahrtri md beyne'ş-şertati ve'l-hihmeti mine'l-ittisd� Merkezü dirisati'l-vahde ve'l-arabiyye, Beyrut, 1997. ,, ___ Telhisu'l-Hattibe, Kahire, 1960. İbn Sini, Avicennas Treatise on Logic, Part One of Danish-namei Alai, Zabee h Farheng, The Hague, 1972. , Ddnişndme-i aldt, Aldt Hikmet Kitabı, tercüme: Murat .....: __ Demirkol, Türkiye Yazma Eserler Kurumu, İstanbul, 2013. , "Fi aksanu'l-ulfuni'l-akliyye", Tis'u resdil fi'l-hihme ve't-tabi'iyydt içinde, Mısır 1908. , el-Hidtiye, nşr. Muhammed Abduh, Kahice 1974. _, el-Işardt ve't-tenbihdt, nşr. Süleyman Dünya, Beyrut, 1992....,.; Işaretler ve Tembihler, İstanbul, 2005. ....,.: Kitdbu'n-Necdt, nşr. 'Abdurrahman 'Amyara, Beyrut, 1992. , Kitdbu'n-Necdt, nşr .. Sabri el-Kürdi, Mısır, 1938. , "Nübüvvetin İspatı ve (N_ebilerin) Sembol ve Ben­ ___ __ __ __ __ ___ ___ zetmelerinin Te'vüi Üzerine", Uludag Üniversitesi llahi­ yat Fakültesi Dergisi, tre. Hüseyin Aydın, Enver Uysal, Hidayet Peker, cilt: 7 ( 1998), sayı: 7
Kaynakça 293 ___ ,, Sofistik De/iller, tre. Ömer Türker, Litera Yayıncılık., İstanbul, ıoo6. ___ ., eş-Şifa, et- Tabt'iyyat, en-Nefs, nşr . Anawati, G.C; Sa'id Z3.yid, Kahire, 1975 __ , eş-Şifa, Mantıga Giriş (el­ İstanbul, ıoo6. __ , eş-Şifa, Mantık, VIII, el-Hatclbe, Kitclbu 'l-mecmu' �co.•ıu•-.. ev'I-Hikmeta'I-'ArUziyye ft Rttartkcl, nşr. Muhammed Selim Sllim, Kahire, ,, ___ Kitabü 'I-Mecmu ' ev ei-Hikmeta q-Aruziyye, me'ant 1954. thk. Muhsin Salih, Beyrut, ıoo7/14ı8. ,. __ Kitclbu'ş-Şifa, Süleymaniye Kütüphanesi, Damad İb­ rahim Paşa, ___ Bıı, 147b. , Mantıku'l-meş nkiyytn, Kahire, 1910. ___:, Mantıku'l-meşnkiyyin, nşr. Ayetullah el-'uzma el­ Mar'aşi en-Necefi, Kum, 1405. ı cilt, tre. Ekrem Demirli Ömer Türker, İstanbul ıoo4- ıoo5. ___:, 'Uyfınu1-Hikme, nşr. A. Bedevi, Beyrut, 1980. ___,, Metafizik, İbn Zür'a, Mantıku lbn-i Zür'a (el-'ibô.re, el-kıyds, el-burhan), nşr. C'ırar Ciheınl-Refik el-'Acem, Beyrut, 1994. İbnu'l-Kıfti, "T:irihu'l-hukema", nşr. Julius Lippert, ed. Fuat Sezgin, Islamic Philosophy içinde, Publications of the In­ stitute for the History of Arabic-Islamie Science, eilt: ı, Frankfurt am Main,·t999· Janssens, Jules L., An annotated Bibliography on Ibn Stnd (1 970- 1 984), Leuven, 1991. Jarratt, Susan Carole Funderburgh, Rereading the Sophists: dassical Rhetoric Refigured, Southem Dlinois, 1991. Kassel, Rudolf, Der Text der aristotelischen Rhetorik: Prolego­ mena zu einer Kritischen Ausgabe, Berlin, 1971.
294 İbn Sinıi Felsefesinde Retorik Katul� Richard A., "'The Origins of Rhetoric: Literacy and Democracy in Ancient Greece", A Synoptic History Of Oassical Rhetoric içinde, ed. Murphy, James Jerome, New Jersey, zoo3. Kay� Cüneyt M., "'Peygamberin Yasa Koyuculuğu': İbn Slnfnın Atneli Fel-sefe Tasavvunına Bir Giriş Dene­ mesi", Dtvdn, cilt: I4, sayı: ı7, ( ıoo9/ı ) , s. 57-9I. Kaya, Mahmut, "Hidbet", DIA , :xvm. :, Islam Kaynaklan Işıgında Aristoteles ve Felsefesi, İstan­ __ bul, I98}. Kennedy, George Alexander, "A Hoot in the Dark: The Evo­ lution of General Rhetoric", Philosophy and Rhetoric, ıs. I : IZI, Pennsylvani� I99'-· :, "Classical Rhetoric", Encyclopedia of Rhetoric, Ed. Thomas O. Sloane, zoo6. :, A New History of Oassical Rhetoric, Princeton, I994· :, The Art of Rhetoric in the Roman World, New Jersey, I 97 '-· ---'' "'The History of the Text After Aristotle", Aristotle, On Rhetoric içinde, New York, zoo7. Kraus, M., "Enthymen", Historisches Wörterbuch der Rhetorik, cilt: z, Tübingen, I994· Kutluer, İlhan, "Müsül", DIA ., cilt: }Z, İstanbul, zoo6. Li� Henry George; Scott, Robert, A Greek-English I...exi ­ con, Oxford, I940. :, üddel l and Scott's Greek-English I...exicon, Oxford, I974· Lyons, M.C., Aristotle's ·Ars Rhetorica": The Arabic Version, Cambridge, I-ll cilt, I98z. Maier, Heinrich, Die Syllogistik des Aristoteles, z cilt, Tübin­ gen, I896-I900. ___ ___ ___ __
Kaynakça 2.95 Matsen, Patricia P., Readings from dassical Rhetoric, Southem Illinois, 1990. Muhammed b. Cerir et-Taberi, Tcirth, nşr. De Goeje, cilt: ı, ı879· Muhsin Mahdi, "Avicenna: Practical Science", Encyclopedia Iranica, ed. Ehsan Yarshater, London-New York 1989. Murphy, James Jerome, "'The End of the Ancient World: The Second Sophistic and Saint Augustine", A Synoptic His­ tory of Rhetoric içinde, ed. Murphy, James Jerome, New Jersey, 2003 . Müller, Karl 0., History of the Literature of Ancient Greece, cilt: ı, Londra, 1858. Nasıreddin et-Tüsi, Telhisü 'l-Muhassal, Tahran, 1980. Nasr, Seyyid Hüseyin, Islam ve ilim: Islam medeniyetinde ahli ilimierin tarihi ve esaslan, tre. İlhan Kutluer, İstanbul, 1989. Nasr, Seyyid Hüseyin; Leaman, Oliver, Islam Felsefesi Tarihi, 3 cilt, ıoo7. Oliver, Robert T., Communication and Culture in Ancient India and China, Syracuse, 1971. Özcan, Hanifi, Epistemolojik Açıdan lman, İstanbul, 199ı. Özdo�an, M. Akif, "Abb:isiler Dönemi Tercüme Faaliyetleri­ nin Arap Edebiyanna Etkisi", Nüsha, Yıl: V, Sayı: 16, Kış ıoo5. Özlem, Do�an, Mantık, İstanbul, 1996. Pilz, W., Der Rhetor im attischen Staat, Leipzig, 1934. Rabe, H., "Anonymi et Stephani in artem rhetoricam com­ mentaria", Commentana in Aristatelem Graeca (CAG) , XXI, ı, Berlin, 1896. Remondon, Denise, "el-Ahük ve'l-infi'atatü'n-nefsaniyye", Memorial Avicenne I, La Sociologie et la Politique Dans la
:ı96 İbn Sina Felsefesinde Retorik Philosophie D'Avivenne içinde, ed. Mohamm ad Yılsuf Mılsa, Kahire, 1952. Rescher, Nicholas, Studies in The History Of Logic, Nicholas Rescher collected papers , cilt: ıo, Ontos Verlag, Frank­ furt, 2006. Robert T. Oliver, Communication and Cu l tu re in Ancient lndia and Chi na , Syracuse, 1971. Rosenthal, Erwin I. J., Ortaçağ'da Islam Siyaset D üşü nc esi , İstanbul, 1996. , Political Thought in Medieval Islam, Cambridge, 1958 . Ross, Sir David, Aristotle, New York, 1996. Ryan, Eugene E., Aris totle 's Theory of Rhetorical Argumenta­ tion, Montreal, 1984 Schiappa , E., The Beginnings of Rhetorical Theory in Gassical Greec e, New Haven, 1999 . Schittko, Martin Paul, Analogien als Argumentationstyp: Vom Paradeigma z ur Similitudo, Göttingen, 2003 . Schöler, G., "Der poetischc Syllogismus : ein Beitrag zum V erstandnis der "logischen" Poetik der Araber'', ZDMG, sayı : 133, yıl: 198 3 , s. 43- 92. Sezgin, Fuat, lslamic Ph i l osophy , cilt 34, (tıpkıbasım) , Frank­ furt am Main, 1999. Shehaby, Nabil, The Propositional Logic of Avicenna; a transla­ tion from al-Shifa: al-Qiyas with introduction, commentary and glossary, Dordrecht, 1973 . Smith, Robert W., The Art of Rhetoric in Alexandria, lts Theory and Practice in the Ancient World, The Hague, 1974. Solmsen, Friedrich, Di e Entwicklung der Aristotelischen Logik und Rheto ri k , Berlin, 1929 . , "Boethius and The History of Organon", Americ an journal of Philology, cilt: 65, sayı: ı (1944) . ___ ___
Kaynakça 2.9 7 Sprute, Jürgen, Die Enthymemtheorie der aristotelischen Rheto­ rik, Göttingen, 1982 Steinsclıneider, Moritz, Die arabischen übe rs etzungen aus dem Gri ech ischen, Leipzig, ı869. Street, Tony, "Arabic Logic", Handbook of the History of Logic, Volume 1 : Greek, Indian and Arabic Logic içinde, ed. Gabbay, Dov M.; Woods, Jolın, Amsterdam, 2.004. Strohmaier, G. ,"Die griechischen Götter in einer christlich arabischen Übersetzung, Zum Traumbuch des Ar­ temidor in der Versian des A rab er in der Alten Welt, 5, I Huneyn ibn Ishak", Der içinde, ed. R. Stehl, Berlin, 1968. Swain, Simon, He l lenism and Empire. Language, Classicism and Power in the Greek World, AD 50-250, Oxford, 1996. Taha Hüseyin, "El-Cahiz'den 'Abdullcahir Dönemine Kadar Arap Belagatı", KSÜ. Ilahiyat Fakültesi Dergisi, tre . M. Akif Özdoğan, 8 ( 2006) . Ülger, Mustafa, Hoca Abdülkerim Efendi'nin Felsefi Görüşleri, basılmamış doktora tezi, Ankara, 2007. Vagelpohl, A ris to t le 's Rhetoric i n t h e East- the Syriac and Arabic translation and commentary tradition, Leiden, 2008 . Vitanza, Victor ]., Writing His tories of Rhetoric, Southern Illi ­ nois, 1994 Volkmann, Richard, Rhetorik der Griechen und Römer in sys­ tematischen übersic ht , Leipzig, ı885. Walzer, Richard, ''New Light On The Arabic Translations of Aristotle", Oriens, Cilt 6, sayı ı (30 Haziran, 1953), s. 91-142. Watt, Joluı W., "Syriac Rhetorical Thcory and the Syriac Tradition of Aristotle's Rhetoric", Peripatetic Rhetoric
298 İbn Sini Felsefesinde Retorik After Aristotle içinde, ed. Wılliam W. Fortenbaugh, Da­ vid C. Mirhady, New Jersey, 1994. Westerink, Leendert Gerrit, "Ein asttologisches Kolleg aus dem Jahre 564", Byzantinische Zeitschrift 64 (1971 ) . Whitmarsh, Tim, Th e Second Sophistic, Oxford, 2005. Williams, James D. (ed. ), An Introduction to Classical Rhetoric: Essential Readings, Wiley-Blackwell, Oxford, 2009. Wolf, Simon, Historisch-systematischer Aufriss der Argumen­ tationsformen bei Aristoteles, basılmamış yüksek lisans tezi, Tübingen, 2006. Würsch, Renate, Avicennas Bearbeitung der aristotelischen Rhe­ torik: ein Beitrag zum Fortleben antiken Bildungsgutes in der islamisehen Welt, Berlin, 1991. __ , "Die arahische Tradition der aristotelischen Rheto­ rik", Aristotelische Rhetoriktradition, Akten der 5. Tagung der Karl und Gertrud Abel-Stiftung vom 5.-6. Oktober 2001 in Tubingen içinde, ed. J. Knape, T. Schirren, Snıttgart, 2005. Yavuz, Yusuf Şevki, "Delil", DIA, cilt: 9, İstanbul, 19 94. "Hatibe", DIA , cilt: 16, İstanbul, 1997. Zehebi, Siyeru a ·ldmrn-nübeld, c. 2 , Beynıt, 1996. Zimmermann, Friedrich W., "Al-Farabi und die philosophische Kritik an Galen von Alexander zu Averroes", Ak­ __.. __ ten des VII. Kongresses Jür Arabistih und lslamwissen­ schaft, ed. Albert Dietrich, Göttingen, 1976.
DiziN A Abdurrahman Bedevi, 55, 56, 60, 70, 146, Büyük öncül, 174 c 165, 285 Adalet, 7, 169, 244, 257 Aelius Theon, 45 Ahmed b. et-Tayyib es-Serahsi, 54 �, 49, 132, 286 Cicero, 43, 79, 251 Cundişapur, 50 CürcAni, 150 �daDnas, 28, 29, 30, 32 Ammonius, 138, 139, 285 Atina Okulu, 49 AvaDn, 222, 225, 226 B Birinci Analitikler, 46, 125, 136, 138, 141, 144, 148, 149, 150, 156, 286 D Deborah L. Black, 21, 22, 161 Delil, 146, 147, 148, 150, 197, 298 E er-reisü'l-evvel, 265 Estifan Panoussi, 55 Ezop, 203, 282
300 İbn Sina Felsefesinde Retorik F Farabi, 6, ll, 12, 15, 17, 18, 19, 21, 22, 23, 32, 54, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 67, 68, 81, 83, 85, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 95, 96, 97, 100, 102, 104, 106, 107, 108, 109, 110, lll, ll2, 1 13, 115, ll7, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 130, 134, 136, 139, 140, 148, 157, 158, 159, 162, 165, 167, 168, 1 70, 1 71, 1 75, 178, 180, 184, 187, 192, 196, 198, 200, 212, 219, 223, 224, 226, 228, 229, 233, 237, 238, 239, 243, 253, 254, 255, 256, 258, 260, 266, 267, 268, 275, 279, 280, 281, 287 G Galen, 63, 102, 106, 223, 298 Gazzali, 76 Gazze Okulu, 49 George Alexander Kennedy, 26 Gorgias, 14, 24, 25, 28, 30, 31, 32, 33, 34, 37, 83, 124, 183, 192, 273, 277, 288 Grignaschi, 15, 21, 63, 134, 288 H H. Maier, 138 Halep, 50 Halk, 217, 241, 250 Hasan b. Sabit, 77 Haşeviyye, 98 Hıristiyanlık, 237 i İbn Haldun, 242, 266, 291 İbn Rüşd, 60, 62, 65, 67, 73, 74, 75, 76, 82, 83, 100, 108, 136, 140, 161, 1 70, 1 76, 180, 188, 207, 242, 287, 292 İbn Semh, 51 İbn Zür'a, 82, 134, 145, 293 İbn-i Nedim, 54 İkinci Analitikler, 41, 45, 46, 85, 118, 136,
Dizin 301 158, 161, 162, 165, 166, 1 73, 183, 206, 214, 227, 270 İman, 174, 295 İncil, 48 İskender, 31, 38, 46, 55, 138, 183, 195, 274 İskenderiye, 5, 12, 15, 23, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 52, 61, 65, 124, 278 İskenderiye Okulu, 49, 61 İsokrates, 29, 30, 31, 32, 34, 44, 47, 50, 273, 277 işkence, 92, 111, 112, 113 J Jest ve mimikler, 89, 130 L Langhade, 15, 21, 63, 134, 288 M Meşveret, 239 Muhammed Selim Salim, 13, 15, 21, 112, 293 Muhsin Salih, 67 N Nakl-i kadim, 54, 65, 69, 71, 75, 279 Nasireddin Tftsi, 143 o Organon, 14, 19, 41, 45, 46, 47, 50, 52, 54, 60, 61, 62, 64, 86, 134, 144, 160, 191, 278, 286, 296 ö K Kelile ve Dimne, 203, 204, 219, 282 Kindi, 47, 48, 54, 58, 289 l<oraks, 25, 26, 277 ÖVgü, 7, 218, 241, 251, 252 p Parabol, 204 Paradeigma, 197, 296
302 İbn Sina Felsefesinde Retorik Phaedrus, 24, 25, 29, 31, 32, 34, 83, 277, 288 Pistis, 37 Süryanice, 5, 12, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 70, 125, 279 Q Synagoge Technon, 35, 278 Quintilian, 79, 251 R Renate Würsch, 21, 22 Rhetorica ad Alexandrum, 31, 44 Rudolf Kassel, 21 s Safsata, 61, 190, 220 Semeion, 143, 148, 290 Sofistler, 14, 28, 30, 45, 230, 273, 277, 278 Sokrates, 29, 34, 37, 204 Solon, 236 T Tekmerion, 143, 148, 290 Theophrastus, 43 Tkatsch, 56 Tsias, 25, 36, 277 V Vahiy, 107, 291 y Yergi, 7, 251 z Zerdüştlük, 53 Zorbalık, 247